Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başında küresel siyasete ve iç dinamiklere hakim olan “koşulsuz boyun eğme” atmosferi yerini giderek sertleşen bir direnişe bırakıyor. New York Times’da yer alan analize göre, bugüne kadar Trump’ın tehditleri karşısında geri adım atan aktörlerin aksine, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin gümrük vergisi restine boyun eğmeyerek müzakereleri kesmesi, uluslararası sahnedeki dengeleri kökten değiştiren bir dönüm noktası oldu. Benzer bir tavır, Trump’ın Grönland çıkışına ve İran savaşına mesafeli duran Avrupalı müttefiklerde, Gazze planını reddeden İsrail’de ve Hürmüz Boğazı geçiş ücretine karşı çıkan Körfez ülkelerinde de somutlaşıyor. Direnç sadece sınır ötesiyle kısıtlı değil; ABD içindeki kurumlar da teslimiyet politikasından vazgeçiyor. Üniversiteler ve köklü hukuk büroları Beyaz Saray direktiflerine uymayı reddederken, tahvil piyasaları uygulanan mali politikalara tepki gösteriyor. Daha önce Trump ile uzlaşma yoluna giden ABC televizyonunun yayın lisansı tehditlerine karşı yönetime dava açması, kurumsal alanda da taviz politikasının tükendiğini gösteriyor. Kamuoyu yoklamalarında gerileme yaşayan Trump, kendi partisi içinde de çatlaklarla yüzleşiyor. Ağustos ayında desteklediği 6 adayın ön seçimleri kaybetmesiyle, Cumhuriyetçi tabandaki mutlak hakimiyeti sorgulanmaya başladı. Analistler, Trump’ın aşırıya kaçan yetki kullanımının artık kendi aleyhine işlediğini vurguluyor. Buna karşın sosyal medya üzerinden zafer mesajları vermeyi sürdüren ve gündemi tek bir paylaşımla belirleme yeteneğini koruyan Trump ise, hem içteki hem de dıştaki bu direnç dalgasını yeni yaptırımlar ve baskılarla kırma iddiasını koruyor.
