Türkiye'de her iki bireyden birinin hayatı yüksek stresin gölgesinde geçiyor.
Online araştırma ve analiz platformu DOR Araştırma ve Analiz (DORinsight) tarafından gerçekleştirilen yeni çalışma, stresin ülkemizde geçici bir durum olmaktan çıkıp kalıcı bir toplumsal soruna dönüştüğünü kanıtladı.
Stres Farkındalık Ayı kapsamında 1.000 kişilik bir grupla tamamlanan ankette, katılımcıların yarısından fazlası bu baskının gündelik yaşamlarını derinden sarstığını ifade etti.
GEÇİM DERDİ TOPLUMSAL KAYGININ MERKEZİNE YERLEŞTİ
Araştırmadan elde edilen en çarpıcı sonuçlar, stresin fitilini ateşleyen ana unsurun ekonomik şartlar olduğunu işaret etti.
Görüşülen kişilerin yüzde 50,5 gibi büyük bir kesimi, doğrudan finansal durumlarını ve hayat pahalılığını en büyük gerginlik nedeni olarak tanımladı.
Detaylı analizler, Türkiye'deki stres yükünün yaklaşık yüzde 65 oranında ekonomiyle doğrudan ya da dolaylı bağlantı içinde bulunduğunu; iş temposu ve gelecek endişesinin bu mali baskının birer uzantısı olarak şekillendiğini gösterdi.
Tencerede sadece kuru fasulye değil günlük stresinizi de kaynatıyorsunuz
GERGİNLİK ANLIK DEĞİL GÜNÜN TAMAMINA YAYILIYOR
Toplumun stresle kurduğu ilişkinin zaman dilimi incelendiğinde, sorunun süreklilik kazandığı görüldü.
Araştırmaya dahil olanların yüzde 40,5'i stresin sorumlulukların yerine getirildiği anlarda zirve yaptığını söylerken, yüzde 23,9'u ise bu hissi gün boyu kesintisiz hissettiğini aktardı.
Bu veriler, vatandaşların yaklaşık yüzde 64'ü için stresin anlık bir tepkiden ziyade kronik bir yaşam deneyimi haline geldiğini belgeledi.
PSİKOLOJİK DENGEDEN SOSYAL İLİŞKİLERE KADAR HER ALAN TEHLİKEDE
Stresin bireyler üzerindeki yıkıcı etkileri geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Katılımcıların yüzde 53,1'i en büyük zararın ruhsal durumlarında ve genel psikolojilerinde görüldüğünü belirtti.
Bu tahribatı yüzde 21,1 ile iş verimliliğindeki düşüş, yüzde 10,4 ile bozulan uyku düzeni ve yüzde 10,1 ile yıpranan sosyal çevre takip etti.
Ortaya çıkan tablo, stresin sadece bir duygu değil, zihinsel sağlığı tehdit eden ağır bir yük olduğunu netleştirdi.
Çevrenizdeki negatif insanlar, ömrünüzden 9 ay çalıyor
KADINLAR VE GENÇ NESİL DAHA BÜYÜK BASKI ALTINDA
Cinsiyet ve yaş dağılımı, stresin toplumun farklı kesimlerini farklı şiddetlerde vurduğunu sergiledi.
Kadınlarda yüksek stres yaşama oranı yüzde 54,4 olarak ölçülürken, bu oran erkeklerde yüzde 42,4 seviyesinde seyretti.
Ayrıca kadınlar, stresin hayat kaliteleri üzerindeki etkisini çok daha 'ciddi' seviyelerde tanımladı.
Gençler tarafında da durum pek iç açıcı değil; 18-24 yaş grubundakilerin yüzde 50,7'si yoğun stres altındayken, 45-54 yaş grubunda bu oran yüzde 43,8'e geriledi.
Gençler için ekonomik darboğaz ve gelecek belirsizliği en temel tetikleyici oldu.
SOSYO-EKONOMİK FARKLAR STRESE ENGEL OLAMIYOR
Gelir gruplarına göre yapılan incelemeler, stresin herhangi bir sınıf ayırt etmeksizin tüm topluma sirayet ettiğini kanıtladı.
Farklı sosyo-ekonomik tabakalar arasında yapılan karşılaştırmalarda stres seviyelerinin benzer oranlarda seyrettiği dikkat çekti.
Bu durum, stresin Türkiye'deki tüm kesimlerin ortak ve kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu doğruladı.
Bu belirtiler varsa ruh sağlığınız tehlikede olabilir
PROFESYONEL DESTEK YERİNE DİJİTAL DÜNYAYA KAÇIŞ
Bireylerin stresle mücadele yöntemleri, kaçış davranışlarının baskınlığını ortaya koydu.
Katılımcıların yüzde 34,8'i rahatlamak için sosyal medya platformlarını tercih ederken, yüzde 17,4'ü tek başına kalmayı, yüzde 17'si ise dizi veya film izlemeyi seçti.
En dikkat çekici ve üzücü veri ise profesyonel yardım alanların oranının sadece yüzde 1'de kalması oldu.
Katılımcıların yüzde 35,5'i stresin yaşamlarını 'oldukça', yüzde 12,6'sı ise 'çok ciddi' etkilediğini vurguladı.
Yalnızca yüzde 2'lik bir kesim stresin hayatına etki etmediğini savundu.
KARANLIK GELECEK BEKLENTİSİ UMUTLARI AZALTIYOR
Yakın geleceğe dair tahminler, toplumun stres yükünden kurtulma konusunda pek iyimser olmadığını gösterdi.
Katılımcıların yüzde 38,5'i mevcut durumun değişmeyeceğine inanırken, yüzde 29,2'si stresin daha da artacağını öngördü.
Stresin azalacağını düşünenlerin oranı yüzde 29'da kalırken, halkın büyük bir bölümünün kısa vadede bir rahatlama beklemediği anlaşıldı.

