Haberde, İsrail toplumunda yaygın olan güvenlik algısının, ülkenin sürekli bir tehdit altında olduğu düşüncesine dayandığı belirtildi. Bu çerçevede, toplumun önemli bir kesiminin kendisini “her an yok olma tehlikesiyle karşı karşıya” gördüğü ve bu nedenle askeri gücün kullanılmasını zorunlu bir seçenek olarak değerlendirdiği aktarıldı.
Analizde, bu yaklaşımın siyasi karar alma süreçlerini de etkilediği ifade edildi.
Haberde, yapılan kamuoyu yoklamalarına göre İsrail’de geniş bir kesimin İran ile varılan ateşkese olumsuz yaklaştığı belirtildi. Bu memnuniyetsizliğin, güvenliğin ancak askeri üstünlükle sağlanabileceği yönündeki yaygın inançla bağlantılı olduğu ifade edildi.
Ayrıca, risklere rağmen İran’a yönelik askeri operasyonların sürdürülmesini isteyen bir yaklaşımın da toplumda karşılık bulduğu aktarıldı.
SAVAŞIN “TEK SEÇENEK” OLARAK GÖRÜLMESİ
Haaretz’in değerlendirmesinde, İsrail’de her yeni çatışmanın “başka alternatif olmadığı” düşüncesiyle meşrulaştırıldığına dikkat çekildi. Bu durumun, askeri yöntemlerin sürekli ön plana çıkmasına neden olduğu ve farklı çözüm yollarının geri planda kaldığı belirtildi.
Analizde, Netanyahu ile toplum arasındaki ilişkinin yönü konusunda da bir tartışmaya işaret edildi. Buna göre, toplumdaki güvenlik kaygılarının mı Netanyahu’nun politikalarını şekillendirdiği, yoksa Netanyahu’nun bu kaygıları siyasi bir araç haline mi getirdiği sorusunun netlik kazanmadığı ifade edildi.
Haberde, İsrail’deki muhalefet partilerinin, hükümeti daha çok seçim süreçleri üzerinden eleştirdiği, ancak yürütülen askeri operasyonlar konusunda doğrudan ve güçlü eleştirilerden kaçındığı belirtildi.
“SÜREKLİ SAVAŞ DÖNGÜSÜ” VURGUSU
Değerlendirmenin sonunda, İsrail’deki temel sorunun yalnızca Netanyahu’nun politikaları olmadığı, asıl meselenin “savaşı kaçınılmaz ve tek çözüm olarak gören” yaklaşım olduğu ifade edildi. Bu anlayışın, ülkeyi sürekli bir çatışma döngüsü içinde tuttuğu ve alternatif politikaların gelişmesini zorlaştırdığı belirtildi.
