YENİ Parti’nin 81 il başkanı, parti genel merkezinde düzenlenen toplantıda bir araya geldi.

Toplantının açılışında konuşan Genel Başkan Özgür Özel, parti içi seçim sürecinden belediyelere yönelik operasyonlara, fon krizinden ekonomiye ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Özel, özellikle Bakırköy ve Merkezefendi belediyelerine yönelik operasyonlara sert tepki gösterirken, fon krizinin mağdurlarına yönelik başlatacakları çalışmanın ayrıntılarını da paylaştı.
PARTİ İÇİ SEÇİM SÜRECİNİ ANLATTI
Özel yaptığı konuşmada, YENİ Parti'nin yeni siyasetin partisi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Hep birlikte çok zorluklar gördük, az zamanda da çok iş başardık. Partimizi kurarken milletimize söz vermiştik 'Yeni nesil siyaset yapacağız. Türkiye'ye demokrasi vadediyorsak demokrasiyi önce kendi evimizde kuracağız' demiştik. YENİ Parti'de ilçe başkanlarını, il başkanlarını ve genel başkanı doğrudan üyelerin seçeceğinin müjdesini vermiştik. Bu tüm Türkiye'de siyasette geri adım atılamayacak, geri alınamayacak ileri bir adımdı. Yapıp yapamayacağımızı tartıştılar, sizlerin deneyimine, gayretine, örgütümüzün inancına güvendik ve hep birlikte hem bütün yasal prosedürleri eksiksiz yerine getirerek yani daha önce bu delege sistemi kötüdür, partiyi içine kapatıyor, tartışmalar başlatıyor mahalleden başlayarak, terk edelim bu işleri üyeyle yapalım dendiğinde Siyasi Partiler Kanunu'nun önümüzdeki engelleri sıralanır bu işin imkansızlığı dile getirilirdi.

Kanuna karşı çıkmadan, kanunun öngördüğü mahalle delegelerini, ilçe delegelerini, il delegelerini seçerek, doğru günde listeleri askıya çıkararak, tam gününde indirerek, itirazlar varsa değerlendirerek, listeleri kesinleştirerek, kanunun söylediğini A'dan Z'ye yaptığımız bir süreci yaptık. Söz verdiğimiz gibi partiye ilçeler için ağustos sonuna, il için ekim başına kadar gelip kaydolan herkesin oy kullanmasını da sağladık. Bütün üyelerimiz geldiler, ilçe başkanlarını seçtiler. İl başkanlarını cumartesi sizi dinlediler, pazar günü ilçelerde, büyük semtlerde kurulan sandıklarda yüzde 65 katılım oranıyla il başkanlarını belirlediler. Bundan sonraki süreçte Türkiye siyasi tarihinde bir ilk olmak üzere genel başkanı doğrudan seçecekler. Bu mesele normalden iki kat fazla çalışmayı, normalden iki kat fazla toplantı yapmayı, iki kere salon tutmayı, iki kere masraf etmeyi gerektiren zorlukları vardı. Bunları ilçelerimizdeki en yeni üyelerimizden, bu salondaki en kıdemli il başkanımıza kadar herkesin bu konuda muhteşem bir emeği, gayreti oldu. Hem örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcımız Ensar Aytekin'e hem 81 ildeki kurucu il başkanlarımıza ve yapılan kongrelerde göreve devam edenlere ya da yeni göreve gelenlere bu sürece yaptığınız büyük katkılar ve gerçekten her türlü takdirin üzerindeki emeğiniz için yürekten teşekkür ediyorum.
“DEMOKRASİYİ BİR VAAT OLMAKTAN ÇIKARDIK”
Bu sayede 800 bine yaklaşan üyemizle iradenin, milletin kendi elinde olduğunu, sözün, yetkinin, kararın artık üyede olduğunu ve YENİ partiye üye olmanın artık şeklen siyasete dahil olmak değil, her aşamasında doğrudan sorumluluk almak olduğunu gösterdik. Demokrasiyi bir vaat olmaktan çıkardık. Kendi partimizde yaşanan bir gerçekliğe dönüştürdük. İnanıyorum ki YENİ Parti'de filizlenen bu demokrasi anlayışı yarın özellikle ile de YENİ Parti'nin iktidarıyla birlikte Türkiye'nin dört bir yanında yerleşecek, kurumsallaşacak bir yeni siyasi partiler düzenine, yepyeni bir demokrasiye, demokrasi için yepyeni bir aşamaya evrilecek. Bu demokrasi şölenini mümkün kılanların emekleri de, bugünlerde yaşananlar da ileride hep takdirle anılacak.

“YÜZÜMÜZÜ MİLLETE DÖNDÜĞÜMÜZ BİR DÖNEM BAŞLIYOR”
İllerimizdeki parti içi seçimlerimizi tamamladık. Mücadelede bizden beklenen yeni bir evreye geçiyoruz. İktidar yürüyüşünü yepyeni bir partiyle, yepyeni bir isimle, bütün tartışmaları geride bırakmış yeni bir isim, yeni bir logo, yeni bir enerjiyle birlikte, yeni katılımlarla güçlenerek, kapıları sonuna kadar ardına tutarak yepyeni bir aşamaya geçiyoruz. Parti içi mücadelenin ki bu konuda örgütümüz geçmiş tecrübelere bakıldığında çok istisnai birkaç durum dışında çok önemli bir başarı gösterdi, çok önemli bir sınav verdi. Ama artık parti içi mücadelenin bittiği, hep birlikte 81 ilimizde yüzümüzü dışarıya yani millete döndüğümüz, elimizi uzattığımız vatandaşa dokunduğumuz, göz hizasında siyaset yaptığımız ve hep birlikte durmadan yorulmadan çalışmaya başladığımız bir dönem başlıyor artık. Bundan sonra kadrolarımızı daha çok sokakta, meydanda, çarşıda, pazarda, tarlada, fabrikada, işçi servislerinde yani vatandaşa, seçmene dokunabileceğimiz her yerde göreceğiz. Daha önceki toplantımızda yedi görev belirmeiştik, YENİ Parti'nin yedi hedefi ve örgütün yedi görevi. Buradan samimiyetle ifade etmeliyim ki kuruluş döneminin bütün zorluklarına rağmen kimi gittiğim yerde bunları broşür haline getirip dağıtanları, il binasının duvarına asanları, her fırsatta bunu tekrarlayanları, yerel basında bu toplantıda aldığı yedi görevi ve partinin yedi büyük hedefini kendi illerinde çokça kullanan arkadaşlarımızı gördük. İlk toplantıdaki o yedi hedef konusundaki sahiplenmeniz benim için son derece değerliydi.
MAHALLE MECLİSLERİ VURGUSU
Disiplinden, yoldaşlık hukukundan taviz vermeden büyük bir gayretle çalışmak hepimizin birbirinden birinci beklentisi. Yeni nesil siyasetin gereği olarak verdiğimiz bir diğer sözü de hayata geçirmek ve yeni nesil siyaseti buradan başlatma zamanı. Biz tüm üyelerle seçimi söylerken ayrıca şunu da söylemiştik 'İlçe delegeliği, il delegeliği, kurultay delegeliği hukuki, kanuni, zaruri bir işlem olacak. Ama esas yetki, görev elbette üyede olacak. İl, ilçe yönetimi zamanı olanın bu konuda emek vermek isteyenin, hepimiz adına yapacağı teknik, lojistik görevler olacak. Ama esas olarak siyaset mümkün olan her mahallede kuracağımız mahalle meclisleriyle, ilçelerde kuracağımız ilçe meclisleriyle ve illerde kuracağımız il meclisleriyle yapılacak. Yani YENİ Parti'de yarın partiye yeni gelen bir üyenin potansiyeli, yeteneği, yetkinliği, bize verebileceği her türlü katkının değerlendirilebileceği, üyeyi tanıyacağımız ve doğru alana yönlendireceğimiz mahalle meclislerimiz olacak. Siyaset yukarıdan aşağıya dayatılan kararlarla değil, ihtiyaç duyulduğunda aşağıdan yukarıya partinin hangi kararı vermesi gerektiğini sorgulandığı mekanizmaların kurulduğu, yani bunu bir mahalle meclislerinde tartıştırın dediğimiz, bunu ilçe, il meclislerinde bir karara bağlayın dediğimiz, kararı yerelden sizinle tartışarak genelde uygulayacağımız, belki mecliste ona göre oy kullanacağımız süreçleri başlatmak durumundayız.

SANDIK GÜVENLİĞİ İÇİN ÜYELERE ÇAĞRI
Ayrıca seçimlere en çok bir buçuk yılın kaldığı böyle bir dönemde partinin politikaları, vaatlerinin hem ilk önce konuşulup tartışılıp yerelde nasıl anlatılacağını, nasıl en iyi şekilde savunulabileceğinin konuşulduğu, adeta parti içi hızlı eğitim mekanizmasının mahalle meclisleri düzeyinde hayata geçirildiği ve mahallede partinin yapacağı siyasetin mahalledeki üyelerlerce planlandığı, tasarlandığı, bölüşüldüğü ve hayata geçirildiği bir süreç açısından mahalle meclislerini önemsiyoruz. Sandık güvenliği ki Siyasi Partiler Kanunu gereğince son seçime girmemiş bir partinin resmi sandık görevlileri olmuyor. Bu yüzden işin sandıklara sahip çıkma noktasında hem müşahitlik, hem gönüllülük hem farklı yöntemlerle sandıklarda var olma noktasında tüm üyelerimize çok önemli görevler düşüyor. Daha önce 186 bin sandık görevlisiyle birlikte biz sandık görevlilerinin, sandık sorumlularının sadece seçim günü sandıkta görev yapan değil, şimdiden seçime kadar zamanında yapılırsa en az altı kez sandığında oy kullanacakları, evlerinde, iş yerlerinde ziyaret ettiği, tanış olduğu, mümkünse sandık başında ona adıyla hitap ettiği bir örgütlenmeden bahsediyorduk. Bu kararlılıktan vazgeçmedik. Bunu mahalle meclislerinde konuşarak, tartışarak yeniden organize etmeyi ve mahalledeki tüm seçmene, tüm üyemizle birlikte doğrudan temas etmeyi, vaatlerimizi doğrudan anlatmayı ve onlara kendimizi doğrudan o mahallenin diliyle, o mahalleli üyelerimizle ulaşmayı son derece önemsiyoruz. Bunun için olabilen tüm mahallelerde bu çalışmaların yapılması ve tüm ilçelerde ve tüm illerde mahalle meclislerinin, il ve ilçe meclislerinin, ilin ve ilçenin özellikleri de gözetilerek esnek bir modellemeyle ama tavizsiz bir kararlılıkla uygulanmasını son derece önemsediğimizi ifade etmek isterim.
“YENİ PARTİ İKTİDAR OLMAK İÇİN KURULMUŞTUR”
Partinin kapılarını farklı görüşlere açtık. Açık tutmaya devam edeceğiz. Bu ülkenin birliğiyle, bütünlüğüyle, bayrağıyla, kurucu kadrolarıyla sorunu olmayan otokrasi yerine demokrasinin tarafında duran, bugünkü kara düzenden rahatsız olan ve bizimle birlikte olmak isteyen herkese YENİ Parti'nin kapıları bundan sonra da ardına kadar açık olacak. İllerimizden genel merkeze sadece sorun ve şikayetleri değil bu sıkıntıları nasıl çözeceğimize yönelik somut önerileri taşıyoruz. YENİ Parti'nin ana sloganı, ana yaklaşımı şudur: YENİ Parti bir partimiz olsun diye kurulmuş bir parti değildir. İktidar olsun diye kurulmuş bir partidir. YENİ Parti bir muhalefet partisi olarak kendini konumlandıran bir parti değildir. YENİ Parti'nin yapacağı ilk kurultay, önümüzdeki ay yapacağı ilk kurultay YENİ Parti'nin muhalefette yapacağı tek kurultay olacaktır. YENİ Parti iktidar olmak için kurulmuştur. Bu yüzden hiçbirimiz unutmamalıyız ki sorunu söyleyen, sorunu anlatan, dertleri konuşan iyi bir muhalefet olur. Ama çözümü hazırlayan iktidar olur. Bunun için YENİ Parti sorunlara nasıl çözüm getireceğini her fırsatta anlatan yarının iktidar partisidir. Siz de yarının iktidar partisinin 81 ildeki il başkanlarısınız.
BELEDİYELERE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ
Hepimiz zor ve karanlık bir dönemden geçiyoruz. Artık gitmekte olan bir iktidar var. Onlar yolun sonuna geldiler. Biz daha yolun başındayız. Muhalefetin kurumlarına ve seçilmiş siyasetçilere saldırıldığı, akademisyenlere, öğrencilere, sivil topluma saldırıldığı, medya kuruluşlarına, gazetecilere saldırıldığı, sosyal medya hesaplarının saatler içinde kapatıldığı ağır bir darbe döneminin içindeyiz. Bugün sabah da erken saatlerde Denizli'de Şeniz Başkanımızın gözaltına alındığı ve Merkezefendi Belediyesi'ne operasyon yapıldığı, Bakırköy'de ise belediye meclis üyelerimize, bürokratlarımıza operasyon yapıldığı, Belediye Başkanımız Ayşegül Ovalıoğlu'nun 86 yaşındaki babasının gözaltına alındığı bütün ailenin şaşkınlık içinde olduğu bir süreci izliyoruz. Belediye başkanımız kendisi dışarıda 86 yaşında belediyenin kapısından girmeyen vaktinin çoğunu Bakırköy'ün dışında geçiren amcamızın gözaltına alındığı süreçteyiz. Başkanımız diyor ki 'Bugün biz dört ilçe birlikte Bakırköy'de YENİ Parti'ye katılacaktık. Sabah YENİ Parti'ye uyanacaktım. Operasyona uyandım. 86 yaşındaki babamı aldılar. Bu kadar kötülük niye Genel Başkanım' diye bana sabah sorduğu bir soruyla uyandım.
