İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden kaleme aldığı yazıda cezaevindeki günlük yaşamını anlattı. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısına, daha önce kaleme aldığı “Avukat cüppesi nasıl katlanır?” başlıklı yazıya gelen eleştirileri hatırlatarak başlayan Pehlivan, bu kez daha geniş bir kitleye hitap etmek istediğini belirtti.
Mehmet Pehlivan'ın tutukluluğunun 1. yılında İstanbul Barosu'ndan açıklama
Pehlivan, Türkiye’de tutuklu yargılamanın istisna olmaktan çıktığı görüşünü dile getirerek, cezaevi gerçeğinin artık toplumun geniş kesimlerini ilgilendirdiğini savundu.
“Tutuklu yargılamanın istisnadan çıkıp esasa dönüştüğü günümüzde, cezaevi hepimize yalnızca bir adliye kadar yakın.” ifadelerini kullanan Pehlivan, yazısını bir “cezaevi oryantasyonu” olarak tanımladı.
“AVUKATLAR TAHLİYE KARARINDA KATALİZÖR BİLE OLAMIYOR”
Bir avukat olarak cezaevinden çıkmak yerine cezaevinde kalmak üzerine yazmasının ironik bulunabileceğini belirten Pehlivan, mevcut yargı pratiğine yönelik eleştirilerde bulundu.
Tutuklandığı gün Türkiye Barolar Birliği, 80 il barosu ve çok sayıda yabancı baronun tutukluluğunu haksız ve hukuksuz olarak nitelendirdiğini hatırlatan Pehlivan, buna rağmen hâlâ cezaevinde olduğunu ifade etti.
İNFAZ MEMURLARINI ANLATTI: HERKESE EŞİTLER
Pehlivan, cezaevindeki infaz ve koruma memurlarına ilişkin gözlemlerini de mizahi bir dille aktardı. Dizi ve filmlerdeki “kötü gardiyan” karakterlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Pehlivan, görevlilerin mahkûmlara isnat edilen suçlarla ilgilenmeden herkese eşit davrandığını söyledi.
Pehlivan, Galatasaray göndermesi yaparak, “Galatasaray puan kaybettiğinde sırıtan infaz memuru hariç hepsi düzgün insanlar.” ifadelerini kullandı.
CEZAEVİ MENÜSÜNDE BAMYA İSYANI
Cezaevi yemeklerine de değinen Pehlivan, özellikle sık karşılaştığı bamya üzerinden esprili bir anlatım kullandı. “Memleketteki bamya hasadının büyük çoğunluğunu bizim cezaevine yollamışlar.” diyen Pehlivan, elindeki malzemelerle farklı yemekler hazırlamaya çalıştığını ancak bunda başarılı olamadığını anlattı.
Yan hücresindeki Hüseyin’den yardım istediğini belirten Pehlivan, kendisine “kaşarlı pilav” tarifi önerildiğini yazdı.
"SECCADEYİ SPOR YAPARKEN DE KULLANIYORUM"
Cezaevinde fiziksel sağlığı korumak için spor yapılması gerektiğini belirten Pehlivan, cezaevi yönetiminden spor matı istediğini ancak talebinin reddedildiğini açıkladı.
Pehlivan, idarenin spor matıyla kendisine veya bir başkasına zarar verebileceği ihtimalini gerekçe gösterdiğini aktararak, mat yerine seccadesini kullanmaya başladığını söyledi. Pelivan “Fırsattan istifade ahiretimi kurtarmaya ve Rabbimin rızasını kazanmak için aldığım seccadeyi spor yaparken de kullanıyorum.” ifadesinde bulundu.
DOKTOR “STRESLİ MİSİNİZ?” DİYE SORDU
Pehlivan’ın yazısının en dikkat çeken bölümlerinden biri ise cezaevi revirinde yaşadığı diyalog oldu.
Cezaevinde 7 gün 24 saat revir imkânının bulunduğunu ve acil durumlarda ambulansın hızlı geldiğini anlatan Pehlivan, bir rahatsızlığı nedeniyle doktora başvurduğunu aktardı.
Doktorun şikâyetlerini dinledikten sonra kendisine “Stresli bir dönemde olup olmadığını” sorduğunu belirten Pehlivan, yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlattı:
“İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!”
Pehlivan, ardından ironik biçimde, “Stresle mücadelede iyiyiz” ifadelerini kullandı.
“SORUNLARIMI ÇEKPASLA ÖRTMEYİ SEÇİYORUM”
Cezaevindeki zamanının bir bölümünü hücresini temizleyerek geçirdiğini anlatan Pehlivan, beton zemini her gün yıkadığını söyledi.
Temizlik yapmanın kendisi için adeta terapiye dönüştüğünü anlatan Pehlivan, “Bu çekpas işini o kadar sevdim. Hatta terapistim de alınmasın ama ben sorunlarımı çekpasla örtmeyi seçiyorum.” ifadelerine yer verdi.
Pehlivan, cezaevinden çıktıktan sonra hukuk bürosunu dahi beton zeminli, çekpasla kolayca temizleyebileceği bir yere taşımayı düşündüğünü yazdı.
“TECRİT VE İZOLASYONUN TEK ARTISI GÜVENLİK”
Yüksek güvenlikli cezaevinde tek kişilik hücrede kaldığını belirten Pehlivan, güvenlikle ilgili bir sorun yaşamadığını ancak bunun ağır tecrit ve izolasyon koşullarının sonucu olduğunu ifade etti.
Kapalı spor salonuna ve açık sahaya tek başına çıktığını belirten Pehlivan, başka kişilerle karşılaşabileceği neredeyse tek alanın avukat görüş kabinleri olduğunu kaydetti.
YAZININ SONUNDA MİZAH YERİNİ TECRİT GERÇEĞİNE BIRAKTI
Yazısının büyük bölümünde cezaevi yaşamını ironik ve mizahi bir dille anlatan Pehlivan, son bölümde ise tonunu değiştirdi.
Türkiye’de pek çok cezaevinde yüzlerce hak ihlalinin yaşandığını belirten Pehlivan, cezaevlerinin romantize edilecek ya da “deneyim merkezi” olarak görülecek yerler olmadığını vurguladı.
“Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.” diyen Pehlivan, cezaevindeki en ağır anlarının ise üç yaşındaki kızıyla yaptığı görüşmeler olduğunu anlattı.
Pehlivan yazısını şu ifadelerle tamamladı:
“Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum. Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum.”
Pehlivan, yazısını “Bu gerçeği dışlamadan, unutmadan yalnızca insan olduğumu anımsamaya çalıştığım yerden bir şeyler yazmak istedim. Sağlıcakla...” sözleriyle noktaladı.
Pelivan'ın mektubunun tamamı şu şekilde:
"Geçen haftalarda bu sütunlarda yer alan “Avukat cüppesi nasıl katlanır?” başlıklı yazım üzerine çok kıymetli eleştiriler aldım. En çok eleştiri, yazının hitap ettiği kitlenin geniş bir kitleye değil avukatlara olmasınaydı. Eğer yazacaksam daha çok insana hitap eden bir yazı yazmalıymışım.
Tutuklu yargılamanın istisnadan çıkıp esasa dönüştüğü günümüzde, cezaevi hepimize yalnızca bir adliye kadar yakın. “Ucu nereye giderse gitsin” anlayışında artık kimse dokunulmaz değil. Hal böyle olunca cezaevi gerçeğini ele almanın geniş bir kitlesi olduğunu düşünerek bir “cezaevinde kalma rehberi” yazmaya karar verdim.
Cezaevindeki tüm bilinmezliği giderecek bir rehberi bu yazıya sığdıramam. Tüm gereksinimleri karşılayan bir rehber için en az bir-iki cilt yazmam gerekir. Şimdilik bu yazıyı bir cezaevi oryantasyonu olarak kabul edin lütfen.
Oryantasyona başlamadan önce, bir avukatın cezaevinden çıkmak değil de cezaevinde kalmak üzerine yazmasını ironik bulmuş olabilirsiniz. Ama ironi yapmıyorum. Mevcut yargı pratiğinde avukatlar cezaevinden çıkmaya yarar tahliye kararı konusunda katalizör bile ol(a)mıyorlar! Öyle ki, tutuklandığım gün Barolar Birliği, 80 il barosu ve birçok yabancı baro tutukluluğumun haksız ve hukuksuz olduğunu söylemişse de ben bu yazıyı cezaevinden yazıyorum.
İNFAZ MEMURLARI
Dizi ve filmlerdeki kötü gardiyan tiplemelerini unutun. Bir kere “gardiyan” meslek tanımından hoşlanmıyorlar, onlar infaz memuru. İddia ediyorum ki, devletin vatandaşlarına eşit davranma yükümlülüğünün vücut bulmuş halidir infaz memurları. Ne suç işlediğinizle ya da ne suç işlemediğinizle asla ilgilenmiyorlar. Herkese eşitler. Galatasaray puan kaybettiğinde sırıtan infaz memuru hariç hepsi düzgün insanlar. Derdiniz, sıkıntınız olduğunda yasalar çerçevesinde yardımcı oluyorlar. Sağ olsunlar.
YEMEK
İtiraf etmeliyim ki cezaevi yemekleri bazen bayıyor. Mesela memleketteki bamya hasadının büyük çoğunluğunu bizim cezaevine yollamışlar, ben de bamya stoku bitene kadar eldeki malzemelerle yaratıcı olmaya çalışıyorum. Tanıdığım en gusto karakter Fatih Altaylı kadar olamasam da bir şeyler yapabileceğime inanıyorum. Ne yazık ki sıfırım. Oysa kaç bölüm yemek programı izlemiştim illa “blanch” edecek (haşlayacak) bir şey bulurum diyordum. Yok, bulamadım. Fikir verir umuduyla yan hücremdeki Hüseyin’e sordum, o da “kaşarlı pilav” tarifi vermeye kalktı. Neyse, bamyanın faydalarını anlatan bir yazı buldum ve durumu idare ediyorum.
SPOR
Cezaevinin fizyolojik sağlığınıza etkilerini önlemek için spor yapmanız şart. Ben de girer girmez cezaevi idaresinden spor matı talep ettim. İdare yazılı bir kurul kararıyla; spor matıyla kendime veya bir başkasına zarar verme ihtimalimi gözetip talebimi reddetti. Doktor raporuyla alabilirmişim. Bürokrasi ve gitti geldi işleri yorucu geldi. Fırsattan istifade ahiretimi kurtarmaya ve Rabbimin rızasını kazanmak için aldığım seccadeyi spor yaparken de kullanıyorum.
SAĞLIK
7/24 revir olanağı var. Acil durumlarda da ambulans hızla geliyor. Hafta içi mesai saatleri içerisinde reviri aile hekimliği gibi düşünebilirsiniz. Oldukça işlevsel. Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikâyetlerimi sordu. Doktorumuz beyefendi biri, şikâyetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu. Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim. “İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!” dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
TEMİZLİK
Sosyal medyada aşırı temizlik yapan biri vardı, hâlâ var mı bilmiyorum ama hücre temizliğinde o kişinin düşük bütçeli bir versiyonuyum. Hücremdeki beton zemini her gün yıkıyorum. Minimal bir hücrem olduğu için su israfı yaptığım söylenemez. Hukuk bürom eski bir binadaydı, zemin ahşaptı. Buradan çıkar çıkmaz büromu kapısı caddeye açılan, beton zemini olan yani çekpasla foşur foşur yıkayabileceğim bir yere taşıyacağım. Bu çekpas işini o kadar sevdim. Hatta terapistim de alınmasın ama ben sorunlarımı çekpasla örtmeyi seçiyorum.
GÜVENLİK
Yüksek güvenlikli bir cezaevinde hücrede kaldığım için açıkçası güvenlik sorunum yok, tecrit ve izolasyonun tek artısı (!) bu. Kapalı spor salonuna da açık sahaya da tek başıma çıkıyorum. Başka kişilerle denk gelebileceğim tek yer avukat görüş kabinleri. İlk tutuklandığımız zaman bu da mümkün değildi çünkü o zamanlar kimsenin olmadığı başka bir blokta görüşe çıkarılıyorduk. Örneğin yan blokta PKK’li hükümlüler var. Onlarla aynı avukat görüş blokunu kullanmam gerekirken farklı bloklara götürülüyoruz. Acaba bizim örgütü (!) mü onlara tehdit görüyorlar, yoksa onların örgütü mü bize tehdit görüyorlar? Siyasi konjonktür gereği izole edilmesi gereken kimdi diye soruyorduysam da artık bu sorunun cevabını aramıyorum. Zaten arasam da bulamam, adamlar örgütsüz kaldılar. Ya da kalacaklar. Her neyse.
ZAMANI TARİF ETMEK
Yazıyı bitirirken büyük bir şerh düşmeliyim. Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil. Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor. Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum. Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Bu gerçeği dışlamadan, unutmadan yalnızca insan olduğumu anımsamaya çalıştığım yerden bir şeyler yazmak istedim. Sağlıcakla...
Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi
AV. MEHMET PEHLİVAN"
