Burak Özçivit, Hürriyet Gazetesi için İzzet Çapa’ya röportaj verdi. Özçivit, çocukluğundan Fahriye Evcen’le ilişkisine kadar her şeyi anlattı. Gününün 3 saatini esnemekle geçirdiğini söyleyen oyuncu, “Nazara inanmamaya çalışıyorum ama Cevşenimi üzerimden çıkarmam” dedi. Burak Özçivit, şu sıralar başrolleri Murat Boz ve Aslı Enver’le paylaştığı “Kardeşim Benim”le sevenlerini selamlıyor.

Duygulandıran jönden güldüren jöne hızlı bir yatay geçiş yaptın. Komediye el atarsam karizmam çizilir diye hiç korkmadın mı?
Oyuncunun görevi farklı rollere bürünmek değil mi? Zaten benim ilk oynadığım dizi de komediydi. Aslına bakarsan, günlük hayatımda bayağı eğlenceli bir tip olduğum için, komediye daha yakın olduğumu düşünüyorum.
Ne çektin be Burak bu dizilerde, ne çektin! Bu film tutarsa üstüne bir de komedi dizisi patlat da yüzün gülsün...
Sanmıyorum ama yine de belli olmaz, hayat bu! Dizilerde kanıksanmış bir kariyerim olduğu için, televizyonda daha dramatik rolleri tercih ediyorum. Fakat iş sinemaya gelince, hedefim ağırlıklı olarak komedi yapmak... Hoş, “Aşk Sana Benzer”de bunu gerçekleştiremedim ama “Kardeşim Benim” üzerinde çalışmaya başlandığı ilk günden beri komedi unsuru ağır basan bir film olarak tasarlandı.
Senaryoları beğenmedim kendi hikayelerimi yazdım
Ee tabii insan sadece oyuncusu değil, filmin patronu da olunca konuşması böyle havalı oluyor işte...
Ya ne alakası var, abartma İzzet (kahkahalar). Her oyuncu gibi benim de bazı hedeflerim vardı. Yoksa patron olmak gibi bir hayalim yoktu. Sadece gerçekten istediğim işlere imza atmak istediğim için bu şirketi kurdum. Yıllardır bana gelen senaryoların hiçbiri ne yazık ki tam anlamıyla içime sinmeyince kendi hikayelerimi yazmaya başladım.

Bastırırım parayı, açarım şirketi, istediğim filmi çekerim diyorsun yani...
Ne para bastırması yahu, hepsi kredi (gülüyor)! Bu kadar uzun süre beklemişken, bari değecek bir proje olsun diye düşündüm. Sağ olsun Timur Abi de “Haydi gel birlikte yapalım” teklifiyle gelince, “Kardeşim Benim” ortaya çıktı.
Yapımcı olmak da rahat iş... Düşünsene her filmde başroldesin, her afişte adın en üstte!
Şimdilik öyle bir düşüncem yok. Eskiden sürekli gelecek planları yapan bir tiptim ama bu huyumu artık törpüledim. Neler olacağını zaman gösterecek.
Geçmişi bıraktım, geleceğe de bakmıyorum, anı yaşıyorum mu diyorsun artık?
Açıkçası olayları akışına bırakmayı öğrendim. Zaten bizim mesleğimiz de bunu gerektiriyor. Evet kendi filmlerimi yapmak istiyorum ama her filmde ben olur muyum bilmiyorum.
Oyunculuk, yapımcılık derken Allah bilir seni yakında yönetmen koltuğunda da görürüz.
Neden olmasın, sonuçta üniversitede fotoğrafçılık okudum. Bir oyuncu olarak da bazen o hisse kapılıyorum ama neticede ticari bir iş yapıyoruz. Kendimi tam hazır hissetmeden yönetmen koltuğuna oturmamın doğru olmayacağının farkındayım.
Üç yıl önce röportaj yaparken karşımdaki söyleyeceği kelimeleri tek tek seçen, kasım kasım kasılan, ürkek adam gitmiş yerine son derece rahat bir Burak gelmiş. Ne oldu, bütün korkularını çöpe mi attın?
Bence her insan korkmalı; asıl korkmuyorsa büyük bir sorun var demektir. Önemli olan onlarla yüzleşmek! Bu bilince vardıktan sonra cesaretli olabiliyorsun. Evet eskiden çok daha kontrollü bir tiptim ama artık kontrolü de yer yer kontrol etmek gerektiğini öğrendim. Mesela hayal gücüm her zaman benden çok öndeydi. Bu durum da sürekli plan yapmama sebep oluyordu. Kafamdakiler sonuca ulaşamadığında büyük motivasyon kaybı yaşamaya başlıyordum. Artık hayal gücüme dizgin vurmayı becerebiliyorum. Kim bilir belki de bunlar hayatın bana “Eyvallah” diyebilmeyi öğretme şekliydi.

İçine Aşkım Kapışmak mı kaçtı, yoksa yaşlanıyor musun? Nedir bu Ferrari’sini Satan Bilge ayakları?
Sen benimle bayağı kafa buluyorsun (kahkahalar). 29’undan sonra çok değişiyor insan. Hep derlerdi “30’una bastın mı bambaşka bir ruh haline bürünüyorsun” diye de inanmazdım. Ama yaşayınca görüyorsun. Baksana ne kadar sakin bir adam oldum!
Yaşam koçuna ayıracak vaktim mi var?
Doğru söyle, modaya uyup yaşam koçu falan mı tuttun kendine?
Benim yaşam koçuna falan ayıracak vaktim mi var abi ya? Bu aralar bırak görüşmeyi, yaşam koçu bana ancak Whatsapp’tan mesaj gönderebilir (gülüyor).
Yazık çok mu yoruyorlar bu yakışıklıyı! Fazla mesai mi yapıyorsun?
Dur, buna cevap vermeden önce, yaşam koçuma danışmam lazım (kahkahalar).
Vay be, bayağı bayağı stand-up’çı olmuşsun...
(Gülüyor) Oğlum şaka bir yana, haftanın 6 günü, günde 18 saat setteyim. Çalıkuşu 120 dakikaydı, “yoruluyoruz” diye dert yanıyorduk. Kara Sevda 150 dakika, düşün ne durumdayız!
Sizin sektörden kime merhaba desem “Yerli dizi yersiz uzun” diye ağlamaya başlıyor.
Ben işkoliğimdir, ne kadar yorulursam yorulayım hep işimin arkasında durur söylenmezdim ama gel gör ki 150 dakikalık dizi çekmek, bir yerden sonra gerçekten insanın kendiyle imtihanına dönüşüyor.
Tükenmişlik sendromuna falan yakalanmadan sınavı verebildin mi bari?
Öyle sendrom falan yok çok şükür! İşine aşık tarafım her zaman “Dayan, yola devam Burak” diyor ama hem zihinsel hem de fiziksel olarak inanılmaz yorumluyoruz.
Fahriye “Bu iş neden sabahlara kadar sürüyor” diye sormaya başladı
Artiz olmak da zor zanaat... Bu kadar çalıştıktan sonra fit olacağım diye bir de kalk spora git!
Yok abi ne sporu? İnan ona bile vaktim yok, zaten o yüzden zayıfladım. Milletin tersine ben spor yapmayınca zayıflıyorum. Haftada bir gün off’tum ama filmden dolayı bu aralar o da hayal oldu.
Fahriye’yle mektuplaşıyorsunuz herhalde...
Mektup senin devrinde kaldı. Devir mesaj devri! Biz bol bol mesajlaşıyoruz (kahkahalar).
Yoksa “Ben çok yakışıklıyım, beklemeye değerim” diye mi kandırıyorsun kızı?
Sonuçta ikimiz de bu işi yaptığımız için, nasıl bir temposu olduğunu biliyoruz. Fakat 150 dakikalık formata o da alışık olmadığı için “Bu iş neden sabahlara kadar sürüyor?” diye sormuyor da değil...
Eh sorar ama haklı kız...
Tabii canım, şu anda yalnız o değil, etrafımdaki herkes bunu soruyor zaten. “Sen daha 150 dakikalık dizi yapmadın” diye açıklamaya çalışıyorum ama yakında onun da başına gelince anlar zaten.
Tam tersini düşün, Fahriye uyku dahil sana günde sadece altı saat ayırsa, sen kıskançlıktan çıldırmaz mısın?
Öyle kıskançlıkları da rafa kaldırdım artık. Hayat bana tüm aşırılıklarımı dizginlemeyi öğretti. Kaldı ki birbirimizi çok iyi tanıyoruz, kesinlikle aramızda bu tip bir sorun olamaz. Zaten Fahriye de anlayış konusunda bir tane... Bu röportaj nereye gidiyor? Hani yalnız filmi konuşacaktık?
Ayna karşısından ayrılmamamdan daha doğal ne olabilir ki!
En sevdiğin konuya, yani sana dönelim. Aynanın karşısından ayrılmadığın doğru mu?
(Gülüyor) Setteysem ayrılmıyorum, sonuçta ekrana çıkıyoruz, bundan daha doğal ne olabilir ki? Fakat evde böyle bir durum söz konusu değil tabii. Aynalarla aramın iyi olması tamamen işle alakalı.

Murat’la (boz) yeni mi arkadaş oldunuz?
Yok 7-8 senedir arkadaşız.
Murat şen şakrak bir adam, onunla çalışmak mı senin komiklik katsayını artırdı?
Bak hiç böyle düşünmemiştim, vallahi olabilir. Murat’ın en büyük artılarından biri oyunculuğu fazla bilmemesine rağmen bununla ilgili kendini rahat bırakması ve açması. “Ben bu işi bilmiyorum bana yardım edin” diye geldi sete. Biz de elimizden ne geliyorsa yaptık onun için.
Kasmıyor yani...
Aynen öyle. Enteresan bir adam ve bence bir oyuncu için ideal bir partner. Zaten rol yapmak futbol gibi paslaşmaktan ibaret. Karşındaki ne kadar açıksa sen de o kadar açılıyorsun. Murat da ben de çok enerjik adamlarız. Üçlüyü oluşturacak en doğru taşlardan biri olan Aslı da (Enver) bize katılınca Voltran tamamlandı ve süper bir iş çıktı ortaya. Filmin fragmanında sürprizini vermiyoruz bu arada, daha düz gidiyoruz..
O ne demek?
Normalde dikkat çeksin diye fragmanlarda tüm sürprizler verilir. Biz tam tersi daha sade bir şeyler yapalım dedik.
Murat’a teklif götürdüm senaryoya bakmadan evet dedi
Teklif senden mi gitti Murat’a?
Ya aslında ben “Aşk Sana Benzer”in ikincisini mi çeksek diye düşünüyordum. Sonra enerjimi değiştirip yeni bir şey yapmaya karar verdim. Sonuçta Murat arkadaşım, kimyamız da tutuyor, onunla bir film çekmek bence çok iyi olurdu. Şirkete gittiğimde konuyu Timur Abi’ye açtım. “Murat ne der?” diye sordu. “Bilmiyorum, konuşmadım” dedim ve Murat’la yemeğe çıktık. “Aklımda böyle bir proje var” der demez “Vallahi senaryoya bakmama bile gerek yok. Ben de senin enerjine inanıyorum. Benim için okeydir” dedi ve prensipte anlaştık. Tüm bu anlattıklarım 1,5 gün içinde oldu. Kısmet işte...
Ve kardeş oldunuz...
Türk halkının bize olan güvenini de göz önünde bulundurursak ikimizden çıkan bir kardeş hikayesi en keyiflisiydi.
Murat da sen de evimizin çocukları gibisiniz…
İşte o yüzden kardeş olsun dedik yoksa iki rakip de olabilirdik veya polisiye bir film de çekebilirdik. Ama dedik ki böyle olmamalı, biz Türk halkına hitap ediyoruz. Her akşam o evlere giriyoruz. O aileler bizi iyi birer örnek olarak görüyor. Ama anlaşan kardeşler değiliz filmde. Ne kadar zıtlaşırsak o kadar iyi olur diye düşünüp anlaşamayan iki kardeşin hikayesini yaptık.
Peki sette anlaşamadığınız anlar oldu mu?
Az da olsa olur diye düşündüm ama hiç olmadı.
Eh malum sen kolay bir adam değilsin...
Ben iş esnasında zor bir adamım. Ama Murat’la direkt uyumun içine daldık. Çekimler acayip eğlenceli ve keyifli geçti. Aslına bakarsan her şey biraz kontrolsüz ve doğaçlama gelişti. Çünkü Murat’ın öyle bir yapısı var. Herif bir anda mobilete atlayıp yanıma geliyor. Ben normalde yapmam öyle şeyler, bir bakmışım hoop arkasındayım. Çocuk gibi, o yapınca ben de yapıyorum. Öyle öyle baktık enteresan bir şekilde yürüdü gitti.
Nazara inanmıyorum ama günün 3 saati esnemekle geçiyor
Yeşil sahalardan beyazperdeye geri dönelim istersen... Zamanında “Musallat” diye bir de korku filmi denemen oldu...
Onlar hep piyasaya ilk girdiğimde yaptığım işler. Şaka maka bayağı korkmuştum o filmin çekimleri sırasında. (Gülüyor) Ama kim bilir belki yeniden korku filmi yapabilirim.
Çekim boyunca cevşen takmışsın sanırım...
Onun filmle alakası yok, şu anki dizinin çekimlerinde de cevşenimi boynumdan çıkarmıyorum.
Nazara gelmekten korkuyor musun?
Aslında nazara inanmamaya çalışıyorum ama olmuyor. Günümün herhalde 3 saati esnemekle geçiyor. (Gülüyor)
Aynaya baktığında içinden “Ulan ne yakışıklı herifim be!” diye geçiriyor musun?
Yok canım, hiç demem öyle şeyler. Kendimle ilgili içimde o kadar çok derdim var ki anlatamam.
En çok nereni beğeniyorsun peki?
Eh gözlerim fena değildir. (Gülüyor) Sağ olsun kirpiklerim anlamlı bakmama yardımcı oluyorlar.
“Kara Sevda”nın yönetmeni de bunu keşfetmiş olacak ki sürekli gözlerine zoom yapıyor...
Daha proje aşamasında konuşurken yönetmenimiz “Kara Sevda’yı tamamen kara gözler üzerinden yürüteceğim, dizinin özelliği bu olacak” demişti. O yüzden de hep öyle yakın çekimler yapıyor.
En çok babamı seviyorum
Peki anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?
Off ya ne biçim soru bu şimdi, çocukken de sinir olurdum sorduklarında. Annemi bir görsen aynı Gülşen Bubikoğlu’na benziyor. Hele bir gelinlik fotoğrafı var ki gerçekten birebir. Hatta yan yana koyup resmini bile çektik. Sorunun cevabına gelince, en iyisi babamı daha çok seviyorum diyeyim de bari, sonra prodüksiyon maliyetleri aniden fırlamasın. “Battın oğlum, İMZA: Baban” diye bir not almak istemiyorum (kahkahalar)...
Esnaf tarafın da var senin... Nasıl gidiyor dönercinde işler?
İyi gidiyor çok şükür. O işlerle babam ve bizim damat ilgileniyor. İnşallah yakın zamanda bir şube daha açacağız.
İlkokulda en sevdiğim ders resimdi
Bir de ressam tarafın var senin...
Yok abi o kadar da abartma ama iyi çizerim. İlkokuldan beri tek sevdiğim ders resimdi. Yeteneğim de vardı çok şükür. Sadece resme yönelseymişim farklı yerlerde olurmuşum.
Belki o da olur ileride, baksana Murat oyunculuğa başladı...
Evet bence çok da iyi oldu.
Ondan iyi bir oyuncu çıktı, peki ya senden bir şarkıcı çıkar mı?
(Gülüyor) Hiç sanmıyorum. Fahriye’yle biz “Aşk Sana Benzer”de şarkı söyleyelim dedik. Geçtim stüdyoya, 3,5 ayda o tek şarkıyı zar zor söyleyebildim. Fahriye gelip bir kerede söyledi ve bitirdi işi. Anladım ki şarkı söylemek bana göre değilmiş. Bu filmde de Murat’la bir şarkımız var ama ben daha çok vokal kısmındayım.
Onu söylemen ne kadar sürdü?
7 ay sürdü. (Gülüyor) Tamam belki şarkıcı olamam ama şarkıcı rolünü iyi beceririm. O duyguyu oyuna yediririm. Stüdyoda okumaya gelince, ben almayayım abi.
Oyunculuk dersleri almaya devam mı yoksa artık vermeye mi başladın?
Yok canım estağfurullah öyle şeyler yapamam. Dersler devam etmiyor çünkü yaptığımız iş de başlı başına bir okul zaten. Her gün sette yeni bir şeyler öğreniyoruz, kendimizi keşfetmeye devam ediyoruz. Anlayacağın dersler boyut değiştirdi.
10 yaşıma kadar kardeşim benim yüzümden kız oldu zannettim
Filmdeki kardeşin Murat’tan bol bol bahsettik, gel istersen biraz da öz kardeşin Burçun’u konuşalım.
O benim bir tanem. Burçun’u çok severim, nişanında nasıl ağladım anlatamam. Sanırım büyüdüğünü ilk kez o gece hissettim. Ya biliyor musun küçükken erkekti de benim yüzümden kız oldu sanıyordum.
O ne demek şimdi Burak? Yorgunluk başına vurdu galiba...
(Gülüyor) Bir gün sokakta oynarken annem beni eve çağırdı. Ben oyunumu bırakıp eve gelmek zorunda kaldım diye bayağı bir kudurdum, koltukta duran çarşafların üzerinde tepinmeye başladım. Kız kardeşim de ufacık daha, henüz göbek bağı bile düşmemiş.
O daha bebek, sen de şımarık koca bebek...
Hem de nasıl! Meğer Burçun’u kundakta çarşafların altına yatırmışlar. Ben onu görmeden bir yandan ağlıyorum bir yandan da üzerinde zıplamaya devam ediyorum. Zavallı kız ezilmiş de haberim yok!
Eyvah eyvah!
Allah’tan göbek bağının düşmesinden başka bir şey olmadı. Fakat bunu gören annem “Aaaa bak Burçun erkekti şimdi senin yüzünden kız oldu” diye korkuttu. Neredeyse 10 yaşına kadar Burçun’un benim yüzümden kız olduğunu sandım. (Kahkahalar)
Bildiğim kadarıyla senin soyadının da ilginç bir hikayesi var...
Dedemler Antep’te pamukçuluk yaparlarmış. Pamuğun içindeki fıstığa benzeyen maddeye çiğit denirmiş. Bizimkiler çiğitten çıkardıkları yağ ile ünlenince onlara ilk başta Çiğitzade, daha sonra da Çiğitoğlu demişler. Soyadı kanunuyla birlikte de Özçivit olmuşuz.
Aile mesleği pamukçuluk yani...
Pamukçuluk da var ama bir diğer mesleğimiz de kebapçılık. Dedemin babası Kurtuluş Savaşı gazisi. Lakabı da Karadayı. Ömrü boyunca bacağına saplı kalan şarapnelle yaşamış. Hiçbir işte dikiş tutturamayınca bir baklavacının yanında çırak olarak çalışmaya başlamış. Zaman içinde kellecilik yapan Karadayı en sonunda kebapçılıkta karar kılıyor ve 1950’de Antep’ten İstanbul’a göç edip Zeki Müren’in de müdavimi olduğu şehrin ilk kebapçısını açıyor.