“ASLA UNUTKAN OLMAYACAĞIZ”
Pazar günü ise Şeniz Başkan beni Denizli'de karşılamış. Sonra kendi belediyesinin bir etkinliğinin ödül törenine koşmuş gitmişti. Ama bütün Denizli Şeniz Başkan'a daha önce bir belediyeye yapılan operasyondan sonra hem birilerinin zorla itirafçı yapılmaya çalışıldığını hem de Şeniz Başkan'a 'Ya gel AK Parti'ye katıl olmazsa hapse atıl' noktasında büyük bir baskı kurulduğunu, Şeniz Başkan'ın psikolojisinin hiç iyi bir noktada olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmişti. Şeniz Başkan'ın gözlerindeki hem o direnci hem o kaygıyı gördükten iki gün sonra ve bugün partimize dört belediye başkanın daha katılacağı törenden birkaç saat önce iki kadın belediye başkanına aileleriyle birlikte yapılan bu zulmü de bir kez daha bu toplantıda kayda geçiriyoruz. Her şey bitecek. Ve bittiğinde vatandaşa birçok vaadimizi yerine getirmek için görevin başında olacağız. Partinin genel başkanı olarak ifade ediyorum ki benim vaadim milletimize şudur: Herkes emin olsun asla unutkan olmayacağız. Bu zulmü edenleri de kanun dışına çıkıp yargı yetkisini bir parti için kullananları da 86 yaşındaki babalara, annelere ya da altı yaşındaki çocuklara zulmedenleri de bunlara direnenleri de bu süreçte teslim olup gidip işbirliği yapanları da asla unutmayacağız. Asla unutkan olmayacağız."
“OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARA KARŞI OLAĞANÜSTÜ MÜCADELE”
Olağanüstü koşullara karşı olağanüstü mücadele pratikleri gerekir. O yüzden YENİ Parti’nin politikalarını tespitlerini, teşhislerini ve tedavi önerilerini milletimize ulaştırmak birinci vazifemiz. Örgütümüzün her bir üyesini YENİ Parti’nin mesajlarını millete ulaştıracak bir nefer olarak görüyoruz. Onlar televizyonları kapatabilirler, sosyal medya hesaplarını engelleyebilirler ancak üyemizin komşusuna, akrabasına, eşine, dostuna çalışmasını, onun derdine çözümü söylemesini engelleyemezler. YENİ Parti ne söylüyorsa 81 ilde dilden dile ulaştırmak örgütümüzün vazifesidir. Örgütümüze güvenim tamdır. Okumayı, dinlemeyi seven, araştıran, sorgulayan, tartışan, derdini iyi anlatan çok güçlü bir üye yapımız var. Son dönemde ilk kez siyasete dahil olan üyelerimizin heyecanı, teknolojik yatkınlıkları, pratikleri bize elverişli bir siyaset zemini yaratıyor. Kapatılan televizyonlara, erişim engeli gelen hesaplara, gazetelere üzülmek ve bunlar için mücadele etmek evet; ancak bunun yerine yepyeni iletişim olanaklarını kullanmak ya da klasik iletişim olanaklarını bir büyük seçim ordusu eliyle hayata geçirmek karşımızdakilerin baş edemeyeceği ve bizimle yarışamayacakları bir alan. Bir tarafta hantallaşmış, yorulmuş, yaşlanmış, köhneleşmiş, siyaseti siyasetçilerin elinden alıp bürokratlara emanet etmiş bir siyaset var. Bir tarafta eskisi olmayan bir parti, heyecanı yüksek bir parti, baskılardan yılmamış, teslim olmamış, tüm saldırılardan küllerinden yeniden doğmuş, ayağa kalkmış çok güçlü bir parti var. Onlar yolun sonunda, biz daha yeni başındayız."
FON KRİZİNE İLİŞKİN SERT SÖZLER
Özel, fon krizine ilişkin, şunları kaydetti:
"Son dönemde medyaya yöneltilen saldırıların bir sebebi de hiç şüphesiz asrın soygununun millete ulaştırılmasına engel olmak. Fon vurgunun hakikatlerinin özgürce konuşulmasına engel olmak istiyorlar. Bunu Halk TV’yi karartarak da yapıyorlar, diğer televizyonlara ‘Halk TV fon vurgunun üstüne çok gidiyordu, bak ne hale geldi’ diyerek korku salarak da yapmaya çalışıyorlar. Ama görevimiz bu soygunu unutturmamak, mağdurların hakkını sonuna kadar savunmaktır. Milletimiz geçim derdinde kıvranırken, iktidar partisinin açtığı yolda, bizzat iktidar partisinin mensupları tarafından vurgun yapılmıştır. Bu vurgunun 86 milyona maliyeti her geçen gün artmaktadır. Erdoğan’ın dediği gibi ‘Fonların yüzde 4,6’sında sınırlı bir iştir’ diyerek küçük göstermeye çalıştığı meselenin nasıl ikincil, üçüncül etkileri olduğu her yeni gün ortaya çıkmakta, uzmanlar tarafından ifade edilmekte, tüketici güven endeksinde ölçülmeye başlandığı günden beri tarihin en büyük aylık düşüşünün yaşandığı da memleketteki iktidara güven, tüketicinin yarınlara güveninin ortadan kalkmakta olduğunu göstermektedir. Ekonomiye doğrudan maliyet ilk günlerde 20 milyar dolar olarak ölçüldü. Birkaç gün içinde diğer etkileri ile birlikte 90 milyara çıktığı söylendi. Geçtiğimiz hafta YENİ Parti’nin Ekonomi Eşgüdüm Konseyi 110 milyar dolar olduğunu söyledi. Bizim açıklamamızdan üç gün sonra dünyanın bu konuda en önemli kuruluşlarının açıklamalarda Türkiye’nin tam 114 milyar dolarlık toplam kayıpla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı. Yani krizin mağduru 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyon vatandaş ya da 5,5 milyon borsa mağduru değil, bu krizin mağduru artık 86 milyondur.
“BU KRİZİN YENİ ETKİLERİ HER BİRİMİZİ SARSACAK”
Bu soygunun perde arkasında çok acı hikayeler var. Parasını bir umut fona yatırıp borçlarından kurtulmaya çalışan KOBİ’lerin, ‘Şu fon çok getiriyormuş, parayı burada büyütelim. Uygun kredi bulamıyoruz, faiz ödemek yerine aksine parayı birkaç kata katlarsak düze çıkarız’ diyen mağdur KOBİ’lerin günü gelmiş borçlarını ödeyemediği ve işçilerinin maaşlarını ödeyemediği bir süreçteyiz. ‘Bir ay dursun ve nemalansın’ diye ev kirasını fona koyanların ev sahibiyle davalık olmaya başladıkları süreçteyiz. Ameliyat parasını günü gelene kadar fona yatıranların ameliyat olamadığı günlerdeyiz. Maaşından artırdığı birikimi ile fona girenlerin mağdur olduğu, perişan olduğu günlerdeyiz. Hatta garanti olsun diye Türkiye’nin en büyük şirketlerine borsada yatırım yapan milyonlarca insanın bile parasının neredeyse üçte birini kaybettiği günlerdeyiz. Şimdi o mağdurlar borçlarını, kiralarını ödeyemiyorlar, planlanan yatırımlarını, alışverişlerini yapamıyorlar. Ve bu krizin yeni etkileri her birimizi daha derinden sarsmaya devam edecek. Bu kuralsız, denetimsiz, hukuksuz çarpık düzen milleti büyük bir kaosun içine sürüklemiştir.
ÖZEL’DEN ERDOĞAN’A FON ELEŞTİRİSİ
Peki tüm bunlar neden başımıza geldi? Çünkü AK Parti’nin kara düzeni dediğimiz, AK Parti seçmeninin, ‘Çarpık bir düzen kurmuşlar, bizi de perişan ettiler’ dediği çarpık bir düzenin içindeyiz. Sayın Erdoğan’ın kendi atadıkları bu soygunun bizzat başındadır, içindedir. Hem büyükelçisi, başdanışmanı, saraydaki kurulların başkanları bu işlerin başındadır. Tüm fonların yönetiminde görev yapanların tamamı Erdoğan tarafından görevlendirilmiştir. Bazı mağdurlar ‘Bana saraydan telefon açtılar. Efendim özel kalemden söylediler. ‘Sen burada bir maaş alıyorsun, bir maaş da TERA fondan al, yönetimine gir’ dediler. İki toplantı katıldım, birkaç imza attım, uyardılar ve ayrıldım’ diyenlerin tutuklandığı, isyan ettiği ama büyük oyunu kurgulayanların bir kenarda sanki haberi yokmuş gibi davrandığı bir sürecin içindeyiz. Soygunu yapıp parayı kazananlarla soyulanların geçmiş dönemde aynı siyasi yönelimde oldukları bir tesadüf değildir.
“MAĞDURLARIN HAKKININ KORUNMASINDA VARIZ”
Ey Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyanlar AK Partili, soydurdukların da AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Tabii bu işin şurasında varız. Mağdurların hakkının korunmasında varız. Çünkü biz mağdura, haksızlığa uğrayana, maaşından artırdığı çalınana, ameliyat parasını kaptırana ya da kredi bulamıyor diye son çare buraya başvurup şirketini batırana geçmişte AK Parti‘ye oy verdi diye düşmanlık yapacak insanlar değiliz. AK Parti’nin kara yüzüyle bugün tanışmış olmaları, AK Parti seçmeninin suçu değildir. Onlara kusuru bulup, kabahati yükleyip, ‘İyi oldu’ diyecek halde değiliz. O yüzden tepedeki yöneticilerden hesap soracak, AK Parti’nin kibirli yöneticilerinin yaraladığı seçmenlerine sahip çıkması gerekenler yine bizleriz. Bu yönetim anlayışı zaten AK Parti’yi iki sınıfa bölmüştür. Bir tarafta muhafazakarlık maskesi altında zenginleşmeye çalışan faydacılar, bir tarafta samimi muhafazakarlar. AK Parti seçmeni vatan evlatlarıyla bakan evlatları arasındaki ayrımla tanışmış ve yaşadığı rahatsızlık artık bu siyasetten kendilerini uzak tutma noktasına gelmiştir. Gün, AK Parti seçmenine, geçmişin hesabını sorma değil; yarının umudunu birlikte paylaşma günüdür. Bir yanda evladı sigortalı bir iş bulsun diye kapı aşındıran AK Partililer, diğer yanda evladı fonda milyarları götüren AK Partili bakanlar, milletvekilleri vardır. Bir yanda hac ibadeti için yıllarca biriktirdiği parayı kenarda tutan, sonra kura bekleyen, kurada bile ‘Acaba bir şeyler mi var?’ diye şüpheye düşen AK Partililer var. Diğer tarafta foncuların özel jetleriyle hacca giden, hacdan selfie paylaşan eski Bakan, Erdoğan’ın evlatları, daha biz ismini zikredene kadar Genel Başkan Yardımcısı olarak görev verdikleri var.
“TÖVBE HESABI” TEPKİSİ
Sayın Erdoğan bu soygunu yapan yol arkadaşlarının listesini ısrarla milletten saklıyor. Açığa çıkaranları hedefe koyuyor, açığa çıkarmamak için elinden geleni yapıyor. Hukuk işletilmemekte, hukukta görülmemiş tövbe hesabı diye yeni bir kavram tarif edilmektedir. Suçüstü yakalananlar cami bahçesine çocuk bırakıp gider gibi günahlarını tövbe hesabına bırakıp; soruşturmadan, kovuşturmadan kurtulmayı, yani Erdoğan’ın kendi yargı sistemi içinde affa uğramayı beklemektedirler. Tabii bu beklenti kökünü 17-25 Aralık’tan önce yapılanların görülmeyip, sonrasında kira yatıranların terörist olduğu, yani banka şubesine kira yatıranın terörist olup, o bankanın kurdelesini kesenlerin 17-25 miladından önde olduğu için suçsuz olduğu bir süreç... FETÖ’cülerle kurdukları tüm ilişkilerden sonra ‘Milletim affetsin’ deyip elini de FETÖ sabunu ile yıkayıp kendince kirlerden ve günahlardan arınanların bir kez daha bu milleti bu yöntemle kandıracağını sanmaları beyhudedir. Bu kez mesele doğrudan vatandaşın canını yakmıştır ve vatandaş olanın bitenin farkına varmıştır. Bu yüzden tövbe hesabına üç beş kuruş atanların AK Parti mahkemesinde temize çıkması ya da Türk yargısından kaçırılmasının bir faydası yoktur. Milletin vicdanında mahkum olacaklar, cezayı da sandıkta çekeceklerdir.
YENİ YASA İÇİN AYM’YE BAŞVURU HAZIRLIĞI
Mağdurlara son darbe ise Meclis’ten geçen yeni yasa ile vurulmuştur. Mağdurları haklarını ödememek için yeni yeni usuller uydurulmuştur. Milletin bu çarpık düzene isyanını duyuyor, bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne başvurup mağdurları cezalandıracak, daha çok mağdur yaratacak, mağdurların önüne set çekecek maddelerin iptali yönünden gerekli hazırlıklarımızı yapıyoruz. Biz YENİ Parti olarak ilk günden önerimizi sunmuştuk. Bu meselenin esası uluslararası anlaşmalardan yararlanıp, uluslararası yetkilerin kullanılıp dünyanın öbür ucuna götürülmüş paraların, bilhassa İBB borsası, FETÖ borsası ile temin edilmiş, yurt dışına götürülüp yurtdışından yabancıların parasıymış gibi fonlarda değerlendirilen paraların, TERA fonun bir kirli para yıkama, aklama çamaşır makinesine döndürüldüğü gerçeğini tespit ederek gerçek bir mücadelenin bunlarla verilmesi gerekmektedir. İki farklı çalışma grubu oluşturduk. Bu noktada illerimizdeki mağdurlarla arkadaşlarınızı buluşturmak için size, ilçe başkanlarımıza da görevler düşüyor.
FON KRİZİ İÇİN İKİ AYRI HEYET
Birinci heyet mağdurlarla görüşecek, bir çağrı merkezi de oluşturulacak, bir veri tabanı da oluşturulacak. Mağdurların haklarını müştereken arayacakları resmi zeminler, dernekler, birtakım çalışmalar bu konuda yapılıyor. Mağdurlarla dayanışma içinde olacağız. İkinci heyetimiz ise şu anda cezaevinde bulunan fon tutuklularını gidecek, ziyaret edecek, kendilerine soruları soracak millet adına. Yanıtları arayacak. Kendilerinin cezaevinde düştükleri süreçte esas bu meselenin kökünün nereden kaynaklandığı konusunda söylemek istedikleri varsa onları dinleyecek ve Meclis’in kurmadığı, araştırmadığı komisyon yönünden partimizden 10 milletvekili, diğer siyasi partilerden de, muhalefet partilerinden de bu konuda eşgüdüm arayışında olanlar var, birkaçı ile görüştük. Bunu da diğer partilerle ortaklaştırarak hiç değilse muhalefetin bir arada bu fon mağduriyeti ile mücadelesi noktasında gayret gösterilecek. Elbette biz kimseyi suçu ispatlanana kadar suçlu görme durumunda değiliz ya da bir cezaevi ziyaretinin mağdura yapılan bir dayanışma ziyareti gibi değil; hakikatin peşinde, fon vurgununun sorumlusu olduğu düşünülerek içeriye konulanlarla görüşmelerin hakikat peşindeki bir hukuk mücadelesine katkı sağlayacağının altını çiziyoruz. Türkiye kamuoyunda bu konu önemini korumaya ve ciddiyetle ele alınmaya partimiz tarafından devam edilecek. YENİ Parti olarak bu işin peşini bırakma niyetinde asla değiliz.
CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNE ELEŞTİRİ
Bozuk düzende maalesef sağlam çark olmuyor. İşin bir ucu ekonomi, bir ucu dış politika, milli güvenlik. Ama birileri olguyla algıyı yer değiştirip, tepetaklak edip, sanki yönetme kapasiteleri varmış, sürüyormuş gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysaki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden sonra bilhassa bir kişinin göreve geldiği, bütün yetkilerin o kişide toplandığı, adeta millete ‘Sen seç, sonra yerine geç. Beş sene boyunca gerisine karışma. Seçtiğin vekilden de hesap soramazsın, o da zaten gelip hesap soramaz. Sözlü soru soramaz, gensoru veremez, bakan düşüremez, hükümet düşüremez. Beş yıl oyunu ver, yerine geç. Gerisine karışma’ dediği bir sürecin içindeyiz. İşte bu iktidarın siyasetsizleşme ve ülkeyi siyasetsizleştirme sürecinin kendisidir. Karşısında siyaseti bırakmayan ve mücadeleyi bırakmayan bir muhalefet partisi gördüğünde onu hedefine almasının sebebi de budur. Eskiden illerin bakanları vardı. Şimdi bakanların illeri var mı? Manisa kabinede kaç bakanla temsil edilecek tartışması vardı. Bir bakan gelince memleketine pozitif ayrımcılık yapar, yatırım gelir umudu vardı. Kabineden düşen bakan veya kabineye bakanı girmemiş illerin, ‘Öksüz kaldık’ diye iktidara sitemleri vardı. Şimdi özel bir merak yoksa kim hangi bakanı hangi memleketin bakanı görüyor. Hangi bakan yan iline gidip ‘Üzülmeyin ben sizin hemşehriniz olarak size de sahip çıkacağım’ diyor? Bakanların seçilmiş milletvekillerinden olmadığı, atandıkları güne kadar çoğunun isminin dahi bilinmediği, göreve geldiğinde bürokrat olarak görev yaptıkları, istifada bile inisiyatifin kendinde değil, ‘Cumhurbaşkanımızın takdir ve tensiplerinde olduğu’ bir düzenin içindeyiz.
“BU YÖNETİM ANLAYIŞIYLA YARINLARIMIZ GÜVENDE DEĞİL”
O yüzden kimse kendi yaptığı bakanlık dönemi ile ilgili övülecek işler yaparak değil, dövünülecek işler yapsa da Erdoğan karar vermeden gidebilecek kapasitede değildir. İnsanlara örneğin, yenidoğan çetesinin hesabını Sağlık Bakanı’ndan soramadığımız, Kartalkaya yangınının Turizm Bakanı’nı görevden almaya, aldırmaya, istifaya yetmediği, Cumhuriyet tarihinin en büyük krizlerinin Maliye Bakanını veya ekonomiden sorumlu bakanları sorgulatmadığı, dış işlerindeki rezaletlerin kimse tarafından üstlenilmediği süreçlerin içindeyiz. Öyle bir şey ki kuvözde torununuz varsa bu düzende güvende değildir. Yenidoğan çetesinin hedefi olabilir. Çocuğunuz okul bahçesinde, aklınız okulda. Çünkü evladınız güvende değildir. Madene inen oğlunuz güvende değildir. Seçtiğiniz belediye başkanı başarılı ise AKP’ye tehdit ise güvende değildir. Cumhurbaşkanına tehdit ise devletin verdiği diploması dahi güvende değildir. İstanbul’da dere yatağına imar izni verilmiş evlerde oturanlar güvende değildir. Uyuşturucu çetelerinin cirit attığı yerde gençler, çocuklar, arka mahalleler güvende değildir. Esnaftan para isteyen, istediği haraç verilmezse 15 yaşında motosikletli çetelere kurşun attıranlar yüzünden esnafımız güvende değildir. Kadınlar karanlık sokaklarda güvende değildir. Tarladaki ürüne bakarsan Rize’deki çaycı, Giresun’da, Ordu’daki fındıkçı, Gaziantep’teki fıstık üreticisi, Manisa’daki üzüm üreticisi, Trakya’nın buğdaycısı, ayçiçekçisi, Çukurova’nın pamukçusu güvende değildir. Paranız bankada durmasına rağmen güvende değildir. Bu devletin, bu yönetim anlayışıyla yarınlarımız, evlatlarımız güvende değildir.
DIŞ POLİTİKAYA “ŞAHSİLEŞTİ” ELEŞTİRİSİ
“Bu bozuk düzenin içinde sağlam çark olmadığından bugünlerde Meclis’ten geçecek Mekke Anlaşması konuşuluyor, Türkiye’nin dış politikası tartışılıyor. Bu iktidar her alanda sadece kendi menfaatini düşünmektedir. Bu nedenle dış politikamız şahsileşmiştir. AK Parti’nin dış politikası milletin ortak çıkarlarını, ülkenin orta-uzun vadedeki yarınlarını düşünen değil; sadece iktidarın sürmesini, Erdoğan’ın çıkarlarını düşünen ikili pazarlıklara dönüşmüştür. AK Parti’nin dış politikasının ilkesi, prensibi, stratejisi yoktur. Sadece ve sadece kendi menfaatleri vardır. AK Parti’nin dış politikası dışarıdan bakıldığında, tarafsız bakıldığında, manipülasyonlardan kurtarıldığında, algı operasyonları aşıldığında kaybeden, ülkeye kaybettiren bir dış politikadır. Sürekli ödün veren ama kazanım sağlamayan bir dış politikadır. Amerika ile ilişkileri, Trumpçı olmakla; Avrupa ile ilişkileri pazarlıkçı olmak ve Avrupa’nın istediğini vermek, karşılığında kendine taviz koparmak üzerine konumlandırılmış bir dış politikadır.
DOĞU AKDENİZ ÜZERİNDEN İKTİDARA YÜKLENDİ
Örneğin Doğu Akdeniz’den tamamen dışlanmış durumdayız. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip ülke Türkiye’dir. Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda Türkiye yer almıyor. Denize kıyısı olmayan Ürdün, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’ndadır. Akdeniz’e en çok kıyısı olan Türkiye, Gaz Forumu’ndan dışlanmıştır. Avrupa, Amerika, İsrail, Fransa, İngiltere ayrı ayrı ve hep birlikte Güney Kıbrıs’ın yanında saf tutmaktadırlar. Bizim sondaj gemilerimiz limanlarda beklemektedir. 2020 Oruç Reis, mehter marşlarıyla, eşlik eden muhriplerimizle birlikte aramaya gittiğinde, ‘İşte Türkiye’nin dış politikadaki dirayetli duruşu’ diyenler, paparayı yiyince önce muhribi, sonra Oruç Reis'i çektiler. Altı yıldır burnunu Doğu Akdeniz’de dışarıya çıkaramayan bir durumdayız. Oruç Reis, balıkçıların gittiği yerlere gidip, oralarda seyrüsefer yapıp dönmekte, uluslararası sularda ya da tartışmalı sularda hakkımız olup kabul edilmeyen sulara altı yıldır Oruç Reis bir kulaç geçememiştir. Altı yıl önce Oruç Reis’in aramalarını nasıl bir büyük dış politika başarısı, hamlesi diye anlattıklarını kimse unutmasın.
LİBYA ANLAŞMASI VE AB ÜYELİĞİ VURGUSU
Libya Anlaşması’nı önemsiyoruz. İmzalandığı gün, ‘Meclis’e getirin, geçirelim. Birleşmiş Milletler’de (BM) okutun, hamle üstünlüğü kazanalım’ diyen o günkü Grup Başkanvekili benim. Libya Anlaşması Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumaya yetmiyor. Mısır ile bozulan ilişkiler, İstanbul seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nun Sisi’ye benzetilerek ‘Sisi mi, Binali mi’ diye çarpık anlayış, şimdi Sisi’nin kapısında beklese de Mısır’ın Yunanistan ile yapmış olduğu anlaşma ve bu anlaşmanın biraz önce bahsettiğim herkes tarafından kabul edilip bizim Libya ile yaptığımız ve her iki devletin egemenliğiyle imzaya alınmış anlaşma ise Avrupalı hadsizler tarafından eleştirilmekte, kınanmakta, kabul edilmemektedir. Bizi bu duruma AK Parti’nin öngörüsüz, saçma sapan dış politika hamleleri getirmiştir. Erdoğan, Avrupa ile ilgili ağzındaki baklayı çıkardı: ‘AB üyeliği önceliğimiz değildir’ dedi. AK Parti iktidara gelirken AB üyeliği sözü vermişti. Hatırlayın, güpegündüz Ankara’da havai fişekler atmışlardı. Şimdi AB üyeliği yerine Avrupa’nın sığınmacı deposu, güvenlik bekçisi olmanın pazarlığını yapıyor kendi iktidarını sürdürme karşılığında.
“SAFE PROGRAMINDAN TÜRKİYE’Yİ DIŞLATIRDILAR”
Avrupa savunma programı var, SAFE. 150 milyar euroluk program. Yurtdışındaki her toplantıda, ‘Avrupa’nın güvenliği Türkiyesiz olmaz’ dedik. Türkiye’nin savunma sanayisinde yüksek teknolojideki başarılarını, ürünleri, firmalarını söyledik. İşlerine geldiğinde buralarda bu firmalarla iç politika malzemesi yapıp övünenler, SAFE programına Türkiye’yi dahil ettirip 150 milyar euroluk bir pazarda yer almak yerine, yaptıkları yanlışlarla bizi buradan dışlattırdılar. Güvenlik konusunda her çağrıldığında koşan, Baltıklar’da hava sahasını korumak için F-16’larını gönderen Türkiye, bu büyük programa AK Parti’nin şahsi ilişkileri ve beceriksiz yönetimi yüzünden dahil olamamıştır. Gümrük Birliği Anlaşmamızı revize edemedik. Bu sorun ortada duruyorken yetmezmiş gibi Made in Europe programından da dışlandık. İhracatımızın yüzde 70’ini Avrupa’ya yapıyoruz. Avrupa, Türk mallarına gümrük uygulayacak, tüm tedarik zincirimiz olumsuz etkilenecek. Almanya ile Fransa anlaştılar. Avrupa Parlamentosu’ndan aynı şekliyle geçerse Türk otomotiv sanayisi perişan olacak. Türkiye’ye Çin muamelesi yapıyorlar.
“AVRUPA TÜRKİYE’YE ÇİN MUAMELESİ YAPIYOR”
Karadağ, AB’ye üye olmak istiyor. 33 fasıl açtı, 22’sini kapattı, AB’nin kapısında. 65-70 yıldır AB’de yer almak için mücadele eden Türkiye’yi, Erdoğan’ın bu anlayışları yüzünden Avrupa ile Asya üzerinde üç köprüsü, bir tren yolu, bir yeraltı tüneli olan Türkiye’ye, Çin muamelesi yapıyor Avrupa. Avrupa’nın Asya’ya bütün bağlantısının olduğu yer, Türkiye. İki tane boğazla Asya’dan ayrılıyor Avrupa. Karadağ girdi girecek ama Türkiye’ye, Çin muamelesi yapıyorlar. Buradan ‘Dış politikayı AK Parti iyi yönetiyor. Erdoğan iyi yönetiyor’ masalı anlatıyorlar. Biri çıksın karşımıza da anlatsın bakalım bu hikayelerin neresi başarı, neresi başarısızlık? Yıllarca Made in Europe için Türkiye’deki bütün büyükelçilere gittik, derdimizi anlattık, bir heyet yaptık. Avrupa Parlamentosu’nda tek tek bütün yapıları dolaştık, anlattık. Ancak bu noktada iktidarın beceriksiz ve Türkiye’yi dışlatan yaklaşımı yüzünden bir muhalefet partisinin emeklerinin yeterli olmadığını gördük. Aynı sorun Eurofighter alımı konusunda. Eurofighterlar ilgili de Türkiye’nin dışlanmış olduğu, Ekrem Başkan’ın hapse atıldığı günlerde Almanya’nın koyduğu şerhin Ekrem Başkan’ın cezaevinden benim de Alman Savunma Bakanı ile bizzat yaptığımız görüşmelerle Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne kaldırıltıldığını hatırlatmak isteriz. Ama Eurofighter projesinin dışında kalmak da hep Türkiye’deki yanlış hamleler yüzündendi. Son günlerde o konularda ilerlemeler var; umutla takip ediyor, yalnız meselenin çok yavaş ilerlediğini de endişeyle tespit ediyoruz.
YEMEN İÇİN “TÜRK ASKERİ GÖNDERİLEMEZ” ÇIKIŞI
YENİ Parti, Türkiye’nin Orta Doğu ilişkilerinin başarıyla ve bölgesel kalkınma amaçlayan bir zeminde yürütülmesini savunuyor. Orta Doğu’da emperyalistlerin Amerika ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etmeyi ise reddediyor. YENİ Parti, Trump yönetiminin her dediğini yapan, karşılığında onlardan meşruiyet dilenen acizliği reddediyor. Türkiye’nin Arabistan, Pakistan ile ilkeli anlaşmalar yapmasına, savunma alanında işbirliği yapmasına kategorik olarak bir itirazımız olamaz. Ancak Türkiye’nin ‘Bir savunma işbirliği anlaşması yapıyoruz’ diye savaşta olan bir ülkeyle anlaşma yapması, savaşa taraf yapılması, Türk askerini Yemen çöllerine göndermeye YENİ Parti asla sessiz kalmaz, asla destek olmaz. Anayasa’nın 90 ve 92’nci maddeleri ihlal edilerek, Meclis by-pass edilerek oraya gidip anlaşmalar yapmak, anlaşma Meclis’e sunulmadan İstanbul’da koordinatörler atamak, gidip asker yollamanın taahhütlerini vermek asla kabul edilemez. Biz Yemen’de savaşın değil, barışın tarafında olmalıyız. O yüzden Türk askerini Amerika’nın, İsrail’in çıkarları için çatışma alanlarına göndermek ve taarruzi faaliyetlerin içine sokmak asla kabul edilemez. Buna bütün gücümüzle, dilimiz döndüğünce, Meclis’te Anayasa’nın ve İçtüzük’ün verdiği bütün yetkileri kullanarak itiraz etmeye devam edeceğiz.
TRUMP-ERDOĞAN İLİŞKİLERİNİ HEDEF ALDI
Erdoğan iktidarı, Trump’ın her dediğine, ‘evet’ demektedir. Karşılığında Türkiye’nin menfaati toplamda sıfırdır. Türkiye’nin ABD ile değil, Trump’ın Erdoğan ile ilişkisi vardır. Öyle şanssız bir dönemdeyiz ki Erdoğan’ı neredeyse Amerika’da seven tek kişi Amerika’yı yönetmektedir ve maalesef neredeyse Trump’ı Türkiye’de seven tek kişi de Türkiye’yi yönetmektedir. Ama buradan ne Türkiye’ye ne Türkiye’nin çıkarlarına hiçbir fayda üretilmemektedir. Trump randevu versin diye, 250 Boeing aldık onlardan, fahiş fiyata LNG aldık onlardan, Amerikan mallarına vergiyi Erdoğan havadayken sıfırladık, Çin mallarına vergiyi Erdoğan inmeden bindirdik. Hatta Eskişehir’de çoğu bulunan nadir toprak elementlerimizin de Trump’a sözünü verdik. Karşılığında ne oldu? Dostunuz Trump iki yıldır söyledi, CAATSA yaptırımlarını kaldıramadı. Şimdi de meclisler kapandı, seçim havasına girdi. Ama Güney Kıbrıs’a silah satışına konmuş yasağı Trump kaldırdı bu arada. Yani CAATSA yaptırımlarını kaldırmazken Güney Kıbrıs yaptırımlarını kaldırdı. Türkiye’nin parasını ödediği, hatta altı tanesinin üstüne ay yıldızın nakşedilip hangara çekildiği, eğitim için pilotlarımızın gönderildiği F35 projesinden kovulduk. Paramızın üstüne kondular. F35’leri başkasına yolladılar. Şimdi Trump, ‘İleride bir sürprizim olabilir’ diyor. Bütün gece konuşuyorlar, ‘F35 sürprizi mi geliyor?’ Trump Türkiye’ye geliyor, ‘Kargo uçağından KAAN’a motor mu çıkacak?’ Ne KAAN’a motor çıktı ne F35 çıktı. İsrail’e, Yunanistan’a sattığı F35’ler yetmezmiş gibi F16 modernizasyonunda en modern F16’lar Yunanistan’ın ve İsrail’in elinde. Trump bunların hepsinin sözünü verdi. Bir tanesi dahi olmadı.
“KRALIN ÇIPLAK OLDUĞUNU GÖRMEK LAZIM”
Artık bu dış politikada kralın çıplak olduğunu, bu anlatılanların hepsinin iç politikaya yönelik algı meselesi olduğunu, olgunun bambaşka bir yerde durduğunu görmek lazım. Bunu cesaretle konuşmak lazım. Tutmuşlar orada gündüz gece bir tema seçip, ekranları bölüp bölüp, sopaları eline verip verip yandaşlara anlattırıyorlar. ‘Muhalefetiz, muhalefet olacağız’ diyerek bunun peşinden koşanlar da var. ‘O anlaşmaya ben de destek vereceğim. Aman benim sırtımı sıvazla, aman yerimden etmeyin’ diyenler de var.
S-400 VE DOĞU AKDENİZ ÜZERİNDEN ELEŞTİRİ
Öyle bir yerdeyiz ki ‘Türkiye dış politikada başarılı, iyi. Erdoğan iyi, yönetir’ diye 20 kanaldan kandırılan milletimize, basitçe birkaç şeyi hatırlatmak isterim: Nerede S-400’ler? Bir kere test için kapağını açtılar, hangarda duruyor. Şimdi ‘CAATSA kalkacak mı’ diyoruz. ‘S-400’ler Türkiye’yi terk etmeden CAATSA kalkamaz, hayal görmeyin’ diyorlar. O günlerde yerli ve milli duyguları sömürülenlere söylüyorum: Ne oldu S-400 masalı? Trump, ‘Çok beğendim Gazze şeridini. Buraya oteller yapacağım’ diyor. Orada 76 bin çoğu kadın ve çocuk Filistinli öldürüldü, sürüldü. İnsanlık dramı sürüyor. Trump’ın hesabı öndeki hidrokarbon yatakları. Bir kelime söylemiyorsunuz. Ama orayı Fransa, İngiltere, Almanya, Amerika aralarında pay ediyorlar. Güney Kıbrıs’ın da sırtını sıvazlayıp özel görev veriyorlar. Ne oldu Türkiye’nin Doğu Akdeniz çıkarları, Mavi Vatan ne oldu? Bu mu mavi vatanseverlik? Çünkü orada geri adım atıldı. Çünkü Erdoğan’ın kulağını çektiler, arkasından çektiler. ‘Kardeşim senin istediğini vermem için senin bu Doğu Akdeniz’den çekilmen lazım’ dediler.
YUNANİSTAN POLİTİKASINA TEPKİ
Hatırlayın, ‘82 Kerkük, 83 Musul’ diye plaka dağıtıyordunuz. ‘Türkiye ilk kez Cumhuriyet tarihinde toprak kazanacak’ diyordunuz Hatay’a da saygısızlık ederek. Suriye meselesinde 82 plakalı araç gezdirmediniz mi Halep’in civarında? Ne oldu şimdi? O yüzden artık bu işlerin bir algı yönetimi olduğunu, tek meselenin Türkiye’deki seçmeni ikna edip oyunu almak olduğunu... Dışişleri Bakanı, TikTokçu Hakan Efendi gitmiş, Yunan gazetesine röportaj vermiş. Allah uzun ömür versin, Şükrü Elekdağ Türkiye’nin en deneyimli, A Plus diplomatlarından bir tanesi. Meclis’ten bir karar çıkarttırdı. Kararda ‘Türkiye bu altı mil konusunda bütün Türkiye’deki partiler olarak casus belli, sayarız, buradan dışarı çıkarsanız.’ Bir cümle söylüyor: ‘12 mile çıkması casus belli, savaş sebebi değildir.’ Bir cümlede iki şey yapıyor: 12 mil değil, ‘altı milin üstü’ diyoruz biz. Türkiye’nin tezi, ‘Altı mili bir kulaç geçemez’ der. Bu, ‘11,9’a kadar zaten sesim yok’ diyor. Düşünün, MİT Başkanlığı yapmış birinin bunu bilmemesi mümkün mü? Böyle bir cehalet ancak kötü niyetle mümkündür. İkincisi; ‘Casus belli, savaş sebebi değil.’ Bu Yunan diplomatın sözü. Vaktiyle biz 1995, ‘Casus belli sayarız’ demişiz. Yunan diplomatlar şimdi onu yumuşatmak için diyorlar ‘Casus belli savaş ilanı demek değildir.’ Biz de diyoruz ki, ‘Casus bellinin ne dediği bellidir.’ Diplomatlar lafı sonuna kadar getirmez. Ben de demiyorum ki karşı karşıya savaşa girelim. Ama senin hattın bir yerde, onun hattı bir yerde. Yunan diplomatın lafını kendi söylüyor, altı mili ‘12 mile kadar müsamaha gösteririm’ diyor. Bunun yanında Yunanistan’dan kablo çekecekler, elektrik verecekler. Normalde Türkiye’nin tezi ne? 2 bin kilometreden kablo mu olur? Verelim 70 kilometreden elektriği, kullanın. Ya parasını verin ya siz de interconnected sistem yerine elektrik verin. Stratejik bir hamle. Biz, ‘Kablo çekmede izin değil, bildirim istiyoruz’ diyor. Yunanistan o günden sonra, ‘Bildirime de karşıyız’ diyor. Böyle dış politika yapıyor bunu. Sata sata, vere vere, çekile çekile.
“DIŞ POLİTİKA MASALLARINA KİMSE İNANMASIN”
O yüzden bunların dış politika masallarına kimse inanmasın. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırdılar. AB üyelik sürecinden kopardılar. ABD ile ilişkilerde taviz üstüne taviz veriyorlar. Artık Türkiye lideriyle kişisel pazarlık yapılan, AK Parti’ye meşruiyet verildiğinde işlerin görüldüğü, Türkiye’nin her çıkarının terk edildiği, karşı tarafın bu esneklikle davrandığı ve ciddiye alınmayan bir ülke noktasında. YENİ Parti’nin dış politikası milli menfaatlerden yanadır. Bizim iktidarımızda Türkiye lideriyle pazarlık yapılan bir ülke olmayacak. İlkesi, prensibi, stratejisi, 86 milyonun çıkarlarını savunmayı hedefleyen kurumsal bir dış politikanın o günkü takipçisi olacak. Her gelenin dış politikayı değiştirdiği, kişiselleştirdiği, kendi çıkarına pazarlık masasına oturduğu bir şey olmaktan çıkarılacak. Türkiye’nin kısa, orta, uzun vadeli menfaatleri hep birlikte takip edilecek. Gücünün farkında olan, bu güç ve kapasitesini halkı için kullanan bir ülke olacağız. Refah üreten bir dış politikayı Türkiye olarak benimseyeceğiz. Komşularıyla barış içinde yaşayan, Orta Doğu’daki ülkelerle ilkeli, bölgesel kalkınmaya dayalı işbirlikleri yapan, Amerika, Rusya, Çin ile eşit müttefiklik ilişkileri tesis eden, hedefini AB’ye tam üyelik olarak belirleyen ve bunu sağlayan bir ülke için YENİ Parti göreve hazırdır, göreve taleptir.
“ERDOĞAN SUSTURARAK, YILDIRARAK, HAPSEDEREK KAZANAMAZ”
Artık AK Parti’nin kara düzenine de AK Partililerin deyimiyle bu ‘çarpık düzene’ de verilecek yeni bir kredi kalmamıştır. AK Parti’nin bu yolda yürüyecek yolu da kalmamıştır. Yapılacak iş, milletin menfaatine olan yeni bir düzen kurmaktır. Bizim safımız bellidir, milletin yanıdır. Millet de bizimle beraberdir. Milletin umudu YENİ Parti’dedir. Kurulurken kurulduğundaki heyecanı da YENİ Parti’den beklentileri de en iyi siz değerli il başkanlarımız biliyorsunuz. Milletin umudu olan YENİ Parti’yi milletin salonda da masada da sokakta da mücadelesiyle, müzakeresiyle ön plana çıkacağı bir süreci hep birlikte takip edeceğiz. Siyasetteki tüm saldırılara, tüm haksızlıklara, gazetecilere, sivil topluma yapılan ve bundan sonra yapılacaklara karşı hem mücadele hattında olacağız hem de bunun milletimizin moralini bozmasına, sandıktan ümidi kesmesine asla izin vermeyeceğiz. Erdoğan televizyon kapatarak kazanamaz. Erdoğan hesap kapatarak kazanamaz. Erdoğan susturarak, yıldırarak, hapsederek kazanamaz. Erdoğan ancak sizin umudunuzu kırarsa, sizin mücadele azminizi kırarsa, milleti kaybetmeyeceğine, kaybetse de makamı terk etmeyeceğine, ne olursa olsun iktidarı sürdüreceğine inandırırsa kazanabilir. Bunun karşısındaki tek çare; mücadeleyi diri tutmak, umudu yüksek tutmak, morali yerinde tutmaktır.
“SANDIĞA VARACAĞIZ, O SEÇİMİ ALACAĞIZ”
Milletimizin kararlılığı, sandığa düşkünlüğü, demokrasiye inancı ve ‘Kimin yöneteceğine ben karar veririm’ konusunda defalarca verdiği iyi sınavlar varken... 1960’daki darbenin hesabını hâlâ soran, mağdurlarını unutmayan bir milletten bahsediyoruz. 12 Eylül‘de, ‘Benimle Anayasa’ya birlikte oy atacaksın’ denip birkaç ay sonra, ‘Şu paşaya oy vereceksin’ diyen darbeciyi dinlemeyen bir milletten bahsediyoruz. 28 Şubat döneminde iradesine, seçtiğine saygısızlık yapıldığını hissettiğinde buna reaksiyon veren, iktidar değiştiren bir milletten bahsediyoruz. Erdoğan’ın yıllarca atadıklarına oy veren, İstanbul’u yönettiren, İstanbul’a yapılan kötülükleri görüp fikir değiştirdiğinde, ‘13 bin farkı fark görmüyorum, seçimi tekrar ediyorum’ dediğinde, ‘Sen benim seçtiğime karışamazsın’ deyip 45 gün sonra 806 bin farkla demokrasi tokadını atan bir milletten bahsediyoruz. Seçtiği belediye başkanları iktidara tehdit oluyor diye yapılan operasyonlarda ‘hırsız’, ‘yolsuz’, ‘düzenbaz’, ‘darbeci’, ‘terörist’, ‘ajan’ suçlamalarının hepsini 30 kanaldan birden anlatılmasına rağmen bu yapılan haksızlığa karşı seçtiklerinin arkasından bir santim çekilmeyen bir milletten bahsediyoruz. Onun için il başkanlarım, yönetimleriniz, ilçeler, tüm üyelerimiz ve milletimiz şundan emin olsun ki biz o sandığa varacağız, o seçimi alacağız, YENİ Parti’nin yepyeni düzenini kuracağız, AK Parti’nin kara düzenini sonlandıracağız. Hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum.”
