İran'ın nükleer kapasitesini bir tehdit olarak niteleyerek askeri operasyonlar düzenleyen İsrail’in, yıllardır yürüttüğü gizli nükleer programı yeniden dünya gündemine oturdu. Resmi makamların hiçbir zaman açıkça doğrulamadığı ancak uluslararası raporların işaret ettiği veriler, bölgedeki nükleer dengenin perde arkasını gözler önüne seriyor.
İran, Hamaney'in ölümünü doğruladı: "Bu şehadet, bir ayaklanmanın başlangıcı"
YAKLAŞIK 90 NÜKLEER SAVAŞ BAŞLIĞI
"Silah Kontrolü ve Yayılmanın Önlenmesi Merkezi" ile "Nükleer Tehdit Girişimi" tarafından hazırlanan raporlara göre, İsrail’in elinde yaklaşık 90 adet nükleer savaş başlığı bulunduğu tahmin ediliyor. Raporun en çarpıcı noktalarından biri ise Tel Aviv’in sadece mevcut silahlara değil, yüzlerce yeni başlık üretmeye yetecek miktarda radyoaktif madde stokuna da sahip olması.
NTV'nin haberine göre; uzmanlar, İsrail’in bu cephaneliği kullanma kapasitesinin oldukça geniş olduğunu vurguluyor. Eldeki verilere göre İsrail; nükleer silahlarını savaş uçaklarından, denizaltılardan veya karadaki füze bataryalarından ateşleyebilecek teknik kabiliyete sahip.
"İLK İTİRAF EDEN BİZ OLMAYACAĞIZ"
İsrail, nükleer silahlara sahip olup olmadığı konusunda onyıllardır "stratejik belirsizlik" politikasını sürdürüyor. Konuyla ilgili görüş bildiren İsrailli yetkililer, "Orta Doğu'da nükleer silahlarını ifşa edecek ilk ülke İsrail olmayacak" diyerek bu konudaki kapalı kutu yaklaşımını koruyor.
Bu gizlilik stratejisinin temelleri 1952 yılında İsrail Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasıyla atıldı. Komisyonun ilk başkanı Ernst David Bergman, programın amacını Yahudi soykırımına atıfta bulunarak; nükleer bombanın İsraillilerin "bir daha asla kuzu gibi kurban edilmemelerinin garantisi" olduğunu söyleyerek tanımlamıştı.
TARİHSEL SÜREÇ: DİMONA’DAN NÜKLEER KAPASİTEYE
İsrail’in nükleer yolculuğu 1950’li yıllarda hız kazandı:
1958: Dimona kasabası yakınlarında nükleer tesis inşası başladı.
1967: İsrail, nükleer patlayıcı üretebilecek yetenek ve kapasiteye ulaştı.
1973: Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu, İsrail'in elinde artık nükleer silah bulunduğunu resmen duyurdu.
DENETİMSİZ GÜÇ VE NÜKLEER ŞEMSİYE TARTIŞMASI
İsrail’in nükleer bir güç olduğuna dair en önemli kanıtlardan biri de ABD’nin "nükleer şemsiyesi" altında yer almaması olarak gösteriliyor. ABD, nükleer saldırıya uğrayan müttefiklerini koruma taahhüdü verdiği 30'dan fazla ülke arasında İsrail'i saymıyor. Bu durum, İsrail’in kendi caydırıcılığına sahip olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Öte yandan İsrail; Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve Güney Sudan ile birlikte BM Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) imzalamayan beş ülkeden biri konumunda. Programının "barışçıl" olduğunu savunmasına rağmen, tesisleri bugüne kadar Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimine açılmadı.
NETANYAHU’NUN "ÜSTÜ KAPALI" TEHDİDİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2018 yılında Dimona’daki nükleer araştırma merkezinde yaptığı bir konuşmada nükleer kapasiteye dair dolaylı ancak sert bir mesaj vermişti. Netanyahu’nun, "Bizi yok etmekle tehdit edenler kendilerini benzer bir tehlikeye atarlar ve hedeflerine ulaşamazlar" şeklindeki ifadeleri, uluslararası kamuoyunda düşmanlarına yönelik bir nükleer tehdit olarak değerlendirilmişti.
