31 Mart 2020 Salı
BIST 100
89643.7
%1,8
DOLAR
6,5687
%-0,13
EURO
7,2305
%-0,47
ALTIN
340.424
%-0,84
7°/13°
İSTANBUL
Çok bulutlu
GÖRÜŞLER

Basitleştirmek belirsizliği netleştirmek

- Abdulbaki Değer yazdı.
26.03.2020  04:55- Son Güncelleme: 26.03.2020  13:25
+
-

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, salgın önlemlerine ilişkin “Özenle değinmemiz gereken husus, yaşadığımız kriz kadar krizi nasıl yönettiğimiz durumu” diyor.

Bilindiği üzere koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirlerden birisi de okulların kapatılmasıydı. MEB okulların kapatılmasının tatil olarak görülmemesini, okulların kapalı olduğu ilk haftanın ara tatilin öne çekilmesi olduğunu ve eğitim-öğretime uzaktan eğitim yoluyla devam edileceğini belirtti defaatle. Nitekim öne çekilen ara tatili geride bıraktık, uzaktan eğitim yoluyla eğitim-öğretime de başlamış durumdayız. Küresel bir krizle karşı karşıyayız. Ölüm riskinin söz konusu olduğu bu krizde sert ve zorunlu tedbirler almak kaçınılmaz. Bu noktada özenle değinmemiz gereken husus şudur: Yaşadığımız kriz kadar hatta ondan daha önemli hale gelen krizi nasıl yönettiğimiz durumudur. Kısacası bizi de vuran bu küresel krizde süreç yönetimimiz nasıl ve bunun önemli bir parçası olan kamu diplomasisini nasıl yürütüyoruz?

***

Odağında ‘sağlık’ olmakla birlikte hayatımızın tüm alanlarını doğrudan etkileyen bu kriz vesilesiyle eğitim alanı ile ilgili birkaç hususa değinmekte fayda görüyorum. Öncelikle eğitim-öğretim faaliyetleri kapsamında yürütülen çalışmaların içeriğinden çok daha fazla önemli olan hususun mevcut kriz yönetimimiz ve bunun da başlı başına çok ciddi bir eğitsel süreç olduğunun bilincinde olmalıyız. Eğitim-öğretim denilince insanların zihninde mektep, derslik, sıra, tahta, vs. gibi daha teknik ve prosedürel iş işlemler geliyor. Şüphesiz bu hususlar eğitsel faaliyetlerin bileşenleri. Ancak daha sahici, iz bırakıcı ve toplumsal niteliğimizi ve kaderimizi tayin edici eğitsel faaliyetler tam da ne yaptıklarımız, nasıl yaptıklarımızla ilgili hususlar. O yüzden söylenilenin değil yapılanın eğitici olduğu vurgulanır ve esas itibariyle, çok pahalıya da mal olsa, bizim de tecrübe ettiğimiz budur.
Dolayısıyla eğitim-öğretime ilişkin alınacak tedbirlerde ana yaklaşım olarak bilmeliyiz ki içinde geçmekte olduğumuz sürecin kendisi varoluşsal bir ders hüviyetinde cereyan ediyor. Bu süreç, MEB’in teknik planlamasının çok ötesinde toplumsal hayatımızın kriz anındaki reaksiyonu, reorganizasyonu, devlet yapılanmamız ile sivil toplumumuzun senkronizasyonu, yürüttüğümüz iş işlemler ile verdiğimiz tepkilerin rasyonalizasyonu, duygusal-psikolojik dayanıklılığımız vs. ile büyük bir bir tedrisattan geçiriliyoruz. Bu işin birinci ve en önemli kısmı.

***

Gelelim diğer bouyutlarına. Risk dikkate alınarak okullar kapatılmıştı. Bu zorunlu, gerekli ve yerinde olan kararın ardından MEB’i dolayısıyla tüm Türkiye’yi “şimdi ne olacak?”, “nasıl olacak?”, “öğrencilerin görmedikleri dersler ne olacak?” vs. üzerinden kıskaca alan abartılı bir ‘eğitim’ hassasiyetiyle karşı karşıyayız. Yol verildiğinde baş edilmesi güçleşecek bu abartılı hassasiyet karşısında koşulların nezaketine uygun bir tavırla yol almak mecburiyetimiz var. Öncelikle bilinmelidir ki Türkiye düşman orduları Polatlı taraflarına yaklaştığı yani Kurtuluş Savaşı’nın verildiği en netameli dönemde, 25 Mart 1921’de, dahi Telif ve Tercüme Heyeti’ni toplayarak eğitim-öğretim faaliyetlerinin ihmal edilmeyeceğini gösteren bir tarihsel arka plana sahip. Nitekim bu toplantıyı Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu gibi önemli düşünce-fikir insanının katılımıyla yapan bu ülke aynı yılın temmuz ayında da 1. Maarif Kongresi’ni toplayarak eğitimin nasıl varoluşsal bir önem arz ettiğini ve kat’i surette ihmale gelmeyeceğini göstermiştir. Bugün de hem kurumsal vaziyet hem de toplumsal konumlanış bu hassasiyeti sürdürmekte geri kalır vaziyette değil. Alana ilişkin pedagojik, paradigmatik eleştirilerimiz de bu vaziyet ve konumlanışın devam ettiğinin göstergesidir son tahlilde. Lakin bu eğitsel hassasiyetin, belirli zaman ve mekândan bağımsız bir formun (okul merkezli eğitimin) şartlar ne olursa olsun aynıyla sürdürülmesi gibi bir şekilperestlikle ilinitli olmadığını bilelim. Evet, bu işe titizlenmek hayati önemde. Ancak krizin oluşturduğu gerçekliği dikkate almayan ve örtük bir “ne olursa olsun kriz öncesinde belirlenen içerikler aktarılsın”a odaklanmış şekilciliğin de hassasiyetten ziyade mevzunun ve koşulların nezaketinden yoksun olduğunu görmek durumundayız. Dolayısıyla bu tip bir anlayış ve yaklaşımdan kaynaklanan basınca karşı sakin, soğukkanlı ve sağduyulu olmak gerekmektedir. O yüzden bu kriz koşullarında yapılanlara ek olarak mutlaka yapılması gereken bir iki şeyi belirtmemiz gerekiyor. 

