Görüşler

Kadıköyü başlarken...

Kadıköyü başlarken...

Kültür Tarihi Araştırmacısı Taner Ay “30’lar ila 50’ler arasında Nâzım Hikmet’i, Vâ-Nû’yu, Refik Halit’i eğer lodos patlamamışsa, mutlaka Kadıköyü vapurlarından birinde görmek mümkündür” diyor.

Yakup Kadri, bacadan numaralanmış Kadıköyü vapurlarına, “bizim mahallenin başlangıcı” der. Haklıydı. Sur içinden gelenler için Kadıköyü iskelede veya Kumluk’ta değil, köprüden kalkan Kadıköyü vapurunda başlıyordu. ‘30’lar ile ‘50’ler arasında, gazeteciler ve romancılar Kadıköyü’nde oturmaya bayıldıklarından, Kadıköyü’nden Bâb-ı Âli’ye vapurla geçerler, Bâb-ı Âli’den Kadıköyü’ne vapurla dönerlerdi. Nâzım Hikmet’i, Vâ-Nû’yu, Refik Halit’i, Necmettin Sadak’ı, Selami İzzet’i, Mahmut Yesari’yi ve Esat Mahmut’u, eğer lodos patlamamışsa, mutlaka Kadıköyü vapurlarından birinde görmek mümkündür. Ancak, aynı vapurda olmalarına karşın, Esat Mahmut ile Vâ-Nû konuşmazlarmış. Nedeniyse, Vâ-Nû’nun, evli veya bekâr, her kadına sarkmasıdır.

Kadın düşkünlüğü yüzünden de Vâ-Nû’nun başının yaşamı boyunca hep belâya girdiği biliniyor. Hikmet Feridun tanığıdır, bir defasında Esat Mahmut dipsiz kuyunun sülüğü Vâ-Nû’ya öyle bir Osmanlı tokadı çakmıştır ki, sesinden Gilberto Primi ve Durasso Efendi bile odalarından fırlamışlardır. Hâdise ikisi arasında gidip gelen çilli bir genç kız yüzündendir. Bir defasında da, yanılmıyorsam 8 Nisan 1930 sabahında, gazetenin muhasebecisi Şevket Talaykurt ile Ankara Caddesi’nden aşağıya inerken, tam da kitapçı Ahmet Halit’in önünde, adamın biri tabancasını çekip ona saydırmıştır. Ama, kurşunlar Vâ-Nû’yu değil, bahtsız Şevket Bey’i buluyor ve doktorlar onun bir bacağını kesmek zorunda kalıyorlar. Birkaç dakika içindeyse saldırganın meşhur Hüseyin Remzi Paşa’nın Şevket’i olduğu anlaşılmıştır. Yani, yıllar sonra Mocan soyismi ile Demokrat Parti’den meclise girecek olan Kör Şevket. Hâdise sadece birkaç gazetede haber oluyor, ama ertesi gün matbûat susuyor. Hikmet Feridun’a göre Vâ-Nû adamın güzel karısını ayarttığı için Şevket onu öldürmeye yemin etmiştir. Aldatan kadınsa Nâzım Hikmet’in teyzesi Sara Hanım’dan başkası değildir.

Ne kadar korkarsa korksun, huylu huyundan vazgeçemiyor. Bizim kadın budalası, Kör Şevket’in gazabından soluğu Beyrut’ta alıyor, oradan dönüşündeyse Ünye’ye kaçıyor. Yanında da Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Hacı Bekir Ali Muhittin Bey’den yeni boşanmış sosyetik kızı Meziyet Hanım’ı götürüyor. Ama, Meziyet Hanım bir süre sonra hastalanınca İstanbul’a gelmek zorunda kalıyorlar. Kadıncağız 21 Ekim 1939 gecesi Ortaköy Şifa Yurdu’nda son nefesini verirken, gazeteden can ciğer kuzu sarması arkadaşı Cemal Nadir bir dakika olsun Vâ-Nû’nun yanından ayrılmıyor, yalnız kalmasın diye onu alıp evine götürüyor, yediriyor içiriyor, yatırıyor. Zavallı Cemal Nadir, evine yılan soktuğunun farkında değildir. Çok geçmeden de Vâ-Nû arkadaşının zevcesi Müzehher Hanım’ın yaptığı nefis mürdüm eriği reçellerini gazetedekilere getirmeye başlıyor. Ancak gazetede vaktiyle Cemal Nadir’in getirdiği reçelleri artık niçin Vâ-Nû’nun getirmeye başladığı merâk konusu olmuştur. Bir sabah Vâ-Nû gazeteye geciktiğinde, kafalardaki soruyu Cemal Nadir yanıtlayacaktır. Meğerse inek göz süzünce boğa ipini koparmış.
Şevket Mocan, iffetsiz dediği zevcesi Sara Hanım ve kadın ayartmadan sâbıkalı Vâ-Nû yüzünden komünist düşmanı kesilmiştir. ‘51 yılındaysa işi Türk Ceza Kanunu’nun 141’inci maddesinde değişiklik yapılarak komünistlere ölüm cezası verilmesini teklif etmeye kadar vardıracaktır. Kör Şevket, Ankara Caddesi’nde Vâ-Nû’ya ateş ederken, yanında Sara Hanım’dan olma kızı Ayşe Şemsinur da vardı. Ayşe’nin, yıllar sonra, babası Meclis’te komünistlere ağız dolusu küfrederken, Türkiye Komünist Partisi’nin genel sekreteri Zeki Baştımar’ın amcası İbrahim’in oğlu Dündar ile evlenmesiyse ilginçtir. Dündar Baştımar ’45 yılındaki İleri Gençler Birliği davasının 11 numaralı sanığıydı.

Kadıköyü vapurlarının en sevilen yazarı Sermet Muhtar’dır. Her zamanki gibi bir yanında annesi Fatma Kevser Hanım, diğer yanındaysa ilk zevcesi Semiha Hanım’dan doğma kızı Elhan vardır. Hikmet Feridun onun için “çağla bademi gibi bir kız” ifâdesini kullanıyor. Kızın annesi Semiha Hanım, biliyorsunuz, şâir Necdet Rüştü’nün kardeşidir. Sürmeli gözlü Fatma Kevser Hanım ise vaktiyle Hanımlara Mahsus Gazete’de yazmış bir kalem erbabıdır. Onlar mutlaka Enis Tahsin Bey’i ziyâretten dönüyorlardır. Narlıbahçe Sokağı’na gelmişken, gazetenin muhasebe servisinden Kenan Bey’e şöyle bir uğrayıp, Sermet Muhtar’ın birikmiş telif parasını da çekmişlerdir. Ana kuzusu Sermet Muhtar, maalesef Fatma Kevser Hanım’dan önce, 20 Mayıs 1952 günü, kalp krizinden hayata gözlerini kapayacaktır.

Fevâid-i Osmaniye zamanından beri köprüde Kadıköyü vapurlarına binmek hiç de kolay olmamıştır. Çünkü, vapur iskeleleri dubalar üzerindeydi. Bu dubalar da kalın zincirlerle köprüye bağlanmışlardı. Köprüden iskelelereyse merdivenle iniliyor, iskelelerdeki derme çatma dükkânların önünden yaşlıca birinden nasırına basıldığı için azarlanarak veya itiş kakış yüzünden eti budu yerinde bir hoşordan şemsiye yiyerek geçip, vapurlar ancak yakalanabiliyordu. Refik Halit vapura bu şekilde ayak basmayı “saçma yemiş bir tavşan gibi dört takla atıp girmek” olarak tanımlıyor.

Dubalar üstündeki iskelenin sağına Kadıköyü, solunaysa Adalar vapurları yanaşırdı. Köprünün yanından merdivenle on veya on iki basamak aşağıya inen muharrirlerimiz, İranlı Nasrullah’ın kitapçı ve İsmail Ağa’nın şekerci dükkânlarının arasından vapura koşuştururlarmış. Bir kitap kurdu olmasına karşın, Sermet Muhtar’ın İsmail Ağa’nın dükkânını İranlı Nasrullah’ınkine nazaran daha eğlenceli bulduğu muhakkaktır. En fazla iki karış boyunda ve iki karış eninde iki pencereli, daracık ve salaş bir yerdir. Kapıdan girince bir tarafta tezgâh, üzerinde şeker kavanozları ve terazi, diğer taraftaysa dar ve alçak sedirler vardır. İsmail Ağa altmış yaşlarında olmalıdır, sıska, sapsarı benizli, seyrek sakallı ve çipil gözlüdür. Okuması ve yazması yoktur ama, fesi yemenili, omzu peştemallı, kıçı şalvarlı bu kıranta her şeyi bilirmiş. Her türlü dümene meyyal fıldırgöz ve hinoğluhin çırağı da kendisi kadar şöhretlidir. Sadece şekercilik yapmazlarmış, koca koca paketler onlara emanete bırakılır, yasak aşklar için cızıktırılan pusulalar bile oradan İstanbul’a dağıtılırmış. Tontonlardan kaç numaradır belli olmaz ama, Kadıköyü vapuruna adım atılınca, uskumru dolması satan Ermeni’nin, şehrin ne kadar karasineği varsa peşinden getiren tatlıcı Arap’ın, susamcı Habeş Revnak’ın, kör gazete müvezzii Yahudi’nin, çatal sesli Kürt hamalların ve gürültücü ada yolcusu Rumların hengâmesi artık duyulmaz olurdu.

Kadıköyü vapuru yolcularının alâmet-i fârikası, bayların ceketlerinin sağ cebine katlayarak koydukları, bayanlarınsa çantalarına ismi görünür şekilde yerleştirdikleri Akşam gazetesidir. O yıllarda Akşam “Kadıköyü’nün gazetesi” olarak biliniyordu. Çünkü, Kadıköyü, hemen herkesin Akşam okuduğu bir semttir. Bu nedenle Hikmet Feridun, Kadıköyü’nün sadece İstanbul’un değil, bütün ülkenin en aydın semti olduğunu yazmıştı.

Kadıköyü vapurunun yolcuları bizim Kadıköyü Meydanı dediğimiz, eskilerinse Kumluk diye andıkları yere ayak basıyorlardı. Burası denizin molozla doldurulması sonucunda ortaya çıkmıştı. 1908’den önce, deniz, Sultan III’üncü Mustafa Camii’nin önünde şıpır şıpırdır. Günümüzdeki Muvakkıthâne Caddesi’nin başladığı yerden Mühüdar’a kadarki kısımaysa güzel kumsalından dolayı Kumluk denirmiş. Deniz doldurulduktan sonra da ortaya çıkan meydana Kadıköyü’nün birkaç nesli Kumluk demeyi sürdürmüş. Orada müşteri bekleyen taksicilerse hiç şüphesiz âlemden hâriçtirler. Örneğin, Alkapon Süren birkaç dil bilen bir serseridir. Fantoma Naim ile Matyos Kaynar Şoförler Cemiyeti’nin kapısı önünde esrar içip vapurun iskeleye yanaşmasını bekleyenlerdendi. Rıhtım’daki otellerin birinde sefâlet içinde ölecek olan Arap Lütfü de onların takımındandır. Cüce Hidayet’in ise o boyuyla nasıl yolu görebildiğine kimse akıl sır erdiremiyordu.

Bazı muharrirler hemen eve dönmek istemiyorlarmış. Çünkü, Kumluk’a indiklerinde, onların içlerine şıppadak şeytan girermiş. Örneğin, Mahmut Yesari’nin hassü’l has arkadaşı Nâzım Hikmet gibi olmadığını biliyoruz; muharririmiz Mardik Efendi’ye veya Markar Efendi’ye uğramadan eve adım atamayanlardandır.

Mardik Efendi’nin meyhânesi, kilisenin önünden Muvakıthâne Caddesi’ne uzanan yolun sağındadır. Afif Yesari orayı havuzlu ve genişçe bir holden sonra birkaç basamak merdivenle çıkılan bir mekân olarak anımsıyordu. Mardik Efendi, boylu poslu, şişman, profesör sakallı ve çekik gözlü biridir. Merâk edenler, Akşam gazetesinin 5 Kanunuevvel 1935 günlü nüshasının beşinci sayfasındaki fotoğrafına bakabilirler. Mardik Efendi’nin sedirli ve çok masalı meyhânesinin aksine, Markar Efendi’ninki dört beş masalı küçük bir meyhâneymiş. Afif Yesari’nin “İstanbul Hatırası” isimli anı kitabında, ufak tefek, çelebi mizaçlı ve nüktedan bir adam olan Markar Efendi’nin, müşterilerine belinde bembeyaz önlüğü başında lacivert beresiyle hizmet ettiği yazıyor.

Hikmet Feridun’a göre, akşama doğru lodos patladığında, en fazla Kadıköyü’nün çapkınları sevinirlermiş. Çünkü, vapur seferleri lodos nedeniyle durdurulduğundan, onlar Beyoğlu’nda hem karılarının dırdır yapamayacağı bir papaz uçurmanın hem de altına döşek üstüne yorgan olacak bir hoşor düşürmenin fırsatını yakalıyorlardı. Eşref Şefik ile Esat Mahmut bekar çapkınlardan olduğundan, geriye sanırım Vâ-Nû, İskender Fahrettin ve Ratip Tahir kalıyor. İskender Fahrettin için evlenince durulduğu söylenmiştir ama, bana pek inandırıcı gelmiyor.

Kadıköyü vapurlarında başlayan semt-i dildarımız maalesef Bostancı’daki derbend köprüsünde bitiyordu. Çünkü, Bostancıbaşı Derbend Köprüsü fetihten beri İstanbul’un Anadolu yakasındaki sınırıydı. Köprünün civârıysa asırlar boyunca uygarlıktan uzak ölü topraklardandı. Bostancı ancak İkinci Meşrûtiyet’ten sonra çift karakterli inkişâf ederek, sur içinde ahşap dikmesi yasaklanan yoksul halk için yaz kış oturabilecekleri bir köy, üst tabakalar içinse vaktiyle sudan ucuza aldıkları topraklarından parça parça satarak büyük paralar kazandıkları ve yazları denize girdikleri bir sayfiye olacaktır...

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir