DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, son dönemde kamuoyunun gündeminde geniş yer tutan "fon soruşturması" kapsamında adli mercilere sevk edilen şüphelilere yönelik uygulanan prosedürleri değerlendirdi. Şüphelilerin kamuoyunda peşinen suçlu ilan edilmemesinin hukukun gereği olduğunu vurgulayan Karal, buna karşın diğer bazı adli operasyonlarda sergilenen teşhir uygulamalarını eleştirerek çifte standart uyarısında bulundu.
"NE KELEPÇELİ GÖRÜNTÜ GÖRDÜK NE DE SIRA SIRA DİZİLDİKLERİNİ"
Fon soruşturmasında gözaltı ve tutuklama süreçlerinin kameralardan uzak ve masumiyet karinesine uygun yürütüldüğünü ifade eden Karal, doğru yaklaşımın bu olduğunu dile getirdi.
Soruşturma evresindeki hassasiyetin altını çizen Hasan Karal, şu değerlendirmede bulundu:
"Fon soruşturmasında gözaltına alınanlar, adliyeye sevk edilenler, tutuklananlar var. Ancak ne şüphelilerin elleri kelepçeli görüntülerini gördük ne de kameraların karşısında sıra sıra dizilerek adliyeye götürüldüklerini. Doğrusu da budur. Çünkü suçluluğu kesinleşmemiş hiç kimse kamuoyu önünde peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Masumiyet karinesi bunu gerektirir."
"MADEM BURADA YAPILABİLİYOR, BAŞKA SORUŞTURMALARDA NEDEN YAPILMIYOR?"
Bazı dosyalarda şüphelilerin topluca, sıra halinde ve adeta bir gövde gösterisiyle kamuoyuna servis edildiğini hatırlatan Karal, asıl sorgulanması gereken konunun bu ayrımcılık olduğunu belirtti.
Uygulamadaki çelişkiye dikkat çeken Karal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fon soruşturmasında gösterilen bu hassasiyet başka soruşturmalarda neden gösterilmiyor? Bazı şüphelilerin topluca, sıra halinde, kameralar önünde götürüldüğü görüntüler kamuoyuna servis edilirken, başkaları söz konusu olduğunda gözetilmeyen masumiyet karinesi fon soruşturmasında neden birdenbire hatırlanıyor? Madem böyle yapılabiliyor, başka soruşturmalarda neden yapılmıyor?"
"MASUMİYET KARİNESİ SEÇİCİ BİR TERCİH DEĞİLDİR"
Masumiyet karinesinin hem iç hukukta hem de uluslararası sözleşmelerde vazgeçilmez bir hak olduğuna işaret eden DEVA Partili Karal, Anayasa'nın 38. maddesini ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerini hatırlattı.
Hukukun kişiye özel uygulanamayacağını vurgulayan Karal, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"Anayasamızın 38. maddesi çok açık: 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.' Aynı ilke Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de güvence altındadır. Yani masumiyet karinesi kişiye, dosyaya, siyasi kimliğe ya da soruşturmanın tarafına göre uygulanabilecek bir tercih değil, herkes için bağlayıcı temel bir hukuk ilkesidir.
Biz fon soruşturmasındaki yaklaşımın yanlış olduğunu söylemiyoruz; tam tersine, olması gerekenin bu olduğunu savunuyoruz. Bizim itirazımız, aynı hassasiyetin başka soruşturmalarda kasten gösterilmemesinedir. Hukuk herkese aynıysa, masumiyet karinesi de herkese aynı şekilde uygulanmalı; birine gösterilen hassasiyet diğerinden esirgenmemelidir."
