Murat Ülker’den eğitim sistemine iki kritik soru: Neyi öğretiyoruz, hangi dünya için öğretiyoruz?

Murat Ülker’den eğitim sistemine iki kritik soru: Neyi öğretiyoruz, hangi dünya için öğretiyoruz?

Murat Ülker, bir hafta arayla yayımladığı iki yazıda üniversitelerin ve işletme okullarının işlevini masaya yatırdı. İlk yazısında “Üniversiteler yeni bilgi üretiyor mu?” sorusunu yönelten Ülker, ikinci yazısında ise işletme eğitiminde finans, strateji ve operasyon gibi güçlü araçların öğretilmesinin yeterli olmadığını, bu araçların “hangi amaç için” kullanılacağının da tartışılması gerektiğini vurguladı.

pladis Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, son iki haftada blogunda yayımladığı iki kapsamlı yazıyla yükseköğretim ve işletme eğitimi üzerine dikkat çeken bir tartışma başlattı. Ülker, 23 Ağustos’ta yayımladığı “Yeni Bilgi Üretmeden Yüksek Öğrenim Başarılı Olur mu?” başlıklı yazısında üniversitelerin başarısının yalnızca uluslararası sıralamalardaki yerleriyle değerlendirilemeyeceğini savundu. 30 Ağustos tarihli “İşletme Okullarında Müfredat Değişmeli mi?” yazısında ise tartışmayı işletme eğitimine taşıdı.

İki yazı birbirinden farklı alanları ele alsa da Ülker’in temel sorusu aynı: “Neyi öğretiyoruz ve ne için öğreniyoruz?”

“ÜNİVERSİTE YALNIZCA DİPLOMA VEREN BİR YAPI DEĞİLDİR”

İlk yazısında dünyanın önde gelen üniversite sıralamalarını değerlendiren Ülker, Times Higher Education 2026 sonuçlarında 2 bin 191 üniversite arasında 109 Türk üniversitesinin yer aldığını, Türkiye’den 4 üniversitenin ilk 500’e, 15 üniversitenin ise ilk 1000’e girdiğini hatırlattı.

Bu rakamların önemli olduğunu belirten Ülker, asıl meselenin sıralamadaki yerden çok üniversitenin yeni bilgi üretip üretmediği olduğunu vurguladı.

Ülker’e göre üniversitelerin kendilerine şu soruyu yöneltmesi gerekiyor:

“Biz yeni bilgi üretiyor muyuz, yoksa üretilen bilgiyi tekrar mı ediyoruz?”

Üniversitenin yalnızca öğrenci yetiştiren bir kurum değil, ülkenin “düşünme kapasitesini büyüten bir ekosistem” olduğunu belirten Ülker, üniversiteyi “bir ülkenin düşünme cesareti, sorgulama kültürü ve geleceğe yönelik umudu” olarak tanımladı.

ÜLKER: BİLİM, TOPLUM VE SANAYİ AYNI DİLİ KONUŞMALI

Ülker’in ilk yazısındaki önemli başlıklardan biri de üniversite-sanayi ilişkisi oldu.

Bilimsel araştırmaların yalnızca akademik yayınlarla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Ülker, bilginin toplum ve sanayiyle temas etmesi gerektiğini belirterek, sanayi, girişimcilik ve üniversitenin aynı dili konuşamadığı ülkelerde inovasyonun kalıcı, kalkınmanın ise sürdürülebilir olamayacağını ifade etti.

Ülker bu çerçevede, üniversitenin görevinin mevcut bilgiyi aktarmaktan öte, dünya sorunlarına çözüm üreten yeni bilgi ortaya koymak olduğunu savundu.

İKİNCİ YAZIDA İŞLETME OKULLARINI MASAYA YATIRDI

Murat Ülker, bir hafta sonra yayımladığı ikinci yazısında tartışmayı işletme okullarına taşıdı.

“İşletme Okullarında Müfredat Değişmeli mi?” başlıklı yazısına, “İşin amacı nedir? Piyasanın gayesi nedir ve kime fayda sağlar?” sorularıyla başlayan Ülker, iklim krizi, gelir ve servet eşitsizliği ile iş dünyasının siyaset üzerindeki etkisinin artık piyasanın dışındaki meseleler olarak değerlendirilemeyeceğini savundu.

Ülker, piyasanın işleyişine ilişkin yerleşik kabullerin de yeniden sorgulanması gerektiğine dikkat çekti:

“Piyasa gerçekten kendi yolunu mu buluyor, yoksa biz ona başka yol mu bırakmıyoruz?”

“STRATEJİYİ, FİNANSI ÖĞRETİYORUZ AMA HANGİ AMAÇ İÇİN?”

Ülker’in ikinci yazısının merkezinde Andrew J. Hoffman’ın “Business School and the Noble Purpose of the Market: Correcting the Systemic Failures of Shareholder Capitalism” adlı kitabı bulunuyor.

Hoffman’ın yaklaşımını tartışan Ülker, mevcut işletme okullarının önemli bölümünün hissedar değerini, büyümeyi ve verimliliği merkeze alan eski bir dünya anlayışı üzerine kurulduğunu aktardı.

Öğrencilerin strateji, finans ve operasyon gibi güçlü yönetim araçlarını öğrendiğini ancak bu araçların hangi amaca hizmet edeceğinin yeterince tartışılmadığını vurguladı.

Ülker’e göre günümüz yöneticisi yalnızca kârlılığa değil, sistemin istikrarına, adalete ve doğayla kurulan ilişkiye de bakmak zorunda. Bu nedenle birkaç sürdürülebilirlik dersi eklemek yeterli değil; değişmesi gereken şey müfredatın temel perspektifi.

“MESELEMİZ YAPAY ZEKA DEĞİL, YETERİNCE DÜŞÜNMEMEK”

Ülker, söz konusu değerlendirmelerinin ardından iş dünyasındaki tecrübesinden hareketle dikkat çekici bir tespitte bulundu:

“Ben dünyanın her bölgesinde iş yapan bir iş insanı olarak diyorum ki buna ihtiyacımız var. Meselemiz, meselelerin kendisi veya yapay zeka değil, sorunlarımızı yeterince düşünmemek galiba.”

Ülker, işletme eğitiminde serbest piyasanın üretken gücünden vazgeçilmesini değil, bu gücün toplumun ihtiyaçlarıyla yeniden hizalanmasını savundu.

“DİPLOMANIN GERÇEK DEĞERİ, EĞİTİMİN NE KADAR HAZMEDİLDİĞİDİR”

Murat Ülker’e göre sorumluluk yalnızca üniversitelere ve öğretim üyelerine de düşmüyor.

Öğrencinin sunulan müfredatla yetinmemesi, ne öğrendiğini, neyin eksik kaldığını ve bunu hangi kaynaklarla tamamlayabileceğini sorgulaması gerektiğini belirten Ülker, “Diplomanın gerçek değerini, öğrencinin aldığı eğitimi ne kadar hazmedebildiği belirler” değerlendirmesinde bulundu.

Kendi üniversite yıllarından da örnek veren Ülker, öğrencilik döneminde arkadaşlarıyla müfredatı yeterli bulmayarak kendi kültür derslerini oluşturduklarını, bu girişimden daha sonra Bilim Sanat Vakfı’nın doğduğunu anlattı.

İŞLETME OKULLARINA "İYİ YURTTAŞ" ÇAĞRISI

Ülker’in yazısında öne çıkan bir başka yaklaşım ise işletme okullarının yalnızca “iyi çalışan” veya başarılı yönetici yetiştirmesinin yeterli olmadığı düşüncesi oldu.

Andrew Hoffman’ın yaklaşımını aktaran Ülker, işletme okullarının "iyi yurttaşlar" yetiştirmesi gerektiğini; finansın toplumsal ve çevresel göstergeleri, insan kaynaklarının gerçekten insanı, üretim süreçlerinin ise döngüsel ekonomiyi dikkate alması gerektiğini belirtti.

Ülker bunu kendi yaklaşımıyla “salih amel”, yani kişinin yalnızca kendi çıkarı için değil başkası ve toplum için de iyi işler yapması olarak ifade etti.

SON SORU: "HANGİ DÜNYA İÇİN ÖĞRETİYORUZ?"

İki haftalık tartışmanın sonunda Ülker, üniversite ve işletme eğitimi konusundaki görüşlerini "Ne Öğretiyoruz, Hangi Dünya İçin Öğretiyoruz?" başlığı altında birleştirdi.

Eğitimin yalnızca beceri aktarımından ibaret olamayacağını belirten Ülker, öğretim üyelerinin öğrencilere uzmanlık aktarmanın yanında yol göstermesi; müfredatın ise farklı düşünce biçimlerine, insan onuruna, sürdürülebilirliğe ve ekonomik kurumların tarihsel bağlamına daha fazla yer vermesi gerektiğini savundu.

Ülker yazısını şu mesajla tamamladı:

“Piyasa kendi yolunu bulur, demek yerine, birlikte geleceğe nasıl bir yol açarak varacağımızı konuşmalıyız.”

İki yazı birlikte okunduğunda Murat Ülker’in eğitim için ortaya koyduğu çerçeve üç kavramda toplanıyor: Yeni bilgi üretmek, sorgulamak ve topluma fayda sağlamak. Üniversitenin görevi yalnızca diploma, işletme okulunun görevi yalnızca yönetim araçları vermek değil; öğrenciye aldığı kararın bugün kadar yarın kime ve neye tesir edeceğini düşünecek bir muhakeme kazandırmak.

İlgili Haberler
YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN