ERKUT TEZERDİ
Kimi muhtıra, kimi postmodern cunta, kimi ‘kalkışma’ olarak kayıtlara geçti: 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz. Ancak bunların her biri demokrasinin önünde büyük engel teşkil ettiği gibi özünde de ‘darbe’ydi. Türkiye’nin 94 yıllık tarihinde darbeler nedeniyle sayısız kişi yaşamını yitirdi, yüzlercesinin adı kayıp raporlarına işlendi, binlercesi işkence gördü, sakat kaldı...
Cumhuriyet’ten önce de durum pek farklı değildi! Yeniçeriler ayaklandı, Sultanlar tahttan indirilmek bir yana öldürülmek istendi. Her iki şekilde de hazin sonuçlar birbirini tetikledi. Darbelerin etkileri hala devam ediyor… Toplumsal yapı da zarar gördü ekonomik istikrar da; hukuki yaptırımlar da hiçe sayıldı demokratik haklar da… Cuntacılar, paralel örgütler ve iş birliğinde bulundukları teröristler gerek cebren gerekse de riya ve hileyle devletin içine sızarak kutsal sayılan tüm teamülleri kendi çıkarları doğrultusunda kullandı veya devşirdi. Geriye yaralar kaldı. Tabiri yerindeyse yaralar sarıldıkça bandajlar eskiyor. Siyasal Tarih Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan ‘Osmanlı’dan Günümüze Darbeler’de “Darbelerin açtığı melun yara hala kapanmadı!” derken işte bundan bahsediyor. Kitapta akademisyenler, sosyal bilimciler ve tarihçiler anlatıyor; fotoğraflar ve tutanaklarla geçmişten günümüze darbelerin köküne iniliyor.
12 Eylül
Taha Akyol, Güven Gürkan Öztan, Aydan Çelik, Erdem Akbulut, Zafer Üskül, İsmet Akça, Doğan Gürpınar, Evren Balta, Kaya Erdem, Burak Onaran, Doğan Çetinkaya, Murat Meriç, Edhem Eldem, Evren Balta, Gülay Yılmaz, Selim Sezer, Turgut Çeviker, Noémi Lévy-Aksu, Levent Ünsaldı’nın deneme, makale ve görüşleriyle destek verdiği kapsamlı eserde darbelerin gelişim süreci, o an ve sonrasında yaşananlar mercek altına alınıyor. Kitapta bazı yazarlar askeri-sivil ilişkileri tarihsel perspektiften incelerken bazıları Türkiye’nin önüne koyulan duvarların daha iyi anlaşılması için dünyada yaşanan darbelerden örnekler sunuyor. ‘Osmanlı’dan Günümüze Darbeler’de padişahları değiştiren Yeniçeri ayaklanmalarından Kuleli Vakası’na, Halaskâr Zabitân olayına, 27 Mayıs’ta sağ ve sol cenahın tutumundan Adnan Menderes’in Eskişehir’deki son gecesine, 60 sonrası Kara Harp Okulu öğrencilerinin teşebbüsünden darbelerin kültüre nüfuz etmesine ve 15 Temmuz darbe girişiminin yıkıcı etkisine kadar değiniliyor. Röportaj kısımlarında anılar anlatılıyor, karşılaştırmalar yapılıyor. Darbelerin tahrip boyutu gözler önüne serilirken, darbeyle birlikte değişenin ne/neler olduğu sorgulanıyor: Hepsi birbirinin aynı! Hepsi tamamen demokrasi karşıtı birer gerici faaliyet!
28 Şubat
Türkiye tarihindeki ilk modern darbenin 30 Mayıs 1876’da gerçekleştiğini söyleyen Alkan, Cumhuriyet döneminde ise 27 Mayıs 1960 cuntasının demokrasiyi ilk darp eden darbe olduğunun altını çiziyor ve darbe hukuksuzluğunun daha iyi anlaşılması için detaylarına, koşullarına, zihinlerde yarattığı fikirsel sarsıntılara dikkat çekiyor. “Bazen darbe sonrası çıktılara/ürünlere bakılarak darbe meşrulaştırılıyor ‘iyi’ ve ‘kötü’ olarak kategoriler ortaya çıkabiliyor. Mesela 1876 veya 27 Mayıs darbesi olumlu şekilde ele alınıp ‘iyi darbe’ kategorisine yerleştirilirken 12 Mart ile 12 Eylül ‘kötü darbe’ olarak biliniyor. 28 Şubat ise kısmen iyi, kısmen kötü gibi takdim ediliyor. Halbuki darbenin iyisi kötüsü olmaz, olmadı… Her biri faşist zihniyetin ürünüdür, iktidarı demokrasi dışı elde etme yoludur” sözlerini kaydeden Alkan, darbe yapılmasındaki asıl amacın hiçbir zaman özgürlük haklarını kazanmak, toplumsal refahı sağlamak olmadığını ve olmayacağını önemle belirtiyor.
15 TEMMUZ DARBELERİN EN KANLI VE VAHŞİSİYDİ
Taha Akyol’un kaleme aldığı ‘Darbe ve Hukuk’ bölümünde darbelerin en kanlısının ve vahşisinin 15 Temmuz 2016’da görüldüğü vurgulanıyor. Sonrasında ise muhtemelen kalıcı bir dikatörlüğün olacağını ifade eden Akyol “Çok şükür bunu halk durdurdu” diyor. Ardından hukun profesörü Ali Fuat Başgil’in Menderes hükümeti için tavsiyelerine ve bunlara Celal Bayar’ın itirazını ekleyerek uyulmama gerekçelerine değiniyor: “Demokrasiyi hiçbir şart altında hukuk devleti ilkesinden ayrı düşünemeyiz. Darbeler hukuku askıya almanın mazereti olamaz.”
KULELİ VAKASI’NDA AMAÇ SULTAN ABDÜLMECİD’İ ÖLDÜRMEKTİ
12 Mart döneminde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek için imza kampanyası başlatan Altan Öymen, bunun karşılığında ‘hava korsanı’ olarak suçlanıyor. Yaşadıklarını Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan’ın yaptığı röportajda anlatıyor. Burak Onaran, 14 Eylül 1859’da gerçekleşen, padişah Abdülmecid’i devirmeye ve öldürmeye yönelik bir girişim olan Kuleli Vakası’nı yakalananların yazılı ifadesiyle değerlendiriyor. Murat Meriç, 27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a darbelerin kültürü ve sanatı nasıl değiştirdiğini ortaya koyuyor.
HAFTANIN KİTABI

Beckett sonrası tiyatro çok değişti
Absürt tiyatronun öncüsü ve 1969’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Samuel Beckett sonrası dönemde İngiltere’de yazılmış ve sahnelenmiş tiyatro eserleri ve akımları kültürel, siyasal ve toplumsal işlevsellik açılarından çeşitlilik gösteriyor. 2000’li yıllarda ‘altın çağını’ yaşayan İngiliz tiyatrosunda ‘yeni yazın’, ‘alternatif tiyatro’ ve ‘akıntıya karşı oyunlar’ gibi kavramlar ortaya çıkıyor, tiyatroda ‘uluslararasılaşma’ süreci yaşanıyor. ‘İngiliz Tiyatrosu: 1995-2015’ kitabının ilk bölümünde, bu dönemde ortaya çıkan ‘yeni’ tiyatronun tanımı, özellikleri, toplumdaki rolü, yeni eğilimler, Royal Court Tiyatrosu, inyerface, belgesel, verbatim ve postdramatik tiyatro akımı gibi ‘yeni yazın’ oluşturan tiyatral öğeler tanıtılıyor: Londra’da Ulusal Tiyatro, İngiltere merkezli politikalarını değiştirerek İskoçya ve Galler tiyatrolarını destekliyor. Böylelikle kati sınırlar ortadan kalkıyor ve bambaşka tiyatro düşünceleri ortaya çıkıyor.
İkinci bölümde ise kendinden sonra gelen nesil için yeni bir tiyatro dili oluşturan Harold Pinter, daha sonra sırası ile Martin Crimp, Moira Buffini, Iskoçya tiyatro yazarı David Greig ve İrlandalı yazar Conor McPherson’ın yapıtları Britanya yeni tiyatrosuna örnek olarak inceleniyor. Doç. Dr. Dilek İnan kitapta ayrıca İngiltere’nin yeni yüzyılına da ışık tutuyor: Terör saldırılarına, Avrupa ve dünyada yaşanan belirsizliklere bunun 2000 sonrası İngiliz tiyatrosuna nasıl yansıdığını açıklıyor.
YENİ ÇIKANLAR

Çalışmak herkesin hayat tarzı
Çalışma ideolojisinin son dönemde iyiden iyiye güçlenip bir hayat tarzı haline gelmesinin gerekçelerinden biri, hâlâ hayatta kalmayla ve kaçınılmaz zorunluluklarla karıştırılmasıdır. Peter Fleming kitabında, bu mitin neoliberal aklın büyük dalaverelerinden biri olduğunu ve çalışmak için yaşamak zorunda kalanlara bu ideolojinin kabul ettirildiğini örneklerle açıklıyor.

Gerçek aşk artık yaşanmaz
Arzu pazarlıkları, vehimler, zalimlikler, kırklara karışanlar, kupkuru ve yapayalnız sesler, iniltiler. Fatma Aliye, Suat Derviş, Cahit Uçuk. Kim bu kadınlar? Oylum Yılmaz, geçip giden, yaşanmış olması için sözcüklere ihtiyaç duyan hayatı, ağır ağır bir bilmeceyi çözer gibi anlatıyor. Kitap, “Günümüzde aşkın gerçeği artık yaşanmaz olunca herkes hayaline sarılıyor” diyor.
ÇOK SATANLAR TÜRKİYE

Sen On Yedi Yaşımsın
Miraç Çağrı Aktaş
Huzursuzluk
Zülfü Livaneli
Fesleğen
Hikmet Anıl Öztekin
Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens
Yuval Noah Harari
Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali
Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler
Elena Favilli,
Francesca Cavallo
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig
* Türkiye’de çok satan kitaplar D&R, Kitapyurdu, Idefix, Remzi ve Babil listelerinden derlenmiştir.
ABD

Mississippi Blood
Greg Iles
The Shack
William P. Young
If Not for You
Debbie Macomber
Hillbilly Elegy
J. D. Vance
The Zookeeper’s Wife: A War Story
Diane Ackerman
Norse Mythology
Neil Gaiman
Hidden Figures
Margot Lee Shetterly
* ABD’de çok satan kitaplar New York Times, Usa Today ve Amazon listelerinden derlenmiştir.
