ABD’de 30 yaş ve üzerindeki tüm erkek askerlere her yıl testosteron testi yapılmasını öngören plan, tıp çevrelerinde tartışma yarattı. Savunma Bakanı Pete Hegseth, erkek askerlerin testosteron eksikliği bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve isteyenlere hormon tedavisi uygulanabilmesi amacıyla zorunlu yıllık test yapılması çağrısında bulundu.
Ancak sağlıklı erkeklerin tamamına rutin testosteron taraması yapılmasını öneren büyük bir tıp kuruluşu bulunmuyor. Uzmanlar, testosteron eksikliğinin hangi düzeyde başladığı, tedavide hangi seviyenin hedeflenmesi gerektiği ve hormon kullanımının uzun vadeli riskleri konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü belirtiyor.
New York Times yazdı: Erkeklerin yeni takıntısı 'kellik ilacı' ve yan etki çıkmazı
TESTOSTERON NEDİR, NORMAL DEĞER KAÇ OLMALI?
Testosteron, erkeklerde temel cinsiyet hormonu olarak biliniyor. Kadınlarda da daha düşük düzeylerde bulunuyor.
Harvard Tıp Fakültesinden Dr. Shalender Bhasin’e göre erkeklerde normal testosteron aralığı oldukça geniş. Kandaki değerler desilitre başına 264 nanogram ile 914 nanogram arasında değişebiliyor.
Testosteronun vücutta yaklaşık 90 ila 120 dakikalık aralıklarla salgılanması, gün içinde ölçülen değerlerin değişmesine neden olabiliyor.
Washington Üniversitesi Tıp Merkezinden endokrinolog Dr. Brad Anawalt, testosteron seviyesinin aynı gün içinde yüzde 15 ila yüzde 20 oranında farklılık gösterebileceğini belirtiyor. Bu nedenle testlerin hormon düzeyinin en yüksek olduğu sabah 07.00 ile 10.00 arasında yapılması öneriliyor.
Hastalık, ağır travma veya uyku apnesi gibi uzun süreli uyku sorunları da testosteron seviyesini geçici olarak düşürebiliyor. Uzmanlar, ölçümün kişinin olağan sağlık durumunda bulunduğu bir dönemde yapılması gerektiğini vurguluyor.
YAŞ İLERLEDİKÇE TESTOSTERON NE KADAR AZALIYOR?
Testosteron seviyesi genellikle 20’li veya 30’lu yaşlarda en yüksek noktaya ulaşıyor. Sonraki yıllarda ise ortalama olarak yılda yaklaşık yüzde 1 düşüş görülebiliyor.
Ancak uzmanlara göre bu azalma yalnızca yaşlanmayla açıklanamaz. Sağlıklı ve zayıf erkeklerde belirgin bir düşüş yaşanmayabiliyor.
Anawalt, yaşla ilişkilendirilen testosteron düşüşlerinin büyük bölümünde kilo artışı ve obezitenin etkili olduğunu belirtiyor.
Erkeklerin vücut ağırlığının yüzde 5’inden fazlasını alması veya vücut kitle indeksinin 25’in, özellikle de 30’un üzerine çıkması testosteron seviyesini etkileyebiliyor.
Yaşlanmanın tek başına testosteron seviyesini normal sınırın altına düşürmesi ise 70 yaş üzerindeki erkeklerin yalnızca küçük bir bölümünde görülüyor.
OBEZİTE DIŞINDA HANGİ ETKENLER TESTOSTERONU DÜŞÜRÜYOR?
Tip 2 diyabet gibi obeziteyle bağlantılı kronik hastalıklar testosteron seviyesinin düşmesine neden olabiliyor.
Bazı ilaç ve tedaviler de hormon üretimini etkileyebiliyor. Bunlar arasında opioidler, anabolik steroidler, iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı steroid ilaçlar ve kemoterapi yer alıyor.
Hipofiz bezi hastalıkları ve Klinefelter sendromu gibi genetik rahatsızlıklar da testosteron eksikliğine yol açabiliyor.
Uyku apnesine bağlı sürekli uykusuzluk, yeterli kalori alınmaması ve aşırı egzersiz gibi fiziksel stres etkenleri de testosteron seviyesini düşürebiliyor.
TESTOSTERON EKSİKLİĞİ HANGİ SORUNLARA YOL AÇIYOR?
Testosteron eksikliği cinsel istekte azalmaya neden olabiliyor. Bunun yanı sıra kemik yoğunluğunun ve kas kütlesinin azalması ile kırmızı kan hücresi üretiminin düşmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
Makalede aktarılan verilere göre 35 yaş üzerindeki erkeklerin yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 7’sinde testosteron eksikliği bulunuyor.
Bu grubun büyük bölümünü obezitesi bulunan erkekler oluşturuyor. Testosteron seviyesinin altında ciddi bir hastalık veya başka bir tıbbi durum bulunanların oranının ise yüzde 1’den az olduğu belirtiliyor.
TEK BİR KAN TESTİ YETERLİ Mİ?
Testosteron seviyesi basit bir kan testiyle ölçülebiliyor. Ancak bu test, kişinin talebi veya belirli bir klinik gerekçe bulunmadıkça rutin yıllık sağlık kontrollerinde genellikle yapılmıyor.
Uzmanlara göre tek bir düşük sonuç, doğrudan testosteron eksikliği tanısı konulması için yeterli değil. Gün içindeki değişimler ve geçici sağlık sorunları nedeniyle ölçümün uygun saatte ve gerektiğinde farklı günlerde tekrarlanması önem taşıyor.
Tedavi kararının da yalnızca kan değerine göre verilmemesi gerektiği belirtiliyor.
Doktorlar, testosteron tedavisinin genel olarak hem hormon seviyesinin düşük olduğu hem de düşük cinsel istek, enerji kaybı, duygu durumunda bozulma, kas veya kemik kaybı gibi belirtilerin görüldüğü kişilerde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
KİMLERE TESTOSTERON TESTİ YAPILMALI?
Bhasin’e göre belirli risk gruplarında testosteron taraması yapılması yararlı olabilir.
Bu gruplar arasında diyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastaları, kemoterapi uygulanmış erkekler ve kronik karaciğer hastalığı bulunan kişiler yer alıyor.
Cinsel işlev bozukluğu, kısırlık veya erkeklerde meme dokusunun büyümesi gibi şikâyetleri bulunan kişilerin de testosteron eksikliği açısından değerlendirilmesi öneriliyor.
Buna karşılık hiçbir belirtisi bulunmayan sağlıklı erkeklerin tamamının düzenli olarak taranması konusunda tıp kuruluşları arasında ortak bir görüş bulunmuyor.
TESTOSTERON TEDAVİSİ NASIL UYGULANIYOR?
Testosteron tedavisi farklı yöntemlerle uygulanabiliyor.
Hormon, her gün kullanılan jel, haftalık enjeksiyon, günde iki kez alınan tablet veya deri altına yerleştirilen implant aracılığıyla verilebiliyor.
Ancak tedavinin özellikle genç erkekler açısından önemli riskleri bulunuyor.
EN ÖNEMLİ RİSKLERDEN BİRİ KISIRLIK
Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Adrian Sandra Dobs, testosteron tedavisinin sperm sayısını azaltarak kısırlığa yol açabileceğini belirtiyor.
Tedavinin bırakılmasının ardından sperm sayısının yeniden normal düzeye dönmesi aylar sürebiliyor.
Dobs, üreme çağının en verimli dönemindeki genç erkeklere testosteron verilmesinin hem sperm üretimini hem de vücudun kendi testosteron üretimini azaltabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan erkeklerin hormon tedavisine başlamadan önce doğurganlık üzerindeki olası etkileri doktorlarıyla değerlendirmesi gerekiyor.
KAN PIHTISI, İNME VE KALP KRİZİ RİSKİ
Testosteron tedavisinin bir başka olası etkisi kırmızı kan hücrelerinin sayısını artırması.
Kırmızı kan hücrelerinin aşırı artması kanın yoğunlaşmasına neden olabiliyor. Bu durum kan pıhtısı, felç ve kalp krizi riskini yükseltebiliyor.
Bu nedenle tedavi gören kişilerde yalnızca testosteron seviyesi değil, kan değerlerinin de düzenli olarak takip edilmesi gerektiği belirtiliyor.
TESTOSTERON EKSİKLİĞİ FAZLA MI, AZ MI TEŞHİS EDİLİYOR?
Bu sorunun yanıtı, eksikliğin nasıl tanımlandığına ve hangi uzmanlık kuruluşuna sorulduğuna göre değişiyor.
Amerikan Üroloji Derneğinin kılavuzları yıllık ve yaygın tarama önermiyor. Bununla birlikte dernek, herhangi bir belirti bulunmasa bile başlangıç testosteron değerinin bilinmesinin yararlı olabileceği gerekçesiyle askerlerin taranmasına destek veriyor.
Endokrin Derneği ise bütün askerlere testosteron testi yapılmasını savunmuyor.
Anawalt, büyük erkek gruplarının taranmasının çok sayıda yanlış pozitif sonuç ortaya çıkarabileceğini ve testin belirtileri bulunan kişilerle sınırlandırılmasının daha doğru olduğunu düşünüyor.
Amerikan Üroloji Derneği Sözcüsü ve Indiana Üniversitesi Üroloji Bölümünden Dr. Helen Bernie ise testosteron eksikliğinin sıklıkla gözden kaçırıldığını savunuyor.
Bernie’ye göre belirti bulunmasa bile düşük testosteron seviyesi obezite ve diğer kronik sağlık sorunları açısından erken bir uyarı işareti olabilir.
UZMANLARIN ORTAKLAŞTIĞI NOKTA: SONUÇ TEK BAŞINA TEDAVİ NEDENİ DEĞİL
Testosteron taramasının kimlere uygulanması gerektiği konusunda görüş ayrılıkları sürse de uzmanların büyük bölümü tek bir düşük kan sonucunun tedaviye başlamak için yeterli olmadığı görüşünde birleşiyor.
Ölçümün doğru saatte yapılması, sonucun tekrar testleriyle doğrulanması, hastanın belirtilerinin değerlendirilmesi ve düşük seviyeye yol açabilecek kilo artışı, uyku bozukluğu, ilaç kullanımı veya kronik hastalık gibi nedenlerin araştırılması gerekiyor.
Testosteron tedavisinin ise olası yararlarıyla kısırlık, kan yoğunluğunda artış ve kalp-damar sorunları gibi riskler birlikte değerlendirilerek, doktor gözetiminde uygulanması öneriliyor.
