Ramazan Gülten İBB davasında gizli tanıklara dikkat çekti: Birinin iddiaları iddianamede buharlaştı, diğeri ismimi bilmiyor

Ramazan Gülten İBB davasında gizli tanıklara dikkat çekti: Birinin iddiaları iddianamede buharlaştı, diğeri ismimi bilmiyor

İBB İmar Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, savunmasında hakkındaki suçlamaların büyük ölçüde gizli tanık ifadelerine dayandırıldığını belirterek bu beyanların güvenilir olmadığını savundu. Gülten, gizli tanık Ladin’in iddialarının resmi incelemeler sonucunda doğrulanmadığını ve bu nedenle iddianamede “buharlaştığını”, gizli tanık Zeytin’in ise adını dahi yanlış söylediğini belirterek, “Soyut beyanlar dışında tek bir somut delil bulunmuyor” dedi.

İBB davasında duruşma, tutuklu İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan’ın savunmasıyla başladı. Yazgan’ın ardından Kültür A.Ş. Etkinlik ve Organizasyon Şefi Metin Bal savunma yaptı. Bal, 419 gündür tutuklu olduğunu belirterek, hakkında somut belge ya da veri bulunmadığını savundu. Duruşmanın devamında İBB Genel Sekreter Yardımcısı ve İmar Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten mahkemede ifade verdi. Gülten, 26 Nisan 2025’te sabah saatlerinde evinden gözaltına alındığını, o sırada eşinin 6 aylık hamile olduğunu belirterek, “Şimdi kızımız 11 aylık oldu” dedi.

Gülten, 30 Nisan 2025’te tutuklandığını ve 7 ay boyunca neyle suçlandığını bilmeden cezaevinde kaldığını söyledi.

“TEK BİR SOMUT DELİLE DAYANMAYAN İDDİALAR”

Hakkında irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütü üyeliği gibi ağır suçlamalar yöneltildiğini belirten Gülten, iddiaların somut delile dayanmadığını savundu.

Gülten, “Tutuklanmama gerekçe gösterilen beyana dayalı iddialar ne denli gerçeklikten uzaksa, bugün huzurunuzda sanık olarak bulunmama dayanak teşkil eden iddianamedeki iddialar da aynı ölçüde gerçeklikten uzaktır” dedi.

İddianamenin, idare hukuku ve ceza hukuku bakımından uyumsuz olduğunu ileri süren Gülten, suçlamaların “yalnızca sözde itirafçı ve diğer beyanlarla ayakta tutulmaya çalışıldığını” söyledi.

Gülten, “Herhangi bir suç işlemediğim gibi cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza yoktur” ifadelerini kullandı.

“KAMU GÖREVLİSİ KİMLİĞİM KİRLETİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

Savunmasında mesleki geçmişine ve kamu görevlisi kimliğine vurgu yapan Gülten, imar ve şehircilik alanındaki tüm işlemlerin kişisel takdirle değil, mevzuat, teknik raporlar, imar planları ve kamu yararı ilkesi çerçevesinde yürütüldüğünü belirtti.

Gülten, “Ne herhangi bir kişiyi menfaat teminine zorladım ne bir kimseden hukuka aykırı talimat aldım ne de görevimin gereklerine aykırı tek bir karar verdim. Kamu gücünü, kişisel ya da üçüncü kişilerin çıkarı için asla kullanmadım” dedi.

Hakkında yürütülen süreci, “teknik ve hukuki süreçlerin kriminalize edilme çabası” olarak nitelendiren Gülten, savunmasının yalnızca bir suç isnadına yanıt değil, “hukuk çerçevesinde yürütülen kamu hizmetinin suç olarak gösterilmesine karşı hakikatin ortaya konulması” olduğunu söyledi.

“ADIM OLAY ÖRGÜSÜNDE YOK”

Gülten, iddianamede kendisine yöneltilen eylemlerle ilgili olarak adının olay örgüsü içinde yer almadığını savundu.

Söz konusu 13 eylemin 2’sinde encümen üyesi, 11’inde ise vekaleten encümen üyesi olarak görev aldığını belirten Gülten, “Suç isnat edilen eylemlerin hiçbirinde adım olay örgüsü içerisinde yer almıyor. Adım yalnızca suç isnadı bölümünde geçiyor. Fiillere ilişkin somut bir tespit, işlem veya şahsi bir müdahaleme dair herhangi bir açıklamaya yer verilmiyor” dedi.

Gülten, eylem 25 kapsamında yer alan siluet incelemelerinin 2019 öncesinde de İstanbul İmar Yönetmeliği ve meclis kararları doğrultusunda yapılan işlemler olduğunu, bilirkişi incelemesiyle de mevzuata uygunluğunun tespit edildiğini söyledi.

Eylem 26 olarak gösterilen imar planı onayı konusunda ise İmar Müdürlüğü’nün görev ve yetki alanında bulunmadığını savundu.

“20 YILDIR ŞEHİR PLANCISI, 17 YILDIR KAMU EMEKÇİSİYİM”

Kendisini “20 yıldır şehir plancısı, 17 yıldır kamu emekçisi” olarak tanımlayan Gülten, meslek hayatı boyunca kamu yararına bağlı kaldığını söyledi.

1982’de Karaman’da işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini, Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olduğunu anlatan Gülten, Üsküdar Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Çanakkale Kepez Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev yaptığını aktardı.

Gülten, İBB’deki 5 yıllık imar müdürlüğü süresinin kurum tarihindeki en uzun görev sürelerinden biri olduğunu belirterek, bu dönemde 470 yapı ruhsatı, 79 yapı kullanma izin belgesi, 327 Mimari Estetik Komisyon kararı, 87 siluet onayı ve 23 yıkım ruhsatında imzası bulunduğunu ifade etti.

“6158 DENETİM YAPTIK, KAMUSAL ALANLARDAKİ İŞGALLERE SON VERDİK”

Gülten, İBB’de görev yaptığı dönemde ruhsat süreçlerinin dijitalleştirilmesi, yapı bilgi modellemesi, imar kontrolünün otomasyonla yapılması ve süreçlerin şeffaf hale getirilmesi için çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

İmar Müdürlüğü’nün temel görevlerinden birinin mevzuata aykırı yapılaşmaların ve kamusal alan işgallerinin önlenmesi olduğunu belirten Gülten, İstanbul genelinde 6158 denetim gerçekleştirilmesini sağladığını anlattı.

Gülten, tespit edilen aykırılıklar kapsamında 257 yapı için ilçe belediyelerince tutanak düzenlendiğini, 88 yapıda yıkım gerçekleştirildiğini, ilçe belediyelerinin işlem yapmadığı 84 yapının ise İBB tarafından yürütülen süreçlerle yıkıldığını söyledi.

Kadıköy Meydanı, Bakırköy Meydanı, Üsküdar Salacak Sahili, Büyükçekmece Sahili, Beyoğlu Şişhane Meydanı, Yerebatan Sarnıcı, Beyazıt Meydanı, Maltepe Meydanı ve Kartal Sahili gibi alanlarda kamusal alan işgallerinin sonlandırıldığını ifade etti.

“KAMU GÖREVLİSİNİN GÖREVİ GÜÇLÜDEN YANA OLMAK DEĞİL, HUKUKTAN YANA OLMAKTIR”

Gülten, savunmasında Üsküdar Salacak Sahili’ndeki yıkım sürecine özel olarak değindi. Halk oylamasıyla belirlenen projenin uygulanmasının önünde engel teşkil eden ve kamusal alanı işgal eden 12 yapının tespit edildiğini, bunlardan 8’inin yıkıldığını anlattı.

Yıkım sürecinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün gece saat 02.00’de emniyete yazı gönderdiğini, bölgede 10 gün boyunca 2 TOMA ve 8 otobüs çevik kuvvetin nöbet tuttuğunu söyleyen Gülten, buna rağmen yıkımların gerçekleştirildiğini ifade etti.

10’uncu yapının yıkımı sırasında yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradığını belirten Gülten, “Linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım” dedi.

Gülten, “Kamu görevlisinin görevi güçlüden yana olmak değil, hukuktan yana olmaktır” ifadelerini kullandı.

“BANA SALDIRANLAR BİR HAFTADAN FAZLA TUTUKLU KALMADI, BEN 14 AYDIR TUTUKLUYUM”

Salacak’taki yıkım sürecinde kendisine saldıran kişilerle ilgili yargılamanın 3 yıldır sürdüğünü söyleyen Gülten, bu kişilerden hiçbirinin bir haftadan fazla tutuklu kalmadığını belirtti.

Gülten, buna karşılık kendisinin “ismi açıkça zikredilmeyen, soyut beyanlara dayalı isnatlar” nedeniyle 14 aydır özgürlüğünden yoksun bırakıldığını söyledi.

“Yalnızca hukuktan yana durduğu için hedef alınan ve fiili saldırıya uğrayan bir kamu görevlisinin bugün suç örgütüne üye olmak, kamu görevini kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak ve menfaat temin etmek gibi ağır suçlamalarla yargılanıyor olması adalet duygusunu derinden zedelemektedir” dedi.

“İRTİKAP İDDİALARI VARSAYIMA DAYANIYOR”

Gülten, hakkındaki irtikap suçlamalarının eylem 25 ve 26 kapsamında yöneltildiğini belirterek, bu suçlamaların dayanağının müşteki beyanları, etkin pişmanlık ifadeleri ve gizli tanık anlatımlarından ibaret olduğunu söyledi.

“Maddi temelden yoksun, idare hukuku ve imar mevzuatı bilgisi içermeyen soyut beyanlar dışında tek bir somut delil bulunmamaktadır” diyen Gülten, suçlamaların görevi gereği yürüttüğü işlemlerden hareketle varsayıma dayalı şekilde kurgulandığını savundu.

“GİZLİ TANIK LADİN’İN BEYANLARI İDDİANAMEDE BUHARLAŞTI”

Gülten, emniyet aşamasında kendisine yöneltilen sorulardan birinin gizli tanık Ladin’in anlatımlarına dayandığını söyledi.

Gizli tanık Ladin’in 2019’dan sonra Mimari Estetik Komisyonu üzerinden projelere siluet onayı almaya zorunluluk getirildiğini ve projelerin sosyal yardım yapmaya yönlendirildiğini iddia ettiğini aktaran Gülten, bu iddiaların savcılık tarafından incelendiğini belirtti.

Gülten’in savunmasına göre, Ladin’in sunduğu listedeki 32 dosya İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne gönderildi. İl Müdürlüğü’nün yaptığı incelemede işlemlerin mevzuata uygun olduğu yönünde rapor hazırlandı.

Gülten, bu nedenle Ladin’in beyanlarının dayanaksız olduğunun ortaya çıktığını ve iddianamede büyük ölçüde yok sayıldığını belirtti.

“GİZLİ TANIK İSMİMİ BİLE YANLIŞ SÖYLÜYOR”

Bir diğer gizli tanık olan Zeytin’in de kendisi hakkında somut ifade veremediğini savunan Gülten, bu tanığın “Ramazan Gültekin” adında birinden söz ettiğini söyledi.

Gülten, “Kimliğimi dahi doğru tespit edemeyen, ayrıca görev alanımın Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’ne ilişkin olmadığını bilmeyen bir gizli tanığın beyanlarına iddia makamı da itibar etmemiştir” dedi.

“HAYIR DEMEK ZORUNDA KALDIM AMA MENFAAT KARŞILIĞINDA EVET DEMEDİM”

Belediyelerde yürütülen imar ve ruhsat süreçlerinin ekonomik menfaatlerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Gülten, hukuka uygun şekilde verilen bir “hayır” cevabının bazı kişiler için ciddi ekonomik kayıplar doğurabildiğini söyledi.

Bu nedenle kamu görevlilerinin hedef alınabildiğini ifade eden Gülten, “Görevim gereği kaçak yapılaşma ve mevzuatın uygulanması gibi birçok durumda ‘hayır’ demek zorunda kaldım. Ancak hiçbir zaman bir menfaat karşılığında ‘evet’ demedim” diye konuştu.

SİLUET SAVUNMASI: “İSTANBUL’UN TARİHİ DOKUSU KORUNMAK ZORUNDAYDI”

Gülten, savunmasının önemli bir bölümünü İstanbul’da siluet kavramının tarihsel ve planlama açısından anlamına ayırdı.

İstanbul’un planlama tarihinde Tarihi Yarımada, Boğaziçi, anıtsal yapılar ve kentin makroformunun korunmasının temel ilke olduğunu belirten Gülten, özellikle 2010’lu yıllarda İstanbul siluetinin yüksek yapı projeleri nedeniyle yoğun biçimde tartışıldığını söyledi.

Zorlu Center, Torun Center, Quasar İstanbul, Trump Towers, İstanbloom, Le Meridien, Bomonti bölgesi, Cendere Vadisi, Zeytinburnu sahili, Ataköy sahili, Mall of İstanbul, Emaar Square, Four Winds, Nevbahar ve Medipol gibi projeleri örnek gösteren Gülten, bu yapılaşma süreçleri üzerinden siluet onayı ve Mimari Estetik Komisyonu uygulamalarının neden ortaya çıktığını anlattı.

Gülten, Mimari Estetik Komisyonu’nun yalnızca İstanbul’a özgü olmadığını, yerel yönetimler bünyesinde şehircilik ilkeleri, estetik değerler ve işlevsellik açısından yapılaşma niteliğini artırmak amacıyla oluşturulan kurullar olduğunu söyledi.

MAHKEME BAŞKANI ARAYA GİRDİ

Gülten’in İstanbul silueti ve yüksek yapılaşma örneklerini ayrıntılı biçimde anlatması sırasında mahkeme başkanı, savunmanın isnatlarla bağlantısına ilişkin uyarıda bulundu.

Mahkeme başkanının “Bütün İstanbul’un imar durumunu bize anlatmana gerek yok” sözleri üzerine Gülten, siluet meselesinin nasıl ortaya çıktığını anlattığını belirterek, “Biraz sonra oturacaktır kafanızda” cevabını verdi.

Gülten, son örnek olarak Medipol projesi üzerinden siluet yüksekliği ve plan notlarına ilişkin değerlendirmelerini anlatarak savunmasının bu bölümünü noktaladı.

GÜLTEN'İN SAVUNMASININ TAMAMI ŞU ŞEKİLDE:

Sayın Başkan, değerli heyet; Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Sevgili avukatlarımızı, bizi ilk günden beri yalnız bırakmayan sevgili ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Savunmama başlayayım. Sayın Başkan, değerli heyet; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yapmakta iken, 26 Nisan 2025 Cumartesi günü saat 06.00’da şafak baskınıyla evimden gözaltına alındım. Bu sırada eşim, 6 aylık hamileydi. Şimdi kızımız 11 aylık oldu. 4 gün boyunca gözaltında tutuldum. Emniyet ve savcılık aşamalarında, ismimin dahi geçmediği, daha önce idare mahkemesi ve Danıştay tarafından karara bağlanmış iddiaları içeren bir tevdii raporu ile gizli tanık beyanları soruldu. 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandım. Hayatının tamamını kamu hizmetine adamış bir şehir plancısı ve bürokrat olarak, 7 ay ne ile suçlandığımı bilmeden geçti. Düzenlenen iddianamede hakkımda irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütüne üyelik gibi son derece ağır suçlamalar ileri sürüldüğünü öğrendim.

Öncelikle ifade etmek isterim ki tutuklanmama gerekçe gösterilen beyana dayalı iddialar ne denli gerçeklikten uzaksa, bugün huzurunuzda sanık olarak bulunmama dayanak teşkil eden iddianamedeki iddialar da aynı ölçüde gerçeklikten uzaktır. İdare hukukunun en temel ilkeleriyle bağdaşmayan, idari süreçler ve ceza hukuku bakımından da uyumsuz, maddi gerçek ve delillerle örtüşmeyen, tek bir somut delile dayanmayan, yalnızca sözde itirafçı ve diğer beyanlarla ayakta tutulmaya çalışılan iddialardan ibarettir. Bu itirafçı beyanlarının uydurma ve hayal ürünü olduğunu, peşin cezalandırmadan kaçınmak amacıyla verildiği zamanla ortaya çıkmakta ve bizzat itirafçılar tarafından geri çekilmektedir. Bu noktada savunmamın devamında hakkımda iddia edilen her bir eyleme ilişkin teknik savunmaları tek tek yapacağım. İddiaları dosyaya sunduğum delillerle birer birer çürütecek, tüm çelişkileri ortaya koyacak ve söz konusu eylemlerin gerçekte hiçbir hukuki anlam taşımadığını ve tarafıma isnat edilebilecek tek bir suç dahi olmadığını açıkça göstereceğim. Zira herhangi bir suç işlemediğim gibi cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza yoktur. Burada asıl acı olan, hayatım boyunca titizlikle koruduğum kamu görevlisi kimliğimi ve mesleki itibarımın bu gerçek dışı iddialarla yan yana getirilerek kirletilmeye çalışılmasıdır.

Sayın mahkemenizin de malumları olduğu üzere benden önce konuşan meslektaşlarımın da ifade ettiği gibi imar ve şehircilik alanında yürütülen tüm işlemler, kanun ve yönetmeliklerden oluşan imar mevzuatına, teknik kriterlere ve imar planlarına bağlıdır. Bu görev, kişisel takdirle değil ancak ve ancak hukuk, teknik raporlar ve yazılı düzenlemeler çerçevesinde yürütülür. Hepsinin temelinde ise kamu yararı ilkesi bulunmaktadır. Ben de tüm meslek hayatım ve İBB’deki görev sürem boyunca tam da bu ilkelere bağlı kalarak imar mevzuatının gereklerini yerine getirdim. Ne herhangi bir kişiyi menfaat teminine zorladım ne bir kimseden hukuka aykırı talimat aldım ne de görevimin gereklerine aykırı tek bir karar verdim. Kamu gücünü, kişisel ya da üçüncü kişilerin çıkarı için asla kullanmadım. Buna rağmen bugün burada sanık sıfatıyla bulunmamın nedeni, soyut isnatlarla ve idare hukukuna yabancı iddialarla dolu iddianamede teknik ve hukuki süreçlerin kriminalize edilme çabasıdır. Bu nedenle savunmam, bir suç isnadına verilen cevabın ötesinde, hukuk çerçevesinde yürütülen bir kamu hizmetinin haksız biçimde suç olarak gösterilmesine karşı hakikatin ortaya konulmasından ibarettir. Yargı kararlarına ilişkindir.

Söz konusu 13 eylemin 2'sinde encümen üyesi sıfatıyla, 11'inde ise vekaleten encümen üyesi olarak görev aldım. Suç isnat edilen eylemlerin hiçbirinde adım olay örgüsü içerisinde yer almıyor. Adım, yalnızca suç isnadı bölümünde geçiyor. Fiillere ilişkin somut bir tespit, işlem veya şahsi bir müdahaleme dair herhangi bir açıklamaya yer verilmiyor. Eylem 70 ve 71 dışındaki diğer 13 elem tarihinde imar müdürü olarak görev yapmaktaydım. Eylem 25 kapsamında belirtilen hususlar, İstanbul İmar Yönetmeliği ve meclis kararları doğrultusunda 2019 yılı öncesinde de gerçekleştirilen silüet incelemelerinden oluşuyor. Bilirkişi incelemesiyle de mevzuata uygunluğu tespit edilmiştir. Eylem 26 olarak belirtilen imar planı onayı hususu ise İmar Müdürlüğünün görev, yetki ve tanımında kapsamında dahi bulunmamaktadır. Encümen faaliyetlerine ilişkin 13 eylem bakımından ise belirtilen encümen üyeliği, ilgili mevzuat ve kanunlar doğrultusunda İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı makamına verilmiş görev tanımının doğal bir sonucudur. Bu kapsamda 2019 yılı öncesinde nasıl gerçekleştiriliyorsa aynı şekilde yerine getirilen görevler şahsi bir tercih değil, tamamen hukuki bir yükümlülüğün ifasından ibarettir. Bu nedenle tarafıma yöneltilen isnatların görev, yetki ve sorumluluk sınırları idari hiyerarşi içerisindeki konumum ve şahsi atfedilebilecek somut bir işlem, talimat, müdahale veya kişisel tasarruf ortaya konulamadığından hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıktır.

Ben, 20 yıldır şehir plancısı ve 17 yıldır ise kamu emekçisiyim. Mesleki bilgi ve birikimimi beni yetiştiren Cumhuriyet'e ve halkıma faydalı olabilmek için kullandım. 20 yıllık meslek hayatımın sonunda krediyle edindiğim İstanbul Maltepe'de bir evim ve bir aracım bulunmaktadır. Eşimle birlikte maaşlarımızla güçlükle ödediğimiz borç ve kredi, tutuklandıktan sonra maaşımın düşmesi nedeniyle ödeyebilmek için evimi satışa çıkarmak zorunda kaldım. Ancak hakkımda çıkan haberler ve karalamalar nedeniyle İBB dosyasından tutuklu olduğumu öğrenen alıcılar vazgeçti. Evi satamayınca aracımı sattım. Tüm mal varlığım bunlardan ibarettir. Evimizde yapılan aramada ise yalnızca 1 çeyrek altın ve 100 dolar bulunmuş. Ancak aramayı gerçekleştiren polisler bunları tutanağa geçirmek zahmetinde bulunmadılar. Toplu paradan bahsediyorlardı.

1982 yılında Karaman'da 3 çocuklu bir işçi ailesinin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldim. Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nü kazandım. Üniversite hayatım boyunca çeşitli işlerde çalıştım. Yaz aylarında memleketimde gündelik işlerde çalışarak annem ve babamın fedakarlıklarıyla eğitimimi tamamladım. Meslek hayatıma dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından açılan çevre düzeni planı ihaleleri kapsamında Doğu ve Orta Karadeniz'de 11 ili kapsayan bölge planı çalışmalarını yürüten bir planlama firmasında başladım. Ardından Üsküdar Belediyesi'nde 1,5 yıl şehir plancısı olarak görev yaptım. 2009 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan sözleşmeli personel alım sınavı ve mülakatını kazanarak göreve başladım. 8 yıl şehir plancısı olarak görev yaptığım Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile alt ölçekli bölge planlarının hazırlanması ve onay süreçlerinde görev aldım. Ayrıca ilçe belediyelerinin imar planları değişikliklerini incelenerek imar komisyonuna sunulması ve meclis onayı sonrasında ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi sorumluluklarını üstlendim.

2012 yılından itibaren TMMOB Şehir Plancıları Odası'nda çeşitli görevlerde bulundum. Kent suçlarına karşı mücadeleyi mesleki bir sorumluluk olarak gördüm. 2017 yılında Çanakkale Kepez Belediyesi'ne naklen geçiş yaparak İmar ve Şehircilik Müdürü olarak göreve başladım. Bu görevim kapsamında 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planlarının revizyon süreçlerini yürüttüm. Kaçak yapılaşmanın, projeye aykırı imalatların ve güvenlik eksikliklerinin daha inşaat aşamasında önüne geçebilmek amacıyla çatı kontrolü, sıva öncesi tesisat kontrolü ile tente ve sundurma yapım esasları gibi uygulamaları hayata geçirdim. Bu sayede keyfi ve güvenli olmayan yapılaşmanın önlenmesinde önlenmesine katkı sağladım. 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne naklen atandım. İmar Müdürü olarak görevlendirildim. 5 yıllık imar müdürlüğü sürem, kurum tarihindeki en uzun görev sürelerinden biridir. Bu süre zarfında 470 yapı ruhsatı, 79 yapı kullanma izin belgesi, 327 mimari estetik komisyon kararı, 87 silüet onayı ve 23 yıkım ruhsatında imzam bulunmaktadır. Düzenlenen 470 yapı ruhsatının 317'si İstanbul Büyükşehir Belediyesi hizmet yapılarıdır. Ayrıca 293 proje onaylanmış, Bakırköy, Kağıthane, Şirinevler, Esenler, Kadıköy ve Üsküdar başta olmak üzere toplam 19 meydan projesi tamamlanmıştır.

Yapı Bilgi Modellemesi sistemi kapsamında; ruhsat süreçlerinin dijitalleştirilmesi, proje, üretim ve kontrol süreçlerinin ortak bir platformda yürütülmesi ve imar kontrolünün otomasyonla yapılması ve tüm süreçlerin şeffaf, izlenebilir ve standart hale getirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüm. Bu sayede hata payının azaltılması, süreçlerin hızlandırılması ve kamu yararının en üst düzeye düzeyde sağlanması hedef alındı. İstanbul İmar Yönetmeliği'nin revizyon sürecinde sürdürülebilirlik, afet odaklı planlama, erişebilirlik, toplumsal eşitlik ve kent estetiği gibi temel ilkeleri esas alan önemli maddelerin değiştirilmesine katkı sundum. Bu kapsamda yönetmeliğin uluslararası örneklerle uyumlu hale getirilmesi amacıyla yurt dışı uygulamalar incelenmiş, çeviri ve karşılaştırma çalışmaları yürütülmüş, ilçe belediyeleri, meslek odaları, üniversitelerin katılımıyla çok sayıda çalıştay organize edilerek ortak akılla şekillenen bir revizyon süreci gerçekleştirilmiştir. İmar Müdürlüğü'nün bir diğer temel görevi, İstanbul genelinde mevzuata aykırı yapılaşmaların ve kamusal alan işgallerinin önlenmesi ile ilçe belediyelerinin ruhsat işlemlerinin denetlenmesidir. Bu kapsamda İstanbul genelinde 6158 denetimin gerçekleştirilmesini sağladım. Tespit edilen aykırılıklar arasında ruhsat ve projeyle proje tadilatıyla giderilemeyen 257 yapıda ilçe belediyelerince tutanak düzenlenmiş. 88 yapıda yıkım gerçekleştirilmiş. İlçe belediyelerin uyarılarımıza rağmen işlem yapmadığı yapılar için ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapı tatil tutanağı düzenlenmesi işlemlerini yürüttüm. Bunların 84'ü yıkıldı.

Ayrıca Kadıköy Meydanı, Bakırköy Meydanı, Üsküdar Salacak Sahili, Büyükçekmece Sahili, Beyoğlu Şişhane Meydanı, Bezmialem Valide Sultan Camii, Fındıklı Parkı, Sultanahmet Meydanı, Lohusa Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Beyazıt Meydanı, Maltepe Meydanı ve Kartal Sahili gibi birçok alanda gerçekleştirilen yıkımlar ile kamuya ait alanlardaki işgallere son verilmesini sağladım. Daire Başkanlığı görevinde geçen 11 aylık süre içinde Kartal E-5 Kuzey Planı, Üsküdar Bulgurlu Planı ve Silivri Ortaköy Planı başta olmak üzere önemli planlama çalışmalarını yürüttüm. Ayrıca deprem açısından en kırılgan bölgelere ilişkin yaptığımız analizler doğrultusunda önceliklendirdiğimiz 10 bölgenin planlama çalışmalarını başlattım. Yıllardır seçim dönemlerinde çözüm vaadiyle gündeme getirilen ancak sonuçlandırılmayan Avcılar Yeşilpınar örneğinde ise bizim dönemimizde onaylanan plan doğrultusunda vatandaşların tapu sorunlarının çözümünün ve mahallenin dönüşümünün önünü açacak imar uygulamaları çalışmalarını başlattım.

Sayın heyetinize kısaca özetlediğim meslek hayatımdan da anlaşılacağı üzere tüm meslek hayatım boyunca kendime tek bir ilke edindim. Kamu gücünü kullanırken ne kişisel korkularla hareket etmek ne de kişisel menfaat gözetmek. Yalnızca hukuka ve kamu yararına bağlı kalmak. Hem İmar Müdürlüğü hem de Daire Başkanlığı görevlerim boyunca imar mevzuatları mevzuatına aykırılıklarla mücadele ederken kamu alanlarını işgallerden arındırırken ve imar planlarını hazırlarken kendisini güçlü gören, nüfuz sahibi olduğunu düşünen ve kimi zaman kendisini devlet yerine koymaya çalışan kişi ve grupların tepkilerine tepkilerini göz önüne alarak görev yaptım. Çünkü Sayın Başkan, değerli heyet sizlerin de bildiği üzere kamu görevlisinin görevi güçlüden yana olmak değil, hukuktan yana olmaktır. Elbette hukuktan yana duruşumdan rahatsız olanlar da olmuştur. Bir tık geri rica ederim.

Üsküdar Salacak Sahili'nde... Üsküdar Salacak Sahili'nde halk oylamasıyla belirlenen projenin uygulanmasının önünde engel teşkil eden ve kamusal alanı işgal ederek ticari faaliyet yürüten 12 yapıyı tespit ettik. Bu yapılardan 8 tanesinin yıkımını 2 yıllık süreçte gerçekleştirdik. Yapının yıkımı sırasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından gece saat 2'de yıkıma engel olunması yönünde emniyete, yıkım yapanlar hakkında işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı gönderip kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla 10 gün boyunca 2 TOMA, 8 otobüs çevik kuvvet bölgede nöbet tuttu. Bu engellemelere rağmen söz konusu yapı nihayetinde büyük olaylarla yıkıldı. 10. yapının yıkımı sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradım. Saldıranlar burada.

Yani şöyle: Tansiyonunuz çıksa, beş dakika çay içmeden oturamayacağınız yerler vardı böyle. Buraların işgallerini kaldırdık ve insanların rahatça oturabilecekleri, denizle ilişki kurabilecekleri, Topkapı Sarayı'nı, Galata Kulesi'ni, Kız Kulesi'ni izleyebilecekleri, ücretsiz izleyebilecekleri bir alan oluşturduk. Linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım. Kaçak, iki kapı, iki kaçak yapıya ilişkin yıkım süreci ise halen Danıştay'da devam etmektedir. Şurada polis işgal şeylerin korumasını görebiliyoruz. Kamu düzenini ve kamusal alanları korumaya çalışırken bana yönelik gerçekleştirilen bu fiili saldırıya ilişkin yargılama 3 yıldır sürüyor. Bugüne karşı hiç kimse bir haftadan fazla tutuklu kalmamıştır. Buna karşılık bugün ben, ismimin dahi açıkça zikredilmediği, soyut beyanlara dayalı isnatlar nedeniyle 14 aydır özgürlüğümden yoksun bırakılmış bulunuyorum. Yalnızca hukuktan yana durduğu için hedef alınan ve bu nedenle fiili saldırıya uğrayan ve maruz kaldığı saldırıya ilişkin yargılaması 3 yıldır sonuçlandırılmamış bir kamu görevlisinin bugün suç örgütüne üye olmak, kamu görevini kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak ve menfaat temin etmek gibi son derece ağır suçlamalarla yargılanıyor olması adalet duygusunu derinden zedelemektedir. Bu çelişkinin değerlendirilmesini ve hakkaniyetin tesisini sayın mahkemenizin takdirine sunuyorum. Bu arada duruşmamız da haftaya salı günü başkanım. 23'ünde.

Bu çerçevede öncelikle hakkımdaki irtikap iddialarına değinmek isterim. İddianamede 25 ve 26 numaralı eylemler kapsamında tarafıma irtikap suçu isnat ediliyor. Söz konusu eylemlerin teknik detaylarını birazdan ayrı ayrı açıklayacağım. Ancak öncelikle bu iddialara dayanak gösterilen delillerin somut biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Aksi halde herhangi bir delile dayanmaksızın yapılan değerlendirmeler hukuki bir tespit değil, yalnızca bir varsayım niteliği taşır. Bu kapsamda eylem 25 ve 26 yönünden dosyadaki, dosyada hakkımdaki suçlamalara dayanak olarak gösterilen hususlar; müşteki beyanları, etkin pişmanlıktan yararlanan şüpheli ifadeleri ve gizli tanık anlatımlarından ibarettir. Maddi temelden yoksun, idare hukuku ve imar mevzuatı bilgisi içermeyen bu soyut beyanlar dışında tek bir somut delil bulunmamaktadır. Sonuç olarak; iddianamede, kamu görevim kapsamında yürüttüğüm işlemler dışında söz konusu suçu işlediğime dair herhangi bir somut tespit yapılmadığı açıkça görülmektedir. Nitekim hakkımda ortaya konulmuş bir maddi delil bulunmadığı gibi bulunması da mümkün değildir. Bu nedenle iddialar, görevin gereği yürüttüğüm işlemlerden hareketle varsayımlara dayalı olarak kurgulanmıştır.

Emniyet aşamasında bana yöneltilen sorular arasında bulunan ve iddianamede adeta buharlaşan gizli tanık Ladin'in anlatımı ile savcılığa verdiği liste üzerinden, iddianamenin kurgusu gereği imar süreçlerinde ve Mimari Estetik Komisyonu'nda "bir şeyler vardır" diyerek yola çıkıldı. Oysa bugün gizli tanık Ladin'in ifadesi, 4000 sayfalık iddianamede yalnızca bir kez, o da benim savcılık ifademin olduğu bölümde geçmektedir. Gizli tanık Ladin ifadesinde özetle; 2019 yılından sonra Mimari Estetik Komisyonu adı altında bir komisyon kurulduğunu ve projelerin siluet onayı almaya zorlandığını ve bu projelerin sosyal yardım yapmaya yönlendirildiğini iddia ederek bir proje listesi sunmuştur. Bu kavramları ve iddiaları ayrıntılı şekilde anlatacağım. Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, Ladin'in beyanlarının iddianamede tamamen yok sayılmasıdır. Bunun nedeni söz konusu beyanların gerçeği yansıtmayan, dayanaksız iddialardan ibaret olduğunun ortaya çıkmasıdır. Savcılık, Ladin'in sunduğu listedeki projelere ilişkin dosyaları talep etmiş ve bu dosyaları incelenmek üzere İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne göndermiş. Toplam 32 dosya. İl Müdürlüğü tarafından incelenmiş, yapılan tüm işlemlerin mevzuata uygun olduğunu ortaya koyan rapor 10.11.2025 tarihinde, iddianamenin düzenlenmesinden yalnızca bir gün önce savcılığa sunulmuştur. Bu raporla birlikte gizli tanık Ladin'in beyanlarının herhangi bir somut dayanağı olmadığı açıkça ortaya çıkmış, böylece söz konusu iddialar tamamen hükümsüz hale gelmiştir.

Hakkımda somut bir ifade veremeyen bir başka gizli tanık ise Zeytin'dir. "İfade veremeyen" diyorum çünkü bu gizli tanık, Ramazan Gültekin adında birinden bahsetmektedir. İddianamede yer alan örgüt şemasında bu örgüt şemasında da fotoğrafımın altında bu isim yazmaktadır. Yani öyle olduğunu düşünüyoruz çünkü yaklaşamıyoruz. Şey de, görüntü kalitesi de şey değil. Kimliğimi dahi doğru tespit edemeyen, ayrıca görev alanımın Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi'ne ilişkin olmadığını bilmeyen bir gizli tanığın beyanlarına iddia makamı da itibar etmemiştir. Bu nedenle söz konusu anlatımlar kapsamında tarafıma herhangi bir suç isnadı yöneltilmemiştir.

Sayın Başkan, belediyeler nezdinde yürütülen imar ve ruhsat süreçleri, doğası gereği ekonomik menfaatlerle doğrudan bağlantılıdır. Bu kapsamda hukuka uygun olarak verilen bir “hayır” cevabı, çoğu zaman birileri için ciddi ekonomik kayıplar anlamına gelmektedir. Bu sebeple, hukuka uygun hareket edilmesine rağmen beklentileri karşılanmayan kişiler, kamu görevlilerini hedef alabiliyor. Bu kişilerin kendi sorumluluklarını yerine getirmeden, hayalini kurdukları projelere ruhsat verilmediği ya da iskan düzenlenmediği yönünde kamu görevlilerine yönelik suçlamalarda bulunduğu birçok kez görülmektedir. Benim suçlandığım eylemlerde de benzer tutumların söz konusu olduğu anlaşılacaktır. Zira görevim gereği ben; kaçak yapılaşma ve mevzuatın uygulanması gibi birçok durumda “hayır” demek zorunda kaldım. Ancak hiçbir zaman bir menfaat karşılığında “evet “demedim. Bu itibarla, hakkımdaki isnatların tamamının yalnızca gizli tanık beyanlarına dayandığı; bu beyanlardan birinin, bilirkişi raporu ile açıkça çürütüldüğü için iddianamede yer almadığı, diğerinin ise herhangi bir somut suç isnadı içermediği açıktır. Dolayısıyla hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbir somut delile dayanmadığı ve hukuki bir değer taşımadığı ortadadır.

Eylem 25 ve 26 kapsamında; mağdurlar Abdülkerim Fırat, Fatih Erdoğan; şüpheliler Adem Soytekin, Yakup Öner ile müşteki Mehmet İlhan Gülay'ın beyanlarında ne ismim geçiyor ne de tarafıma isnat edilen bir fiilden bahsediliyor. Hakkımdaki suçlamaların yalnızca yürüttüğüm kamu görevine dayandırıldığı görülüyor. Eylem 25 çerçevesinde teknik savunmalarım: Eylemleri teknik açıdan incelediğimizde; eylem 25 kapsamında, Pasifik Grubu'na ait projelerin siluet onayı biriminde haksız şekilde ve uzun süre bekletildiği, bu süreçte sözde menfaat talep edildiği iddia ediliyor. Daha önce de ifade ettiğim üzere, bu iddialara ilişkin beyanlarda şahsımdan doğrudan bahsedilmemekte; yalnızca siluet kararlarının verildiği Mimari Estetik Komisyonu üyesi olmam nedeniyle, iddia makamı tarafından tarafımla dolaylı bir ilişki kurulmaktadır. Beyanların ve dolayısıyla iddianamenin temel dayanağı ise mevzuata aykırı şekilde siluet onayı şartı getirildiği ve bu sürecin kasten uzatıldığı iddiasıdır. Oysa bu iddiaların gerçeği yansıtmadığı; hem mevzuat hükümleri hem de süreçlerin işleyişi bakımından projeler tek tek incelendiğinde açıkça ortaya çıkacaktır.

Bu kapsamda, söz konusu iddiaları imar mevzuatı çerçevesinde ayrıntılı olarak değerlendireceğim. İddianamenin, beyanları esas alarak yeterli, kapsamlı ve doğru bir inceleme yapmadan sonuçlara ulaştığı yönünde birçok savunma dinledik. Bende durum biraz farklı; gizli tanık Lale'nin sunduğu liste esas alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından dosyalar üzerinden ayrıntılı bir inceleme yapılmış. İncelenen tüm projelerde siluet onayı alınmasının gerekli olduğu açıkça rapor altına alınmış. Burada, öncelikle Mimari Estetik Komisyonu’nun ve siluet onayı prosedürünün açıklanması gerekiyor. Mimari Estetik Komisyonu, yalnızca İstanbul'a özgü bir uygulama olmayıp Türkiye genelinde, yerel yönetimler bünyesinde yerleşimlerin ve yapılaşmanın; şehircilik ilkeleri, estetik değerler ve işlevsellik açısından niteliğini artırmak amacıyla oluşturulan kurullardır.

İstanbul'un siluetinin nasıl değiştiğini ortaya koyabilmek açısından birkaç örnek sıralamak zihin açıcı olacaktır. Öncesinde ise İstanbul silueti kavramının neyi ifade ettiğini kısaca açıklamakta fayda var. İstanbul, planlama tarihi boyunca doğu-batı doğrultusunda lineer gelişmiş; kuzeyde yer alan orman alanları, tarım alanları ve su havzalarının korunması gerektiği kabul edilerek yerleşim ve çalışma alanlarının kuzeye doğru yayılmasını engellemeye yönelik planlama kararları geliştirilmiştir. Bu sayede kentin makroformunun uzun yıllar korunması sağlanmış; bu makroform içerisinde özellikle Tarihi Yarımada ve Boğaziçi bölgesinde anıtsal yapıların üçüncü boyuttaki algısını bozacak, silueti kapatacak her türlü yapılaşmanın önlenmesi temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bu kapsamda, hatt-ı bala olarak adlandırılan ve artı 40 kotu olarak ifade edilen siluet sınırı, 1936 yılında Henri Prost tarafından belirlenmiş, İstanbul'un 7 tepesi ile anıtsal yapıların Haliç ve Marmara Denizi'nden algılanmasını engelleyecek yapılaşmalara karşı plan kararları geliştirilmiştir. Hatta bu ilkelere aykırı yapıların fazla katları yıkılmıştır. Örneğin Süleymaniye Camii'nin siluetini etkileyen Botanik Enstitüsü'nün 3 katı yıkılmıştır. Benzer şekilde bizim dönemimizde de kurul tarafından onaylanmış, Süleymaniye'nin önünü kapatan bir vakıf yurdunun son katının yıkımı gerçekleştirildi.

Tekrar dönersek oradaki siluet şeylerini görelim. Tarihi Yarımada, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya ve Tarihi Yarımada'nın, Topkapı Sarayı'nın... Hatt-ı bala dediğimiz artı 40 kotu şu 40 kotudur. Onun üstüne çıkılmamasına yönelik bir karar geliştirilmiştir. Devam edersek bu karar bütün planlarda korunmaya çalışılmış, bozulan şeyler olmuş. Tarihi Yarımada'nın arkasındaki ilçelerde özellikle; Zeytinburnu, Esenler, Bayrampaşa, Bağcılar gibi ilçelerdeki şeyler için de, ilçeler için de korunmaya çalışılmıştır. Onları ileride anlatacağım. Dolayısıyla Tarihi Yarımada'nın topografyası ile anıtsal yapıların algılanabilirliğini korumaya yönelik... İlerleyebiliriz isterseniz. Buradan Avrupa Yakası'nı, Galata, Kasımpaşa tarafından karşıyı görüyoruz Fatih bölgesini. Anadolu Yakası'nın siluetini görüyoruz. Buradaki yapılar yeni yapılardır, Four Winds falan. Devam edebiliriz. Ataşehir bölgesi burası. Ataşehir'deki şeyler; Andromeda, Ağaoğlu'nun binaları... Böyle İstanbul'un siluetine ilişkin bir çalışma yapılmış.

Dolayısıyla Tarihi Yarımada'nın topografyası ile anıtsal yapıların algılanabilirliğini korumaya yönelik bu yaklaşım, planlama tarihinde süreklilik arz eden bir ilke olmuştur. Bu ilke sonraki planlarda da korunmaya çalışılmış; ancak zaman içinde kesintiye uğrasa da özellikle Tarihi Yarımada planlarında yapılan bazı değişikliklerle sürdürülmüştür. Biraz daha ilerleyelim. İstanbul silueti ile ilgili en simgesel yapıların başında Gökkafes geliyor. Yapılabilmesi için ilçe sınırı birkaç kez değiştirildi. Önce Beşiktaş ilçe sınırındaydı, sonra Beyoğlu ilçe sınırına alındı, sonra Şişli ilçe sınırına alındı. Buraya ruhsat verebilmek için ilçe sınırları değiştirildi. 2010'lu yıllar, İstanbul'un siluetinin akademik odalar, üniversiteler, tarihçiler, yurttaşlar tarafından en çok tartışıldığı dönem olarak karşımıza çıkıyor. Bu tartışmaya neden olan bazı projeleri göstermek istiyorum.

Devam edelim bir sonraki. Zorlu Center. Biraz küçültürsek tamamını görmüş oluruz isterseniz, evet. Zorlu Center. Maliye Hazinesi mülkiyetinde, üzerinde Karayolları Bölge Müdürlüğü ve atölye binalarının bulunduğu, imar planlarında karayolları tesisleri sahası fonksiyonunda kalan parsel; 2006 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan plan değişikliği ile emsal 3, turizm, kongre merkezi ve kültürel tesis alanı alanına alınıyor. 2010'lu yıllarda inşaat tamamlandığında; 626.000 metrekare bina, yükseklikleri 100 metreyi aşan, içinde özel kültürel etkinliklerin yapıldığı alışveriş merkezi, otel, ofis ve konut olan 4 adet kule ortaya çıktı. Boğaz'dan verdiği görüntü ile siluet tartışmalarında simgesel bir yapı oldu. Bir sonrakine geçelim. Eski Ali Sami Yen Stadyumu alanına yapılan Torun Center. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü mülkiyetinde ve imar planında spor tesis alanında kalmaktayken; TOKİ tarafından onaylanan plan değişikliği ile turizm-ticaret alanı ve rekreasyon alanına alınarak emsal 2.5 yapılaşma koşulu verildi. Ön kısmının rekreasyon alanı olarak belirtilmesinin nedeni mevzuatsal bir şeydir; "Kamuya terk etmeden donatı alanı ayırdım" demek içindir. Söz konusu alanda 241.000 metrekare, 155 metre yüksekliğe sahip kuleler yapılıyor.

Bir sonraki. Quasar Istanbul, hemen yan parsel. Bir zamanlar en önemli kamu işletmelerinden olan Tekel'in likör fabrikasının bulunduğu parsel. İmar planlarında Merkez Bankası hizmet alanında kalmaktayken 2013 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın parsel bazında plan değişikliği ile ticaret alanına alınmış. Emsal 3 yapılmış. 180.000 metrekare satılabilir alana ve 158 metre bina yüksekliğine sahip iki kule yapılmış. Bir sonraki. Trump Towers. Mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait, imar planında açık otopark, eğitim tesisi ve spor tesisi alanında kalan parsel; 2005 yılında İBB'nin onayladığı plan değişikliği ile emsal 3, H serbest transfer merkezi alanına alınmış. Şurada iki sokak arasındaki bodrum katlardan sağladığı geçişle ve bodrum katların birindeki otobüs durağıyla transfer merkezi fonksiyonu yerine getirilmiş. 242.900 metrekare satılabilir alana sahip, 140 metre iki kule yapılmış. İstanbloom. Zincirlikuyu Mezarlığı'nın hemen arkasında, özel mülkiyette ve imar planlarında yeşil alanda kalan, mezarlık ile yerleşim alanları arasında tampon olması için yeşil alan olarak planlanmış parsel; 2008 yılında İBB'nin onayladığı parsel bazlı plan değişikliği ile emsal 2.25 yapılaşma koşuluna sahip ticaret ve konut alanına alınmış. Üzerine 90.000 metrekare, 170 metre yüksekliğe sahip kule yapılmış.

Nurol Tower. Bir sonraki. Yıldız Teknik Üniversitesi mülkiyetinde ve imar planlarında üniversite alanında kalan parsel, 2010 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile emsal 3 yapılaşma koşuluna, turizm tesis alanına alınmış. Şu an yerinde 68.900 metrekare inşaat alanı olan, 150 metrelik bir kule bulunmaktadır. Nurol Tower'ın bir özelliği; kotlarını iyi yollardan alması gerekirken, plan notuyla E-5 üzerinden, viyadüğün üstünden alınmış. Plan notuna göre açığa çıkan emsal bodrum katları emsal harici plan notuyla, şuradaki gördüğünüz bodrum kat olması gereken alanlar açığa çıkmış ve emsal harici yapılmış, ilave inşaat alanı kazanmış. Bir sonraki. Le Meridien. İddianamede çokça adı geçen mekanlardan. Örnek olarak almamın nedeni yalnızca bu değil; Boğaz silueti açısından son derece açıklayıcı bir örnek olduğu için aldım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin mülkiyetinde, 0.75 kaks yapılaşma koşuluna sahip ticaret alanı ve park alanında iken 2002 yılında satışı yapılmış. 2005 yılında park alanı tamamen kaldırılmış, emsal 2 yapılaşma koşuluyla ticaret alanına alınmış. Şu an üzerinde 64.600 metrekare, 140 metre yüksekliğinde bir kule bulunmakta ve Boğaz siluetine olan etkisi bütün İstanbullular tarafından biliniyor.

Bir sonraki. İstanbul'un ilk planlı sanayi alanı olan ve endüstriyel kent mirası açısından son derece değerli bir alan, Bomonti bölgesi. Tescilli kültür varlıklarının büyük oranda yok edilerek geliştiği, kentin siluetinde hemen göze çarpan gökdelenlerin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. 2007 yılında İBB tarafından onaylanarak yürürlüğe giren imar planında emsal 3 yapılaşma koşulu verilmiş. iTower, Hilton, Anthill, Rotana, Sinpaş Queen gibi birçok projenin yer aldığı bölge yine 2010'lu yıllarda yapılmıştır. 200 metreyi geçen binalar vardır burada. Bir sonraki. İstanbul'un en önemli hava koridorlarından olan ve kendine özgü bir mikro iklimi bulunan Cendere bölgesi. Bir sonrakine... Bu, tescilli kültür varlıklarını gösteriyor. Bomonti bölgesindeki Fransız Huzurevi, Bomonti Bira Fabrikası'nın gösterildiği bir görseldi. Cendere Vadisi. 3 tane ilçeye giriyor: Eyüpsultan bölgesi, Sarıyer bölgesi, Kağıthane bölgesi. İlçe sınırlarına giren Cendere Vadisi imar planlarında günübirlik tesis alanı, piknik ve eğlence alanı, rekreasyon alanı gibi fonksiyon alanlarında kalıyordu. 2011 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin onayladığı imar planı ile eğitim, bilişim ve teknoloji alanı yapıldı. Yüksekliği 168 metre olan Skyland, Vadi İstanbul, Vadikoru, Seba Flats gibi birçok proje yapılmıştır.

Bir sonrakine geçelim. Fatih'in ordusunun... Zeytinburnu sahili. Fatih'in ordusunun İstanbul'un fethinde karargah kurduğu bölge olan Kazlıçeşme; Tarihi Yarımada'nın hemen dışında, Marmara deniz surları ve kara surlarına komşu, UNESCO tarafından sur koruma bandı, tampon bölgesinin sınırında bulunan Zeytinburnu sahili de 2010'lu yıllarda yapılaşmaya açıldı. Bakanlık tarafından yapılan parsel bazında plan değişiklikleriyle, Türkiye Et ve Balık Kurumu arazisi 2010 yılında konaklama ve rekreasyon alanındayken emsal 2.20 yapılaşma koşulu ile turizm, ticaret, konut fonksiyonuna alındı. 70 metre yüksekliklikli, 7 bloklu, 367.000 metrekare inşaat alanına sahip Yedi Mavi projesi oluştu. Maliye Hazinesi'ne ait ve planda askeri alan olan, üzerinde tank fabrikasının bulunduğu alan; yine Bakanlık'ın parsel bazında plan değişikliği ile 292.000 metrekare inşaat alanı içinde alışveriş merkezi ve konut fonksiyonları olan, sahil yolunun üzerinde sahile ulaşan özel üst geçidi bulunan Büyükyalı projesi.

Emsal 2.5 imar planı değişikliği ile 63.200 metrekare inşaat alanına sahip, 86 metre yüksekliğe sahip Ottomare projesi. 2013 yılında Bakanlık tarafından Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği yayınlandı. Bu yönetmelikle illerin imar yönetmelikleri yürürlükten kaldırıldı. Bu yönetmelikteki köklü değişikliklerle birlikte kaba bir hesapla; emsal hesabında bina içindeki kat koridorları emsal hesabından düşülüyordu. Sadece 3 ay yürürlükte kaldı. Bütün meslek odaları dava açtı ve sonrasında iptal de edildi. İşte bu yönetmelik çıkınca Ottomare projesi bitmiş, iskan almış, içinde oturum varken iskanı iptal ettirildi. Projenin emsali bu yönetmeliğe göre yeniden hesaplandı. Kazanılan emsal harici alanlar ile yanındaki ilave binayı yaptı. Şuraya yaklaşabiliriz. Sol üst köşeye... Bu binanın emsal hesabı yeniden hesaplandı, yanına bu binayı diktiler. Şuradaki bina. Yönetmelik değişikliğiyle oldu. Bitmiş, iskanı almış binadan yeni bir bina çıkarıldı.

Bir sonrakine geçelim. 1991 yılında Ataköy sahilindeyiz. 1991 yılında Turizm Bakanlığı'nın onayladığı planla turizm ve rekreasyon alanı, emsal 2, yükseklik 72 metre olarak belirlenmiştir. 1991 yılı planı. Planın onaylandığı tarihte İstanbul'un plaj ihtiyacını karşılayan Ataköy sahilinde bu derece yoğun ve yüksek yapılaşma olmaz diye tartışmalar yapılmıştı. Bölgeyle ilgili çalışma yaparken, planın onaylanmasına karşı birçok dava açıldığını, bunlardan birinin de Sayın Cumhurbaşkanı'na ait olduğunu görmüştüm. Nitekim Ataköy sahilinde 2010'lu yıllara kadar hiçbir yapılaşma olmamıştır. 558.000 metrekare Sea Pearl, 215.000 metrekare Yalı Ataköy, 65.000 metrekare Hyatt Regency projeleri yapıldı. Ve Ataköy ile Marmara Denizi arasında bir duvar örülmüş oldu.

Burada 2 paranteze ihtiyaç var. Hyatt Regency. Şuraya yaklaşırsak, şu üst tarafa... Hyatt Regency, Ottomare projesinde olduğu gibi inşaatı bitmiş, oturum başlamışken iskanı iptal ettirilerek Bakanlık'ın onayladığı imar yönetmeliğinden kat koridorlarının emsal hesabını yaptırarak yanında bu binayı yaptı. Son 3 katı da kaçak. Biraz küçültelim şimdi. İkinci parantez ise şuraya yaklaşırsak... İkinci parantez ise Ataköy sahilinde denizi görebildiğiniz tek alan; bugün içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal tesisinin bulunduğu Baruthane Millet Bahçesi'dir. TOKİ bu alanda diğerleri ile benzer bir projeye Bakanlık'tan inşaat ruhsatı almış. Ruhsat aldığı proje bu. Proje maketinden yaklaşık 3.000 kat malikine satışlar yapılmıştır. Sanırım Ataköy sahilinin içler acısı haline bir yerde "dur" denilmiş ve proje iptal edilmiş.

Bir sonrakine geçelim. Mall of İstanbul. Mall of İstanbul, üzerinde gecekonduların bulunduğu... Şuraya yaklaşırsak gecekonduları biraz görelim. Şu bölgeye. Gecekonduların bulunduğu ve planda kamu hizmet alanı ile ağaçlandırılacak alanda kalan bölge; 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında gecekondu önleme bölgesi olarak ilan ediliyor. Bu ilandan sonra bölgede yer alan gecekondu sahipleri, mülkiyet sahipleri, hissesi olanlar; bölgenin imar planında kamu hizmet alanı olması nedeniyle de haklarını TOKİ'ye devretmiş. 2007 yılında TOKİ ve İBB tarafından onaylanan imar planı ile kamu hizmet alanı kaldırılmış, ticaret hizmet alanı ile eğitim, sosyal, kültürel tesis alanına alınmış. 2008'de de şu yukarıya biraz çıkabilirsek sol üstte, 2008'de de bu alan 2'ye bölünerek eğitim tesis alanı ve üst tarafı ise özel sosyal kültürel tesis alanına alınmış. Özel sosyal kültürel tesis alanına alınan bölgenin emsali, aşağıya inersek şuraya, projede kullanılmış. Bu alanın parseli bu projede kullanılmış. Plan notunda, plan notunda şöyle bir şey deniyor: "Alışveriş merkezinde sosyal etkinlik yapmak koşuluyla emsali projede kullanabilirsin." Sonuç olarak gecekondu önleme bölgesinde 770.000 metrekare inşaat alanına sahip; içinde otel, konut, alışveriş merkezi bulunan, yükseklikleri 130 metre olan 5 kule ortaya çıkıyor.

Bir sonrakine geçelim. Emaar Square. Kent siluetini anlatırken yalnızca Boğaz silueti, Tarihi Yarımada ve çevresindeki plan değişiklikleriyle gelişen kulelerden bahsetmedik. 2010'lu yıllarda Anadolu Yakası'nda da simgesel bazı yapıların boy gösterdiğini görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekirse; en simgesel yapılardan birisi Emaar yapısıdır. Toprak Holding'in mülkiyetinde olan parsellerin bir kısmı konut ve park alanındayken, etrafı gibi 6 katlı bir yapılaşması varken, 2008 yılında park alanı kaldırılıyor ve emsal 3 yapılaşma koşuluna sahip ticaret ve turizm alanına alınıyor. 2011 yılında da mülkiyeti el değiştiriyor. 778.000 metrekare inşaat alanına, 183 metre yüksekliğe sahip; alışveriş merkezi, otel, ofis binaları ve konut binaları bulunan proje yapılıyor. Bir sonrakine geçelim. Four Winds. Kadıköy Özgürlük Parkı'nın hemen yanında. Mülkiyeti Maliye Hazinesi'ne aitken, üzerinde Meteoroloji Müdürlüğü'nün olduğu parsel; İBB'nin onayladığı 2006 imar planında emsal 2.07 yapılaşma koşuluna sahip yüksek yoğunluklu konut alanına, sosyal kültürel tesis alanına ve park alanına alınıyor. Üzerinde 167.000 metrekare inşaat alanı olan, 159 metre yüksekliğinde ve 4 adet kuleden oluşan proje yapılıyor. Bu projenin bir özelliği de kamuya terk ettiği ancak kendi bahçesi olarak kullandığı sosyal kültürel tesis alanının emsalini de projede kullanmasıdır. Kamu, belediye veya bakanlık bu alanda bir kültür merkezi yapmaya kalksa 1 metrekare inşaat yapamaz. Bir sonraki... Projeleri anlatayım, sonra toparlayalım isterseniz. Yorulduğunuzu görüyorum, "sıkıldığınızı" demeyelim.

Four Winds'i anlattık. Nevbahar. Mülkiyeti Üsküdar Belediyesi'ne ait. İmar planlarında kentsel hizmet alanı ve otopark alanında kalıyor. 2011 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile ticaret hizmet alanı ve spor tesis alanına alınmış. Emsal 2.5, yükseklik 10 kat denilmiş. Açığa çıkan bodrum katlar emsal haricidir denilmiş; plan notu konulmuş. İki yol arasında 20 metre kot farkı var. 7 kat emsal harici olarak iskan edilmiş. 109.000 metrekare inşaat alanına sahip, 46 metre yüksekliğinde proje inşa edilmiş. Projede 5 kat alışveriş merkezi bulunuyor. Ancak 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun gereği; alışveriş merkezlerinin ya da alışveriş merkezi fonksiyonu içeren karma yapıların inşaat ruhsatını büyükşehir belediyeleri verir. Bu yapının ruhsatını İBB vermemiş, Üsküdar Belediyesi vermiş. Yaptığımız incelemede bu durumu tespit edip ilçe belediyesine; "İnşaatı durdur, verdiğin ruhsatı iptal et ve projeyi İBB'ye gönder" diye yazı yazdık. Resmi Gazete'de 6585 sayılı kanunun uygulama yönetmeliği olan Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmelik'te değişiklik yapılarak; "Alışveriş merkezi yapılacak parselin mülkiyeti ilçe belediyesinde ise, konut sayısı iş yeri sayısından fazla ise, karma proje ise inşaat ruhsatını ilçe belediyesi verebilir" diye revizyon yapıldı. Tabii kanuna aykırı yapılan yönetmelik değişikliğini Danıştay iptal etti, biz dava açtık. Bu arada inşaat tamamlandı.

Bir sonraki... Medipol. Bağcılar ilçesinde, TEM otoyolu üzerindeki alanda, 2008 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliğiyle ön tarafta bulunan park alanı korunmuş, arkadaki konut alanı özel sağlık tesisi alanına alınmış. Önce şu değişiklik yapılıyor. Buradaki konut özel sağlık tesisi alanına alınıyor ve 6 kat veriliyor. Etrafı da aşağı yukarı 4 kat, 5 kat civarında. "Çevresine uyumlu" diyebiliriz. Ancak Bakanlık tarafından 2015 yılında yapılan plan değişikliğiyle diğer konut parselleri ve ön taraftaki park alanı da özel üniversite alanına alınmış. Üniversite alanı olan kısımda, üniversite alanı olan kısımda 128.000 metrekare inşaat alanı yapılmış ve yapı yüksekliği planda serbest olduğu için 139 metre yüksekliğinde kule yapılmıştır. Şu bina. Kent siluetinin korunması için planlara eklenen ve özellikle planda yapı yüksekliği serbest olarak belirlenmiş yapıların…

Mahkeme Başkanı: Burada keselim mi Ramazan Bey?

Ramazan Gülten: Hemen toparlıyorum. Şunu anlatayım, keseyim.

Mahkeme Başkanı: Bu kısmı bize anlatmıyorsun herhalde zaten?

Ramazan Gülten: Yoo size anlatıyorum. Siluet olayı nasıl ortaya çıkmış, onu anlatıyorum. Yani burada başka bir şey anlatmıyorum.

Mahkeme Başkanı: Varsa burada bizim önümüze gelen husus, biz onu sorarız. Benlik bir konu değil. İsnatlarla ne alakası var bunun?

Ramazan Gülten: Sayın Başkan, anlatayım.

Mahkeme Başkanı: Müdahale etmek için söylemedim. Devam edebilirsin ayrıca.

Ramazan Gülten: Edeceğim zaten de. Anlatayım yani. Yani eğer kafanıza oturmuyorsa… Biraz sonra oturacaktır kafanızda.

Mahkeme Başkanı: Verdiğin örnekler yeterli bizim için. Bütün İstanbul’un imar durumunu bize anlatmana gerek yok burada.

Ramazan Gülten: Anlatmayacağım zaten. Bu, son örnekti.

Mahkeme Başkanı: Son örneğiniz ver o zaman ara verelim.

Ramazan Gülten: İstanbul’un siluetiyle ilgili bir tartışma oluşuyor 2010’lu yıllarda. Bütün İstanbul’da gökdelenler, yüksek yapılar oluşuyor. Dolayısıyla buna bir müdahale… Yarınki bölümde onu anlatacağım size. Bu müdahale nasıl gelmiş ortaya, onu anlatacağım. Kent siluetinin korunması için planlara eklenen ve planlara eklenen ve özellikle planda yapı yüksekliği serbest olarak belirlenmiş yapıların yüksekliğini sınırlayan imar planı notuna aykırı olarak 80 m olması gerekirken, yapının olması gerekenden 59 m daha yüksek yapıldığını tespit ettik. Yazıyla ilçe belediyesine bildirdik. İlçe belediyesi işlem yapmadı, Medipol Grubu proje aykırılığı tespit ettiğimiz yazıyı İdare Mahkemesi’ne taşıdı ve mahkeme, parselde yer alan hastane yapısının kamusal bir işlev gördüğünü, özellikle pandemi döneminde bu yararın üstün kamu yararı halini aldığını belirterek, projenin plan koşullarına aykırılığına değinmeden bizim yazımızı, idari işlemini iptal etti. Burada keselim….

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN