“All I Have to Do Is Dream? The Role of Aspirations in Intergenerational Mobility and Well-being” başlıklı araştırmada, eğitim ve meslek hedefleriyle ilgili hayallerin hem ekonomik konumu hem de yetişkinlikteki mutluluk düzeyini etkilediği vurgulandı. Ancak yüksek hedeflerin her zaman yüksek mutluluk getirmediği de tespit edildi.
1958 doğumlu İngilizler üzerinde yapılan uzun süreli izlemeye göre, sosyal hareketlilik yalnızca gelir, eğitim veya yetenekle açıklanamıyor; kurulan hedefler de önemli bir rol oynuyor.
EŞİTSİZLİK HAYALLERDE BAŞLIYOR
Araştırma, düşük gelirli çocukların eğitim ve meslek hedeflerini daha düşük seviyede tuttuklarını ortaya koyuyor. Bu durum, eşitsizliğin yalnızca gelir farkı değil, “gelecek beklentilerindeki fark” olarak da ortaya çıktığını gösteriyor.
Ailelerin beklentileri, çocukların hedeflerini şekillendirmede kritik rol oynuyor. Araştırma, anne ve babanın hedefleri ne kadar yüksek olursa, çocuğun kendi hedeflerinin de o kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Bu, sosyal geçişkenliğin erken yaşta sınırlanabileceğine işaret ediyor.
HEDEFLER MOTİVASYON VE BAŞARIYI ETKİLİYOR
Çalışma, genç yaşta yüksek hedefler belirleyen bireylerin ilerleyen yıllarda daha yüksek eğitim ve meslek statüsüne ulaşma olasılığının arttığını gösteriyor. Bu etki, aile geliri ve bireysel yetenekten bağımsız olarak, hedef koymanın çabayı ve yatırım kararlarını artıran ayrı bir motivasyon sağladığını ortaya koyuyor.
ULAŞILAMAYAN HEDEFLERİN PSİKOLOJİK BEDELİ
Ancak hedeflerle gerçeklik arasındaki fark büyüdükçe, yaşam memnuniyeti azalıyor. Özellikle mesleki hedeflerine ulaşamayan bireylerde ruh sağlığı daha zayıf oluyor. Araştırma, yüksek hedeflerin her zaman faydalı olmadığını ve hayal kırıklığının psikolojik maliyet yaratabileceğini vurguluyor.
SOSYAL GEÇİŞKENLİK VE POLİTİKA ÇIKARIMLARI
Araştırmaya göre, sosyal konum yalnızca maddi imkânlarla değil, zihinsel ufuk ve vizyonla da şekilleniyor. Hayaller motive edici bir güç olabilirken, toplumsal yapı bu hayalleri desteklemediğinde psikolojik maliyet ağırlaşıyor.
Çalışma, sosyal politika tartışmalarında yalnızca gelir eşitsizliğine değil, fırsat algısı ve beklenti oluşumuna da odaklanılması gerektiğini ortaya koyuyor. Eşitsizliğin hayalleri sınırlamasının gençlerin geleceğini doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekiliyor.