***

Şu an belirsiz bir sürecin içindeyiz. Dolayısıyla bir karar vermek için önümüzü görebileceğimiz günü bekleyip belirsizliğe yeni belirsizlikler ekleyemeyiz. Bu ne devlet ciddiyetiyle bağdaşır ne de başarılı bir kamu diplomasisi sayılır. Önümüzü ne zaman göreceğimizi şu an kestiremiyoruz. O yüzden bu belirsizlikle baş ederken açık ve net bir dil kullanmamız gerekiyor, belirsizliği giderecek dolayısıyla kaygıya, karmaşaya yol vermeyecek bir kamu politikasına ihtiyacımız var. Hatta denilebilir ki şu kaotik ortamda en fazla ihtiyaç duyulan şeylerden birisi de budur. İlk, orta ve liseler için öngörülen takvimde esas itibariyle iki aylık bir periyot kalmıştı: Nisan ve mayıs... Dolayısıyla yukarıda bahsettiğim abartılı hassasiyeti kontrol edebilirsek ilk, orta ve lise faslında kritik olan iki husus var ve MEB’in planlamasında da, kamu diplomasisinde de öne çıkarılması gereken hususlar bunlardır. Birincisi ilköğretimden liseye geçmek için sınava girecek olan 8’inci sınıflar. İkincisi de liseden üniversiteye geçmek için sınava girecek olan lise son sınıf öğrencileri. Diğer sınıflarda okuyan öğrencilerimizin durumları da elbette önemli. Ancak anlamlı bir bilgilendirme ile öğrencilerimizin içinde bulunduğumuz kriz ortamı nedeniyle alamadığı dersleri, abartılı bir uzaktan eğitim hareketliliğine de gerek kalmaksızın, rahatlıkla telafi edilebileceğinin öğrencilere ve ebeveynlerine aktarılmasıdır. Türkiye; dünyanın pek çok ülkesi gibi uzun bir zorunlu eğitim süresine sahip ve kriz nedeniyle öğrencilerimizin alamadıkları ders içeriklerini telafi edecek personel, teknik donanım, zaman, planlama ve organizasyon kabiliyeti ile bunun üstesinden rahatlıkla gelebilecek kabiliyette ve kalibrede bir ülkedir. Nitekim MEB kısa süre içerisinde uzaktan eğitime ilişkin bir planlamaya gitmiş ve uygulamaya geçmiştir. MEB’in, satır aralarında birtakım mesajlar vermiş olmakla birlikte yukarıda belirttiğim LGS ve YKS’ye ilişkin söylemini netleştirmesine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç da şudur: Öğrenciler derslerin hangi konularından sorumlu olacaklar. Malum MEB’in bir takvimi var ancak uygulamada öğretmenlerin insiyatif alarak normal takvimin önünde ders işledikleri/işleyebildikleri biliniyor. Bu açıdan merkezi sınavda hangi konuların sorulacağı bu iki sınava girecek öğrenciler için açığa kavuşturulmalıdır. İkincisi de sınav tarihine ilişkin açık, net ve kararlı bir açıklamanın yapılmasıdır. “Sınav belirlenen tarihte yapılacaktır ve  öğrencilerimiz ve velilerimiz bu doğrultuda herhangi bir tedirginliğe mahal vermeden çalışmalarını sürdürsünler. Koşullar önümüzdeki süreçte alınması gereken yeni tedbirleri zorunlu hale getirirse şayet bunu da hiç kimseyi mağdur etmeden gerekli kararları alır ve kamuoyuyla da paylaşırız” gibi. Kritik durumlarda rutinin muhafazasına odaklanmak veya rutini yeni duruma taşımaya çalışmak yerine hayati olana yol vermek önemlidir. Eskiler “ehem mühimme müreccahtır” derler. En önemliyi önemliye tercih etmek şartların zaruretinden kaynaklanmaktadır artık. Dolayısıyla bu durumlarda meseleyi ‘basitleştirmek’ gerekmektedir. Zaten zor olan koşulları iyice zorlaştırmak, gereksiz angaryalarla veya lüzumsuz hassasiyetlerle iyice ağırlaştırmak değil, basit ve sade olana yol vermektir. Basitleştirmek ve belirsizliğe yol vermeyen açık, net ve kararlı bir söylem kullanmak. Bu şartlarda makul ve mantıklı olan da bu, ihtiyaç duyulan şey de bu.
 

BUNLARDA İLGİLİNİZİ ÇEKEBİLİR
Korona nesli ve yarının dünyası
Para basmak bir seçenek
Selva Demiralp, virüs ekonomisini anlattı
Türkiye’ye has strateji uygulanmalı
YUKARI