Toros Dağları’nın zorlu coğrafyasında yetişen andız ağaçları, İbradı ve Akseki ilçelerindeki köylüler için hem şifa hem de önemli bir geçim kapısı haline geldi. Eylül ayında dallardan düşen kozalakların toplanmasıyla başlayan meşakkatli serüven, Kasım ve Aralık aylarında dev kazanlarda saatlerce süren kaynatma işlemiyle taçlanıyor. Hiçbir katkı maddesi içermeyen, geleneksel "kül ve hamur" yöntemiyle acısı alınan andız pekmezi, cam gibi parlak rengi ve yoğun aromasıyla Türkiye’nin dört bir yanından talep görüyor. 20 yıldır bu kadim geleneği sürdüren üreticilerin elinden çıkan bu lezzet, zahmetine değecek bir fiyatla sofralara ulaşıyor.
ZİRVELERDEN SOFRAYA
Toros Dağları’nın bin 500 rakımlı noktalarında olgunlaşan andız kozalakları, yol ve patika olmayan sarp arazilerden sırtlarda taşınarak köylere getiriliyor. Eylül ayında depolanan bu ürünlerin işlenmesi ise tam bir sabır sınavı. Makine kullanımının ürünün tadını bozduğunu ve acılaştırdığını savunan üreticiler, her bir kozalağı çekiç ve keser yardımıyla günlerce süren el emeğiyle kırarak süreci başlatıyor.

MEŞE KÜLÜ VE ÖZEL HAMUR TEKNİĞİ
Andız pekmezini diğerlerinden ayıran en önemli özellik, yapım aşamasında kullanılan antik yöntemler. Kozalağın doğal kekre ve acı tadını yok etmek için elenmiş meşe veya incir külü kaynatılarak şıraya ekleniyor. Bu işlem pekmeze cam gibi berrak bir görüntü kazandırıyor. Ardından kazanlara atılan özel hazırlanmış hamurlar, kaynadıkça kozalağın kalan tüm acılığını adeta bir mıknatıs gibi içine çekiyor.
8 SAATLİK ATEŞLE GELEN ŞİFA KAYNAĞI
Kızgın ateşte aralıksız 7-8 saat boyunca kaynatılan andız şırası, yoğun bir kıvama ulaştığında gerçek bir şifa deposuna dönüşüyor. Yaklaşık 10 kilogram kozalaktan sadece 1 kilogram elde edilebilen bu değerli sıvı, içinde şeker veya koruyucu madde barındırmıyor. Özellikle solunum yolu rahatsızlıkları ve bağışıklık sistemi için derman arayanlar, kilosu 500 TL olan bu ürünü henüz ocaktan inmeden sipariş ediyor.

20 YILLIK GELENEĞİN SON TEMSİLCİLERİ
İbradı’nın Ürünlü Mahallesi’nde bu geleneği yaşatan iki kardeş, 70 yaşındaki Fatma Yamansoy ve 63 yaşındaki Sebahattin Özen, işin tüm zorluğuna rağmen üretimden vazgeçmiyor. Köyde bu işi yapan son kişilerden olduklarını belirten kardeşler, "Ekmek davamız için dağlara çıkmaya devam ediyoruz. Bu iş büyük sabır istiyor, yeni nesil pek yanaşmıyor ama derman bekleyen müşterilerimiz için kaynatmaya devam edeceğiz" diyerek mesleklerinin önemine dikkat çekiyorlar.
