İş insanı Murat Ülker, “Tarihte GOYA” başlıklı ve 18 Ekim 2026 tarihli yeni blog yazısında, Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de gerçekleştirdiği kültür ve tarih gezisinin izlenimlerini paylaştı.
Babür İmparatorluğu'nun yaklaşık üç buçuk asır süren tarihini mimari eserler ve müzeler üzerinden ele alan Ülker, Hindistan'ın yalnızca bugünkü ulusal sınırlarıyla değerlendirilemeyeceğini, bölgenin Türk, Moğol, İran ve yerel Hint kültürlerinin buluştuğu geniş bir tarihî coğrafya olduğunu anlattı.
Murat Ülker Tivnikli kardeşleri yazdı: Büyük servetlerin kente karşı sorumluluğu vardır
“BABÜRLER HİNDİSTAN'I DEĞİŞTİRİRKEN HİNDİSTAN DA BABÜRLERİ DEĞİŞTİRİYOR”
Babür İmparatorluğu'nun 1526 yılında Panipat Savaşı'yla başlayan ve 1857'ye kadar devam eden 331 yıllık tarihini hatırlatan Ülker, imparatorluğun kurucusu Babür Şah'ın baba tarafından Timur, anne tarafından ise Cengiz Han soyundan geldiğini belirtti.
Ana dili Çağatay Türkçesi olan Babür'ün ünlü Babürname eserini Türkçe yazdığını vurgulayan Ülker, hanedanın sonraki kuşaklarda Hint kültürüyle bütünleştiğini ifade etti.
Ülker, bu dönüşümü şu sözlerle anlattı:
“İlk kuşak Orta Asya'dan Hindistan'a geliyor, birkaç kuşak sonra artık yerlileşiyorlar. Hanedan üyeleri, askerler, yöneticiler, sanatçılar ve onların çocukları bu coğrafyanın parçası oluyor.”
Kültürel etkileşimin medeniyetlerin oluşumundaki rolüne dikkat çeken Ülker, “Babürler Hindistan'ı değiştirirken Hindistan da Babürleri değiştiriyor” dedi.
Murat Ülker’den eğitim sistemine iki kritik soru: Neyi öğretiyoruz, hangi dünya için öğretiyoruz?
HÜMAYUN TÜRBESİ'NDEN TAC MAHAL'E UZANAN MİMARİ MİRAS
Yeni Delhi'nin Nizamuddin bölgesindeki Hümayun Türbesi'ni ziyaret eden Ülker, yapının Babür mimarisinin gelişimini gösteren önemli eserlerden biri olduğunu belirtti.
16. yüzyılın ikinci yarısında tamamlanan türbenin kırmızı kumtaşı, açık renk taşları, büyük kubbesi ve simetrik bahçe düzeniyle dikkat çektiğini anlatan Ülker, dört parçalı bahçe anlamına gelen charbagh geleneğinin İran ve Orta Asya mimarisinden geldiğini kaydetti.

Hümayun Türbesi ile Tac Mahal arasındaki mimari ilişkiye de değinen Ülker, “Hümayun Türbesi'ne bazen 'Tac Mahal'in mimari atası' denmesi hiç de abartılı değil, çünkü benziyorlar” ifadelerini kullandı.
Ülker ayrıca Şah Cihan tarafından yaptırılan ve 1656'da tamamlanan Delhi'deki Cuma Mescidi'nin kırmızı kumtaşı, beyaz mermer ve anıtsal girişleriyle Babür döneminin ihtişamını yansıttığını belirtti.

TARİHÎ DOKUYU KORUMAK İÇİN ALTI METRE YERİN ALTINA MÜZE İNŞA EDİLDİ
Ülker'in gezisinde en çok dikkatini çeken yerlerden biri, 29 Temmuz 2024'te açılan Hümayun Dünya Mirası Müzesi oldu. Hümayun Türbesi ile Sunder Nursery arasında bulunan müze, tarihî çevrenin görünümünü korumak amacıyla yaklaşık altı metre yerin altına inşa edildi.

Archaeological Survey of India ile Aga Han Kültür Vakfı'nın çalışmalarının ürünü olan müzede, Babürlerin tarihinin yanı sıra astronomi, mimari, edebiyat, sanat ve gündelik yaşamına ilişkin eserler sergileniyor.
Minyatürler, el yazmaları, sikkeler, usturlaplar ve gök kürelerinin bulunduğu müzede, 270 derecelik dijital gösterim alanları da yer alıyor.

Ülker, müzenin mimari yaklaşımından etkilendiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“İyi müzecilik, eserin önüne geçmeden eseri görünür kılmaktır.”
Müzenin tarihî dokuyla yarışmak yerine onu koruyacak biçimde tasarlandığını belirten Ülker, “Yeni olan, eski olanın önüne geçmemeli” sözleriyle bu yaklaşımı özetledi.

HÜMAYUN 34 BİN KİLOMETRE YOL KATETMİŞ, 122 ŞEHİR GÖRMÜŞ
Müzede sergilenen Hümayun'un seyahat haritasının da dikkat çekici bilgiler içerdiğini anlatan Ülker, Babür hükümdarının yaşamı boyunca yaklaşık 34 bin kilometre yol katettiğini, 122 şehir gördüğünü ve 27 savaşa katıldığını aktardı.

1530'da tahta çıkan Hümayun'un Şir Şah Suri karşısında yenilerek ülkesinden ayrıldığını, İran'a sığındığını ve 1555'te yeniden Delhi'yi ele geçirdiğini hatırlattı.
Hümayun'un sürgün yıllarında Safevi sarayında tanıdığı sanat ve mimari anlayışını Hindistan'a taşıdığına dikkat çeken Ülker, bu dönemin Babür kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynadığını belirtti.

Hükümdarın astronomiye ve kitaplara duyduğu ilgiyi de anlatan Ülker, Hümayun'un 1556 yılında kütüphanesinin merdivenlerinden düşmesinin ardından yaşamını yitirdiğini hatırlattı.
Ülker, “Hayatının önemli bir kısmını savaş meydanlarında geçirmiş, 27 savaşa katılmış bir hükümdar savaşta değil, kitaplarının bulunduğu yerde geçirdiği bir kazanın ardından ölüyor” ifadelerini kullandı.

YILDIZ HOLDİNG KOLEKSİYONUNDAN TARİHÎ BİR ESERİ PAYLAŞTI
Murat Ülker, yazısının başlangıcında Yıldız Holding sanat koleksiyonunda bulunan, 1800 yılı civarında Hindistan'da yapılmış bir esere de yer verdi. Eser, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin Benares temsilcisi George Frederick Cherry ile Oudh Nevvabı Vezir Ali arasında 14 Ocak 1799'da yaşanan ve Cherry'nin öldürülmesiyle sonuçlanan görüşmeyi tasvir ediyor.
Kağıt üzerine altın ve guaj tekniğiyle hazırlanan eser, İngiliz sömürge döneminde Hint yerel yöneticileriyle Doğu Hindistan Şirketi arasındaki gerilimin tarihî bir örneğini yansıtıyor.

“331 YIL SONRA SONA ERDİ AMA İZLERİ HÂLÂ YAŞIYOR”
Babür İmparatorluğu'nun 1857'deki büyük ayaklanmanın ardından sona erdiğini hatırlatan Ülker, son hükümdar Bahadır Şah Zafer'in İngilizler tarafından sürgüne gönderildiğini anlattı.

Siyasi egemenliğin sona ermesine rağmen Babürlerin Hindistan'da bıraktığı kültürel mirasın yaşamayı sürdürdüğünü belirten Ülker, yazısını şu sözlerle tamamladı:

“1526'da Babür'le başlayan siyasi hakimiyet, 331 yıl sonra 1857 ayaklanmasının bastırılması ve İngilizlerin son hükümdarı tahttan indirmesiyle sona erdi. Ama yaklaşık beş yüz yıl sonra Delhi'de hala onların bahçelerinde yürünüyor, izleri sürülüyor, saygıyla anılıyorlar.”

GOYA NEDİR?
GOYA, Murat Ülker'in iş ve kültür hayatında kullandığı, “Gez, Oturma Yerinde Artık” sözlerinin baş harflerinden oluşan bir kavram.
Yıldız Holding'in kurum kültüründe de yer alan GOYA yaklaşımı; işin, üretimin ve faaliyetlerin gerçekleştiği yerlere giderek süreçleri yerinde gözlemlemeyi, insanlarla doğrudan iletişim kurmayı ve deneyimleyerek öğrenmeyi esas alıyor.
Ülker, bu yaklaşımı sanat ve kültür gezilerine de uyarlayarak ziyaret ettiği müzeler, tarihî mekânlar ve sanat eserlerine ilişkin gözlemlerini kişisel blogunda “GOYA” yazılarıyla paylaşıyor.
