Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski Başdanışmanı ve ceza hukukçusu Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne yönelik hukuki eleştirilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben kaleme aldığı mektupla kamuoyuna açıkladı.
Feti Yıldız'dan çerçeve yasa açıklaması: 430'un üzerinde oyla yasallaşır
TBMM kayıtlarına göre 2/3793 esas numaralı teklif, 5 Ağustos 2026’da Meclis Başkanlığına sunuldu ve Adalet Komisyonuna sevk edildi. Teklif; PKK/KCK’nin ve bağlantılı yapılanmaların fiilî varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu durumun Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi halinde bazı soruşturma, kovuşturma ve infaz işlemlerinin ertelenmesini öngörüyor.
“HÜKÜMLÜLER BAKIMINDAN KOŞULLU ÖZEL AF”
Özgenç, teklifin 6’ncı maddesinde yer alan infaz erteleme düzenlemesinin hükümlüler bakımından “koşullu özel af” niteliği taşıdığını savundu.
Teklife göre, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlarla 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlardan hüküm giyenler kapsam dışında tutuluyor. Diğer kapsamdaki suçlarda toplam cezası 15 yıl veya daha az olanların infazı beş yıl, daha ağır cezaların infazı ise on yıl ertelenebilecek.
Özgenç, mahkûmiyet kararlarının hukuki varlığını koruyacağı için hükümlülerin normal şartlarda denetim süresi boyunca seçilme veya atanma yoluyla kamu görevi üstlenemeyeceklerini belirtti. Ancak teklifin 7’nci maddesine göre oluşturulacak Kurulun talebi üzerine mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarının süre dolmadan kaldırılabilmesine dikkat çekti.
Özgenç, bu mekanizmayla bazı kişiler bakımından özel af niteliğindeki uygulamanın, denetim süresi tamamlanmadan genel affın sonuçlarını doğurabileceği görüşünü dile getirdi. Teklifte, beş yıllık ertelemede iki; on yıllık ertelemede ise üç yıl geçtikten sonra Kurulun talebiyle hak yoksunluklarının kaldırılması için karar verilebileceği düzenleniyor.
ÖCALAN İÇİN “ÖRTÜLÜ İSTİSNA” ELEŞTİRİSİ
Özgenç, teklifin Abdullah Öcalan hakkındaki mahkûmiyet hükmünü ismi açıkça belirtilmeden kapsam dışında bıraktığını savundu.
Düzenlemede, örgüt faaliyeti çerçevesinde 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlar erteleme kapsamının dışında tutuluyor. Özgenç, aynı suçun 1 Haziran 2005’ten sonra işlenmesi halinde teklif hükümlerinden yararlanılabilecek olmasını hukuk ve kanun tekniği açısından çelişkili buldu.
KANDİL’DEKİ ÖRGÜT YÖNETİCİLERİ İÇİN UYARI
Özgenç, Türkiye’de haklarında henüz soruşturma açılmamış bazı örgüt yöneticileri bakımından teklifin ciddi sonuçlar doğurabileceğini ileri sürdü.
Teklifin 3’üncü maddesine göre, MGK kararının yayımlanmasından önce işlendiği halde kapsamda kalan suçlar nedeniyle daha sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine bağlanıyor.
Özgenç, bu hüküm nedeniyle Kandil’de örgütün faaliyetlerini yöneten ancak Türkiye’de haklarında henüz soruşturma bulunmayan kişilerin herhangi bir ceza soruşturmasına tabi tutulmadan serbest kalabileceklerini savundu.
Kasten öldürme suçunun teklifin dışında bırakıldığını hatırlatan Özgenç, buna karşılık örgüt yöneticilerinin öldürme eylemlerine iştirak edip etmedikleri araştırılmadan, haklarındaki diğer soruşturmaların ertelenmesinin mümkün olabileceğini ileri sürdü.
“SORUŞTURMADAN DOĞAN HAK YOKSUNLUĞU” İTİRAZI
Özgenç’in eleştirdiği bir başka hüküm ise teklifin 7’nci maddesinde yer alan hak yoksunluklarının kaldırılmasına ilişkin düzenleme oldu.
Teklifte, Kurulun talebi üzerine “soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması” için sulh ceza hâkimliğinden veya ilgili mahkemeden karar istenebileceği belirtiliyor.
Özgenç, henüz mahkûmiyetle sonuçlanmamış bir soruşturma veya kovuşturmanın doğurduğu hak yoksunluğundan söz edilemeyeceğini belirterek bu hükmün Türk hukuk sistemiyle bağdaşmadığını ve uygulanabilir olmadığını savundu.
MALVARLIĞI DÜZENLEMESİNİ DE ELEŞTİRDİ
Özgenç, PKK’nin kontrolündeki malvarlığı değerlerinin geleceğine ilişkin teklifte açık bir hüküm bulunmadığına da dikkat çekti.
Teklifte, yürütülen bir soruşturma kapsamında daha önce el konulan ve müsadereye tabi olan eşya ile malvarlığı değerlerinin tasfiye edilerek Hazineye aktarılması öngörülüyor. Özgenç ise bu hükmün örgütün genel olarak kontrolünde bulunan malvarlığıyla ilgili belirsizliği ortadan kaldırmadığı görüşünde.
“YASAMA SÜRECİNDE DÜZELTİLEMEZ”
Teklifteki hukuki kavramların özensiz kullanıldığını savunan Özgenç, düzenlemenin kanunlaşması halinde uygulamada önemli yorum ve yetki sorunları yaşanacağını belirtti.
Özgenç, teklifin Mecliste yapılacak değişikliklerle düzeltilebilecek bir metin olmadığını ifade ederek yasama sürecinin bekletilmesini istedi. Kürt sorununun çözümü, örgütün fiilî varlığının sona erdirilmesi ve örgüt mensuplarının topluma kazandırılması amacıyla akademisyenlerin de katılacağı yeni bir hukuki çalışma başlatılmasını önerdi.
Özgenç mektubunu, teklifin mevcut haliyle kanunlaşması durumunda uygulamada “içinden çıkılamaz bir kaos ortamı” oluşacağı uyarısıyla tamamladı.
Özgenç'in mektubunun tamamı şu şekilde:
SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 5.8.2026 tarihli ve 2/3793 Esas sayılı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne göre; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığını, millî birliğimizi ve ülke bütünlüğünü hedef alan ayrılıkçı terör örgütü PKK’nin kontrolü altında bulunan her nevi silah ve mühimmatın teslimine ve fiili varlığına son vermesine bağlı olarak,
a) söz konusu terör örgütünün kurucusu veya yöneticisi olmaktan,
b) bu örgüte üye olmaktan,
c) bu örgüte yardım etmekten,
ç) bu örgütün propagandasını yapmaktan,
d) kasten öldürme suçu hariç, bu örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlemekten,
dolayı hakkında,
1) cezaya hükmedilmiş olan kişilerin cezalarının infazının muayyen bir süre ertelenmesi,
2) soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerle ilgili soruşturma veya kovuşturmanın muayyen bir süre ertelenmesi,
kararı verilecektir.
Teklifin hükümlülerle ilgili düzenlemeleri (m. 6), bir koşullu özel af mahiyeti taşımaktadır.
Bu düzenlemelere göre, mahkumiyet hükümleri hukuki varlığını devam ettireceği için, kapsama giren hükümlüler mahkum oldukları cezaya bağlı olarak denetim süresi zarfından örneğin seçilme veya atama yoluyla herhangi bir kamu görevi üstlenemeyeceklerdir.
Ancak, Teklifle oluşturulması düşünülen Kurulun talebi üzerine “infaz hakimi” (?), PKK mensubu hükümlülerin denetim süresi dolmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebilmelerine karar verebilecektir. Bu suretle özel af uygulaması, kapsama giren bazı hükümlüler bakımından denetim süresi henüz dolmadan genel affa dönüşebilecektir.
Teklifte, Abdullah Öcalan ile ilgili mahkumiyet hükmü örtülü bir şekilde istisna kılınmıştır. Bu istisnanın oluşturulmasında hukuk tekniği bakımından bir çelişkiye düşülmüştür. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu 1 Haziran 2005 tarihinden günümüze kadar işleyenler Teklif hükümlerinden yararlanabilecek iken, aynı suçu bu tarihten önce işleyenlerin yararlandırılmaması, kanun tekniği bakımından sorunludur.
Söz konusu Teklif düzenlemelerine göre; “Kandil”den terör örgütünün faaliyetlerini uzun zamandan beri yönetmeye devam eden kişiler, haklarında soruşturma açılmadan ve herhangi bir hak kısıtlamasına tabi tutulmadan serbest bırakılabilecek, seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.
Kasten öldürme suçu Teklif kapsamı dışında tutulmuş olmakla birlikte; Teklif hükümlerine göre, kamu görevlisi - sivil, Türk – Kürt, yaşlı – çocuk ayrımı yapmaksızın savunmasız binlerce insanın katledildiği süreçte örgütü yöneten kişiler, haklarında hiçbir soruşturma işlemi yapılmadan serbest bırakılabileceklerdir (m. 1, f. 2; m. 3, f. 3).
Keza, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı şantaj malzemesi olarak kullanılmak üzere çok sayıda kamu görevlisini kaçırarak uzun süre rehin tutma, bu kamu görevlilerine eziyet ve kötü muamelede bulunma gibi suçların işlenmesi süreçlerinde örgütü yöneten teröristler, haklarında hiçbir soruşturma işlemi yapılmadan serbest bırakılabileceklerdir (m. 1, f. 2; m. 3, f. 3).
Dikkat edilmelidir ki, örgütün yönetimini deruhte eden kişilerin tamamıyla ilgili olarak Türkiye’de henüz soruşturma açılmış değildir.
Teklife göre, terör suçlarından dolayı soruşturma ve kovuşturma işlemine henüz maruz bırakılmamış olan örgüt mensupları hakkında hangi suç sebebiyle olursa olsun soruşturma yapılması, Teklifle oluşturulması amaçlanan idari organın (Kurul’un) iznine tabi tutulmaktadır (m. 3, f. 3).
Örgüt yöneticilerinin, haklarında soruşturma başlatılmış olsa bile, kasten öldürme suçlarının işlenişine herhangi bir şekilde iştirak edip etmedikleri araştırılmadan, bu soruşturmalar Cumhuriyet savcısının kararıyla ertelenebilecektir (m. 3, f. 1). Bu karara karşı itirazı, sulh ceza hakimi inceleyip karara bağlayacaktır (m. 3, f. 2).
Kişilerin ağır surette yaralanmaları ve ömür boyu sakat kalmaları sonucunu doğuran saldırıları gerçekleştiren örgüt mensupları, haklarında soruşturma işlemi yapılmadan tamamen serbest bırakılacaklardır.
Haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılanlarla ilgili olarak verilen erteleme kararı üzerine başlatılan denetim sürecinde bu örgüt mensupları, hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebileceklerdir.
Teklifte, haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerin tabi tutulacakları denetim süresi zarfında “soruşturma ve kovuşturma nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması”na yönelik olarak bir hükme yer verilmiştir (m. 7, f. 4, bent a). Bu hükmün hukuk sistemimiz ile bağdaşır ve uygulanabilir hiçbir yönü bulunmamaktadır.
Bu yönleri itibarıyla, söz konusu Kanun teklifi, başta örgüt yöneticileriolmak üzere, haklarında soruşturma ve kovuşturma süreçleri devam eden, henüz kesinleşmemiş mahkumiyet hükümleri verilmiş olan örgüt mensupları bakımından bir şartlı genel af düzenlemesi mahiyeti taşımaktadır.
Söz konusu Kanun Teklifinde PKK’nin kontrolü altındaki malvarlığı değerlerinin akıbetinin ne olacağına dair hiçbir hükme yer verilmemiş olması, dikkat çekicidir. Teklifte, daha önce işlenmiş bir suçun soruşturması sürecinde el konulmuş olan malvarlığı değerlerinin müsadere edileceğine dair hükme yer verilmiş olması (m. 3, f. 1), bu eksikliği ve sorunu gidermemektedir.
Kanun teklifinin kaleme alınmasında hukuki terimler özensiz bir şekilde kullanılmıştır. Bu nedenle, Teklifin kanunlaşması halinde hükümlerinin anlaşılması bağlamında uygulamada önemli sorunlar ortaya çıkacaktır.
Teklifin teknik bakımdan sorunlu diğer düzenlemeleri ile ilgili olarak görüş açıklanmasını bu aşamada zait addetmekteyim.
Teklif, bu yönleri itibarıyla yasama sürecinde düzeltilebilir bir mahiyet taşımamaktadır.
Teklif bekletilerek, özellikle Kürt sorununun çözümüne ve buna bağlı olarak terör örgütünün fiili varlığına son verilmesine, örgüt mensuplarının topluma kazandırılabilmelerine yönelik olarak, uygun görülecek akademik kadronun da katkısı sağlanarak, Hukuk Devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden bir çalışma başlatılmasını önermekteyim.
Aksi takdirde, söz konusu Teklif bu haliyle kanunlaştığı takdirde, uygulamada içinden çıkılamaz bir kaos ortamına sürüklenmiş olacağız!Prof. Dr. İzzet Özgenç
