'Kent Uzlaşısı' cezasına Bahçeli'den sert tepki: 'Terörsüz Türkiye' böyle olmaz

'Kent Uzlaşısı' cezasına Bahçeli'den sert tepki: 'Terörsüz Türkiye' böyle olmaz

Esenyurt Belediye Başkanı Özer’e ‘Kent Uzlaşısı’ davasından hapis cezası verilmesine MHP lideri çok sert tepki gösterdi: Karar evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiği gibi ‘Terörsüz Türkiye’ gayesiyle de taban tabana zıt. Maşeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi yoktur.

Ahmet Özer, Bahçeli’nin ‘Çözüm Süreci’ni başlatan Meclis’teki el uzatma çıkışından bir ay sonra CHP’nin DEM Parti ile 31 Mart seçiminde yaptığı ‘Kent Uzlaşısı’ işbirliği gerekçe gösterilerek ‘terör örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla tutuklandı. Bahçeli’nin sürece katkısını her fırsatta övdüğü ve bırakılması mesajı verdiği Özer 14 Temmuz’da tahliye edildi. Ancak MHP’nin göreve iadesini beklediği Özer’e ‘Kent Uzlaşısı’ davasından 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Karar sonrası CHP ve DEM Parti’den ‘Verilen ceza sürece darbe’ tepkisi yükseldi.

HUKUKA AYKIRI MAŞERİ VİCDANDA YERİ YOK

Verilen cezaya en sert tepki MHP Lideri Bahçeli’den geldi. ‘Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Özer’e, ‘Silahlı terör örgütüne üye olma’ suçunun reva görülmesinden dolayı hapis cezası verilmesi evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiği gibi ‘Terörsüz Türkiye’ gaye ve gayretiyle taban tabana zıt. Bu kararın maşeri vicdanda karşılığı ve makul gerekçesi de yok’ dedi. Kararın temyizde düzeltilmesini temenni ettiğini belirterek ekledi: Türk hukuk sisteminin milli birlik ve beraberlik hissiyatına destek vermesi beklentimizdir.

ÖCALAN'A 'UMUT HAKKI' İÇİN MHP'DEN DESTEK

TBMM, İmralı tutanaklarını yayımladı. Tutanaklarda Öcalan’ın ‘Süreç başarısız olursa darbe mekaniği devreye girer’ dediği ve kendisine ‘umut hakkı’nın verilmesini şart koştuğu ortaya çıktı. MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, Meclis Komisyonu’nda Öcalan için ‘umut hakkı’ mutabakatı sağlanırsa katkı vermeye hazır olduklarını söyledi.

25-ocak.jpg

MHP LİDERİ BAHÇELİ’DEN ‘KENT UZLAŞISI’ CEZASINA SERT TEPKİ

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE'YE TABAN TABANA ZIT

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ‘kent uzlaşısı’ davasında 6 yıl hapis cezasına çarptırılmasına MHP lideri Devlet Bahçeli’den sert tepki geldi. Bahçeli, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin son bir asrın en önemli amaçlarından biri olduğunu belirterek, herkesin bu hedef doğrultusunda hareket etmekle sorumlu olduğunu söyledi. ‘Karar evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiği gibi ‘Terörsüz Türkiye’ gaye ve gayretiyle de taban tabana zıtlık taşımaktadır’ dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te Meclis’ten yaptığı çağrı ile başlayan ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde, CHP ve DEM Parti’nin yerel seçimlerdeki ‘kent uzlaşısı’ ittifakına yönelik soruşturma başlatılmış, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in 30 Ekim 2024’te tutuklanması ise kamuoyunda tepkilere neden olmuştu. Yerine kayyum atanan Özer hakkında, 14 Temmuz 2025’teki ikinci duruşmada tahliye kararı verilmiş, MHP’den ise “Göreve dönmeli” açıklaması gelmişti. Özer, önceki gün karar duruşması için dördüncü kez hâkim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti, savcılığın ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçlamasıyla 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsini istediği Özer hakkında, 6 yıl 3 ay hapis cezası kararı verdi. Kararın hemen ardından, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan “Halkın iradesine ipotek koyan bu kararı kınıyorum” derken, CHP’den de kararın barış ve çözüm iddiasını zedelediği tepkisi yükseldi.

‘MAŞERİ VİCDANDA HİÇBİR KARŞILIĞI YOK’

Özer’e verilen hapis cezasının ardından Devlet Bahçeli’den sert bir tepki geldi. Bahçeli, söz konusu kararın evrensel hukuk ilkeleriyle ve ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle bağdaşmadığını ifade etti. Sosyal medya hesabından açıklama yaparak “Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Özer’e, “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçunun reva görülmesinden dolayı 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi evrensel hukuk ilkeleriyle çeliştiği gibi ‘Terörsüz Türkiye’ gaye ve gayretiyle de taban tabana zıtlık taşımaktadır. Bu kararın maşeri vicdanda hiçbir karşılığı ve makul bir gerekçesi de yoktur” ifadelerini kullandı. Barış, huzur, istikrar ve güvenliğin Türk milletinin en temel hakkı olduğunu vurgulayan Bahçeli, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin son bir asrın en önemli amaçlarından biri olduğunu belirterek, herkesin bu hedef doğrultusunda hareket etmekle sorumlu olduğunu kaydetti.

‘ADALETİN GERÇEK MANADA TECELLİ ETMESİNİ TEMENNİ EDİYORUM’

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını ‘adil ve hakkaniyet esaslarıyla çatışan’ bir karar olarak nitelendiren Bahçeli, sürecin temyiz aşamasında düzeltilmesi gerektiğini belirtti. Açıklamasında “İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahut kararı sorunludur, adil ve hakkaniyet esaslarıyla tezat ve çatışmalıdır. Bu nedenle bahse konu mahkeme kararının temyiz aşamalarında düzeltilmesi, adaletin gerçek manada tecelli etmesi samimi dilek ve temennimdir. Türk hukuk sisteminin önyargılardan uzak şekilde, milli birlik ve beraberlik hissiyatına adli ve ahlaki destek vermesi akut beklentimizdir” ifadelerine yer verdi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da kısa bir süre önce kayyum uygulamasına dair konuşmuş ve “Unutmayalım, kayyum atamaları tedbirdir. Şartlar değiştiğinde kaldırılması lazım. Sayın Genel Başkanımızın ‘İki Ahmet’ diye bahsettiği Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in davalarının seyri, içinde bulunduğumuz atmosfer, komisyonumuzun amacı birleştirildiği zaman aslında amacını aşmış bir uygulama olduğu görülür. Ahmet Özer ve Ahmet Türk’ün göreve iadesi önünde bizim açımızdan hiçbir sakınca yoktur” ifadelerini kullanmıştı.

YILDIRAY OĞUR YAZDI: MHP’DEN ÖCALAN’IN ‘UMUT HAKKI’ TALEBİNE DESTEK: NE GEREKİYORSA KATKI SUNMAYA HAZIRIZ

TBMM, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’na gerçekleştirdiği ziyaretin tam tutanaklarını kamuoyuyla paylaştı. Tutanaklarda terörist başı Öcalan’ın, sürecin başarısız olması durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’yi hedef alacak bir ‘darbe mekanizmasının’ devreye girebileceği uyarısında bulunduğu ve sürecin devamı için ‘umut hakkı’nı şart koştuğu ortaya çıktı. Öcalan, bu hakkın tanınması ve çalışma imkanlarının sağlanması durumunda Suriye konusunda sorumluluk alacağını belirterek “Bu yapıldıktan sonra Suriye konusunda başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğini” dile getirdi. Tutanakların açıklanmasının ardından MHP’li İsmet Büyükataman da ‘umut hakkı’ tartışmalarına dair net bir açıklama geldi. Sürecin “mutabakat” zemininde yürütülmesi gerektiğini savunarak, komisyon aşamasında henüz ortak bir iradenin tecelli etmediğine dikkat çekti. Büyükataman “Komisyonun mutabakatıyla adımlar atılmalı. Yeni tartışmalara kapı aralayacak bir anlayış içinde değiliz. Bu hususta yasal anlamda atılması icap eden adımlar konusunda oluşacak mutabakat neyi gerektiriyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi de o konuda katkı sunmaya hazır” dedi.

SÜRECİN ADINI DEĞİŞTİRMEKTE ANKARA'NIN GÜNDEMİNDE

İki gün önce BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Tammy Bruce’un konuşması Türkiye’de pek kimsenin ilgisini çekmedi.

Bruce, konuşmasında geçen hafta ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın Suriye’de ABD’nin SDG ile 13 yıllık ittifakını bitiren X mesajını bütün dünyaya ABD’nin yeni dış politikası olarak ilan etti:
“ABD’nin DEAŞ’ı yenilgiye uğratmak için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurduğu ortaklık önemli rol oynamıştır. SDG’nin fedakârlıkları, terörle mücadelede kalıcı kazanımlar elde edilmesinde belirleyici olmuştur. Ancak bugün durum köklü biçimde değişmiştir. Yeni Suriye hükümeti, 2025’in sonlarında DEAŞ’la Mücadele Küresel Koalisyonu’na katılarak terörle mücadelede ABD ile işbirliğine yönelmiştir. Şam yönetimi artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye, DEAŞ tutuklularının bulunduğu cezaevleri ve kampların kontrolünü devralmaya hem istekli hem de muktedirdir.

ABD, kuzeydoğu Suriye’nin onurlu bir şekilde yeniden entegre edilmesi ve Suriye’nin kendi içinde ve komşularıyla barış içinde olan bir ülke hâline gelmesi için Suriye hükümeti ve SDG ile birlikte çalışmaktadır. Tarafların, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında 18 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanma usullerini ele alabilmeleri için sağlanan dört günlük ateşkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Devlet Başkanı el-Şara, Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etmiştir. Kürtlerin yeni Suriye devletine entegrasyonu; daha önce vatansız bırakılmış olanlar dâhil olmak üzere tam vatandaşlık haklarını, Kürt dili ve kültürünün anayasal güvence altına alınmasını ve yönetime katılımı içermektedir.”

Bu neden önemliydi? Çünkü Suriye’de muhatabımız SDG değil, Suriye hükümeti politikası böylece Trump ve Barrack’ın yürüttüğü bir politika olmaktan çıkıp ABD’nin tüm kurumlarıyla resmi politikasına dönüştü. Bu açıklamanın paralelinde WSJ, ABD’nin Suriye’de kalan 1000 askerini de çekmeyi düşündüğünü haberleştirdi.

Ankara’daki güvenlik kaynaklarına göre de ABD Suriye’den çekilme kararını verdi. ABD, Suriye’de sadece 8 koordinasyon merkezini bire düşürecek ve bütün güçlerini Ürdün’e çekecek. Suriye meselesiyle ilgili işlerini de Ürdün’den yönetecek. Bu karar SDG ve Şam’a da bildirildi. Sahadaki telaşın ateşkes ve anlaşma baskısının sebebi bu. Trump zaten 2019’da Suriye’den çekilme kararını vermişti ama uygulayamamıştı.

Trump’ın kafasında bu fikir hep vardı, ABD’nin Suriye’de işi olmadığını hala düşünüyor.
Trump’a göre Suriye artık; Şam’da güçlü bir liderin olduğu, IŞİD’le mücadeleyi de bu yeni iktidarın üstlendiği, İran ve Rusya çizgisinden kopmuş, İsrail’i rahatsız etmeyen ve Türkiye’nin de gözetiminde müttefik bir ülke. Kürtlerin de bu yeni Suriye içinde olmasını istiyor.

Çekilmeye soğuk bakan CENTCOM’un da pozisyonu değişti. Özellikle SDG’nin Şam’a karşı Rakka ve Deyrozzor’u kaybederken IŞİD’lileri salıverme tehdidinde bulunması ve cezaevini koordinasyonsuz terk etmesi ABD’lilerin SDG’ye olan güvenini bitirmiş. -ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ilk adımı olarak Suriye’deki 7 bin IŞİD’li tutuklu Irak’a götürülecek. Suriye’de El Aktan hapishanesindeki 1700 IŞİD’li ve Roj ve El Hol Kampları’ndaki yaklaşık 50 bin IŞİD’li yakını kalacak. Bu hapishane ve kampların kontrolü Şam yönetiminde artık. Ankara da ABD’nin çekilmesiyle Suriye’de SDG döneminin kapandığını düşünüyor.

Zaten Arap aşiretler de ayrıldıktan sonra artık geriye SDG’den sadece YPG kalmış oldu. IŞİD tutukluların bu hafta içinde Irak’a taşınması bekleniyor. SDG-Şam ateşkesi de bu tutuklular çıkana kadar uzatılacak. Ama sürecin fazla da uzaması istenmiyor. Çünkü SDG’nin 18 Ocak Mutabakatı’nı da 10 Mart Mutabakatı gibi sürüncemede bırakması istenmiyor. Erbil’deki Barrack ve Mazlum Abdi görüşmesi daha öncekilerden daha ileri bir noktaya mutabakatı taşımış. İlk kez SDG Komutanı Abdi, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği için isim vermiş. Barrack daha sonra Şam’a geçti. Şara ile görüştü. Bu görüşmede de Şara’nın SDG’yi tatmin edecek yeni bakanlık pozisyonları ve Meclis’te temsile sıcak baktığı söyleniyor. Ankara, Şara’nın kararnamesi ve 18 Ocak Mutabakatı’nın Kürtler için bir fırsat olduğunu ama örgütün Kürtlerin çıkarları yerine kendi örgütsel çıkarlarını öne koyduğunu düşünüyor. Bu yüzden de anlaşmanın Kandil’in devreye girmesiyle bozulmasından endişe ediliyor.

10 Mart ve Halep meselesinde Mazlum Abdi’nin uzlaşmadan yana olduğu ama Kandil’de bu Suriye meselesini yöneten Bahoz Erdal ve onun SDG içindeki komiserlerinin uzlaşmaları sabote ettiği fikri Ankara’da hakim. Türkiye, Suriye ordu güçlerinin Kürt bölgesine girmesini istemiyor, Şam’ı da uzlaşma için teşvik ediyor. Bunun Suriye ve Türkiye için yaratacağı sorunların herkes bilincinde. Bir güvenlik yetkilisi “yeşil ve sarı renklerin olduğu bu haritada kırmızı renk görmek istemiyoruz” diye bunu ifade ediyor.

Devlet yetkilileri kendilerine ulaşan DEM Partililerden “Rojava’da Kürt katliamı oluyor”, “Kürtlere saldırı, soykırım” gibi iddiaları için somut veri ve yer göstermelerini istemiş. Eğer böyle somut bir saldırı varsa buna Türkiye’nin doğrudan müdahale edeceği garantisi verilmiş. Ankara, Rojava’da katliam, soykırım ve açlık gibi iddiaların büyük mevzi ve toprak kaybeden örgütün bu yenilgiyi örtmek için ürettiği propagandalar olduğunu düşünüyor. Saha izleniyor, Kürt şehirlerine ya da sivillere yönelik bir saldırı yaşanmadığı, SDG’ye dönük operasyonun Alevi ve Dürzilere yönelik katliam ve saldırılardan ders çıkarılarak çok az hatayla profesyonel biçimde yapıldığı düşünülüyor. İktidar çevreleri ve güvenlik bürokrasisi, DEM Partisi’nden çözüm süreci yürüten bir iktidara ve devlete “katliama destek”, Kürt düşmanlığı gibi suçlamalar gelmesinden rahatsız. DEM Parti’nin merkez çizgisinden sapmasının sürece zarar vereceği düşünülüyor. Ama Suriye meselesi üzerinden genel Kürt toplumunun hassasiyeti ve rahatsızlığının da farkındalar. Bunun tamir edilmesi gerektiği düşünülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son grup toplantısında Suriyeli Kürtlerin Türkiye’den başka hamiye ihtiyacı yok çıkışı bu çerçevede değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı ve iktidar, böyle mesajlar vermeye devam edecek. Ankara’dan medyaya Kürtleri rahatsız eden bir dil kullanmaması uyarısı da gidiyor Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’deki sürecin hızlanması için adımlar atması bekleniyor. Hem Kürtlerdeki bu hassasiyetin süreci zora sokabileceği düşünülüyor hem de çözüm sürecindeki en zor mesele olan SDG meselesinin bu şekilde çözümünün süreci hızlandıracağı düşünülüyor. Bu engelin kalkmasının getirdiği rahatlamanın Komisyon’un yazacağı ortak rapora da yansıması, raporun daha cesur olması bekleniyor. Tabii rapordan sonra da hızlıca eve dönüş yasasının Meclis’ten geçirilmesi de…

Güvenlik kaynaklarına göre önce yasa çıkarılmalı. PKK’nın her yerde silah bırakması ve teslim olmasının beklenmesi süreci uzatır ve bunu teyit etmek de imkansız. O yüzden eve dönüş yasasının çıkarılması ve teklif olarak masaya konması, PKK’lıların bu yasadan yararlanmak için silah bırakması daha doğru bir sıralama olarak görülüyor. Bu yasa aynı zamanda örgüte ve örgüt mensuplarına Türkiye’nin ciddiyetini de gösterecek. Çünkü Kandil bir taraftan Suriye’deki varlığını korumaya çalışırken bir taraftan da gözü sürecin sürüp sürmediğinde.

Onlar da yasayı ve kapsamını bekliyorlar. Umut Hakkı düzenlemesinin eve dönüş yasasında olmayacak. Öcalan’ın da böyle bir talebi yok. Kandil’in bir gözü de Öcalan’da. Öcalan’ın uyarılarının dinlenmemesine, Suriye’de olan bitene, SDG’nin bu kadar gerilemesi ve toprak kaybına kızgın olduğu söyleniyor. Öcalan yine sürece müdahil olabilir. Ankara’nın birinci gündemi Suriye’de bu işin artık uzamadan bitmesi. Çünkü ABD’nin çekilmesiyle Rojava ve SDG meselesi bitmiş oldu. Örgütün de bu gerçeği kabul etmesi, Suriye’de askeri örgütlenme, kurtarılmış bölge hayallerinden vazgeçip, Suriyeli Kürtlerin işini daha fazla zorlaştırmaması, Şam ile entegrasyonuna engel olmaması bekleniyor. Suriye’nin çatışma olmadan bir çözüme kavuşmasından sonra çözüm sürecinin ivmesinin artırılması, hızlandırılması hatta güncellenmesi düşünülüyor. Hatta Terörsüz Türkiye adı yerine, sürecin bundan sonraki kısmı için daha kapsayıcı ve pozitif başka bir ad kullanmak bile gündemde.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN