Casusluk davasında İmamoğlu'ndan çarpıcı savunma: Hüseyin Gün'ü bana değil Cumhurbaşkanı'na sorsunlar

Casusluk davasında İmamoğlu'ndan çarpıcı savunma: Hüseyin Gün'ü bana değil Cumhurbaşkanı'na sorsunlar

Silivri'de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, casusluk davası kapsamında verdiği savunmasında etkin pişmanlık ifadesi veren Hüseyin Gün ile ilgili sert açıklamalarda bulundu. Gün'ün kendisine değil Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sorulması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, "Benim bir tane fotoğrafım var, onların bir sürü fotoğrafı var." diyerek Milli İstihbarat Teşkilatı'na seslendi.

Silivri'de bulunan Marmara Cezaevi'nde tutuklu olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kampanya direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen iş insanı Hüseyin Gün hakkında açılan 'siyasal casusluk' davasının ilk duruşması bugün başladı.

Hakim karşısına çıkan İmamoğlu, hakkında yürütülen 'casusluk' iddialarına ilişkin sert bir savunma gerçekleştirerek gündem oldu. Özellikle Hüseyin Gün hakkında dikkat çekici ifadeler kullanan İmamoğlu; "Hüseyin Gün'ü bana değil Cumhurbaşkanı'na sorsunlar. MİT Başkanı'yla, eski bakanlarla hepsiyle fotoğrafı var. MİT Başkanı size sesleniyorum; niye konuşmuyorsunuz?" diyerek Londra'da toplantıların organize edildiğini öne sürdü.

"CASUSLUK ASRIN İFTİRASIDIR"

Suçlamaların hukuki bir temelden yoksun olduğunu ve tamamen siyasi amaçlar güttüğünü belirten İmamoğlu, hem yargı sürecini hem de kendisine yöneltilen suçlamaları eleştirdi.

"Bakınız az önce -hukuki tarafına asla girmeyeceğim- burada ifade veren şahıs (Hüseyin Gün), etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Yani Türk hukuku, insanları bu duruma düşürüyor. Yani özgürlük çalınmış çünkü, neler yapılmış insanlara. Ve bu duruma düşürüyor, diyemiyor bir şey yani. Acaba oradan bir şey yapılır mı? Çünkü ne tehditler, ne tecritler, ne olmaması gereken tahmin edilemez işlerle karşı karşıya insanlar. Evlatlarıyla tehdit mi ararsınız, eşleriyle tehdit mi ararsınız? Yargılama diye bir şey yok. Suç yok, delil yok, buna rağmen deniyor ki: "Masumiyetini ispat et." Böyle bir şey olabilir mi? Asrın iftirası casusluk. Asrın iftirası İBB davası. İftira dolu bu anlayışın her birisi çarpıcı örnekleridir. 19 Mart süreciyle birlikte dediğim gibi absürt dava ve soruşturmaların muhatabı haline getirildim Sayın Başkan."

"BİR SAYFA İDDİANAME OKUMADIM, OKUMAYACAĞIM"

İmamoğlu, dava sürecini 'akıl dışı bir zorlama' olarak nitelendirerek "Casusluk... Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım." ifadelerini kullandı.

İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet.

"Casusluk... Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yani casusluk şuymuş, buymuş vesaire; bunların hiçbirine girmeyeceğim. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu, düşman hukukunu yaşadım, yaşıyorum. Aile boyu yaşıyorum. Yüzlerce ailenin bu sıkıntı altında nasıl bir şiddete uğradığını görüyorum. Bir Bakan ağzıyla, bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Bir ülkenin ana muhalefet liderine, bir Adalet Bakanı'nın şantaj yaparak, 'Bak senin hakkında itirafçı olacak' diye 3-4 hafta önceden konuşan bir Adalet Bakanı'nın var olduğu bir ülkede yaşıyoruz; bunları yaşıyorum. Ama bütün bunların yanında bu casusluk meselesi var ya, gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum yani. Bunu da yaşattılar bize. Ve casusluktan Ekrem İmamoğlu'nu tutuklamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değil. Bunun adı, aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir.

"TÜRK YARGISININ UTANÇ BELGESİNİN TA KENDİSİDİR BU"

İmamoğlu, "Gerçekten bu iddianameyi tarif etmek zor Sayın Başkanım. Bu metin; siyasetin, talimatla yürütülen yargı süreçleri aracılığıyla hukuku nasıl zorladığının, yargının itibarını nasıl yerle bir ettiğinin ibretlik bir belgesidir. İbretlik bir belgedir bu. Eğer Türk yargısının bir 'utanç belgeleri müzesi' olsa, o iddianame, şuradaki bu rezalet, o duvara ilk asılan metin olur. İftiranın büyüklüğüne bakar mısınız ya? Casusluk, vatan hainliği... Ekrem İmamoğlu'ndan, Necati Özkan'dan, Merdan Yanardağ'dan casus ve vatan haini çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle bir şeyi akıl edenler, yazanlar, altına imza atanlar hukukla değil, utançla anılacaktır. Tarihe geçti; onları ben de kurtaramam bundan sonra. Yani ben desem ki 'Bunları affedin', bu millet affetmez yani. İşte 19 Mart siyasi darbe süreci ile birlikte kurulan bu hukuk dışı düzende savcılıklar meşruiyetini kaybetmiş varlığını korumak için faaliyet gösteren parti bürolarına dönüştürülmüştür. Ben bunu yaşıyorum; her gün, iki senedir her gün yaşıyorum... " şeklinde konuştu.

"ÖZKAN VE YANARDAĞ'I DA EKLEYEREK BİR VİTRİN OLUŞTURDULAR"

"Türk ordusu için yetiştirilmiş bir hukukçuyu, siyaset biliminde hem Türkiye'de hem dünyada yer edinmiş Necati Özkan'ı ve herkesin saygı duyduğu gazeteci-yazar Merdan Yanardağ'ı da bir kurgunun içine katarak "vitrin bir dosya" üretmek… Niye? “Ekrem İmamoğlu zaten imha edilecek. Necati Özkan'ın tutsaklığını uzatalım. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim! Kanalına çökelim ve susturalım.” Bir de Merdan Bey, bu sistemin basın ayağı! Kendisi burada; ben Merdan Bey'i kanalına programa gittiğimde belki iki, belki üç kez ziyaret etmişimdir. Onun dışında, kendisine yönelik hukuksuzluklar yapıldığında telefon açıp "Geçmiş olsun" demişimdir. Kaldı ki kendisinin aleyhime de çok yorumu olmuştur; gazetecidir sonuçta. Gerçekten söylüyorum, açıp bakabilirsiniz. Vallahi hatırlamıyorum, kusura bakmasınlar; belki beni tebrik ziyaretine gelmiştir, ben gelip gelmediğini dahi hatırlamıyorum."

"ÖFKEDEN ÇATLASAM MI, HIRSIMDAN PATLASAM MI YA DA BU TRAJİKOMİK ŞEYE KAHKAHAYLA GÜLSEM Mİ?"

"Bir coşku ve bu coşkuyla inanın ben bazen peş peşe 3 ilçe, 4 ilçe; bir mahalleye gidiyorum 5000 kişi, ilçe meydanına gidiyorum 20.000-30.000 kişi. 13.600 oy bütün engellemelere rağmen, TRT üzerinden yapılan beyanatlar, açıklamalar, şunlar bunlar; bütün bunlara rağmen 13.600 oy farkı 806.000'e çıktı. Şimdiyse yargıya çöreklenmiş bir grup menfaat yolcusu muhteris çıkıp bu büyük halk iradesinden suç üretmeye kalkıyor. Bir de bu güzelim seçimi lekelemeye çalışıyor. Hadi oradan! Güya birkaç dakikalık bir ziyaret ve sonrasında beyefendinin anlattığına göre 3-5 çalışmanın raporu, WhatsApp'tan gönderilmiş rapor seçim sonucunun sahibiymiş gibi ve bir casusluk faaliyetiymiş gibi anlatılıyor ya! İnsan, ben az önce Merdan Bey'e dedim ki; "Öfkeden çatlasam mı, hırsımdan patlasam mı ya da bu trajikomik şeye kahkahayla gülsem mi?" dedim ya. Böyle bir şey olamaz yani. Evet, İstanbul halkının değişim talebini küçümseyen bu yaklaşım ancak siyasi kurgu, koltuğunu kaybetmek istemeyen zihniyetin darbe aklının yargı saldırısı olarak tarif edilebilir.

"FERYADIM KENDİM İÇİN DEĞİL; MİLLETİM İÇİNDİR"

Mahkeme heyetine seslenen İmamoğlu, toplumun büyük bölümünün adalet sistemine güvenmediğini savunarak, “Bu toplumun yüzde 80’i adalete inanmıyor. Benim feryadım sadece burada yaşananlar için değil; millet, yargı ve adalet sistemi içindir” dedi.

Dosyadaki teknik iddiaların bilirkişi raporuyla çürütüldüğünü öne süren İmamoğlu, söz konusu e-postaların kendi görev döneminden önce, 2009 yılına kadar uzanan veri ihlallerinden kaynaklanan eski sızıntılar olduğunun raporda açıkça belirtildiğini ifade etti.

İmamoğlu, buna rağmen suçlamaların sürdürülmesini “hukuki değil siyasi bir operasyon” olarak nitelendirerek, “Teknik iddiaların tamamının mesnetsiz olduğu bilirkişi incelemesiyle ortaya kondu” diye konuştu.

"GÖREVE GELDİĞİMDE KİMSEYİ DEĞİŞTİRMEDİM"

Savunmasında, İBB veri tabanının yedeklenmesine ilişkin talimatın da suçlama konusu yapıldığını belirten İmamoğlu, 31 Mart seçimlerinin ardından mazbatayı aldığı 17 Nisan 2019’dan bir gün sonra bu konuda iki kişiyi görevlendirdiğini söyledi.

Ancak aynı günlerde AK Partili meclis üyeleri ve bürokratların girişimiyle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini ifade eden İmamoğlu, söz konusu talimatın hiç uygulanmadığını savundu. İmamoğlu, 22 Nisan 2019’da talimatı geri çektiğini, daha sonra da mahkemenin işlemi tamamen ortadan kaldırdığını belirtti.

Dönemin İçişleri Bakanlığı’nın da soruşturma izni verilmemesi yönünde görüş bildirdiğini söyleyen İmamoğlu, görevde bulunduğu ilk 18 günlük süreçte belediyede hiçbir üst düzey yöneticiyi değiştirmediğini kaydetti. İmamoğlu, “Ne genel sekreter, ne genel sekreter yardımcısı, ne daire başkanı, ne de bir müdürü değiştirdim. Sadece özel kalem müdürlüğüne geçici görevlendirme yaptım” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN