İBB davasında Hakan Karanis'ten '10 milyon dolar' iddiasına cevap: O kadar para X-Ray cihazında geçemez

İBB davasında Hakan Karanis'ten '10 milyon dolar' iddiasına cevap: O kadar para X-Ray cihazında geçemez

İBB davasının 32. gününde savunma yapan İmamoğlu’nun lise arkadaşı Hakan Karanis, dosyada yer alan “özel jetle her uçuşta en az 10 milyon dolar taşındığı” yönündeki beyanlara tepki gösterdi. Karanis, iddiayı “yalan” olarak nitelendirerek, “10 milyon dolar yüklendi, hediye paketi şeklinde götürüldü deniyor. Böyle bir para havalimanı güvenliğinden X-Ray cihazlarından geçirilemez. Bu, Türkiye Sivil Havacılık Kurumu’na atılmış büyük bir iftiradır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu sanıklar arasında yer aldığı 414 sanıklı İBB davasının 32. gününde, İmamoğlu’nun lise arkadaşı Hakan Karanis savunma yaptı. Karanis, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamaların varsayımlara ve sonradan alınan beyanlara dayandığını savunurken, özellikle “özel jetle her uçuşta en az 10 milyon dolar taşındığı” yönündeki iddiaya ayrıntılı şekilde cevap verdi.

Karanis, hakkındaki suçlamaların Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığı üzerinden kurulduğunu, ancak dosyada kendisinin İBB’de bir görevi, yetkisi, bürokratik ilişkisi ya da ihalelerle bağlantısını gösteren somut delil bulunmadığını söyledi.

“YALAN TEMELSİZ BİR BİNA GİBİDİR”

Savunmasının bir bölümünde etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanlara tepki gösteren Karanis, tanık anlatımlarını “yalan” ve “gıybet” olarak nitelendirdi.

Karanis, “Yalan temelsiz bir bina gibidir. Yalan ispatlanamaz ama doğru ispatlanır” diyerek, kendisine yöneltilen iddiaların somut delille desteklenmediğini savundu. Ardından kamuoyunda da tartışılan para taşıma iddiasına değindi.

Dosyada yer alan beyana göre Murat Gülibrahimoğlu’nun, hafriyat döküm işlerinden gelen paraların tek merkezde toplandığını, özel jetle yurt dışına götürüldüğünü ve “her uçuşta en az 10 milyon dolar” taşındığını söylediği öne sürülüyordu. Karanis, bu anlatımın gerçekle bağdaşmadığını ileri sürdü.

“10 MİLYON DOLAR HEDİYE PAKETİ GİBİ TAŞINDI DENİYOR”

Karanis, “özel jetle, hediye paketi şeklinde ve valizlerde para taşındığı” iddiasına karşı çıkarak, bunun hem mantıksal hem de teknik açıdan açıklanması gereken çok sayıda soru barındırdığını söyledi.

Savunmasında, bu iddiayı dile getiren kişinin “özel jete birçok hediye paketinin ve valizin yüklendiğini bizzat gördüm” dediğini aktaran Karanis, böyle bir olayın gerçek olması halinde havaalanı güvenliği, X-Ray kontrolleri ve gümrük süreçlerinin de devreye girmesi gerektiğini ifade etti.

Karanis, bu nedenle iddianın yalnızca kendisini değil, aynı zamanda havacılık ve gümrük güvenliği sistemini de zan altında bıraktığını savundu.

“TÜRKİYE SİVİL HAVACILIK KURUMU’NA BÜYÜK İFTİRA”

Karanis, savunmasında şu ifadeleri kullandı:

“10 milyon dolar yüklendi, hediye paketi şeklinde götürüldü verildi. Uçuşlar kısa süreli uçuşlardı ne demek bu? Uçuşlar kapalı uçuşlardı, mümkün değil. Yani Türkiye Sivil Havacılık Kurumu’na atılan büyük bir iftira var burada.”

Karanis, iddiayı ortaya atan kişinin anlatımında çelişkiler bulunduğunu savunarak, “gördüm” denilen olayın gerçekten yaşanması halinde bu kişinin de suça tanıklık etmiş ve bunu bildirmemiş olacağını ileri sürdü.

PARA HAREKETLERİ İÇİN “BORÇ İLİŞKİSİ” SAVUNMASI

Hakan Karanis, savunmasında Murat Gülibrahimoğlu ile arasındaki para hareketlerine de değindi. Kendisinin araç alım satımı yaptığını, Gülibrahimoğlu’nun da bu ticaret için kendisine borç para verdiğini söyledi.

Karanis’in anlatımına göre, 8 Ocak 2021’de hesabına 5 milyon TL gönderildi. Ancak araç siparişinin iptal olması üzerine 20 Ocak 2021’de bu parayı VakıfBank Göktürk Şubesi’nde Gülibrahimoğlu’na teslim ettiğini söyledi.

Savunmada ayrıca farklı tarihlerde gelen ve giden para transferlerinin de borç ilişkisi, araç satışı veya Gülibrahimoğlu adına yapılan alışverişlerin karşılığı olduğunu belirtti. Karanis, “Kendisine hiçbir borcum yoktu, alacağım da yoktu” dedi.

“BANA GELEN KÜÇÜK TUTARLAR SUÇ GELİRİ SAYILIYOR”

Karanis, BDDK raporunda yer alan bazı büyük para transferlerine dikkat çekerek, başka kişilere gönderildiğini söylediği yüksek tutarlı ödemelerin suç geliri olarak değerlendirilmediğini; buna karşılık kendisine gelen 10 bin TL, 20 bin TL, 50 bin TL, 200 bin TL ve 600 bin TL gibi ödemelerin suç gelirini aklama iddiasına konu edildiğini savundu.

Bu ödemelerin Murat Gülibrahimoğlu adına yaptığı yurt içi ve yurt dışı alışverişlerin karşılığı olduğunu belirten Karanis, kayıtların bilgisayarında bulunduğunu ancak bilgisayarının emniyette olması nedeniyle belgelere cezaevi koşullarında ulaşamadığını söyledi.

“KÖPRÜ VAZİFESİ GÖRDÜĞÜM İDDİASI GERÇEK DIŞI”

Karanis, iddianamede kendisine yöneltilen “Ekrem İmamoğlu ile Murat Gülibrahimoğlu arasında köprü vazifesi gördüğü” iddiasını da reddetti.

İddianamede kendi Murat Gülibrahimoğlu ile 13 Haziran 2020’de tanıştığının yer aldığını belirten Karanis, buna karşılık aynı dosyada İmamoğlu ile Gülibrahimoğlu’nun bu tarihten önce de görüştüklerinin iddia edildiğini söyledi. Karanis’e göre bu durum, “köprü” iddiasını iddianamenin kendi içinde çelişkili hale getiriyor.

Karanis, “Köprü vazifesi yapabilmem için Murat Gülibrahimoğlu’nun, Ekrem İmamoğlu’nun ve Hakan Karanis olarak aynı anda 0 metre baz vermem lazım. Dosyada böyle bir veri yok” ifadeleriyle suçlamayı reddetti.

“ÖNCE TUTUKLANDIM, SONRA GEREKÇE ÜRETİLDİ”

Karanis, 19 Mart 2025’te gözaltına alındığını, 23 Mart’ta tutuklandığını ve uzun süre hangi somut eylemden dolayı tutuklu olduğunu bilmediğini söyledi.

Gözaltı ve savcılık sürecinde kendisine bugün iddianamede yer alan eylemlerle ilgili somut soru yöneltilmediğini belirten Karanis, tutukluluğunun kendisi cezaevindeyken alınan sanık beyanlarına dayandırıldığını savundu.

Karanis, “Önce tutuklandım, sonra bu tutukluluğa gerekçe olacak beyanlar üretildi” diyerek tahliyesini talep etti.

“İBB’DE HİÇBİR GÖREVİM OLMADI”

Savunmasında İBB ile kurumsal bir ilişkisinin olmadığını da vurgulayan Karanis, belediyede herhangi bir görevinin bulunmadığını, bürokrat ya da kamu görevlisi olmadığını, İBB iştirakleriyle de hiçbir görev veya ilişkisinin bulunmadığını söyledi.

Karanis, kendisi hakkında gizli tanık beyanı bulunmadığını, MASAK ve BDDK raporlarında aleyhine somut bir olumsuz tespit olmadığını savundu.

DURUŞMADA TAHLİYE TALEBİ

Hakan Karanis, savunmasının sonunda hakkındaki iddiaların somut delile değil, çelişkili tanık beyanlarına dayandığını belirterek tahliyesini istedi.

Duruşmada ayrıca aynı dosyada yargılanan iş insanı Hasan Tahsin Sönmez de savunma yaptı. Sönmez, “örgüt üyeliği” iddiası nedeniyle cezaevinde şartlarının ağırlaştığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

İŞTE HAKAN KARANİS'İNSAVUNMASININ TAMAMI

Sayın Başkan, değerli heyet üyeleri; savunmama geçmeden önce dosyadaki maddi hataları ve iddianamenin kendi içinde düştüğü çelişkileri somut verilerle ortaya koymak istiyorum. İddianamenin 3362. sayfasında, “Şüpheli Hakan Karanis’in örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’na bağlı olarak hareket ettiği, şüpheli Ekrem İmamoğlu ile çocukluk arkadaşı olup, örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’nun örgüte dahil olmasında etkili rol oynadığı, bir köprü vazifesi gördüğü” yönünde bir beyan var. Bu isnatla belirtilen ifadeler var. Ancak iddianamenin 610. sayfasında yapılan baz çalışmalarında, bunlar her ne kadar bir delil olarak görülse de iddia makamının iddianameye koyduğu deliller olduğu için bu çelişkileri belirtmek istiyorum.

Yapılan baz çalışmalarında, benim Murat Gülibrahimoğlu ile 13.06.2020 tarihinde tanıştığımı iddianame de ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu durum, yukarıdaki varsayımı çürütmektedir. Çünkü, iddianamenin 691. sayfasında, iddia makamının Ekrem İmamoğlu ve Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili yapılan baz çalışmalarında, 13.06.2020’den önce 9 kez ve sonrasında onlarca kez 0 metre baz verdiğini ve görüştüğünü iddia etmektedir. Burada iddia makamının, kendi varsayımını kendi kendine çürütmesi anlamına geliyor. Ayrıca benim "köprü" vazifesi yapabilmem için Murat Gülibrahimoğlu’nun, Ekrem İmamoğlu’nun ve Hakan Karanis olarak 0 metre baz vermem lazım. Dosyada böyle bir veri de yok. Bunu ifade etmek istedim. İddianame diyor ki, şu tarihlerde İmamoğlu ve Gülibrahimoğlu ortak baz vermiştir. Bunun neticesinde ortak örgtülülük alanının doğruluğunu göstermektedir, diyor. Burada beni 13.06.2020’de tanıştığımı teyit ediyor ki ben de bunu kabul ediyorum. Yani ben tanışmadan önce, İmamoğlu ve Murat Gülibrahimoğlu’nun bir “köprü” kurdukları gözüküyor iddia makamının iddiasına göre. Polis fezlekesinde, 2019 yılında, örgüt üyeleri Hakan Karanis ile Hüseyin Köksal aracılığıyla dahil olduğum anlaşıldığı iddia ediliyor. Yani 2020’de tanıştırıyor, 2019’da örgüte üye olmasına yardımcı olduğumu söylüyor. Bu çelişkiyi de belirtmek istedim.

Sayın Başkan, 19 Mart 2025’te sabah evime gelen polisler tarafından gözaltına alındım. Ardından 23 Mart’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne getirildim. Yaklaşık 10 ay bu cezaevinde neden tutuklandığımı bilmeden bu cezaevinde kaldım. Tutuklanma sürecinde kollukta ve savcılık ifadeleri zaten sizlerin önünde mevcuttur. Bunları gördüğünüzü düşünüyorum. Zaten üç tane tutuk incelemesi yaptınız yanılmıyorsam. Pozisyona da hakim olduğumuzu tahmin ediyorum. Bu tutukluluk incelemelerinde, tutuklu bulunduğum, iddianame açıklanana kadar olan sürece kadar hangi eylemden tutuklu olduğumu bilemedim. Yani söz konusu eylemle, söz konusu kişiyle ilgili tutuklu olduğum sürece bana hiçbir soru sorulmadı. Ancak iddianameyi dosya kapsamında incelediğim zaman görüyorum ki tutukluluğundan 3 ay sonra ve 7 ay sonra oluşturulan sanık beyanlarıyla tutukluluğum tesis edildi.

19 Mart 2025'ten bu yana, yaklaşık 10 aydır cezaevindeyim. Bu sürecin büyük bir kısmını, tam olarak neyle suçlandığımı, hangi somut eylemin faili olduğumu bilmeden geçirdim. Gözaltı ve savcılık sürecinde bana bugün iddianamede yer alan eylemler veya şahıslarla ilgili hiçbir somut soru yöneltilmemiştir. Dosyayı incelediğimde daha vahim bir tabloyla karşılaştım: Benim tutukluluğumun devamı, ben zaten cezaevindeyken, tutuklanmamdan 3 ay ve 7 ay sonra alınan sanık beyanlarına dayandırılmıştır. Yani önce tutuklandım, sonra bu tutukluluğa gerekçe olacak beyanlar "üretildi". Dosyada ne Murat Gülibrahimoğlu ne Sayın İmamoğlu ne de Hakan Karaçöl ile ortak bir suç organizasyonu içinde olduğumu gösteren tek bir 0 metre baz verisi, teknik takip veya somut delil yoktur. İddia makamı, kendi sunduğu baz verileriyle benim suçsuzluğumu aslında ispatlamıştır. Sayın Başkan, hürriyeti tahdit eden bir tedbirin, kendi içinde bu denli çelişen ve sonradan ikmal edilmeye çalışılan beyanlarla sürdürülmesi hakkaniyete aykırıdır. Bu somut çelişkilerin dikkate alınmasını ve haksız tutukluluğumun sona erdirilmesini talep ediyorum.

Biliyorum ki karşınıza çıktım, kendimi size ifade edeceğim. Tamamen dosya kapsamındaki verilerle, isnatları çürütmeye ve doğru olan her şeyi size anlatmaya çalışacağım. Yalnız biz tutuklandığımızda kamuoyunda aleyhimize birçok kampanya yapıldı. Yani bu sosyal medyada paylaşımlar oldu, olmayan şeyler bize isnat edildi. Ekrem Bey, benim çocukluk arkadaşım. Ancak Ekrem Bey'in 1992'de işte Kıbrıs'ta olması, benim Kıbrıs'ta öğrencilik yaptığım, ardından 92 yılından sonra Amerika'ya gidip orada özel eğitimler aldığım gibi isnatlarla da yani iftiralarla, yalanlarla bu sosyal medya alanlarıyla trol hesaplarının yaptığı saldırılara maruz kaldım. O kadar hazırlıksız yapmışlar ki Hakanları bile karıştırmışlar. Evet, Ekrem Bey'in Kıbrıs'ta bir Hakan diye arkadaşı var ama o Bağdat Caddesi'nde oturan bir arkadaştı. Oysa ki ben Trabzon'da yaşayan bir insandım.

Yani bunlar çok önemli, dosyamızın içerisinde yok. Ama savunmamı yaparken hani bu şeyleri de gözeterek üç dört aşamada savunma hazırladım. Önce kendimi, ailemi, ardından yaptığım işleri, ticari faaliyetlerimi, işte hayatımı anlatarak savunmama başlamak istiyorum müsaadenizle. Sayın Başkan şunu da belirtmek istiyorum. Ayrıca şöyle bir polis fezlekesi var, eylemi anlatan. Bu polis fezlekesinde de eylemle ilgili, eylemde adı geçen şahıslar ve rolleri diye belirtilen bölümde maalesef benim ismim yok. Hatta eylemde adı geçen şahıslarla ilgili yapılan bölümdeki yorumlarda da ismim yoktur. Onu da mahkemenize ifade etmek istiyorum. Sayın Başkan, sayın heyet; Karanis soyadı bana en çok sorulan sorulardan bir tanesidir. Ne anlama gelir, anlamı nedir diye hayatım boyunca hep sorulmuştur. Sanıyorum salonda da bunu merak eden insanlar vardır. Dolayısıyla ailemi anlatarak ifademe başlamak istiyorum. Karanis soyadına dünyada üç yerde rastlanır: Mısır'da Karanis şehri, Memlukler Devleti'nde orduların birinin adı ve Türkiye'de benim ailemin soyadı. Karanisler, Trabzon'un en eski yerleşik Müslüman ailelerinden biridir. Yaklaşık 300 yılı aşkındır Trabzon'da yaşamaktayız. Bu bilgiler Osmanlı arşivlerinde de mevcuttur. Kafkasya'nın Dağıstan ve İnguşya bölgesinden Mısır'a ve Mısır'dan Trabzon'umuza uzanan bir yaşam hikayesidir. Dedem Ahmet Karanis hem Osmanlı Devleti'nde hem de Kurtuluş Savaşı'nda askerlik yapmıştır. Sarıkamış Harekatı sırasında Erzurum'da askerdir. İstiklal Madalyası sahibidir. Dedemin iki amcası da Osmanlı-Rus Savaşı'nda şehit olmuştur.

Dayım Erbil Tok, Kıbrıs şehididir. Mağusa şehrinde, adının verildiği bir cadde mevcuttur. Sayın Başkan, ailemiz Trabzon sosyal ve siyasi hayatında yer almıştır. Aile büyüğümüz Fikri Karanis, Yassıada'da rahmetli Adnan Menderes'le birlikte darbeci cunta tarafından yargılanmıştır. Yargılama sonunda beraat etmiş ve sonrasında Adalet Partisi'nden Trabzon Milletvekili olmuştur. Bir başka aile büyüğümüz Ahmet Rasim Karanis Trabzon Belediye Başkanlığı yapmıştır. Avukat Nihat Karanis Trabzonspor kurucularındandır. 1982 yılında rahmetli olan harita yüksek mühendisi Kürşat Karanis, Alparslan Türkeş'e yakın olan Türk milliyetçisi bir fikir ve eylem insanıydı. Babam Yunus Karanis Ordu Boztepe'deki NATO radar üssünde iki yıl süren bir askerlik yaptı. Askerliğini iki yıl süresi içerisinde yaptı. 1952'de askerliğini tamamladıktan sonra o tarihte bugünkü adı ve unvanı Esnaf ve Sanatkarlar Odası kuruluşuna kaydolup ilk dükkanını açtı. Esnaflık bizim aile geleneğimizdir. Dedem, babam, ağabeyim, ben ve ailemizin birçok ferdi ticari faaliyetlerle uğraşmış, esnaflığı meslek olarak benimsemiş insanlardır. 1980'li yıllarda babamla tekstil sektöründe faaliyet gösteren ailem otomobil alım satımı, şehirlerarası otobüs işletmeciliği faaliyetlerini uzun yıllar sürdürmüştür. 1988 yılında babamın rahmetli oluşundan sonra bu ticari faaliyetlerimize ağabeyim öncülüğünde devam ettik.

1989 yılında Ankara Üniversitesi Uzay Bilimleri Bölümü'ne kayıt yaptırdım. Bu dönemde yine Ankara'da öğrenci olarak yaşadığım dönemlerde Siteler olarak adlandırılan mobilya üreticilerinin bulunduğu satış noktalarında ürün tedariklerini yapmak üzere ticari faaliyetlerime devam ettim. Mobilya ve tekstil sektöründe mağazacılık ve bayiliklerimiz devam ederken otomobil alım satım işlerimizi 90'lı yılların sonuna kadar ağabeyimle sürdürdüm. 1994 yılında Trabzon merkezli kurulan ve bölgesel yayın yapan Kuzey TV'de bir müddet yayıncılık yaptım. Bugün hala o dönemden görüştüğüm bakan, milletvekili, iş insanı ve siyasetçi dostlarım mevcuttur. 1998 yılında İstanbul'a geldim. 2002 yılına kadar Ekrem İmamoğlu'nun inşaat firmasında çalıştım. İstanbul'da ilk taşınmaz tapumu 1998 yılında Büyükçekmece Tapu Dairesi'nden aldım. 2000 yılında evlendim ve eşimle bu satın aldığım evde ikamet ettik. 2001 yılında kooperatif devriyle ikinci dairemi aldım. Yani 2001 yılında üzerime kayıtlı iki adet taşınmaz, eşim ve adıma kayıtlı iki adet araç kaydımız mevcuttu. Eşimin babası bir holdingde uzun yıllar yönetici ortaklık yapmış, Trabzon'da birçok kez vergi rekortmenleri listesine girmiş, Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası'nda yönetim kurulu üyeliği ve Trabzonspor'da yöneticilik yapmış bir iş insanıdır.

Ancak inşaat sektörü bana göre değildi. Çocukluğumdan beri severek yaptığım tekstil işi benim için çok daha cazipti. Bu sebeple Ekrem İmamoğlu'nun onayı ve desteğiyle 2002 yılında Kuzey Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ni kurdum. Bu ismi de, bunu özellikle belirtiyorum, bu ismi de çalıştığım çok güzel anılarımın olduğu Kuzey Medya AŞ Anonim Şirketi'nden esinlenerek koydum. Bu firmam aracılığıyla Almanya'dan 50 adet Mayer denilen, Mayer marka yuvarlak örgü makineleri ithal ettim. Ayrıca Kore'den 40 adet yuvarlak örgü makinesi satın alarak 90 makine parkuru olan bir örgü tesisi kurdum. İki yıl sonra bu firmadaki yüzde 50 hissemi ortaklarıma sattım. O ortaklarım geçen yıl ilk 300'de, 300 sanayi şirketi sıralamasında dereceye girmiş kişilerdir.

Ardından iplik ve örgü kumaş sektörünün öncü firmalarından Kaya Tekstil, fular örme, Purteks örme gibi öncü firmalarda satış pazarlama yöneticisi olarak çalıştım. 2006 yılında EVA ev Tekstil Ticaret Sanayi Limited Şirketi'ni kurdum. Bu firma üzerinden Zorlu Holding Tekstil Grubu'nun bayiliklerini yaptım. Bu firmamın faaliyetlerini yüksek AVM kiraları ve ev tekstilindeki düşük kârlılık sebebiyle durdurdum. Şirketimi aktif tutup şirketim üzerinden hiçbir ticaret faaliyetinde bulunmadım.Ardından Ali Köksal’ın sahip olduğu Karsal Örme Ticaret A.Ş. satış ve pazarlama müdürü olarak çalıştım. Ali Köksal’ın rahmetli oluşundan sonra da oğlu Hüseyin Köksal ile bu çalışma hayatıma devam ettim. Hayatı boyunca kendi ticari faaliyetlerinde bulunan, esnaflık yapan bir insan olarak 40 yıllık çalışma hayatımı 2023 yılında Karsal Örme’den emekli olarak sonlandırdım. 1985-86 eğitim döneminde Trabzon Lisesi’ne kayıt yaptırdım. Trabzon Lisesi, Abdülhamit döneminde kurulmuş köklü bir eğitim kurumudur. Şu anda fen lisesi olarak hizmet vermektedir. Okulumuz devletimize birçok bilim insanı, siyasetçi, bürokrat yetiştirmiş bir kurumdur. Şu an bile devlet kadrolarında okulumuzdan yetişen birçok bürokrat vardır. Her ne kadar İBB bürokrasisinde bu kadroları göremezsek de okulumuzdan mezun olan bu değerli değerlerle gurur duymaktayız.

Einstein ile çalışmış dünyaca ünlü fizikçi Behram Kurşunoğlu, başbakanlık yapan Hasan Saka, ünlü edebiyatçı Sebahattin Eyüboğlu, ünlü bilim insanı Profesör Kuruve Kafato okulumuzdan mezun olmuş bazı insanlardandır. 4-D sınıfımızda ilk eğitim haftasında Ekrem İmamoğlu ile tanıştım. 3 yıl boyunca aynı sırada oturduk. Birçok çocukluk anımızı birlikte biriktirdik. Dönem arkadaşlarımın hepsi de harika insanlardı. Bizim dönem arkadaşlarımızdan hiç kötü insan olmadı. Çünkü biz Trabzon’un dar sokaklarında sevgiyle büyüdük. Biz Hababam Sınıfı'nı izleyerek, uykudan önce programında Adile Naşit’i dinleyerek, Perihan Abla dizisindeki Ruhi Kantan ve Tevfik Şerif’i, Zeki Alasya, Metin Akpınar’ı, Çiçek Abbas filminde Şener Şen ve İlyas Salman’ı, Ah Güzel İstanbul'da Türkan Şoray’ı, Kadir İnanır’ı, Tatar Ramazan’ı izleyerek büyüdük. Sevgiyi gördük o dar sokaklarda, okulumuza yürüyüp, evimize yürüyerek döndük. Bizim ilkokullarımızda müsamereler vardı. Yerli Malı Haftası vardı, Kızılay Haftası vardı. Hepimizin beslenme çantaları vardı. Televizyonlar siyah beyazdı, belki birçoğumuzun buzdolabı yoktu ama elimizde beslenme çantalarımız her zaman vardı.

Ekrem İmamoğlu, üniversite eğitimi için Kıbrıs’a, ben ise Ankara’ya gitmiştim. Ancak liseden sonra arkadaşlığımız kesintisiz devam etti. Kader bize birçok şeyi birlikte yaşattı. İkimiz de ciddi bir trafik kazasını birlikte yaşadık. Hafif yaralı olarak atlattık. O gece Ekrem İmamoğlu hastanede, ben evde geçirmiştim. İkimiz de aynı köyden evlendik. Hayatımızda nezarethaneye ilk kez onunla birlikte girdik. Askerliğimizi aynı şehirde yaptık. Askerliğimizi aynı bölükte yaptık. Askerliğimizi aynı koğuşta yaptık, aynı ranzada kaldık. Aynı apartmanda oturduk. Onun şirketinde iki yıl çalıştım. Çok özür dilerim, aynı apartmanda oturduk, çocuklarımız aynı apartmanda, aynı semtte büyüdü. Onun şirketinde iki yıl çalıştım. Ancak inşaat işini sevmediğim, sevemediğim, baba mesleğim olan tekstile ilgi duyduğum ve bu nedenle inşaat işinden ayrılıp kendi işimi kurdum. Sayın Başkan Ekrem Bey sizler için, sizin nezdinizde şu kişi olabilir; buradaki insanlar için İBB Başkanı olabilir, Cumhurbaşkanı adayı olabilir ya da CHP’nin Genel Başkanı olabilir ya da bir müddet sonra Cumhurbaşkanı da olabilir. Bunların hepsi bana gurur verir. Ama o benim için her zaman arkadaşım Ekrem’dir. O benim Ecem'in amcasıdır, benim Beren’imin babasıdır.

Sayın Başkan, Ekrem Bey farklı siyaset tarzı olan bir kişidir. Ekibine çok güvenen ve yetki veren bir konumdadır. Bu tarzı anlatmak için yaşadığım bazı olayları aktarmakta fayda görüyorum. 2019 yılında siyasetten uzak duracağım kararını gençliğimde vermiş olduğum bu kararı ilan ederek Ekrem Bey başkan adayı açıklanınca, genç yaşta verdiğim siyasetten uzak duracağım kararımı ihlal ettim, İBB Meclis üyeliği için CHP Başakşehir ilçesine müracaat ettim. Gayem arkadaşımla İBB Meclisi'nde çalışmaktı. Başkanın yanında yakın arkadaşı ve başkanın yanında ona destek olmak istemiştim. Bu talebim kabul görmeyecekse, müracaatımı geri çekebileceğimi de yetkili kişilere bildirdim. Yetkili kişilerle yaptığım görüşme sonunda 1. sıradan meclis üyeliğimin açıklanacağını beklerken 5. sıradan adaylığım açıklandı. Yani siyasi yaşamım başlamadan sona erdi.

Sayın Başkan, biraz önce bir kaza geçirdiğimizi belirtmiştim. Bu kaza 1992 yılında Trabzonspor tesislerinden dönüşte olmuştu. Aracımız ters dönmüş, biz kırılan ön camdan dışarı zorlukla çıkmıştık. Etraf zifiri karanlık, sadece otomobil farlarının aydınlattığı bir hat vardı. O zifiri karanlıktan bir adam geldi. Sağ olsun bize yardımcı oldu. Ekrem İmamoğlu’nun ailesini tanıyan biriydi. Yakınlarımıza telefon ederek haberdar etti. O adam, Ekrem Bey İBB Başkanı olunca, beni aradı. Yani 2019’da beni aradı. Oğlu için bir iş talebinde bulundu. Bu gencin bir yıl uğraştım ama işe koyamadım. Hemşerim amcamın oğlu vasıtasıyla bana ulaştı. Bir ricada bulundu. 2019 yılıydı, yani sonbahar gibiydi. İSPARK Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan bir köylüm, hemşerim, amcamın oğlu vesilesiyle bana ulaştı. Bir ricada bulundu. Üç ay sonra emekli olacağını ve işten çıkarılma korkusu taşıdığını anlattı. Ancak 15 gün sonra işten çıkarıldı. 1992 yılında Trabzonspor camiamızda tanıdıklarım ve milletvekilliği yapmış bir ağabeyim bana ulaşıp İSPARK'ta çalışan biri doçent doktor unvanına sahip iki kardeş için en azından pozisyonlarını korumaları yönünde ricada bulundu. Bu ricayı yetkili kişilere ilettim ancak bu iki kardeş bir hafta sonra işten çıkarıldı.

2019 yılında çok iyi bir CHP’li olan Kuzey hanımefendi, Spor Akademisi mezunu olan, tenis eğitmenliği yapan Onur için İBB Spor’da işe girmesi için yardım talep etti. Fatih Keleş Bey’i aradım ancak bir sonuç alamadık. 2022’de Trabzon’dan beni ve Ekrem İmamoğlu’nu tanıyan bir arkadaşımızın basketbol oyuncusu olan Onur için bedelsiz olarak antrenmanlara çıkıp denenmesi talebinde yetkililere yazıldı ama yine kabul görmedi. Rahmetli amcamın köyde yaşayan hanımı yengem, aslen Giresun Eynesilli. Onun yeğeni halk otobüsünde çalışmak için yardım istedi. Hatta Giresunlu olan Mustafa Akın Bey’den de, Ekrem Bey’in koruma müdürü Mustafa Akın Bey’den de destek istedik. Bir müddet uğraştık ama şoför olarak dahi işe sokamadık. Trabzon Lisesi’nde yetişen, Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunu Hazine Müsteşarlığı’ndan bir arkadaşımızın müracaatı oldu. Ben de yetkililere ilettim, çok değerli bir arkadaşımızdı. Bu kişiyi de işe koyamadık, almadılar. Yani bunu anlatıyorum ki durum anlaşılsın yani İBB’deki mantık nedir, nasıldır, bizim durumumuz nedir diye. Oluşan bir önyargının doğru bir yere gitmesi için anlatmaya çalışıyorum.

Yine Trabzon Lisesi mezunu olan, yıllarını Kamu İhale Kurumu’na vermiş uzman bir arkadaşımızın çalışma talebi oldu. Sayın başkan da kendisini tanır, ismini vermeyeyim, pırlanta gibi bir insandı, pırıl pırıl bir insandı. Yetkililere ilettik, yetkililer olumlu görüş bildirmesine rağmen o kişi İBB’de çalışma imkânı bulamadı, şu anda emekli. Trabzon Çaykara yerlisi olan, eğitimini ABD’de yapmış genç bir kardeşim benim referansımla İBB’ye müracaat etti. Yetkililer CV’sini ve vizyonunu çok beğendiler ancak genel müdür olarak değil de şuan için şube müdürü olarak başlatalım, kadrolar buna uygun, ardından terfi yaparız dediler. İki yıl çalıştıktan sonra bu genç arkadaş şube müdürü olarak kaldığı yerden istifa edip özel sektöre geri döndü. Sayın Başkan, İBB’den meclis üyesi dahi olamayan bir kişinin durumu buyken, iddia makamının iddia ettiği gibi benim Murat Gülibrahimoğlu isimli kişiyi örgüte dâhil olmasında etkin rol aldığım iddiası tamamen varsayımsal ve gerçek dışıdır. İddia makamı hakkımda Murat Gülibrahimoğlu’nun örgüte dâhil olmasında etkin rol almadığı için örgüte dâhil olduğu cümlesini kullanmış olsaydı daha tutarlı olabilirdi.

Sayın Başkan, şunla belirtmek isterim, inandığım insanlar için bu tür taleplerde yardımcı olmaya çalışmışlığım olmuştur. Ancak hayata bakış açımdan dolayı hayatımı taşıyan bir akrabam ya da ikinci derece akrabam, yani dayı tarafımdan soyadımız olmayan başka akrabalarımın yeğenleri de dâhil bir kişi dahi İBB camiasında çalışan olarak görmenize, görmenizin imkânı yoktur. Çalışmayı bırakın İBB’nin kurumlarına iş yapan, İBB iştiraklerine iş yapan bir kişi dahi göremezsiniz. Benim İBB’de hiçbir görevim olmamıştır. Bürokrat ve kamu görevlisi değilim. İBB’nin iştiraklerinden hiçbir şekilde ilişkim ve görevim de olmamıştır. Zaten dosya kapsamında da böyle bir iddia yoktur. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanık beyanlarında da somut hiçbir tespit yoktur. Hakkımda gizli tanık ifadesi yoktur. MASAK raporlarında, BDDK raporlarında aleyhimde hiçbir olumsuz tespit yoktur. Oluşturulan tanık beyanlarıyla tutukluluk tesis edilmiştir. Yani gerekçesiz bir gerekçeyle tutuklandım. Tutukluluğumdan üç ve yedi ay sonra oluşturulan tanık beyanlarıyla tutukluluğum tesis edilmiştir. Söylerdi, söyledi, söylemlerinden, söyleyerek, demişti, diyordu mıştı, muştu sözcüklerinden başka dayanağı olmayan bu tanık beyanlarının yalan olduğunu dosya kapsamındaki verilerle tek tek size ispatlayacağım.

Sayın Başkan, iddianamede hakkımda ileri sürülen isnatların tamamı Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım ve bu tanışıklığım üzerine yapılan varsayımsal değerlendirmelere dayanmaktadır. Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığım tamamen sosyal çevre içerisinde gelişmiş bir tanışıklıktan ibarettir. Murat Gülibrahimoğlu ile 2020 yılının altıncı ayında tanıştım. Bu tanışma aslında geçmişin hatırlanması şeklinde olmuştur. Yani bir nevi dejavu gibi bir durum oluşmuştu. 26 yıl önce gördüğünüz bir kişiyi 26 yıl sonra başka bir yerde, başka bir sosyal çevrede görüyorsunuz. Murat Gülibrahimoğlu benden altı ya da yedi yaş küçük birisidir. Ben ve eşim Trabzon’da aynı mahallede oturan ve o mahallede tanışıp evlenen insanlarız. Murat Gülibrahimoğlu da Trabzon’da kayınbiraderimin çocukluk arkadaşıdır. Bu görüşmede kayınvalidemi, eşimi tanıdığını ve zaman zaman o dönemde eve geldiklerini bana anlattı.

Hatta çalıştığım iş yerinin ortaklarından Hüseyin Köksal’ı da Trabzon’dan tanıdığını, zaman zaman da İstanbul’da karşılaştıklarını ifade etti. Bu ilk karşılaşmadan sonra kendisiyle sosyal ilişkiler çerçevesinde görüşmeye başladık. Murat’ın babası Trabzon Lisesi mezunu bir mühendistir. Aslen Rizelidir ama öğrenciliğini ve yaşamını Trabzon’da devam ettirmiş bir mühendistir. Annesi de benim gibi Trabzon Vakfıkebir’li olan bölgede saygın bir ailenin bireyidir. Bu tanışıklıktan sonra ailesiyle de görüşmüşlüğüm olmuştur. Murat Gülibrahimoğlu ile 2020 yılının yarısı ve 2021 yılında zaman zaman bir araya gelmiş, arkadaşlık yapmışlığım olmuştur. Onunla tanışıklığım ve görüşmüşlüğüm pandemi döneminde oluşmuştur. Bu dönem hepimiz için çok sıkıntılı bir dönemdi. Yüzyılda bir görünen bir faciaydı. Pandemi dönemi sokağa çıkma yasaklarının ve birçok kısıtlamaların yaşandığı bir dönemdi.

Psikolojik, sosyolojik ve ekonomik sonuçlarından tüm bireyler olarak hepimiz etkileniyoruz. Dünyada tedarikin bozulduğu, birçok iş yerinin faaliyetlerini durdurduğu, piyasaların kapatıldığı, toplu ölümlerin olduğu, hastanelerde yatakların ve yoğun bakım ünitelerinin dolduğu, solunum makinelerinin yetersiz kaldığı, ilaçların tükenme noktasına geldiği, kısaca çaresizliğin ve korkunun olduğu bir dönemdi. Ben de bu dönemde bu hastalığa yakalanmış ve 15 gün yoğun bakımda kalmıştım. Bu rahatsızlık sonrası 2023 yılında 2 kez anjiyo oldum; 2 tane stent takıldı. Tutuklanmadan 3 ay önce, 2024 yılının Kasım ve Aralık ayı gibi, insanların can derdinde olduğu bir dönemde kendisiyle tanışmıştık. Dosya kapsamında olan ve 2020 yılının 28 Kasım 2020 yılında gerçekleşen tek bir yurt dışı seyahatimiz vardır Murat Gülibrahimoğlu’yla. Ukrayna Kiev’e gitmiştik. Bu bilgiyi vermek istiyorum; bu seyahatte uçakla İstanbul-Trabzon hattında isimlerini ve simalarını hatırlamadığım iki genç, ismini hatırladığım ve bu uçuşta tanıştığım, sohbet ettiğim Transit Bank Genel Müdür Yardımcılığı yapmış olan bir kişi vardı. Bir gece orada kaldıktan sonra tamamen turistik amaçlı bir geziydi bu.

30 Aralık 2020 tarihinde, bu dosyaların açılmasını talep ediyorum; şehir Belgrad olmuştu. Yine Turan Cemal isimli bir kişiyle birlikte yemek yiyip akşam saatlerinde İstanbul’a dönmüştük. Turan Cemal Bey'in eşi olan hanımefendi o dönem bakan, yanılmıyorsam bakan ya da bakan yardımcısıydı. Murat Gülibrahimoğlu ve Erman Bey, bunların İngiltere’deki düğününe de katılmış insanlardı. Hanımefendiyi devlet makamında ziyaret ettiler; biz dışarıda oturduk. Turan Cemal Bey de o hanımefendiyi ziyaret etmek maksadıyla Belgrad’a gitmişti. Ben bu seyahatte birlikte olduğum, siluetini bile hatırlamadığım, hayatımda sadece bu seyahatte yan yana geldiğim kişinin Sarp Yalçınkaya’nın işçisi olduğunu bu dosya kapsamında öğrendim. Bu kişi 2024 yılında, bende kayıtlı olmayan bir numara üzerinden beni aramıştı. Sosyal medya hesabından bana ilgisi olduğunu görmesi üzerine, tanıdığım bir profesör arkadaşıma ulaşıp ulaşamayacağımı; eşinin bir baypas ameliyatı olacağını, gerek ruhsal gerek iletişim anlamında yardımcı olup olamayacağımı sormuştu. Bu itirafçıyla ve iftiracıyla tek irtibatım bu kadardır.

Bu itirafçı ve iftiracının, hatta siz çok güzel bir cümle kullandınız "gıybetçinin", bu gıybetçinin bütün iftiralarının nasıl çürük iftiralar olduğunu, beyanlarının doğru olmadığını ve çöp olduğunu sizlere tek tek ifade ediyorum. Tanıştığım dönemde kendisini inşaat ve madencilik faaliyetleri yapan bir kişi olarak tanıtmıştı. Murat Gülibrahimoğlu ile tanıştığı süreç içerisinde kendisiyle Kemerburgaz’daki bir benzin istasyonunda görüşmüştük. Murat Gülibrahimoğlu bu benzinlikten bahsederken "Bizim" diyordu. Bu istasyonun market ve kasa katının üstünde büyük bir ofisi vardır. Burada bu kişi çalışan mıydı yoksa ortak mıydı bilmiyorum. Zaman zaman bana siparişler veriyordu. Bazen de bürokraside ve siyasette çevresi çok geniş olduğu için hediye etmek amacıyla Trabzon’dan takı siparişleri almam için bana ricada bulunuyordu. Bazen de 1997 yılından beri özel üyesi olduğum tanınmış bir markanın özel ürünlerini almam için rica ediyordu. "Bu ürünleri de bu ofise bırakın." diyordu. Ben bunun haricinde Murat Gülibrahimoğlu ile iddianamede adı geçen Çiftalan, Cebeci maden sahası, Etiler ofislerini hayatım boyunca görmedim. Birkaç çalışanıyla telefon görüşmesi haricinde yüz yüze bir araya gelmişliğim dahi yoktur. Sayın Başkanım, iddanamede hakkımda ileri sürülen isnatların tamamı Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım ve bu tanışıklık üzerinden yapılan varsayımsal değerlendirmelere dayanmaktadır.

İddianamenin 3362. sayfasında, “şüpheli Hakan Karanis'in örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu'na bağlı hareket ettiği, örgür lideri Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı olduğu, örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’nun örgüte dahil olması ve süreç içerisinde yönetici olmasında etkin rol oynadığı, örgüt yöneticisiyle arasında bir köprü vazifesi gördüğü, örgüt yöneticisi tarafından suç gelirlerini aklamak maksadıyla —burası geneldir— birçok para transferinin yapıldığı, örgütün amaç ve faaliyetlerini benimseyen şüphelinin örgütün yerleşik yapısına dahil olduğu anlaşılmıştır.” İddia makamının bu varsayımsal isnadının hiçbir gerçekçi, somut veriye dayanan yeri yoktur. İddianamede bu isnadı destekleyen tek bir delil dahi yoktur. İddia makamı, suç gelirlerini aklamak için tarafıma birçok para transferi olduğunu ifade etmesi ancak BDDK raporunun 25. sayfasının 2. satırında belirtilmesine rağmen, benim tarafımdan Murat Gülibrahimoğlu'na yapılan transferin gizlemesi hukuk kurallarına ve ahlak kurallarına ne kadar uygundur? Bunu sizin takdirinize bırakıyorum.

Gerekçesiz bir gerekçeyle tutuklanıp, tutukluluğuma gerekçe oluşturmak için tutukluluğumdan 3 ay sonra ve 7 ay sonra oluşturulan etkin pişmanlıkları “söylendi, söyledi, söylendiğinden, diyor, demiş, miş, muş” gibi sözcüklerle biten, hiçbir bilimsel hukuksal nedeni olmayan bu beyanlara tek tek açıklık getireceğim, dosya kapsamındaki verilerle hepsini açıklayacağım. Dosyanın kendisiyle çelişmesini sizlerin bilgisine sunacağım. Öncelikle ifade etmek isterim ki; hakkımda iftira, gıybet ve yalan konuşarak beni tanımadığı halde bu ithamları bana yapan kişi kimdir, nasıl bir insandır diye çok düşündüm. Bu düşünce, benim iddianamede bu kişi hakkında ortaya koyulan belge ve beyanları dikkatlice okumama ve neticesinde kanaat getirmeme sebep olmuştur. Dosya kapsamında bu gıybetçi kişinin naylon fatura, tefecilik, faizcilik, borsada manipülasyon gibi suçlardan hakkında soruşturmalar olduğu ve bir şirketine de başka bir operasyon kapsamında devlet tarafından el konulup kapatıldığı anlaşılmıştır. Bu kişiyi anlatabilmek için dosya kapsamında kullanılan ifadeler ışığında birtakım benzetmeler yapmaya mecbur kaldım. Bu kişi kendi beyanlarındaki anlatımları ile bir dönem Kurtlar Vadisi dizisindeki İplikçi karakterine, zaman zaman Dallas dizisindeki petrolcü Ceyar karakterine dönüşmüştür.

Sayın Başkan, bahsettiğim üzere Murat Gülibrahimoğlu ile olan arkadaşlığımın yoğun olan bölümü pandemi kısıtlamaları döneminde, yani piyasaların işlemediği inşaat, tekstil ve benzeri sektörlerin durduğu dönemlerdir. Size tekstil tarafındaki durumu izah edeyim: Bizim kumaş üretiminde kullandığımız, kumaşa esneklik veren iplik Türkiye'de üretilmediği için Çin ve Hindistan'dan ithal edilmekteydi. 2019 yılının başında kilogramı 4 dolar civarındaydı. Pandeminin başlamasıyla tedarik zincirinin bozulması, Çin ve Hindistan'da fabrikaların üretimini durdurması sebebiyle bu ürünün fiyatı 16 dolara kadar yükselmişti. Bu ve benzeri durumlar sektörde negatif etkiler yaratmış, dolayısıyla tekstil sektörü bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Ancak bazı sektörlerde durum tersiyle işlemeye başlamıştı; otomobil sektörü de bunlardan biriydi. Özellikle ikinci el ve sıfır araç piyasasında araç tedariki yüksek kârla satışlar yapılıyordu. Geçmişten gelen tecrübem ve ilişkilerim neticesinde bu dönemde araç alım satım işleri yaptım. Dosya kapsamında da bu durum görülmektedir. Bu dönemde zaman zaman Murat Gülibrahimoğlu tarafından tarafıma, benim tarafımdan Murat Gülibrahimoğlu’na gönderilen borç paraya ilişkin hareketler olmuştur.

Şimdi sizlere suç gelirlerinin —yani şöyle söyleyeyim— banka suç gelirlerinin aklanması amacıyla hesaba gönderildiği iddia edilen para hareketlerini anlatacağım. Murat Gülibrahimoğlu’nun itibarlı bir iş insanı olduğunu para hareketlerini izah ettikten sonra devamında anlatacağım. Kendisinin nasıl itibarlı bir insan olduğunu, kimlerle irtibatta olduğunu, beni kimlerle tanıştırdığını, iş dünyasındaki arkadaşlarını, siyaset ve sanat dünyasındaki ilişkilerini tek tek anlatacağım. Kendisi benim araç satım işi yaptığımı bilmekteydi ve Doğuş Grubu ile arası oldukça iyiydi. Bana referans olabileceğini söyleyerek orada bir yönetim kurulu üyesini aradı ya da arattı. İki adet fiyat aralığı yüksek araç gelecekti. Ancak iki aracı birden alacak olmam birikimimi zorlayacağı için bu işe pek sıcak bakmadım. Kendisi bana hesabında kullanmadığı bir para olduğunu, bu ticaret için bana borç verebileceğini söyledi. VakıfBank’la işleri çok iyiydi. VakıfBank Göktürk Şubesi’ndeki hesabı da bana o açtırmıştı.

Sonuçta hesabıma 08.01.2021 tarihinde 5 milyon TL gönderdi. Ancak bu siparişler iptal oldu. Sipariş iptal olunca 20.01.2021 tarihinde bu parayı saat 08:30’da Bahçeşehir’deki evinden aracımla çıkarak Kemerburgaz’a giderek VakıfBank Göktürk Şubesi’nde saat 10:04’te kendisine teslim ettim. Bununla ilgili hesap ekstresini de sanırım avukatım dosyaya eklemişti. Sayın Başkan, iddia makamı suç gelirlerinin aklanması maksadıyla birçok para transferi yapıldığı isnadında bulunarak BDDK raporunun 25. sayfasının ikinci fıkrasındaki tespiti izlediğini belirtmişti. Şunu ifade etmek istiyorum; Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığım olan 13.06.2020 yılından tutuklandığım güne kadar, yani 1477 günde Murat Gülibrahimoğlu’ndan banka üzerinden bana 5 adet gelen, benden de kendisine 4 adet giden hesap hareketi vardır. Bunları tek tek şimdi size aktarmak istiyorum:

• 08.01.2021’de 5 milyon TL bana geliyor.

• 20.01.2021’de VakıfBank Göktürk Şubesi’nde saat 10:04’te parayı kendisine teslim ediyorum.

• Tam 388 gün sonra –aklama yapıyoruz ya, nasıl aklamaysa bu– 388 gün sonra 26.01.2022’de hesabıma 2 milyon TL geliyor.

• Kendisine bir ay sonra, 1.000 TL’yi Garanti Bankası hesabından gönderiyorum.

• 23.02.2022’de 500 bin TL gönderiyorum.

• 25.02.2022’de 34 K... plakalı aracımın satışından elde ettiğim rakamdan 500 bin lirayı kendisine elden veriyorum.

• 10.03.2022 tarihinde 3 milyon lira kendisinden bana geliyor.

• 16.09.2022’de 34 HK... plakalı Audi marka aracımın satışıyla birlikte elde ettiğim rakamı kendisine elden teslim ediyorum.

• 21.03.2023’te TL karşılığı 2 milyon 200 bin lira olan 100 bin euro alıyorum.

• 16.11.2023 tarihinde 34 T... plakalı Audi A4 marka aracın satışıyla bu borcu da kendisine elden ödüyorum.

Kendisine hiçbir borcum yoktu, alacağım da yoktu. Kendisi de bu işlerde çok titiz bir insandır. Borç alacak işlerine çok titiz bir insandır. Ancak muhtelif zamanlarda banka suç gelirlerini aklamak iddiasıyla birçok para gönderildiği söylenerek havale rakamları aşağıdaki gibidir:

9 tane havale vardır burada Sayın Heyet. 2021’de başlıyor, 2023’te bitiyor. Suç gelirlerini aklıyoruz ya; 10.000 TL, 220.000 TL, 200.000 TL, 50.000 TL, 20.000 TL, 600 TL, 200 TL. Sayın Başkan, bunların hepsi Murat Gülibrahimoğlu’nun bana olan borçlarıdır. Murat Gülibrahimoğlu, daha önce bahsettiğim gibi onun adına yapmış olduğum, yurt dışından gelirken, yurt içerisinde onun adına kendi kredi kartımla yapmış olduğum alışverişlerin karşılığı olarak gönderilmiş paralardır. Bunların hepsi bilgisayarımda vardır. Tek tek faturaları çıkarabilirim ama bilgisayarım emniyettedir. Dolayısıyla benim Murat Gülibrahimoğlu’na hiçbir şekilde ne bir borcum ne de bir alacağım vardır. İlişkim bundan ibarettir.

Kaldı ki BDDK raporunu incelediğimizde; bakınız BDDK raporunu incelediğimizde 26. sayfasında Savcılığın, BDDK’nın tespit etmiş olduğu birtakım işlemler var. Çok detayına girmeyeyim, gözüme çarpan dört beş tanesini kaydettim. Mesela 12.09.2024 - 12.11.2024 tarihlerinde –yani bu olay, operasyon başlamadan çok yakın bir zamanda– Haşim Özel adında birine 179.448.990 TL ödeme gönderilmiş. Ama iddia makamı bunu bir suç geliri olarak görmemiş. İbrahim ya da İsmail Hakkı Öztürk kimse 111.581.630 TL gönderilmiş, ama bu bir suç geliri olarak görülmemiş. Mustafa Ekşi diye bir insana 104.019.833 TL gönderilmiş, bu da bir suç görülmemiş. Banka suç gelirlerini aklama olarak görmemiş mi? Ama benim burada alacağım olan rakamlar; 10.000 TL, 50.000 TL, 20.000 TL, 200.000 TL, 600.000 TL, yani toplam 470 günde gelen rakamlar bir suç geliri olarak buraya isnat edilmiş mi?

Bunların hiçbirini kabul etmem mümkün değildir. Söylediğim gibi bunlar Murat Gülibrahimoğlu'nun bana olan borçlarıdır. Hepsinin de kayıtları vardır bilgisayarımda. Onları buradan bulma imkânım yok. Cezaevi şartlarını biliyorsunuz Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Murat Gülibrahimoğlu'nun sözde örgüte tabi olması ve süreç içerisinde yönetici olmasını sağladığım iddiası tamamen farazi ve varsayımsaldır. Dosya kapsamında Murat Gülibrahimoğlu'nun İBB ile 2015 ya da 2016 yılından beri birlikte çalıştığı, yine 2019 yılında birçok İBB bürokratıyla görüştüğü açıkça ortadadır. Ertan Yıldız, kendi ifadesinde Murat Gülibrahimoğlu'yla birçok kez görüştüğünü ifade etmektedir. Fatih Keleş ile de 2019-2020 arasında görüşmektedir. 2019-2020 arasında birçok İBB bürokratıyla da görüşmektedir. Yani bu İSFALT ve İSTAÇ denilen kurumlardaki bürokratlarla da görüşmektedir.

Ben, Murat Gülibrahimoğlu ile kimse arasında köprü görevi görmedim. Köprü, üzerinden geçilen yol demektir. Hayatım boyunca üzerinden geçilen bir konumda olmadım. Ben, Murat Gülibrahimoğlu'nu çevremde kimseyle tanıştırmadım. Kendisinin de buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Ancak Murat Gülibrahimoğlu, beni kendi çevresinde birçok iş insanı ile tanıştırdı. Murat Gülibrahimoğlu, beni devlette görev yapan önemli bürokratlarla, siyasetçilerle tanıştırdı. Tanışıklıkta bir suç isnadı yaratmaya çalışan iddia makamı, keşke bu soruları bana sorsaydı. Kendilerine tek tek anlatsaydım. Tutuklandığım ve tutuklu kaldığım süre içerisinde iddia makamı bu insanla ilgili bir tek soru bile bana sormadı. Keşke sorsaydı. Efendim diyeceksiniz "sen niye gidip söylemedin?". Bilmiyorum ki neyle suçlandığımı. Yani on tane sorgu mahkemesine çıktım, efendim diyorum "ben neyle suçlanıyorum?", "örgüt üyeliği". Ya suçum ne diyorum? Yok diyor. Ya "savcılarımız bir şey sormak istiyor mu?" diyorum, bana sorsunlar. "Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun?" diyor. Kayıtlarda vardır. Ya ben etkin pişmanlıktan niye yararlanayım? Bir suça iştirak etmedim ki. Neden yararlanayım etkin pişmanlıktan? Ama beni çağırıp sorun, anlatayım size bu adam kimdir? Kimle oturdu, kimle yemek yedi, kimi tanıyor, Ankara'da nereye gitti hepsini anlatayım. Ama bir tek soru dahi bana sorulmadı.

Sayın Başkan, benim tanıdığım, borç-para ilişkisine girdiğim insan itibarlı bir insandır. Ben Mustafa Akın Bey burada savunmasını alırken bir soru sordum, siz de kızdınız "Ya Hakan Bey" dediniz "biz çakarlı kimlere nasıl verildiğini biliyoruz, ya onu niye soruyorsunuz?" dediniz. Ben bilmediğim için sordum. Bir iş adamına çakar nasıl veriliyor diye sordum. Kendisi bana dedi ki; teşekkür ediyorum kendisine konuya hâkim olduğu belli, dedi ki; önce valiliğe müracaat ediyor bir iş insanı, sonra Koruma Kurulu'ndan geçiyor, sonra İçişleri Bakanlığı'na gidiyor, oradan da onaylanıyor. Yani üç tane onay makamı var. Şimdi bu insan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden, bu itibarlı insan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden iki bakan, iki bakan döneminde, farklı iki bakan döneminde ve üç İstanbul Valisi döneminde devlet koruması almış bir kişidir. Benim bununla arkadaşlık yapmam nasıl bir suç unsuru olabilir? Tekrar ediyorum; bu insan Süleyman Soylu ve Ali Yerlikaya'nın İçişleri Bakanlığı döneminde devlet koruması almıştır. Yani o çakarlı arabayla dolaşmıştır ve polis koruması vardır. Ve İstanbul Valileriyle oturup kalkmıştır.

Bu insan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden iki bakan ve üç İstanbul Valisi döneminde devlet koruması almış bir kişidir. Kendisi çok iyi biliyorum çünkü beni de davet etmişti, hasta olduğum için gidemedim; Eyüpsultan Belediyesi aracılığıyla anneannesinin adına bir cami yaptırmıştır ve açılış töreninde milletvekilleri, belediye başkanları ve protokolle yapmıştır. Devlet bürokrasisinde yetkin bir kişidir. İstanbul'da 2019'dan beri görev yapan valileriyle görüşen bir kişidir. Tüm komşuları bilir, Bodrum'da yazlığında dönemin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Ziya Selçuk, pardon Yusuf Ziya Selçuk evinde misafir etmiş saygın bir iş adamıdır. Dosya kapsamında olduğu için söylüyorum, AK Parti İl Başkanı Osman Kabaktepe bir şirketinin yönetim kurulu üyesi ve ortağıdır. Yani bu insan saygın bir insandır. Ben saygın olmayan bir insanla arkadaşlık yapmadım.

İSTAÇ Genel Müdürü'nü tanımam. İSBAK Genel Müdürü'nü tanımam. Yardımcılarını tanımam. Hiçbir bürokratı, İSTAÇ ve İSBAK'ta hiçbir bürokratı tanımam. Hayatım boyunca İSTAÇ ve İSBAK’ın kapısının önünden geçmedim. Bırakın içeri girmeyi, kapısının önünden geçmedim. Yerlerinin nerede olduğunu bilmem. Murat Gülibrahimoğlu ile Kasım 2022'den beri yan yana gelmişliğim yoktur. 2023 yılının ilk aylarından beri de irtibatım yoktur. Murat Gülibrahimoğlu'nun birkaç elemanıyla kısa telefon konuşması haricinde yan yana gelmişliğim yoktur. Adı geçen Âdem Başer, Volkan Ateş, Yener Torunler, Ahmet Güldü, Yağmur Cansu Yeşilyurt, Tuğba Topdemir, Hasan Tutsa, Tahsin Sönmez'i nezarethane haricinde hiçbir yerde görmedim. Hiçbir yerde görmedim. Cem Çelik, Ali Nohut, Bülten Koç, Ozan Kayatepe'yi hayatım boyunca hiç görmedim, tanımam, bilmem. Bunların benimle ilgili beyanı da yok. Sayın Başkan, dosyasını okudunuz, incelediniz, biliyorsunuz. Yani tanıyan yok beni. İsmini geçiren yok. İki buçuk itirafçı var, onları anlatacağım. Onlar da beni bilmiyorlar zaten. Onun haricinde gizli tanık yok, eyleme karışanlardan ben yokum. Polis fezlekesi orada, arama bile yapmıyor polis fezlekesi yok çünkü eylemlerde yokum. Tanıyanlar yok, kimse yok ama buradayım. İddia makamı hakkımda hiçbir somut delil ve belge yok iken örgüt lideri ve örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu arasında bir köprü vazifesi gördüğüm, gördüğüm anlaşılmıştır diyor. Sayın Başkan, Ertan Yıldız 20.05.2025 tarihinde etkin pişmanlık kapsamında bir ifade veriyor. Diyor ki: Belediye meclis üyeliği ile hafriyat rantını sürekli artırarak Murat Gülibrahimoğlu'nun çok yüksek kazançlar elde etmesi sağlanmıştır.

Osman Nuri Kabaktepe’den bahsetmiştim. Şirketinin ortağı, yüzde 50 ortağı ve yönetici meclis üyesi. 2016'da kurulan Kuzey İstanbul Gayrimenkul diye bir şirketi var. Dosya kapsamında olduğu için burada konuşuyorum. Açık kaynaklarda mevcut zaten. Sayın Başkan, 2019-2024 yıllarında İBB Meclisi'nde çoğunluk AK Parti'liydi. Ben siyasi olarak konuşmuyorum, lütfen yanlış anlamayın beni. Bir gerçeği ortaya koyuyorum. AK Parti'liydi. Bu grubun başkanı da AKP Grup Başkanı Osman Nuri Kabaktepe’ydi. Ertan Yıldız'ın bu manipülasyon iddiası Murat Gülibrahimoğlu ile İBB Meclisi arasında köprü vazifesini Osman Nuri Kabaktepe mi kurmuş oluyor? Bu fiyatlar oradan ayarlanıyorsa, oradaki karar AK Parti grubundan geçiyorsa, AK Parti grubunun başkanı Osman Nuri Kabaktepe ise, Osman Nuri Kabaktepe ile olan arkadaşlığı veya münasebeti yüzünden köprü görevini iddia makamının bana ettiği köprü görevini Osman Kabaktepe mi görüyor? Eğer böyleyse Osman Nuri Kabaktepe nerede? Ya da iddia makamı bana bu ithamı hiçbir delil olmadan yaparken, üstelik benim kamu kurumlarında hiçbir görevim, yetkim yok iken, bu kişiye ve şirketlerine bu izinleri veren kamu yetkililerinin hiçbiri ortada yokken iddia makamının bu yorumu ne kadar hukukidir? Ne kadar insanidir yani? Bu kişiye Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İlçe Belediyeleri, Kaymakamlık, İl İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde, İSTAÇ’ta bu izinleri almış ise, akabinde bu kaçak dökümü buraya yapmış ise, bunu denetleme, kontrol etme, engelleme yetkisi yine bu kurumların yetkisi ve uhdesinde değil midir? Bu kişiyle tanışıklığımdan dolayı tarafıma akla mantığa uygun olmayan bir suç isnat edilmesi mümkün değildir. Hukuki de değildir. Bu bölgeyi, bu bölgeyi bilmeyen, hayatı boyunca bu alana gitmemiş, bu kişinin ofisini bilmeyen, elemanlarını tanımayan bir kişi olarak yapılan isnatların hiçbirini kabul etmem mümkün değildir.

Bu kişinin Murat Gülibrahimoğlu şirketlerine yani hani itibarsız bir kişi ya, itibarı yok bunun yani. Valiyle görüşüyor, bakanla görüşüyor, herkesle görüşüyor, bakanlıktan işler kontrolle izinleri alıyor, işler alıyor. İtibarı da yok ama bu kişiye bir kamu bankası olan Vakıfbank'tan, altını çiziyorum, esnaflık yaptığım için biliyorum, benim mesela Vakıfbank'taki kredi kartı limitim 40 bin lira Sayın Başkan. 40 bin lira, artırmadılar. Onu da iptal ettim zaten teşekkür ederim. 40 bin lira. Başka bankalarda var, Akbank'ta daha fazla, 1 milyon lira, Garanti Bankası'nda 500 bin liraydı. Bu kişinin Murat Gülibrahimoğlu şirketlerine kamu bankası olan Vakıfbank Yönetim Kurulu kararıyla 2025 yılına kadar 2,5 milyar TL kredi verilmiştir. Kim söylüyor bunu? BDDK raporu. Yönetim Kurulu kararıyla vermiş. Esnaf olan, sanayici olan, iş adamı olan birisi bunu bilir. Bunun ne anlama geldiğini bilir. İddia makamının yaklaşımı ile eğer bu kişi kaçak döküm yapmış ise, bu kamu bankası bu suça iştirak etmiş anlamına mı geliyor? Elbette ki hayır. Siz Tunceli'ye bir vali atamışsınızdır, adam valilik yapmış, 5 sene sonra bir cinayetten yargılanıyor. Onu oraya atayan adam suçlu olabilir mi? Ya da ona referans olan bir insan ya da arkadaşlık yapan bir insan suçlu olabilir mi? Fiile karışmamışsa suçlu değildir. Vakıfbank da burada suçlu değil. Ben de suçlu değilim.

Sayın Başkan, ben devlet nezdinde itibarlı bir kişiyle bir dönem arkadaşlık yaptım. Hiçbir ticari faaliyette bulunmadım. BDDK ve MASAK raporlarında bu kişiyle ticari bir faaliyetimin olmadığı, 20 yıllık şirketimin, devlete bir kuruş vergi borcu olmayan, sigorta borcu olmayan 20 yıllık şirketimin, Eva Ev Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin bu kişiyle veya bu kişiyle iltisaklı bir şirketle ilişkisinin olmadığı dosya kapsamındaki MASAK raporlarıyla da tescillenmiştir. Sayın Başkan tekrar ediyorum, 14 aydır hapis yatıyorum; vaktinizi alma hakkım olduğunu düşünüyorum. Tekrar ediyorum; eylem 1’de adı geçen şüpheliler Adem Başer, Volkan Ateş, Erener Toruner, Ahmet Güldü, Yağmur Cansu Yeşilyurt, Turgay Tokdemir, Hasan Tahsin Sönmez’i mahkeme süreci haricinde hiçbir yerde görmedim. Cem Çelik, Ali Nuhoğlu, Gülten Koç, Bozan Kayatepe, Cihangir İlçin, Tanık Ömer Keskin, Tanık Lütfü Kaynar, İbrahim Hakkı Öztürk, Arzu Kolçak, Mustafa Mutlu’yu tanımam. Bu kişilerin benimle ilgili de bir beyanı yoktur.

Sayın Başkan, tutuklanma sürecinde iddia makamı tarafından, ailemden miras kalan, şahsımın 40 yıllık ticari faaliyetleriyle, eşimin de birikimleriyle elde etmiş olduğumuz tüm mal varlıklarımıza tedbir koyulmuştur. Öyle bir tedbir koyulmuş ki, emekli maaşımızı bile almamız engellenmiş. Yani öyle bir tedbir koyulmuş. Kredi kartı borç ödemesini ailemiz yapamamış. Bankaya gitmişler, hesap kapalı, kredi kartımızın borcunu ödeyememişiz. Avukata vekalet vermişiz, vekaleti yeterli görmemişler. Vakıfbank, Halkbank, Garanti Bankası kredi kartlarım hukuki icra takibine girdikten sonra binbir zorlukla ödenebilmiştir. Sistem avukatlarımıza dahi bu ödemeyle ilgili vekalet vermemizi imkansız hale getirmiş. Hesap hareketlerimize yani hesap ekstrelerimize binbir zorlukla kısmen ulaşabilmişiz. Sayın Başkan ne diyor; “Adalet mülkün temelidir.” Bu sözün altında ve bu bayrağın altında konuşuyorum. Allah’ıma şükürler olsun, mal varlıklarımı alın terimle nasıl edindiğimi sizlere anlatacağım.

İfademin ilk bölümünde 2001 yılında İstanbul’da iki adet taşınmaza sahip olduğumu, Büyükçekmece Tapu Dairesi’nde tescilli olduğunu, eşimin ve şahsımın adına araç kayıtlarımızın olduğunu anlatmıştım. 2025 yılına kadar adıma kayıtlı 4 taşınmazıma ve 2 araç kaydımıza tedbir kondu. Şimdi sizlere bunları nasıl edindiğimi anlatacağım. Yani mecburum anlatmaya. Hani anlatılacak şeyler değil ama anlatacağım; burası mahkeme. Sayın Başkan, Kuzu Grup Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın ortaklaşa yaptığı Bahçeşehir Spradon Quartz projesinde; sıfır faiz, sıfır peşinat ve 120 ay vadeli, TEFE-TÜFE artışlı kampanyasından Kuzu Grup ve Emlak Konut ile 22.06.2011 tarihinde 337 526 müşteri no’lu satış vaadi sözleşmesi yaptım. 10 yıl (19 da olabilir anlaşımıyor) boyunca ödemeleri banka kanalıyla yapıp 16.02.2020 tarihinde borcumu bitirdim, taşınmaz tapumu aldım.

15 Temmuz’da yaşanan kalkışma neticesinde inşaat sektöründe arz kısmında bir daralma olduğunu ve pandemi şartlarının da bu arz-talep dengesini daha da artıracağını fark ettim. Borcunu bitirdiğim dairemi satıp daha konforlu bir daire almak için arayışa girdim. Yine Bahçeşehir’de satın aldığım daireye yakın bir lokasyonda yine Kuzu Grup Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’na ait bir projeden bir daire baktım. Hatta bundan öncesinde Adem Soytekin’in Bahçeşehir’de yapmış olduğu projeyle de ilgilendim. Adem Bey’i arayarak satış elemanıyla bir randevu oluşturdum. Adem Bey’in inşaat projeleri başarılı ve prestijli bir projelerdi. Ancak Adem Bey’in bu projesi bütçemi aştığı için tekrar Kuzu Grup Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile görüşmeye devam ettim.

Satın almayı düşündüğüm daire 750-800 bin TL civarındaydı. Yani bunları anlatıyorum da mecburum anlatmaya. Civarındaydı. Kendi dairemi de 400 bin TL’ye kadar satabiliyordum. Dairemi satılığa çıkardım. Kalan kısmını da birikimlerimin tamamıyla tamamlayıp hedeflediğim taşınmazı satın alacaktım. Suç geliri var diyoruz ya, bu işlemleri yapıyoruz. Yaklaşık bir ay kadar bu dairem satışta bekledi ancak 400 bin TL’ye teklifler geldi, yani daha düşük teklifler geldi. İlanda kaldı, biraz daha beklemem gerekiyordu. Fakat Kuzu Grup’tan bu zaman zarfı içerisinde telefonuma bir mesaj geldi. Bir satış kampanyası yapmışlar. Tekrar Kuzu Grup’a gittim. 100 bin TL, 36 ay vade ile ara ödeme koşuluyla bir satış vaadi sözleşmesi yaptım. 9.400 TL taksit ve ara ödemeleri banka kanalıyla yapıp 36 ay sonra 22.02.2023 tarihinde taşınmaz tapumu aldım.

Bu arada 400 bin TL’ye satamadığım diğer taşınmazımı 1,5-2 yıl sonra 2 milyon 600 bin TL’ye sattım. Banka havalesiyle tarafıma gelen bu ödemeyle proje aşamasında takip ettiğim Üsküdar’daki taşınmazı Mart ayı olarak 23.03.2023 tarihinde ipotekli olarak satın aldım. Hem Spradon Quartz, hem Kuzu Grup hem de Üsküdar’daki evle ilgili belgeler tarafımda sunulmuştur. 2015 yılından beri Milli Eğitim bünyesinde düzenlenen açık taşınmaz satışları yapılmaktadır. Bu satışlar tüm vatandaşlarımıza açık olup hem salonda hem internet üzerinden gerçekleştirilmektedir. Biz de satış ilanlarını takip etmekteyiz. Yine Parsel Sorgulama uygulaması üzerinden bu taşınmazlarla ilgili her türlü bilgi, fotoğraf ve görsel gibi uygulamalar geldi; halen daha devam ediyor. Bu alanda Çevre Bakanlığı’nın müzayedesine bizzat katılmış durumda. İnternet üzerinden takip ettiğim birkaç Çevre Bakanlığı ihalesine de katıldım ama bir netice alamadım, satışlara başkaları da katılıyor. İnternet üzerinden takip ettiğim Bodrum Kızılağaç Köyü’ndeki Ada 310, Parsel No 19 olan 416,63 metrekarelik arsayı 1.050.000 TL bedelle 24 aylık vadeli olarak satın aldım.

Satın alma işlemi zaman kısıtlılığı yüzünden, yani fiziki olarak katılan bir bölüm çalışma olduğu için bu işleri takip eden arkadaşımın adına vekaletli elemanı üzerinden gerçekleştirildi. Sonrasında tapuyu ismim üzerine yaptım. Yine bu ödemelerin taksitlerini banka üzerinden gerçekleştirdim. 2022 yılında, 06.12.2022 tarihinde olan taksitini bitirdik. Akabinde bu arsamızın komşuları, 21.684,89 metrekare alanda proje sahibi olan Orhan Yılmaz’ın imza yetkilisi olduğundan arsamızı bizden istediler. Bunun karşılığında kendi siteleri içerisinde, müteahhitliğini yaptıkları sistem içerisinde bir gayrimenkul teklif ettiler. Biz de bu vesileyle bu 416,63 metrekare arsayı Orhan Yılmaz’a devrettik. Eşimin üzerine olan tapuyu Orhan Yılmaz’a devrettik. Orhan Yılmaz’ın imza yetkilisi olduğu Yatırım Turizm İşletmesi ile satış vaadi sözleşmesi yapıp karşılığında 140 metrekare betonarme bir taşınmazı almış olduk. Bununla ilgili de dosya mevcuttur. Yine 1 adet Bodrum’da 73 metrekare olan taşınmazımızı 04.12.2021 tarihinde eşime ait olan birikimlerle 800.000 TL bedel ödemesiyle banka üzerinden yaparak satın aldık.

Sayın Başkan; yalan, iftira, gıybet kötüdür. Yalan temelsiz bir bina gibidir. Yalan ispatlanamaz ama doğru ispatlanır. O yüzden yalancı, yalanını ispatlamak için yalan içinde yalan konuşmaya başlar; başka çaresi yoktur. Yalancıları kullanmak isteyen insanlar onları TV kanallarına, YouTube kanallarına çıkarıyorlar. Yalancılar bir an kendilerini dev aynasında hissederler ama bu tutarlık bir saman alevi gibidir; rezil olursunuz. "Kuryenin getirdiği 10.000.000 doları bir çantaya koydum ve taşıdım" dersiniz ama 10.000.000 doların 100.000 lira olduğunu bilemezsiniz. Yalanı konuşmak ve ispatlamak çok zordur; çünkü yalan olmayan bir şeydir. Siz Boğaziçi’ndeki sözde olayı anlatırken birini ispatlarken Elçin Bey’e "Elçin Hanım" dersiniz; yalan böyle bir şeydir. "Birbirlerine 30 avukat kalıyor" dersiniz, hatta olmayan bir karar için "66 ödeyeceksiniz" dersiniz. Yalan söylüyormuş. Şoför Servet Yıldırım’I, çalıştığı iş yerini rahmetli Ali Köksal abimin şoförü olarak tanıdım. Ali Köksal rahmetli olduktan sonra oğlu Hüseyin Köksal’a da bir dönem şoförlük yaptığını biliyorum. 15.04.2025 tarihinde diyor ki: "Ben 13 yıldır Hüseyin Köksal’ın şirketinde şoför olarak çalışıyorum. 1,5 yıl öncesine kadar kendisine şoförlük yaptım, sonrasında pasife alındım. Biz şoförler olarak aşağıda beklerdik. Başka gelen kişileri bilmiyorum. Burada ne konuştuklarını, ne için geldiklerini de bilmiyorum." Yine "Patronum Hüseyin Köksal’ın yanına Tuncay, Fatih Keleş, Hakan Karabulut isimli şahıslar geliyor" diyor. Yalan işareti burada görülüyor, kurtulmaya başlıyor Sayın Başkanım.

Çelişkilerimiz burada başlıyor. "14 senedir hep birlikteyiz, SGK’lı olarak çalışmıyorum, ofisimin olduğu, emekli olduğum firmama bu iş yerine Hakan Karanis de geliyordu" diyerek ilk yalanda başlıyor. Çünkü bu 2 ay sonra, 16.06.2025'teki yalan beyanlara yenileri de ekleniyor. Yani yalan içinde yalanlara başlıyor. Hakkında döküm işleriyle ortaklık yapısı, bakanlıktan izinlerin kim tarafından nasıl alındığı, paraların kim tarafından nereye ne zaman götürüldüğü hususlarıyla ilgili bütün bilgileri Hakan Karanis isimli şahıs bilmektedir diyor. Adamı buldular Sayın Başkanım. "Bakanlıktan izinleri o alır" dedi. Ya bu iddianamede var ki ciddiye alınmış bu iddia makamı. "Bakanlık kalemleri nerede alır?" Paraların kim tarafından nereye gittiğini, tüm bilgilerin ortaklık yapılarında bildiğini söylüyor. Ben cezaevindeyim ama bir tane soru sorulmuyor. Benim bu ifade verilirken haberim yoktu, gizlilik vardı şimdi öğreniyorum. Yani adamı bulmuşlar ama gelip bana sormuyorlar. İlginç, ilginç.

Aslında şoför Servet Yıldırım, sayın savcılarımıza müthiş bilgiler veriyor. Diyor ki: "Ben bilmem, her şeyi Hakan Karanis bilir." Dedim ya fakat soruşturmayı sonuçlandırmak için bu müthiş bilgilere rağmen sayın savcılarımız ifademi almaya ya da bu konuyla ilgili bana sormaya gereksinim bile duymuyorlar. Çünkü biliyor musunuz niye olduğunu? Ben biliyorum; onların benim suçsuz olduğumu bildiğini biliyorum. Şoför Servet Yıldırım, yalanına gerekçe oluşturmak için yeni bir yalan daha geliştiriyor. Maalesef yalan böyle bir şey; sürekli üretmelisin. Diyor ki: "Bir gün Murat Gülibrahimoğlu Hüseyin Köksal'ın ofisindeyken Hakan Karanis'e 2020 veya 2021 yılında 3.000.000 TL'ye yakın bir para attı." Online, attı lafından onu anlıyorum yani; online, parayı öyle atacak hali yok. Online bir transfer yaptı. Hakan, Murat Gülibrahimoğlu’nu arayarak az para gönderdiğini ve iade ettiğini söyledi. "Bunun üzerine Murat ve Hakan telefonla tartıştılar, bu olaya bizzat şahidim" dedi. Beyanı bu. Sayın Başkan, yalan söylemek çok zor bir şey. Daha doğrusu ilk ifadesinde "Şoförler dışarıda bekliyor." diyen kişi içeriye girmiş ve buradan gözlem yapar hale gelmiş. Yani şoför kabinden patronu Hüseyin Köksal'ın makamına geçmiş; Hüseyin Köksal'ın misafiri, devlet koruması olan iş adamı Murat Gülibrahimoğlu ile oturmuş. Dedim ya; yalan ve yalancılık anlatımlarında kesinlik yoktur, zaman kavramı yok. Bir gün olduğu belli değildir; bir yıl ama hangi yıl? Rakam bile kesin değil; 3.000.000 değil, "3.000.000'a yakın". 3.251.000 mi, 2.975.000 mi? Ama 3.000.000 değildir. İşi zordur yalancının çünkü yalan söylerken çok dikkatli olmalı.

Sayın Başkanım, 14 aydır tutuklu olan benim işim bu yalancıdan daha kolaydır ama çok kısıtlı imkanlarla geldim. Yani 60 kişilik koğuşta kalıyorum. Arkadaşlarımdan memnunum; koğuştakiler 13-14 gündür çok zor şartlarda yaşıyorlar. Allah onların da yardımcısı olsun. Yani sadece kendimiz için değil, başkaları için de istiyoruz çünkü bunu yapacaklar. 14 aydır tahtakurularıyla yaşıyoruz. Bu da yanlış bir yöntem; yani sistem çok zor burada. Adalet Bakanımıza sesleniyorum: Şu an cezaevinde lütfen ciddi anlamda bir düzenleme yaratsınlar. Çok zor şartlar var. 24 yaşlarında bir çocuk var; çocuk hasta, psikolojik hasta. Yani 1-2 yıldır koğuşta kalıyor, artık doktorlar muayene etmiyor. Durup dururken insanlara yumruk atıyor. Hani her an bana da atabilir, başkası da atabilir. Kolluyoruz kendimizi. Bugün sabah yine birine namaz kılarken saldırdı, aldılar götürdüler falan. Yani çok zor koşullar var. O Sırrı Bey'in burada anlattığı çocuk vardı hani boğazını kesti; o çocukla da ben 3 ay yattım. Adını vermeyeyim burada şimdi. Adıyamanlı; babası cezaevinde, kendisi cezaevinde. 28 yaşında, çocuk yaştan beri cezaevinde yatıyor. Yani ben tanık olduğum için. Müebbet hapis cezasıyla yargılanıyor. Onun için Adalet Bakanlığımızdan rica ediyorum: Bu cezaevlerinde çok ciddi bir düzenleme yaratsınlar Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, bu kişinin işi benden zor. Çünkü ben gerçek verilerle gerçeği ortaya koyacağım, o yalanı, ben gerçeği anlatacağım. Yalan soyut bir dipsiz kuyu, ama gerçek somut ve tektir. Sayın Başkan, şoför Servet Yıldırım’ın ifadesini matematiksel bir terimle anlatmaya, ispat etmeye çalışacağım. Matematikte şöyle bir kavram var, hepimiz biliriz, lise düzeyinde eğitim almış herkes bilir: Herhangi iki doğrunun birbirine paralel olması için gerek ve yeter şart; bu iki doğru bir kesenle kesildiğinde eğer yöndeş olan bu açılar birbirine eşitse bu iki doğru birbirine paraleldir.

O halde Servet Yıldırım’ın bu beyanının, hakkındaki bu beyanının iddiasının gerçek olabilmesi için gerek ve yeter şart:

1. Şoför Servet Yıldırım iş yerinde, garajda ya da şoför kabininde değil de Hüseyin Köksal’ın makam odasında patronu Hüseyin Köksal, iş adamı Murat Gülibrahimoğlu ile birlikte olmalı. Bu yetmiyor, o da olacak. Bunların hepsi de artı olmalı.

2. Benim hesabıma 2020 ya da 2021 yılında herhangi bir gün, yani 730 günde bir gün 3 milyon liraya yakın bir para gelecek.

3. Ben aynı zaman diliminde 3 milyon liraya yakın bir parayı Murat Gülibrahimoğlu’nun hesabına tekrar geri göndereceğim.

4. Bunun üzerine telefon açıp Murat Gülibrahimoğlu ile tartışacağım, yani telefon açmalıyım.

5. 2020 ve 2021 yılında 730 günde bu dört şartın da oluşturduğu bir gün olmalı.

Sayın Başkan, iddia makamının şoför Servet Yıldırım’ın ifadeleri ile ilgili yaptığı baz çalışmalarında; Murat Gülibrahimoğlu, Hüseyin Köksal ve şoför Servet Yıldırım’ın hem Beylikdüzü ofiste hem de –bu da benden bonus olsun– hem de Zorlu Center, Zorlu ofislerine gelip birlikte olduğu baz verileri tarihleri incelendiğinde ve benim hesabıma gelen havale tarihlerine ve giden havale tarihlerine bakıldığında şoför Servet Yıldırım’ın bu iddiasını doğrulayan tek bir gün dahi yoktur. Bunu siz de incelediğinizde çok rahatlıkla göreceksiniz. Bir yalanın gerçek verilerle nasıl yalan olduğunu anlattığımı düşünüyorum.

Defne Restaurant yalanı: Şoför Servet Yıldırım gizemli bir siyasetçiden bahsediyor. Kendisiyle Defne Restaurant’ta yemek yediğimi iddia ediyor. Bu da kocaman bir yalan. Çünkü biz o siyasetçiyle Yaşam Vadisi denilen bölgede... Size Yaşam Vadisi’ni anlatayım Başkanım biraz: Yaşam Vadisi Beylikdüzü’nde yapılan çok büyük bir park. Yani özellikle yaz mevsimlerinde çok yoğun bir nüfusun olduğu, kafelerin, restoranların olduğu, restoranların, çay bahçelerinin, bahçelerin insanların oturduğu... Yani böyle bir işletme gibi görmeyin, siz orada yemeğinizi yerken on binlerce insan yanınızdan geçiyor, böyle bir ortam yani, bahsedilen ortam böyle bir ortam. Biz o siyasetçiyle Yaşam Vadisi denilen bölgede Japon Bahçesi ismindeki mekanda görüştük. Bu mekanla Defne Restaurant birbirine çok yakın, yani birlikte baz vermesi çok normal yani. Aşağı yukarı 500-600 metre, 300 metre birbirlerine yakın olan bir yer burası. Japon Bahçesi olarak geçen yerin işletmecisi söz konusu siyasetçinin mensubu olduğu partinin ilçe başkanıdır.

Dosya kapsamında yapılan baz çalışmasında iddia makamı benimle Murat Gülibrahimoğlu’nun ortak baz verdiğini dosyaya koyarken, sunarken; şoför Servet Yıldırım ile benim ortak baz verdiğimi koyamamıştır. Neden koyamamıştır? Çünkü şoför Servet Yıldırım benimle değildir. O saatte, o zaman diliminde patronu Hüseyin Köksal’la beraberdir. Onların mesaisi çok geç biter. Yani akşam 9’da 10’da giderler yani. Dolayısıyla bu da yani Defne Restaurant’ta oturduğumuz gerçeği de yalan. Yani buna birisi bunu söyletmiş, kendisinin bunu bilme imkanı yok. Yok, aynı ifadeyi İzmir’de yaşayan başka bir itirafçı söylüyor. Yani bence Beylikdüzü’nü de bilmiyor, hani bu gene oraları biliyor, öteki itirafçı Beylikdüzü’nü de bilmiyor. Sonuçta biz bu siyasetçiyle Japon Bahçesi denilen çay bahçesinde oturduk. Bu siyasetçi ağabeyim vasıtasıyla tamamen spontane gelişen bir durum neticesinde Murat Gülibrahimoğlu ile tanışmış oldu.

Sizlere bu hususta Murat Gülibrahimoğlu'nun İzmir'deki görev süresinde tanışmış Murat Gülibrahimoğlu Çorlu ya da Tekirdağ tarafında yapılan inşaat yaptığı inşaattan dönerken arıyor ve bu ortama dahil oluyor. Yalan söyleyen şoför Servet Yıldırım'ın iddia ettiği döküm konusu bu masada asla konuşulmamıştır. Zaten böyle bir gündem de dosya kapsamında görülmüyor, o tarihlerde böyle bir gündem de yoktur. Sayın başkan, bu siyasetçi dostum o dönemde partisinin grup başkanvekilidir. Benim tanışıklığım, aile büyüğüm, Alpaslan Türkeş'e bağlı fikir ve eylem insanı rahmetli Kürşat Karanis vasıtasıyladır. Kendisi benim dostum, abimdir. Ailece görüşür ve şeref duyarım. Bu siyasetçi dostum o dönemde İstanbul'a geldiğinde Beylikdüzü'nde yeğeninde kalmaktaydı, grup başkanvekiliydi. Bu vesileyle geldiğinde Defter Restoran'da defalarca kendisiyle oturduk. Orayı çok seviyordu, çok sever, çok da güzel bir mekandı, orada defalarca oturduk. Zaman zaman da Bahçeşehir'de benim oturduğum semtte Gölet diye adlandırılan bölgede de misafirim olmuştur. Yalan, sihirli bir iksir gibidir. 2020'de kimsenin gündeminde olmayan bir konuyu yalan konuşarak uyduruyor, verilen ifadelerden anlaşılıyor ki bu konunun gündeme gelmesi 2022'nin başı ve 2022'nin sonudur. Diyeceksiniz ki bunları nereden biliyorsunuz Sayın Başkan, okuyorum bir yıldır bu dosyayı okuyorum. Başka yapacak bir şeyim yok, birçok şeye hakimim yani ben de sizin kadar dosyayı çok okuyorum.

Sayın Başkan, şoför Servet Yıldırım, döküm işinden gelen paraların yüzde altmışı Ekrem İmamoğlu'na gider diyor, oran veriyor. Paraları Hakan Karanis ve ekibi taşıdı diyor. O kadar güzel bilgiler veriyor ki! Alın beni çağırın beni Çağlayan'a, anlatayım ya, sorun bana yüzde altmışı sormuyorlar. Ekibi taşıdı diyor, ekibimi sormuyorlar. Ancak iddia makamı bu beyanı ciddiye almıyor. Tutup ne dosya ne paraların gittiği şura ile ilgili bir soru soruyor, ne de paraların nereye nasıl gittiği ya da paraların nasıl taşındığı diye bir soru dahi sormuyor. Oysa bir talimatla beni çağırabilirler, sorabilirler. İddia makamının çok sevdiği, üzerinde titizlikle durduğu ekip ve şoföre Hakan Karanis tutuklu fakat ekibinden kimse tutuklu değil, kimse yok. Her şeyi bilen Servet Yıldırım'ın benim ekibimi bilmemesi mümkün mü? Yalan ya, yalan içindeki yalanlar birbirine karışıyor. İddia makamı bana böyle bir soru sormuyor. Çünkü benim ekibimin de şoförümün de olmadığını biliyorlar. Sayın Başkan, şoför Servet, “Hakan, Murat'la kavga ederler bu da şoförler arasında konuşulurdu” diyor. Ancak dosyada bununla ilgili tek bir beyan, iddia makamının tespit ettiği şoförler de yok. Neden yok? Çünkü yalan. Yalana başlamak kolay ama yalanı sürdürmek çok zordur.

Sayın Başkan, Sarp Yalçınkaya'yı bir seyahat haricinde hayatım boyunca görmedim. Bahsettiğim eşim için, eşimin sağlık sorununda bilmediğim bir telefon numarasıyla bana ulaşmıştı, bir tek orada görüşmüştüm. Ama bu adamın benim hakkımda böyle iftiralar atacağını ve yalanlar konuşacağını tabii bilemezdim. Hakkımda ifade vermiş. Bu beyanların hepsi söylerdi, söyledi, söylenirdi diyor; söylemiş, demiş, etmiş, mış, muş sözcükleriyle oluşan veya başlayan veya biten uyduruk yalan beyanlar. Bırakın somut olmayı, soyut delil de değil bunlar. Heyetiniz siz bir ağır ceza hakimisiniz, kıdemli hakimsiniz. Bunların beyan olmadığını çok rahatlıkla görecek düzeydesiniz. Bunlar beyan bile değildir. Bunlara soyut demek bile doğru değildir. Sayın Başkanım, bu kişinin yalan, gıybet ve iftirasına nasıl yanıt verebilirim diye çok düşündüm. Hakkında tefecilik, naylon fatura, faizcilik, borsa manipülasyonu gibi adi suçlardan soruşturma olduğu, başka bir operasyon kapsamında şirketlerine el konulduğu, kapatıldığı iddiaları açık kaynaklarda olduğu anlaşılan kişinin iftiralarına karşı savunmamı çok düşündüm, hani bunu da bir matematiksel şeyde ispatlayayım mı diye ama şuna karar verdim: Beyanlarını okuyarak savunmamı yapmaya karar verdim, takdiri size bırakacağım.

18.07.2025 tarihinde verdiği ifadesinde, “Ancak döküm ve hafriyat işlerini İBB adına Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü takip etmektedir. Ayrıca Hakan Karanis isimli bir kişi vardır. Bu kişi de Murat'a çok yakındı. Murat, Hakan'a sürekli paralar gönderdiğini, para miktarını Hakan Karanis'in bazen beğenmediğini, bu sebeple Hakan ile kavga ettiklerini söylerdi. Hakan Karanis, Ekrem İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşıymış. İBB'de herhangi bir vasfı olmamasına rağmen vatandaşların İBB ile olan problemlerini çözen ve bu işlerden para kazanan iş takipçisiymiş” diyor. Bu tabii yeterli olmuyor, 16 gün sonra 04.08.2025 tarihinde tekrar bir ifade veriyor: “Murat, Hakan Karanis'in Cumhurbaşkanlığı fonu için ve diğer giderler için sürekli kendisinden para istediğini ancak Hakan'ın gönderilen paralara her zaman itiraz ettiğini, her seferinde Hakan'ın istediğinden daha fazla para göndermesine rağmen bir dahaki sefere daha çok para istediğini söylerdi.” Kim söylerdi? Murat Gülibrahimoğlu söylerdi. Kime söylerdi? Sarp Yalçınkaya'ya söylerdi.

Murat benimle olan ilişkisinden Hakan'a bahsedince, Hakan Karanis, Murat'a benimle ilgili ‘Sarp dediğin kişinin paralarını geç öde, daha fazla çek al ve Sarp'a ver. Çekleri bir an önce nakde çevirelim. Cumhurbaşkanlığı fonu için çok fazla paraya ihtiyaç var’ demiş. Kim demiş? Murat Gülibrahimoğlu demiş. Kime demiş? Sarp Yalçınkaya'ya demiş. Murat Gülibrahimoğlu sonradan bir sohbetimizde bana söyledi. Kime söyledi? Sarp Yalçınkaya'ya söyledi. Kim söyledi? Murat Gülibrahimoğlu söyledi. Murat Gülibrahimoğlu da Ekrem İmamoğlu'nun çevresinde bulunan kişilerden rahatsız, bu kişilerin doymak bilmediklerini, Cumhurbaşkanlığı fonu için sürekli herkesten para topladıklarını, insanları çok az komisyonlara zorla razı ettiklerini söylerdi. Kim söylerdi? Murat Gülibrahimoğlu söylerdi. Kime söylerdi? Sarp Yalçınkaya'ya söylerdi.

Sayın Başkan, burayı dikkatli dinlemenizi rica ediyorum. 23.10.2025 Sarp Yalçınkaya ifadesi: “Murat Gülibrahimoğlu’nun borçlarına karşılık bana teminat olarak vermiş olduğu taşınmazları 27.03.2019 yılında devraldım. Murat Gülibrahimoğlu, yaklaşık 2 yıl sonra yanıma gelerek çok fazla borcu olduğunu, kendisini bitireceklerini ve beni zaten şirketlerine ortak yapacağını söyleyerek bana teminat olarak vermiş olduğu taşınmazları geri vermemi istedi. Murat'tan teminat olarak aldığım taşınmazları 28.01.2021 tarihinde devrettim. Bu taşınmazları devrederken Murat bana herhangi bir ödeme yapmadı. Beni şirketlerine ortak edeceği vaadiyle aldatıp borcuna karşılık bana verdiği gayrimenkulleri bedelsiz alıp beni dolandırdı.” Kim dolandırdı? Murat Gülibrahimoğlu dolandırdı. Kimi dolandırdı? Sarp Yalçınkaya'yı. Tekrar okuyorum: “Murat bana herhangi bir ödeme yapmadı, beni şirketlerine ortak edeceği vaadiyle aldatıp borcuna karşılık bana verdiği gayrimenkulleri bedelsiz alıp beni dolandırdı.” Kim dolandırdı? Murat Gülibrahimoğlu dolandırdı. Kimi dolandırdı? Sarp Yalçınkaya'yı…

Şu adamın beyanları yüzünden 14 aydır hapis yatıyorum. 14 aydır sayın savcım. Murat Gülibrahimoğlu'ndan, bitmiyor, bitmiyor... “Murat Gülibrahimoğlu, Hasan Suöz’ü de şirketlerine ortak edeceğine vaat ederek Hasan'dan da borç paralar alırdı. Hasan'ı da ortak yapmadı ve Hasan'ı da kandırdı.” Şimdi bunlar beyan işte. Yani Murat Gülibrahimoğlu kimmiş? Sarp Yalçınkaya gözünde dolandırıcı bir insanmış. Murat Gülibrahimoğlu'ndan duyduklarını dedi, demişti, söyleyerek, söylerdi, söylemişti, mişti, muştu ekleriyle anlatan bu kişi, referans verdiği bu kişinin dolandırıcı olduğunu söylüyor. Sayın Başkan, sayın heyet; şu karakterdeki bir adamın bu niteliksiz, tutarsız, seviyesiz beyanlarıyla 14 aydır hapishanede yatıyorum. Bu ifadeler ne bir beyan ne bir delil olamaz. Bu ifade çöp dahi olamaz. Çünkü çöpün de bir değeri vardır. En azından çöpü dönüştürme imkânı vardır. Hakkında tefecilik, naylon fatura, faizcilik, borsa manipülasyonu gibi suçlardan soruşturma olan bu kişi 11.09.2025'te bakın ne diyor: “Murat Gülibrahimoğlu rüşvet paralarını ödeyebilmek için elindeki çekleri bana veriyor, ben de bu çekleri hesaplayarak nakde çeviriyorum.” Yahu diyor ki “Tefecilik yapıyorum. Tefeciyim” diyor ben. “Bu işten hem para kazanıyorum hem de dolandırıcı olduğunu iddia ettiğim Murat Gülibrahimoğlu ile dostluğumu ilerletiyordum. Bir müddet sonra Murat Gülibrahimoğlu benden daha yüklü paralar alabilmek için ortaklık teklif etti. Ben de kesenin ağzını açtım. Bitmek tükenmek bilmeyen fırsatlar vardı. Milyonlarca liralık hafriyat döküm sahaları mevcuttu!” Makyavelist! Makyavelist!

“Murat benden ödünç para istiyordu. Bu paraları bana üç beş günde ödüyor, sanırım almış olduğu fazla faturalardan dolayı kapama işlemleri yapacağını söylüyordu" diyerek, ortada bir "fazla fatura" yani sahte fatura ve kapama işlemi olduğunu açıkça ikrar etmektedir. Hatta daha da ileri giderek, "Serbest bırakılmam halinde belgeleri ve dekontlarıyla bu işlemlere ilişkin ayrıntılı ifade vereceğim; notlarım Aliağa’da olabilir." diyerek mahkemeye resmen şart koşmakta, elindeki verileri bir pazarlık unsuru olarak kullanmaktadır. Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben kendimi anlatırken esnaf olduğumu; dedemin, babamın ve aile fertlerimizin esnaflıkla iştigal ettiğini defalarca, özellikle belirttim. Çünkü esnaflık demek doğru, uslu, şerefli, onurlu olmak demektir. Esnaflık devletine saygılı olmak, devletine karşı sorumluluklarını yerine getirmek demektir. Esnaflıkta fazla fatura diye bir şey yoktur. Esnaflıkta fazla faturaları kapamak için kullanılan para diye bir kavram da yoktur. Esnaf satın aldığı malın faturası vardır; onu öder, konu biter.

Bu kişi "Kapamaya ilişkin özel notlarım Aliağa'da olabilir. Serbest bırakılmam halinde belgeleri ve dekontlarıyla bu işlemlere ilişkin ayrıntılı bilgiyi vereceğim" diyor. Bu zat bu fazla faturalarla ilgili yapılan borç ödemeleriyle ilgili ofisinin olduğunu açıkça ifade ediyor. Sayın Başkan, kendimde belirttim; ayrıca iddianamede de belli bir bilgi var. Dedim ki tekstil, ticaret, müteşebbis unvanında bir şirketim var. 2013 yılında faaliyetini durdurduğumu ve şirketimi aktif tuttuğumu belirtmiştim. Bu şirket 20 yıllık bir şirket. Hiçbir borcu yoktur. SGK ve vergi borcu olmayan bir şirkettir. Çocuklarım bir ticaret yaparsa bu şirketin üzerinden yaparlar düşüncesiyle şirketimi tasfiye etmediğimi belirtmiştim. Bu şirketin üzerinden hiçbir kamu kuruluşuna fatura kesilmedi ve iş yapılmadı. Ne Beylikdüzü Belediyesi'ne ne İBB kurumlarına ne de İBB iştiraklerine... Zaman zaman benden satın almak isteyenler olmuştur ama kabul etmedim.

Cenabı Allah'a şükrediyorum ki beni Sarp Yalçınkaya gibi ve onun gibi fazla fatura yapan insanlardan korumuştur. Her ne kadar onun gıybet ve iftirasıyla 14 aydır hapis yatıyor olsam da haram çukuruna düşmediğim için Rabb'ime, onun düştüğü haram çukuru içine binlerce şükürler olsun. Sayın Başkan, bu kişinin kendi beyanlarını ve kendi ikrarıyla nasıl yalanladığını, geçersiz, değersiz ve niteliksiz hale getirildiğini az önce anlattım. Murat Gülibrahimoğlu’nun yalancı ve dolandırıcı olduğunu açıkça söylemiştim. Ancak bu kişi, beyanlarında ikrara devam ediyor 11.09.2025'te. Murat Gülibrahimoğlu, "Adliyeden bilgi alıyorum. Ekrem İmamoğlu'nun tüm ekibine soruşturma başlatıldı. Tedbirleri alıp paraları taşımak zorundayız" diyor. "Senin paraları da taşımak zorundayız, zira her şeyimize el koyabilirler." Her şeyimize el koyabilirler! Kendi beyanlarında çekleri yaptığını açıkça söylemesi, fazla fatura için borç verdiği fazla fatura kapılması eylemine iştirak ettiğini açıkça ifade eden bu kişi firar ederken ve firar ettikten sonra da örgüt yöneticisiyle irtibat halinde olması ve konuşmalarında "zorundayız", "her şeyimize el koyabilirler" gibi ortak özverili kelimeler kullanması Rabbimiz daim olsun, ortağının Sarp Yalçınkaya olduğunu kanıtlamaktadır.

Murat Gülibrahimoğlu ile Ağustos 2020'den beri telefon irtibatım yoktur. Geçirdiğim kalp rahatsızlığından sonra Mart 2023'ten sonra yan yana gelmişliğim yoktur. Bu fazla faturaları kapamak için insanlara borç para veren itirafçının beyanlarının çöp olacağını ifade etmiştim. Benim Cumhurbaşkanlığı fonu için Murat Gülibrahimoğlu’na sürekli para istediğimi söylüyor. Cumhurbaşkanlığı fonu mevzusu CHP kurultayından sonra gündeme gelen bir konu. Yani yanılmıyorsam Ekim 2023 ya da Kasım 2023'te Özgür Özel'in genel başkan seçilmesiyle başlayan bir hikaye. Ve döküm denen işin de 2022'de vuku bulduğu dosyadaki ifadelerle anlaşılıyor. Bu tefeci, petrol türevci ve fazla faturacı Sarp Yalçınkaya ile iletişimim olmadığını, Sarp Yalçınkaya ile iletişimin olmadığı, yan yana gelmediği, ofisini bilmediği, dökümü bilmediğim bu kişiyle 2022, 2023, 2024, 2025'te bu paraları posta güverciniyle ya da dumanla kurduğun bir iletişim yöntemiyle mi organize ettim? Yani son dakikaya kadar kaçarken bile arıyor. Kaçtığında arıyor. Yani bir de hesap veriyor. Kendisi bu adamla sürekli görüşüyor. Her şeyi anlatıyor. Paraları şöyle aldı. Onlara da geleceğim biraz sonra.

Valiz mevzusu benim konum değil ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin konusu. Onun için geleceğim. "Paraları şöyle taşırdı" diye bir şey anlatıyor. Murat bana söylerdi, sürekli bilgi veriyor. Kaçıyor, yetmiyor; "Beraber kaçalım" diyor. "Paralarımızı kaçıralım, her şeyimize el koyacaklar." Demek ki bunlar ortak. Vurgunun büyüğü burada, vurgunun büyüğü! Dışarı çıkarsınız adam demek anlaşılan bu. Bu kişi, benim cumhurbaşkanlığı için para taşıdığımı söylüyor. Dediğim gibi benim 2023’te, 2022’de, 2024’te, 2025’te Murat Gülibrahimoğlu ile HTS kaydım yok, görüşmem yok. Belki bir iki tane vardır ama bu adam sürekli görüşüyor. Peki ben bu Cumhurbaşkanlığı Fonu için bu paraları nasıl organize edeceğim? Yani Murat’la görüşmemişim, telefon irtibatım yok, dumanla mı anlaşıyorum yani? Parayı nereye alıyorum götürüyorum, kime götürüyorum? Dediğim gibi komple yalan, iftira. Evet, yani ortak olma ihtimalini de ortaya koyduğumu düşünüyorum. Sonuna kadar telefonu var, yani bu arkadaşın Murat Gülibrahimoğlu ile özel vasıflı bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum Sayın Başkan. Bunu göz önünde bulundurmanızı arz ediyorum.

Sayın Başkan, hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, bayrağına, kurumlarına hakaret etme özgürlüğü var mıdır? Yoktur. Yoktur. Şu yüce bayrağımızın altında nefes alıyoruz, yani şu an o kadar huzurluyum ki, o bayrağı görüyorum, devletimin önündeyim, hiçbir vicdani rahatsızlık ve sorun yaşamıyorum. Devletini seven bir vatandaş olarak bu konuya girmek istiyorum. Yani bu benim konum değil ama bunu bir vatandaş olarak anlatmak istiyorum. Siz bir uçuş yapmak istiyorsunuz, diyelim ki burada bir arkadaşımızla Hezarfen Havalimanı’na gidelim. Bu arada 30-40 saat uçuş yapmış, uçuş eğitimi almış bir kişiyim. Hezarfen Havalimanı’na gidelim, işte tek motorlu DA40 denilen uçaklar var orada, pilotla beraber yanına binelim. Marşa basarsınız uçak kaldırırsınız, kalkar. Öyle değil; siz önce gidersiniz, bir yolcu olarak müracaat edersiniz. Sizin bir form hazırlanır, Sivil Havacılık Kurumu’na gönderilir. Yanınızdaki yolcunun GBT’si alınır, bir problemi var mı yok mu? Sonra Sivil Havacılık Kurumu size rapor verir; der ki mesela İstanbul Havalimanı’nın olduğu mevkiye doğru yönelmeyin, taş ocağının olduğu mevkiye doğru yönelmeyin. Buna NOTAM denilir. Küçücük basit bir uçuşta bile, yani yarım saatlik bir uçuşta bile bu tedbirler alınır.

Şimdi bu kişi öyle şeyler anlatıyor ki Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Gümrük Muhafaza Teşkilatı’na, Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Teşkilatı’na hakaret içeren şeyler. Yani bunun iddia ettiği şeyleri, sonuçta bu iddianameye geçmiş kayıtlı belge bunlar; Kolombiya’da, Mogadişu’da ya da dünyanın her yerinde yüksek lisans yapan, işte diploma tezi hazırlayacak olan herhangi bir hukuk fakültesi öğrencisinin alıp kullanabileceği veriler. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin imajını lekeleyen ve atılan bir iftiradır. Her şeyden önce Türkiye Yüzyılı ve övündüğümüz Türkiye Yüzyılı’na yakışmayan beyanlar vardır. Bununla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum. 18.07.2025’teki beyanında diyor ki; “2022 yılında Murat, kendisine ait özel jetiyle İmamoğlu İnşaat müdürü Tuncay Yılmaz ve İBB reklam ihalelerini alan Hüseyin Köksal ile birlikte yurt dışına çıktı. Murat’a özel jetle kimlerle yurt dışına çıktığını sorduğumda bana bu jetle yurt dışına para götürdüklerini, bu uçuşların genellikle kısa süreli ve kapalı uçuşlar olduğunu söylerdi. Murat’ın bu söylemlerinden yurt dışına getirilen paraların harfiyen reklam inşaat işleri olduğu paraları anlıyorum.” Yani kısa süreli ve kapalı uçuş.

Kapalı uçuşu kim yapabilir biliyor musunuz Türkiye Cumhuriyeti’nde Sayın Başkanım, Sayın Heyet? O da sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde sadece MİT yapabilir, Milli İstihbarat Teşkilatı yapabilir. Onun haricinde hiçbir Allah’ın kulu kapalı uçuş yapamaz. MİT de yurt dışında bu uçuşu yapamaz; başka yöntemlerle yapar, yani özel uçağı kiralar, Apo’ya yapılan Abdullah Öcalan’la yapılan operasyon gibi bir operasyonu yapabilir ama o da kapalı bir uçuş değildir, hülle bir uçuştur, ismi değişiktir. Şimdi bu diyor ki kapalı uçuştur diyor. Ama bunu Murat Gülibrahimoğlu’ndan duymuş gibi anlatıyor. Yani orada bir suç istinat edemeyecek adama, "ondan duydum" diyor. Evet, şimdi şurada burada kendini ikrar ediyor. Hani yalan çok zor ya, yalanı sürdüremiyor, burada tuzağa düşüyor. Diyor ki “04.08.2025’te; Murat Gülibrahimoğlu bana hafriyat döküm işlerinden gelen paraların tek bir merkezde toplandığını, kendisine ait özel jetiyle yurt dışına götürüldüğünü, bu sebeple yanında genellikle Ekrem İmamoğlu’nun sürekli iş yaptığı ve İBB’ye ait ihaleleri verdiği kişilerden olduğunu, paraların genellikle Londra’ya götürüldüğünü ifade etmişlerdir. Murat, özel jetle yurt dışına hediye paketi şeklinde ve valizlerde paraları taşımış, yurt dışındaki Ekrem İmamoğlu’nun ilgili adreslerine teslim etmiştir. Murat, paraları en büyük banknotlardan çevirip, özel hediye paketi şeklinde izlenim uyandırarak uçağa yüklediklerini pek çok kez ifade etmiştir. Her uçuşta en az 10 milyon dolar yüklediklerini pek çok kez ifade etmiştir.”

Ve diyor ki; “Özel jete birçok hediye paketinin, valizin yüklendiğini bizzat gördüm. Bizzat gördüm” diyor. Yani bu şu demek: Ben gümrükten geldim, bütün bu valizleri, hediye paketi şeklindeki bu valizleri X-Ray cihazlarına girdim, oradaki güvenlik, özel güvenlik personeli bu cihazlardan tespit edemedi. Sonra ikinci bir güvenliğe gidildi, orada da gümrük muhafaza memurları var; onlar da bu parayı göremediler. Ben de geçtim, bu hediye paketlerini yüklerken onları gördüm diyor. Şimdi gördüyse bir suça iştirak etmiş, savcılık gereğini yapmış mı? Neden gidip savcıya bildirmemiş? Gördüm diyor, dışarı çıktım diyor, sonra tekrar yurt dışına çıkmış, tekrar gümrükten dışarı çıkmış. Çelişkiye bakar mısınız? Yalanı yürütemiyor ama eğer gerçekse vahim bir durum.

Sayın Başkan, 10 milyon dolar yüklendi, hediye paketi şeklinde götürüldü verildi. Uçuşlar kısa süreli uçuşlardı ne demek bu? Uçuşlar kapalı uçuşlardı, mümkün değil. Yani Türkiye Sivil Havacılık Kurumu'na atılan büyük bir iftira var burada. Uçuşlar geri dönüş kaydı olmadan yapılmış uçuşlardı. Tekrar yine hem Sivil Havacılık hem Dünya Sivil Havacılık Kurumu'na, Avrupa Sivil Havacılık Kurumu'na yapılan bir hakaret var. Dediğim gibi bu iddianameyi Kolombiya'da, Kongo'da, Grönland Adası'nda, Papua Yeni Gine'de okuyan bir kişi "Vay be dünyada böyle ülkeler de varmış" diyecektir. Oysa ki hakikat öyle değildir. Dünyada tüm sivil uçuşlar uluslararası kurallarla belirlenmiş prensipler dahilinde gerçekleşmektedir. Bu kurallara tüm ülkeler kayıtsız şartsız uymak mecburiyetindedir. Yani bir pilot uçağın marşına basıp "Ben gidiyorum" diyemez. Bir sivil uçuş yolculuğu yapacaksanız bu uçuşun önce uçuş planı yapılır. Bu uçuş planı Sivil Havacılık Kurumu'na bildirilir. Sivil Havacılık Kurumu sizin pistten kalkış saatinizi, gideceğiniz yere iniş saatinizi, kalkılacak pistin numarasını, uçuş koridorunuzu, uçuş yüksekliğinizi, kalkış anındaki pistteki yönünüzü belirler. Hatta uçak listesindeki yolcuların GBT'sini bile sorgular. Hiçbir şekilde kapalı uçuş yapamazsınız. Kapalı uçuş yaptınız, Bulgaristan sınırına girdiğinizde NATO füzeleri sizi vurur indirir.

Kısa süreli uçuş diye bir şey yoktur, uçuş süreniz bellidir. Geri dönüş kaydı olmadan uçuş yapamazsınız. Bu beyanların hepsi yalan bile değildir, çöp bile değildir. Ancak daha vahim olan, içinde yaşadığımız Türkiye Yüzyılı diye övündüğümüz şu dönemde ülkemizin emniyet güçlerine, Gümrük Muhafaza Teşkilatına ve Sivil Havacılık Kurumu'na atılan iftiralardır. Devletimizin havalimanındaki kontroller dünya standartlarındaki uygun uygulamalara sahiptir. Teknik cihaz ve yetişmiş personellere sahip bir ülkeyiz. Hiçbir şey bilmiyorsan DMAX kanalını izlediğin zaman bu bilgiye biraz sahip olabiliyorsunuz. Siz güvenlik bandından valizinizde bilgisayarla geçemezsiniz. Siz 100 cc parfüm yerine 120 cc parfüm koysanız parfümünüzü güvenlik görevlileri alır. Valizinizde şüpheli görünen tüm emtia özel cihazlarla tespit edilir. Bırakın 10 milyon doları, yanınızda 10 bin dolardan 100 dolar fazla para varsa bu parayı bile geçiremezsiniz. Bu kişi diyor ki "Ben gümrükten geçtim, hediye paketleri şeklinde paraların yüklendiğini gördüm ve tekrar gümrükten içeri girdim." Savcılarımızı kandırıyor, şerefli Gümrük Muhafaza Teşkilatımıza, Emniyet Genel Müdürlüğümüze de, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüze de, ülkemizin şerefi ve onuruyla temsil eden kurumlara hakaret ediyordur. İftira atmıştır kendisi. Eğer iddia makamı bu durumu gözden kaçırmış ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin namusu ve şerefi olan gümrük kapılarımıza atılan bu iftiralardan dolayı Sarp Yalçınkaya hakkında bir tahkikat başlatılacak mıdır? Ya da devletimizi küçük düşüren Gümrük Muhafaza personelimize ve emniyet personelimize atılan bu iftiralar bu iddianamede bu haliyle kalacak mı?

Sayın Başkan, dosya kapsamında yapılan isnatlar... Öncelikle şunu ifade edeyim, size kendimi anlattım, ailemi anlattım, arkadaşlarımı anlattım, işimi anlattım, bu konuma nasıl geldiğimi anlattım, mal varlığımı nasıl edindiğimi anlattım. Murat Gülbrahimoğlu ile nasıl tanıştığımı anlattım. Murat Gülbrahimoğlu ile aramdaki para ilişkisini anlattım. Dosyada benimle ilgili etkin pişmanlıkların beyanlarının yalan olduğunu anlattım. Son olarak da uçuş kayıtlarıyla ilgili bir bölüm anlatıp savunmamı bitirmek istiyorum Sayın Başkan. Şimdi bu Sarp Yalçınkaya beyanları üzerine birtakım uçuş kayıtları koyulmuştur. Yani bu uçuş kayıtları iddianame öyle bir şeyi ispatlamış ki, öyle bir konuya girmiş ki iddianame... Şimdi bilimde bir şey vardır; hüküm kurulur, teori aşamasına gelir, çalışılır, teorem olur. Teorem gerçeğe çok yakındır ama üzerinde hala çalışmalar devam eder teoremin. Yani teoremin bir sonraki aşaması daha vardır. Sonraki aşaması daha vardır, yani gerçekleşmesi kanuna dönüşmesi için bir müddet daha gerekir teorem için. Mesela Einstein'ın izafiyet kuramı bir teoridir, Einstein izafiyet teorisi diye geçer. Bilimsel gerçektir, bilimsel gerçekliğe çok çok yakındır ama kanunlaşamamıştır Einstein'ın izafiyet teorisi. Mesela Kirchhoff'un akım kanunu bir kanundur, artık üzerinde hiçbir tereddüt yoktur, kesin bir kanundur. Fakat bu iddianame Einstein'ın izafiyet teorisini kanuna dönüştürdü. Zaman mekan kavramlarını iddia ettiği E = mc2 formülünü ortaya koyuyor iddianame. Şimdi uçuş kayıtları var Sayın Başkan.

Diyor ki, Sarp Yalçınkaya kişisi, 18.07’de diyor ki; 2022 yılında diyor, Murat kendisine ait uçakta, biraz önce okuduğum Tuncay Yılmaz, İBB Reklam ihalelerini alan Hüseyin Köksal'la birlikte yurt dışına çıktı. Murat özel jetlerle kimlerle neden gittiğini sorduğumda, bana bu jetle yurt dışına para götürdüklerini, bu uçuşların genellikle kısa süreli ve kapalı olduğunu söylüyor, diyor. Bir iddiada bulunuyor ama iddianame uçuş kaydı koyuyor. Benim bir uçuşum var Sayın Başkanım, bu televizyonlara da çok düştü. İsterseniz bunu da açıklayayım da hakkımda bir şey kalmasın. Ben 2017 yılında Kıbrıs'ta bir köyde, Esentepe köyünde bir arazim var orada benim. 2017 yılında orayı edindim. Dosyaya da bunu sunduk. Dosya kapsamında olmamasına rağmen sizin bilginize sunduk bu tapuyu. Daha doğrusu koçan diyorlar onlara, tapu demiyorlar. Ailemle eşimle sürekli Kıbrıs'a giderim yani yılda iki kez. Eşim hanımefendi de burada, Asiye Hanım. Gideriz, geliriz, orayla ilgileniriz. Bir bahçemiz var orada yani. Bazen eski bir ev var içerisinde, bir köy evi. Bazen bir gün, iki gün kalırız, üç-dört gün tatil yaparız falan.

Yine bu maksatla 26.10 tarihinde yanılmıyorsam tarifeli uçakla Kıbrıs'a gittim. Birtakım işlerim vardı bahçede yapılması gereken. Dönüşte yine tarifeli uçakla dönecekken Hüseyin Köksal ve arkadaşlarıyla karşılaştım. Tarifeli uçağımı iptal ettim, özel uçağa bindim. Bir özel uçağa bindim. Murat Gülibrahimoğlu da bu uçaktaydı. Bu uçak Kıbrıs'tan havalandı, bir saat uçuş yaptı Sayın Başkanım. Toplam bir saatlik uçuş. O medyaya düştü, televizyonlara düştü. Allah'tan ben bu uçuşu, hanım çok ters bir insandır benim yani, Asiye'dir. O "Oy Asiye Asiye" var ya türkü, oradaki Asiye benim hanımım. Allah'tan abi temiz kalpliyim, Allah'tan seyahati anlattım yani. Dedim ki biz böyle böyle geldik. Hatta bu Seren Serengil diye bir bayan vardı, ünlü bir sanatçı, orada onunla tanıştım, şarkıcı bir bayan. Bir saatlik uçuş, indik. Fakat Einstein'ın izafiyet teorisi gerçekleşti, uçak inmiyor Sayın Başkanım, dört yıldır. Dört yıldır uçak inmiyor. Sarp Yalçınkaya diyor ki "Avrupa'ya para taşırlardı" diyor, bu uçuş kaydını koyuyor iddianame benimle alakalı olarak. Yani ne diyor? Hakan Karanis diyor, giriş yani İstanbul'a girişin var gidişin yok. Yurt dışına para kaçırırlardı diyor, delil olarak bunu koyuyor iddianame. Aradan 16 gün geçiyor, Londra'ya getirdiler diyor parayı, Londra'ya. Benimle ilgili gene bunu koyuyor. Yani ben tek tek çıkardım onları oraya. Gene bunu koyuyor uçak inmiyor. Yani zaman ve mekân kavramı, Einstein'ın izafiyet teorisini gerçekleştiriyor.

Yani Kıbrıs'tan kalkan bu uçak birdenbire İstanbul'dan Londra'ya gidiyor, İstanbul'dan Avrupa'ya gidiyor. Daha vahimi Semih Bilgin diyor ki 2024 yılında, Hakan Karanis, Murat Gülibrahimoğlu, arkadaşları ailecek diyor Karadeniz turu yaptılar diyor. Batum'a gittiler diyor, özel uçakla gittiler diyor. Trabzon'da kaldılar diyor önce, sonra Batum'a gittiler diyor tekrar. 2024... 2020'den itibaren alın; Samsun'dan Hopa'ya kadar bir baz şeyini kabul ediyorum yani, ben Samsun'da çıkayım, Murat Gülibrahimoğlu Hopa'da çıksın ben bu iddianamedeki bütün suçları kabul edeceğim. Böyle bir seyahat yok, böyle bir seyahate gitmişliğim yok. Ama ne yapıyor iddia makamı? Yine bu uçağı, Kıbrıs'tan döndüğüm uçağı 2024 uçuş kaydı olarak iddianameye koyuyor Sayın Başkanım. Uçak bir türlü inmedi. Bu anlamda da bu iddianamenin değerli bir iddianame olduğunu size anlatmak istedim.

Şimdi biraz önce söylediğim gibi Sayın Başkanım, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. 14 aydır tutukluyum, içim doluydu. Bu şekilde anlatabildim. Sayın savcıma da inşallah güveniyorum yani bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yapılan hakareti karşılıksız bırakmayacağına güveniyorum. İyi ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Sayın Başkan, size kendimi anlattım, ailemi anlattım, arkadaşlarımı anlattım, işimi anlattım. Bu konuma nasıl geldiğimi anlattım, mal varlığımı nasıl edindiğimi anlattım. Murat Gülibrahimoğlu ile nasıl tanıştığımı anlattım. Murat Gülibrahimoğlu ile aramdaki para ilişkisini anlattım. Dosyada benimle ilgili etkin pişmancıların beyanlarının yalan olduğunu tek tek anlattım. Hakkımda BDDK MASAK raporunda hiçbir olumsuz durum yoktu. Para transferlerini zaten tek tek anlattım. Dolayısıyla Sayın Başkan, Sayın Heyet; dosya kapsamında yapılan isnatlara ilgili tek bir somut delil yoktur. Tanık beyanlarının tamamı duyuma dayalı, soyut ve niteliksiz beyanlardır. Delil olma olasılığından yoksundur. Polis fezlekesinde ismimin eyleme karışan şüpheliler bölümünde olmaması ve eyleme karışan şüpheliler hakkında yapılan değerlendirme raporunda ismimin de olması hem örgüt üyeliği hem de eylemler bakımından yapılan isnatların geçersiz hale getirmiştir. Dolayısıyla tahliye ve ardından beraat hukuki bir zorunluluk haline gelmiştir. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim

MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU VEKİLİ AVUKAT ABDULLAH KAYA, HAKAN KARANİS’E SORUYOR

Avukat Kaya: Tanık Semih Bilgin —gerçi biraz önce yanıtlandırdınız ama— tanık Semih Bilgin’in öyle bir beyanı olduğu için bu soruyu tekrar sorma gereği hissettim. 2004-2024 yılında Murat Gülibrahimoğlu, Tuna Yıldız, Hakan Karanis, Hakan Köksal ve bazı kişilerle birlikte sizin bir özel uçakla yolculuğunuz olduğu söyleniyor, Karadeniz turu.

Ben tekrar söylüyorum; yani izah ettiniz ama üstünden sadece geçmek adına, orada suçlamalarda bu da olduğu için tekrar soruyorum.

Hakan Karanis: Einstein'ın izafiyet teorisini gerçekleştiriyorlar. 2022 yılındaki Kıbrıs uçuşumuzu, Kıbrıs —yani Girne-İstanbul uçuşunu— İstanbul-Batum uçuşu olarak zaman ve mekanı birbirine eşitleyerek E=mc2 yaparak bizi oraya yolluyorlar. Yani gerçekte böyle bir şey yok. Yalan. Yanlış. Belki o Karadeniz seyahati yapmıştır, gitmiş olabilir ama ben ortamda yokum. Ben ve ailem yokuz yani.

CEVAT KAYA VEKİLİ AVUKAT MURAT ÖKSÜZ, HAKAN KARANİS’E SORUYOR

Av. Murat Öksüz: Müvekkilim Cevat Kaya da sadece örgüt üyeliğinden tutuklu şekilde bir senedir tutukluydu. Siz Cevat Bey'i tanır mısınız? Nereden tanırsınız?

Hakan Karanis: Tabii tanırım, eski tanırım. Kendi firmasından da zaten bahsettim Kaya Tekstil diye. O firmada da promosyoner olarak onlarla çalıştım. Kendisinin iplik fabrikası vardı o dönem. Kendisiyle de çalışmışlığım vardır.

Av. Murat Öksüz: Kendisinin Büyükşehir Belediyesi veya ilçe belediyesi ile iş yaptığını duydunuz mu?

Hakan Karanis: Duymadım.

Av. Murat Öksüz: Duymadınız. Şimdi Cevat Bey ile ilgili iddianamede, sizinle 7 Mart 2019 ile 28 Aralık 2023 tarihleri arasında, yaklaşık dört buçuk yıl, dokuz kere irtibat kaydı yani dokuz kere görüşmüşsünüz. Bunu bir örgüt üyeliği delili olarak...

Hakan Karanis: Ben o benim abim. Cevat Bey benden büyüktür. Dokuz kere görüşmüşsem az görüşmüşüm. Çünkü biz atadan dededen görüşürüz, aynı bölgenin insanlarıyız. Yani 70-80 senedir tanışırız, dedelerimiz tanışır. Dokuz kere aramışsam az aramışım, özür diliyorum ondan.

Av. Murat Öksüz: Yani bu bir örgütsel bir konuşma değildi diye düşünüyoruz, öyle mi?

Hakan Karanis: Adamın 70 senelik dedesini tanıyorum, sülalesini tanıyorum. Ne örgütü? Bizim tek örgütümüz var: Türkiye Cumhuriyeti.

HAKAN KARANİS SAVCI SORGUSU

Savcı: Şimdi Murat Gülibrahimoğlu ile aranızda para hareketliliği var. Murat tarafından hesabınıza 16.000.000 TL gibi bir para gönderilmiş. Siz de söz konusu paraları geri verdiğinizi beyan ediyorsunuz. Bu paraların ne kadarlık kısmı farklı oluyor?

Hakan Karanis: Sayın Başkanım, onun 12.000.000 küsuru banka yoluyla gitti. Yani şöyle; 5.700.000 lirayı hatta tam bir rapor alamadık, avukatın sunduğu dosyada o da size şey yapabilir. Çünkü Garanti Bankasından giden bir para var, tahminimce 12 milyon TL banka üzerinden, kalanı elden; yani onların detayını verdim zaten.

Savcı: Anladım ben. Çünkü beyanlarınızda birkaç para tesliminden bahsettiniz. O kısmı tam anlayamadım, bazı kısımları o yüzden soracağım.

Hakan Karanis: Tabii buyurun.

Savcı: Şu Murat Gülibrahimoğlu size bir hesap açtırıyor, bir araba mevzusu var herhalde.

Hakan Karanis: Bir araba bayisine satıyorum zaten. Ben araç alıp sattığım için bir araba ayarlandı, bir arabanın parasını da size gönderiyor olmalı herhalde o dönemde. Ya şöyle; iki tane araç var satılık. Şimdi o dönem şöyle Sayın Savcım; ilişki olduğu zaman hani araba alabiliyorsun. İki tane araç geleceğini söylüyorlar bize Doğuş grubundan fakat siparişler gelmiyor. Ya başkasına veriyorlar ya da hiç vermiyorlar. Ben de yaklaşık 7-8 gün sonra online satışı yapamadığım için, ihtiyacı da vardı. Parayı Göktürk şubesine gittim, çektim. Kendisine teslim ettim.

Savcı: Araç satışı ile ilgili, aracı Murat Bey herhalde ayarlıyor. Aracın parasını da size gönderiyor. Havale satış odan sonra daha demin böyle bahsettiniz. Satış iptal olunca siz bankaya gidip parayı bankadan çekip kendisine veriyorsunuz.

Hakan Karanis: Görüntülerde, kayıtlarda, her şeyde vardır.

Savcı: Bu ne kadarlık para?

Hakan Karanis: 5.000.000 TL.

Savcı: Yine beyanınızda "3.000.000 TL gibi bir para geldi, bankadan aldım, elden teslim ettim" şeklindedir.

Hakan Karanis: Evet.

Savcı: O neyle ilgiliydi?

Hakan Karanis: O kendi aldığım bir araç vardı, söyledim size.

Savcı: Tamam. Onun belgesi dosyada yoksa sunarsınız.

Hakan Karanis: Dosyaya sunarım şimdi. 3.000.000 TL'yi 34 HKL 104 plakalı Audi marka aracımı sattığım tarihte kendisine iade ediyorum. Bankadan alıyorum parayı.

Savcı: Tamam. Yine beyanlarınızda bahsettiniz; 21.03.2023 tarihinde 100.000 euro mu geldi? 2.200.000 lira gibi bir rakam Murat'tan mı geldi?

Hakan Karanis: Tabii, tabii; onun hesabından geldi. Daha sonra 16.11.2023 tarihinde araç satıp elden teslim ettim; 473 plakalı Audi A4 marka araç. Bunlar zaten kişi kartımda var Sayın Başkanım.

Savcı: Bu şekilde, Murat'tan gelen ve zaman içerisinde araç satımıyla gelen paraları geri verdiğiniz doğru mu?

Hakan Karanis: Evet.

Savcı: Bunlar elden teslim şeklinde mi oluyor? Bu gelen paralar, tespit edilen 16.000.000 TL'lik hesaba ilişkin değil mi?

Sanık: Evet, o paraya ilişkin.

Savcı: Murat'la herhangi bir ticaretiniz yok değil mi?

Hakan Karanis: Yok Sayın Başkan.

Savcı: İşte kendi beyanınıza göre Murat size banka hesabı açtırıyor, araç alınıyor; hatta "Bankalar arası ilişkileri iyi" diye bahsettiniz, "Kemer'de bir hesap açtırdı bana" diye. Yine Murat'ın gönderdiği 16.000.000 TL gibi parayı elden verdiğinizi iddia ediyorsunuz. Toplamda 32.000.000 TL gibi bir para alışverişi mi oldu aranızda? 16 ondan geldi, 16 sizden gitti; 32.000.000 gibi bir hacim mi ortaya çıkıyor alışveriş şeklinde?

Hakan Karanis: Siz rakamı çıkartmak istiyorsunuz.

Savcı: Ben rakamı çıkartmak değil… 16.000.000 size para geldi, siz 16'yı verdiğinizi iddia ediyorsunuz; bu aranızda alışveriş dahil 32.000.000 TL gibi bir para trafiği mi demek?

Hakan Karanis: Sayın Başkan, matematiksel olarak 16 size geldi, 16'yı geri verdiniz; sonuç 0 TL'lik bir alışveriş olur.

Savcı: Hacimden bahsediyorum, gelen giden toplam para olarak.

Hakan Karanis: Anladım Sayın Başkanım.

Savcı: Ticaret yoksa Murat niye böyle bir destek sağlıyor?

Hakan Karanis: Sayın Başkanım, bunu konuştuk. Teşekkür ederim. Siz şöyle mi düşünüyorsunuz: 16.000.000 para geliyor, 16.000.000 gidiyor; 32.000.000 TL gibi bir hacim... Siz arkadaşlarınıza hiç destek olmuyor musunuz? Hayatınızda hiç arkadaşınız olmadı mı? Borç vermez misiniz, borç almaz mısınız? Mesela şuradan 110.000.000 TL göndermiş, Haşim Özel diye birine 170.000.000 TL göndermiş; bunu 340.000.000 olarak mı düşüneceğiz?

Savcı: Benim sorduğum soru farklıydı da neyse. Anlamak istediğim şey şu: Murat size bu desteği arkadaşlık namına mı verdi, başka bir ticari ilişkiniz mi var? Bir çıkar vesaire yok.

Hakan Karanis: Çocukluğunu bildiğim bir insan. Bakın Sayın Başkanım, Sayın Savcım; "VakıfBank'tan niye hesap açtırdınız?" diyorsunuz, onu söyleyeyim. VakıfBank Genel Müdürü Trabzonlu, hemşehrimiz. Murat Gülibrahimoğlu pandemi döneminde "Abdi Bey sizi tanıştırayım" dedi. Gittik, görüşmeyi yaptık. VakıfBank'ın en üst katında genel müdürlük katındaydık. Ben oraya tek başıma gitsem kimlik kartımı vermeden yukarı çıkamam. Murat, kimlik kartını vermeden genel müdür odasına çıkabilecek kadar ilişkisi olan biriydi orada. "Abi, kredi kartını çıkaralım sana, büyük hacimli bir kredi kartın olsun" dedi. O vasıtayla hesap açtım; yoksa hesabımı Garanti Bankası'yla da Halkbankası'yla da yürütebilirdim.

Savcı: Anladım. Evet, iddianamede siz de bahsettiniz. Kiev ve Kıbrıs haricinde, Kıbrıs dönüşü haricinde bir uçuşunuz yok mu?

Hakan Karanis: Hiçbir uçuşum yok.

Savcı: İkisi mi sadece?

Hakan Karanis: Başka uçuşum var, dosya kapsamında yok Türkiye içerisinde.

Savcı: Ben Murat Gülibrahimoğlu’ndan bahsediyorum; onun uçağı veya kiralamış olduğu, neyse artık...

Hakan Karanis: Dosya kapsamında yok o. Ama başka uçuşum var yani bir şeye gittik; Anadolu’da bir ilimizi ziyarete gittik. Onu ben uygun görmedim, aktarmadım hani; çünkü devletten insanlar var.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN