"Osmanlı Devlet ve Toplum Hayatında Mevlevilik" kitabının yazarı Dr. Serdar Ösen, Mevlevi dedelerinin devlet yönetimindeki bilinmeyen gücünü Karar.com'a anlattı. Sorularımızı yanıtlayan Dr. Ösen, Mevlevilerin padişahların tahta getirilmesinden Kurtuluş Savaşı'na kadar önemli kademelerde nasıl karar verici olduklarını anlattı. Sultan Abdülhamid'in tahta çıkışında da Yenikapı Mevlevihanesi'nden Osman Salahaddin Dede'nin girişimiyle organize edilen Maslak görüşmeleri belirleyici oldu.

Mevleviler ile devlet arasındaki ilişkiler ilk nasıl başlamıştı?
Mevlevilik tarikatının henüz kurumsal bir kimliği yokken bile hem Mevlana’nın hem de babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled’in Anadolu Selçuklu hükümdarlarıyla iyi ilişkiler içinde olduğu görülür. Nitekim Mevlana ve ailesinin Konya’ya gelişi de Sultan 1. Alaeddin Keykubad’ın daveti ile gerçekleşmişti. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması ve Anadolu’nun Moğol hakimiyetine girmesinden sonra Mevlana, Moğol yöneticileri ile de iyi ilişkiler içerisinde olmuştur. Mevlevilerin devlet yöneticileri ile iyi ilişkiler tesis etmesi Mevlana’dan sonra oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Arif Çelebi döneminde de devam etti. Sultan Veled Mevlevilik tarikatını sistemleştirip vakıflarını belli bir düzene koyarken şüphesiz siyasi otorite ile yakın ilişkiler içinde olmak durumundaydı. Çünkü tarikatın yayılması ve tekkelerinin ihtiyaçları için devlet yardımı ve vakıf gelirlerinin sağlanması çok önemliydi. Nitekim onun Selçuklu ileri gelenlerinden Muineddin Pervane, Fahreddin Sahib Ata ve Sultan Rükneddin Kılıç Arslan ile kurmuş olduğu yakın ilişki, kurulmakta olan Çelebilik makamının da siyasi otorite karşısındaki meşruiyetini sağlamıştır. Sultan Veled’den sonra oğlu Ulu Arif Çelebi de Mevleviliği yaymak için çıkmış olduğu seyahatlerinde Menteşeoğlu, Germiyanoğlu, Eşrefoğlu ve Sahipataoğlu beyleriyle iyi ilişkiler tesis etmiş, buralarda hürmet ve saygı görmüştür.
Dr. Serdar Ösen: "Osmanlı sultanlarının önemli bir bölümü Mevlevi müntesibiydi."
Moğollara karşı Mevlana şefaatçiydi
Mevlana’nın Moğollarla yakınlaşmasının asıl sebebi neydi sizce?
Mevlana, Moğolların Anadolu’ya hakim olmasını Allah’ın iradesinin bir neticesi ve onlara itaat etmeyi de meşru bir durum olarak görüyordu. Mevlana’nın Moğollarla iyi geçinmiş olması siyasi görüşünden ziyade biraz da devrin reelpolitik koşullarından ileri geliyordu. Amacı onların hakimiyetini güçlendirmek değil, zor durumda olan ahalinin sıkıntılarının çözülmesinde bir arabuluculuk misyonu üstlenmesiydi. Bu durumun en önemli sebeplerinden birisi ise Konya halkı nezdinde saygın bir şahsiyet olan Mevlana’nın Moğol yöneticilerine karşı isteklerde halk tarafından bir şefaatçi olarak görülmesiydi. Moğolların güçlü yöneticilerinden Pervane Muineddin Süleyman’ın Mevlana’ya büyük saygı gösterdiği, Mevlana’nın katıldığı sema ve ziyafetler tertip ettiği biliniyor. Geliştirilen bu iyi ilişkiler neticesinde Mevlana’nın dile getirmiş olduğu taleplerin yöneticiler tarafından yerine getirildiğini görüyoruz.
Peki Osmanlı'da hangi padişahlar Mevlevilerle daha yakın olmuştu?
Osmanlı Devleti’nde 2. Murad döneminde Edirne’de tam teşekküllü bir mevlevihanenin kurulması söz konusu. Fatih Sultan Mehmet devrinde ise İstanbul’un fethinden sonra kiliseden çevirtmiş olduğu Kalenderhane zaviyesinin vakfiyesinde cuma namazı sonrasında sema meclislerinde Mesnevi okunmasından bahsediliyor. 2. Bayezid döneminden itibaren Osmanlı sultanlarının Mevlevilere olan ilgisi artmıştı. Şüphesiz ki Osmanlı padişahları arasında Mevlevilere en yakın olan padişah Sultan 3. Selim’di. Kendisi de Mevlevi olan 3. Selim, döneminin Galata Mevlevihanesi şeyhi ve aynı zamanda divan edebiyatının önemli şairlerinden olan Şeyh Galib ile çok iyi ilişkiler içerisindeydi. Aynı zamanda bestekar ve neyzen olan 3. Selim sık sık Galata ve diğer Mevlevihanelere giderek mukabelelerde bulunurdu. 2. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz de Mevlevilerle iyi ilişkiler içerisinde bulunmuştur. Sultan Reşad da Mevlevi müntesibi padişahlarımızdandı.
İstanbul'daki ilk dergah bir Mevlevihane
İstanbul fethinden sonra ilk açılan tarikat dergahının bir Mevlevihane olduğu doğru mudur?
İstanbul’un fethi esnasında Mevlevilerler birlikte Zeyniler, Bayramiler, Nakşibendiler, Kalenderiler ve Bektaşiler gibi diğer tarikat mensupları da orduya destek olmuşlardı. Vezneciler’de bulunan bir kilisenin camiye dönüştürülmesi ile meydana gelen Kalenderhane Camii’nin Mevlevilere tahsis edilmesini bir ilk veya öncelik olarak değerlendirmek pek mümkün olmasa da, vakfiyesinde cuma namazı sonrasında sema meclislerinde mesnevi okunmasından bahsediliyor. Bu nedenle İstanbul’da kurulan ilk mevlevihane olarak da kabul ediliyor.

Mevleviler toplumun özellikle hangi kesimleri üzerinde etkiliydi?
Merhum Abdülbaki Gölpınarlı hoca Mevlevilik tarikatının ilk yıllarında köylere kadar yayıldığını ifade etmekle birlikte, genel olarak bakıldığından Mevlevilik daha çok şehirli kesime hitap eden bir tarikat konumundaydı. Özellikle Mevlana’nın Mesnevi’sinin Farsça olması Mevlevi dergahlarında Mesnevi’nin okunup şerh edilmesi belli bir eğitim seviyesini gerektiriyordu. Mevleviliğin tasavvuf kültürünün klasik boyutunu oluşturması, düşünce, edebiyat, musiki, irfan ve erkanı ile seçkin bir düzeye hitap etmesi ve Mevlevihanelerin büyük bir külliye planında kurulması nedeniyle başlangıçtaki durumunun tersine gittikçe şehir merkezlerinde faaliyet gösteren, devlet adamlarına ve toplumun eğitimli kesimine hitap eden bir tarikat konumuna geldiği görülüyor. Özellikle yeniçeriliğin kaldırılması ve Bektaşiliğin yasaklanması sonrasında devlet erkanının en çok rağbet ettiği tarikat olmuştur denilebilir.
Mevlevi dedenin bir sözü ile Sultan Abdülhamid tahta çıktı
Siyasal anlamda etkinliği ne boyuttaydı? Örnek verebilir misiniz?
İstanbul Mevlevihaneleri içerisinde son dönemde siyaset içerisinde en fazla yer alan Mevlevihane Yenikapı Mevlevihanesi ve burada 50 yılı aşkın şeyhlik görevinde bulunan Osman Salahaddin Dede’dir. Sultan Abdülhamid’in tahta çıkması esnasında o dönemde Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi olan Osman Salahaddin Dede’nin de olumlu katkıları olmuştu. Yenikapı Mevlevihanesi, Osman Salahaddin Dede’nin şeyhliği döneminde ulemanın olduğu kadar devlet ricalinin de toplandığı bir mekandı. Sultan Abdülaziz’in hal edilip yerine 5. Murad’ın çıkarılması ve sonrasında Sultan 2. Abdülhamid’in tahta geçmesinde başrolü oynayan kişilerden olan Midhat Paşa da Mevleviydi. 5. Murad’ın akıl sağlığının yerinde olmadığının anlaşılması üzerine Osman Salahaddin Dede’nin de katkılarıyla veliaht şehzade Abdülhamid ile Midhat Paşa arasında ilk görüşme, Hacı Osman Bayırı ile Maslak Yolu üzerinde bulunan bir köşkte gerçekleşmişti.
Yapılan bu görüşmede Sultan Abdülhamid, Midhat Paşa’ya padişah olduğu takdirde Kanun-ı Esasi’yi ilan edeceğini vaat etmişti. Vükela Meclisi’nde Sultan Abdülhamid’in tahta çıkarılması kararı alındıktan sonra ertesi sabah 31 Ağustos 1876 tarihinde Osman Salahaddin Dede, Kocamustafa Paşa Hankahı Şeyhi Razi Efendi, Merkez Efendi Şeyhi Nurettin Efendi ile diğer bazı şeyhler ile ulema tahta geçmesi kararlaştırılan Sultan 2. Abdülhamid’e biat etmek için Topkapı Sarayı’na davet edilmişlerdi. Herkes Sultan 5. Murad’ın hal edildiğine dair fetvanın gelmesini bekliyordu. Fetvanın gecikmesi o dönemde şeyhülislamlıkta bulunan Hayrullah Efendi’yi biraz telaşa düşürmüştü. Hayrullah Efendi’nin bu halini fark eden Osman Salahaddin Dede, Şeyhülislam Hayrullah Efendi’ye hitaben “icma-yı ümmet fetva değil midir?” (ümmetin bir konu hakkında fikir birliğine varması) diye ihtar etmiş ve bu söz üzerine Sultan Abdülhamid’e biat edilmiştir. Osman Salahaddin Dede’nin bu sözleri üzerine Sultan Abdülhamid eğilerek Osman Salahaddin Dede’nin elini öpmüştür. Bunun yanı sıra Yenikapı Mevlevihanesi Jön Türklerin de uğrak mekanlarındandı.

Kurtuluş Savaşı'nda Suriye cephesini Mevleviler savundu
Mevlevilerin Kurtuluş Savaşı’nda bir etkisi oldu mu?
Kurtuluş Savaşı öncesinde 1. Dünya Savaşı’nda kendisi de Mevlevi olan Sultan Reşad’ın isteği ile Mevlevilerden oluşan bir “Mücahidin-i Mevleviye Alayı” kurulmuş ve bu alayın başında Konya Mevlana Dergahı şeyhi Veled Çelebi yer almıştı. Suriye Cephesi’ne gönderilen bu alay dervişleri 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra tekrar Mevlevihanelerine dönmüşlerdi. Dergahlarına dönen Mevleviler 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'yu işgale çalışan düşmanlara karşı Kurtuluş Savaşı'nda da vatan savunmasında gerek maddi gerekse manevi katkılarını ortaya koymuşlardı. Zaman zaman bulundukları bölgelerden topladıkları nakdi yardımları Ankara'ya göndermişler, başta Mevlana Dergahı Postnişini Abdülhalim Çelebi olmak üzere birçok Mevlevi şeyhi Atatürk'ün yanında daa bulunmuşlardı.
Mevlevi 3. Selim isyana tepki vermeyince öldürüldü
Mevleviliğin Osmanlı gibi fetihçi ve savaşçı bir imparatorluk içinde yayılması tezat değil midir sizce?
Osmanlı Devleti’nin fetihçi ve savaşçı bir devlet olması ifadeniz doğru olsa bile bu durum devletin kurulduğu ve geliştiği yüzyıllarda bütün devletler için geçerlidir. Hatta günümüz için de geçerlidir. Mevlana’nın hümanist ve barışçıl felsefesinin hakim olduğu topraklarda savaşın görülmesi tezat oluşturduğu ifade edilebilir. Mevlevilik Osmanlı Devleti’nde tek hakim tarikat olmadığı gibi seçkin zümreye hitap eden bir tarikat olması nedeniyle çok geniş kitlelerin intisap ettiği bir tarikat değildi. Burada sorunuzla ilgili olarak şu vakıayı da belirtmeden geçemeyeceğim. 3. Selim, Nizam-ı Cedit ordusu kurulduğu için Kabakçı Mustafa önderliğinde kendisine karşı isyan etmiş olan Boğaz Yamaklarının üzerine vakit geçirilmeden Nizam-ı Cedit birlikleri sevk edilmesi önerisini kabul etmemiştir. 3. Selim’in bu kararı almasında mizaç olarak sert tabiatlı olmaması ve belki de Mevlevi müntesibi olması etkili olmuştur. Ancak bu kararı neticesinde isyanın önü alınamamış ve sonunda isyancılar tarafından öldürülmüştür.
Mevlevilik yeniçeriler üzerinde neden etkili olamadı?
Yeniçeriler tarafından yüzyıllar boyunca “Ocağ-ı Bektaşiyan”, “Taife-i Bektaşiyan” adlarıyla anılan Yeniçeri ocağında Bektaşi babaları görev yapmış ve yeniçeriler dini, ahlaki ve askeri niteliklerinin büyük bir kısmını, Bektaşi babalarının eğitimi sayesinde kazanmıştır. Hal böyle olunca Mevleviliğin yeniçeriler üzerinde etkili olma imkanı da olmadı, böyle bir çaba da söz konusu değildi. Ancak Mevlevilik ve diğer tarikatlara mensup yeniçeriler de olmuştur. Özellikle Yeniçeriliğin kaldırılması ve Bektaşiliğin yasaklanması sonrasında Bektaşilerin daha çok Mevlevilik içerisinde yer edindikleri görüldü. Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun manevi eğitimi için ise “Mareşal” rütbesiyle bir Mevlevi şeyhi tayin edilmişti. Yine Nizam-ı Cedit ordusunun manevi eğitimi de Mevlevi tarikatına bırakılmıştı.
