İsrail, Gazze Şeridi'ndeki yıkımın aynısını Lübnan'ın güneyinde ateşkese rağmen uyguluyor. Soykırımcı kontrolü altında tuttuğu güney Lübnan'ı üç ayrı güvenlik bölgesine ayırdı. Gazze'deki "sarı hattın" bir benzerini burada da oluşturduğunu ilan etti. İran ile 10 günlük geçici ateşkesi fiili bir tampon bölge inşası için değerlendirdiği kaydedildi. Dışişleri Bakanı Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda, “İsrail, Lübnan’da emrivaki yaratıyor, bu yayılmacılıktır. Lübnan'ın işgaline izin verilmemeli” dedi.
BATI ŞERİA’DA TOPRAK GASBI
oykırımcı Batı Şeria’daki işgalini ise askeri, hukuki ve idari araçlarla yapıyor. İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da tapu kayıt sürecine yönelik düzenlemeyle, Filistin topraklarının gasbını “resmi hale getirme” hamlesi yaptı. Karar, özel mülkiyet olduğu kanıtlanamayan arazilerin “devlete” geçmesinin önünü açarken, özellikle Batı Şeria’nın yüzde 61’ini kapsayan C bölgesinde İsrail egemenliğini tahkim etmeyi amaçlıyor. Katliamların sürdüğü Gazze’nin uydu görüntüleri ise sayıları artan kalıcı askeri üsleri gözler önüne serdi.

İRAN KRİZİ SAYESİNDE KALICI İŞGAL HAMLESİ
İsrail, ABD-İran savaşının yarattığı küresel dikkat dağınıklığını fırsata çevirerek Lübnan’ın güneyini fiilen üçe böldü, Batı Şeria’da toprak gasbını yasallaştırıp, mülklere el koyuyor, Gazze’de ise kalıcı askeri üsler kuruyor. Ateşkes ilanlarına rağmen genişleme politikası aralıksız sürüyor.
İsrail’in İran’la savaş nedeniyle bölgeye kilitlenen uluslararası gündemi, yalnızca Tahran cephesinde değil, Lübnan, Batı Şeria ve Gazze’de de yeni bir stratejik fırsata çevirmeye çalıştığı yönündeki işaretler güçleniyor. Son günlerde ortaya çıkan gelişmeler, Tel Aviv yönetiminin eş zamanlı olarak üç ayrı sahada kalıcı kontrol alanları oluşturmaya yöneldiğine işaret ediyor. Bu tablonun en çarpıcı ayağını güney Lübnan oluşturuyor. İsrail basınında yer alan planlara göre, ateşkese rağmen İsrail ordusunun kontrolü altında tuttuğu güney Lübnan üç ayrı güvenlik bölgesine ayrılmış durumda. Sınır hattındaki ilk kuşak “kırmızı hat” olarak tanımlanırken, burada köylerin büyük bölümünün yıkıldığı ve İsrail kara kuvvetlerinin bazı noktalarda sabit mevziler kurduğu belirtiliyor. İkinci aşama olan “sarı hat”, sınırdan 6 ila 10 kilometre derinliğe uzanıyor. İsrail’in bu bölgede, kuzey İsrail’e yönelik roket saldırılarını engelleme gerekçesiyle askeri varlığını sürdürdüğü aktarılıyor. Üçüncü hat ise Litani Nehri’ne kadar uzanıyor. Bu alanda kontrolün doğrudan işgal yerine ateş gücü, gözlem noktaları ve hava üstünlüğüyle sağlanması planlanıyor. Böylece İsrail, geçici ateşkesi fiili bir tampon bölge inşasının zeminine dönüştürüyor. Lübnan’da büyüyen kaygı da tam burada başlıyor. İsrailli bakanların son haftalarda Litani’nin güneyinde kalıcı işgalden söz etmesi, köprülerin yıkılmasıyla Lübnan ordusunun güneye erişiminin fiilen kesilmesi ve sivillerin dönüşüne yönelik uyarılar, 1982 sonrası kurulan ve 2000’e kadar süren “güvenlik bölgesi” modelinin geri döndüğü endişesini artırıyor. Ankara’nın “emrivaki” ve “yayılmacılık” suçlamaları da bu nedenle dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda, “İsrail ateşkese rağmen Lübnan’da emrivaki yaratıyor, bu yayılmacılıktır. Lübnan halkıyla dayanışmadayız; parçalanmış bir ülkede bir de işgale izin verilmemeli.” açıklamasını yaptı. Batı Şeria’da ise askeri işgal, hukuki ve idari araçlarla derinleştiriliyor. İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria’da tapu kayıt sürecini tek taraflı biçimde başlatacak kararı onaylaması, Filistin topraklarının gasbını “resmi hale getirme” hamlesi olarak görülüyor. Karar, özel mülkiyet olduğu kanıtlanamayan arazilerin “devlet arazisi” sayılmasının önünü açarken, özellikle Batı Şeria’nın yüzde 61’ini kapsayan C bölgesinde İsrail egemenliğini tahkim etmeyi amaçlıyor. Buna sahadaki baskınlar, toplu gözaltılar, yol kapatmaları ve yerleşimci şiddeti eşlik ediyor. Böylece Batı Şeria’da yalnızca askeri kontrol değil, mülkiyet rejimi de Filistinliler aleyhine kalıcı biçimde dönüştürülüyor. Gazze ise savaşın en yıkıcı cephesi olmasına rağmen giderek görünmezleşiyor. Ancak uydu görüntüleri ve saha analizleri, İsrail’in burada da geçici askeri varlıktan öteye geçtiğini gösteriyor. Refah, Han Yunus, Şucaiyye ve orta Gazze hattında yeni tahkimatlar, kalıcı üsler, hendekler, toprak setler ve askeri bağlantı yolları dikkat çekiyor. “Sarı hat” olarak bilinen ateşkes sınırının fiili bir kalıcı sınıra dönüştürüldüğü, sivil yeniden inşa söylemine karşın askeri inşanın hızlandığı görülüyor. İsrail iç siyasetinden gelen “Gazze’den asla çekilmeyeceğiz” ve yeniden yerleşim kurulması çağrıları da bu tabloyu tamamlıyor. Ortaya çıkan geniş resim, İsrail’in İran savaşıyla oluşan dikkat dağınıklığını yalnızca güvenlik gerekçeleriyle değil, bölgesel haritayı fiilen yeniden şekillendirmek için kullandığını gösteriyor. Üç cephede aynı anda ilerleyen bu süreç, geçici savaş önlemlerinden çok daha fazlasına; kalıcı işgal mimarisine işaret ediyor.
SOYKIRIMCIYI KIZDIRAN KAPAK: ‘İSTİSMARIN RESMİ’
Gİtalyan haftalık dergisi L’Espresso’nun Batı Şeria’ya ayırdığı son sayısının kapağı, İsrail ile İtalya arasında gerilime yol açtı. “İstismar” başlığıyla yayımlanan kapakta, silahlı olduğu görülen bir İsrailli yerleşimcinin Filistinli bir kadını cep telefonuyla kaydettiği an yer aldı. Fotoğrafın, İtalyan fotoğrafçı Pietro Masturzo’nun belgesel çalışmasından alındığı belirtildi. Dergideki analizde Batı Şeria’daki yerleşim politikaları, Filistinlilerin gündelik hayatta karşılaştığı baskılar ve artan gerilim ele alındı. Haberde, İsrail hükümetinin Batı Şeria’da 27 bin, Doğu Kudüs’te ise 37 bin yeni yerleşim birimine onay verdiği vurgulandı. Kapak İsrail tarafında sert tepki çekti. İsrail’in Roma Büyükelçisi Jonathan Peled, görselin “manipülatif” olduğunu savunarak bunun gerçeği çarpıttığını ve nefreti körüklediğini öne sürdü. Ancak dergi yönetimi eleştirilere rağmen geri adım atmadı. L’Espresso, söz konusu fotoğrafın Batı Şeria’da Filistinlilerin maruz kaldığı günlük gerçekliği belgelediğini savundu.
HZ. İSA HEYKELİNİ BİLE PARÇALADILAR
İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki Deyr Seryan beldesinde bir askerin Hazreti İsa heykeline zarar verdiğini doğruladı. Sosyal medyada paylaşılan ve bir İsrail askerinin heykeli baltayla ya da ağır bir cisimle kırdığını gösteren görüntülerin ardından yapılan ilk incelemede, fotoğraftaki kişinin gerçekten İsrail askeri olduğu tespit edildi. Ordu, olaya karışanlar hakkında işlem başlatılacağını açıkladı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, olayı “ciddi ve utanç verici” diye niteleyerek Hristiyanlardan özür diledi. Başbakan Binyamin Netanyahu da hadiseyi “en güçlü şekilde” kınadığını belirtti; askeri makamların cezai soruşturma yürüttüğünü ve sorumlunun sert biçimde cezalandırılacağını söyledi. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee de olay için “hızlı, sert ve kamuoyu önünde sonuç” çağrısı yaptı. Olay, İsrail’in 2 Mart’tan bu yana yoğun saldırılar düzenlediği ve bazı bölgelerini işgal altında tuttuğu Güney Lübnan’da yaşandı. Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan’da 10 günlük geçici ateşkes yürürlüğe girse de, İsrail işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini açıklamıştı.
