MetroPOLL Araştırma'nın gerçekleştirdiği Türkiye'nin Nabzı Aralık 2025 araştırması, toplumun derinleşen toplumsal tükenmişlik hissini, artan gelecek kaygısı ve zayıflayan güven endeksi verilerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Vatandaşların 2025 yılını nasıl kapattığını ve 2026'ya dair beklentilerini mercek altına alan bu kapsamlı çalışma, ekonomik baskıların ötesine geçen psikolojik bir buhranın fotoğrafını çekiyor.
DUYGUSAL YORGUNLUK HAD SAFHADA
Türkiye, 0 ile 100 arasında puanlanan ölçekte 59 puanlık ulusal ortalama ile yüksek toplumsal tükenmişlik seviyesinde yer alıyor.
Toplumun büyük bir çoğunluğu ülke gündeminden bunaldığını ve gelecek endişesi taşıdığını ifade ediyor.
Araştırma sonuçlarına göre nüfusun yaklaşık yüzde 61'i günlük hayatını belirgin bir duygusal yorgunluk, gündem baskısı ve yüksek kaygı altında sürdürmeye çalışıyor.
Yüzde 30,5'lik bir kesim ise 'çok yüksek tükenmişlik' kategorisinde bulunuyor ki bu durum, toplumun önemli bir kısmının kriz sınırında yaşadığını gösteriyor.
Yaşlanan nüfus krizi sandığınızdan çok daha büyük!
SİYASETTE MUHALEFET SEÇMENİ DAHA YORGUN
Tükenmişlik hissi siyasi tercihlere göre keskin bir ayrışma gösteriyor.
İktidar kanadını oluşturan AK Parti ve MHP seçmenleri duygusal olarak daha dirençli görünürken, muhalefet seçmeninde yorgunluk tavan yapmış durumda.
CHP, İYİ Parti ve DEM Parti seçmenlerinin neredeyse yarısı kendisini aşırı derecede duygusal olarak tükenmiş, öfkeli ve umutsuz hissediyor.
Bu tablo, muhalefet tabanının sadece siyasi değil, ciddi bir psikolojik yük taşıdığını da kanıtlıyor.
KADINLAR VE YAŞLILAR RİSK GRUBUNDA
Cinsiyet kırılımına bakıldığında kadınların tükenmişlik seviyelerinin erkeklere göre sistematik olarak daha yüksek olduğu görülüyor.
Kadınların yaklaşık yüzde 66'sı yüksek veya çok yüksek tükenmişlik yaşıyor.
Bu durum, iş yükü, bakım sorumlulukları ve ekonomik baskıların kadınlar üzerinde kümülatif bir etki yarattığına işaret ediyor.
Yaş gruplarında ise 55 yaş ve üzeri bireylerde çok yüksek tükenmişlik oranı yüzde 37'ye ulaşarak diğer tüm yaş gruplarını geride bırakıyor.
Her 10 gazeteciden biri asgari ücret veya altında çalışıyor!
ASGARİ ÜCRETLİLERDE DERİN BUNALIM
Ekonomik durum ile ruh hali arasındaki doğrudan ilişki, gelir grupları incelendiğinde netleşiyor.
Tek asgari ücretle geçinmeye çalışan hanelerde yüksek ve çok yüksek tükenmişlik oranı yüzde 70'i aşıyor.
Bu gruptaki hemen hemen herkes ciddi bir duygusal gerilim yaşıyor.
Hane geliri arttıkça tükenmişlik seviyesi azalıyor ancak en yüksek gelir grubunda bile tamamen ortadan kalkmıyor.
ÖĞRENCİLER VE EV HANIMLARI ZOR DURUMDA
Meslek gruplarına göre en yüksek tükenmişlik; öğrenciler, işsizler, emekliler ve ev hanımlarında görülüyor.
Öğrencilerin yüzde 40'ından fazlası çok yüksek tükenmişlik yaşıyor; gelecek belirsizliği ve işsizlik kaygısı bu grubu eziyor.
Ev hanımlarında ise yüksek tükenmişlik oranı yüzde 65'i buluyor; bu da karşılıksız emeğin ve sosyal izolasyonun yarattığı ağır yükü gösteriyor.
Milyonlarca vatandaşın sağlık provizyonu kapatıldı iddiası!
HABERLER BİLGİ DEĞİL STRES KAYNAĞI
Vatandaşların yüzde 55'i ülke gündemini takip etmenin kendilerini 'oldukça' veya 'çok' yorduğunu belirtiyor.
Haber takibi artık bir bilgilenme süreci olmaktan çıkıp yüksek duygusal maliyetli bir eyleme dönüşmüş durumda.
Gündem yorgunluğunun temelinde ise dört ana başlık yatıyor:
Şiddet ve suç (yüzde 29), siyaset (yüzde 21), ekonomi (yüzde 19) ve toplumsal/ahlaki çöküş algısı (yüzde 18).
PSİKOLOJİK DESTEK İHTİYACI VE AİLE FAKTÖRÜ
Geçtiğimiz yıl içinde her iki kişiden biri (yüzde 44,3) psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor.
Kadınlarda bu oran yüzde 51'e kadar çıkıyor.
Ancak zor zamanlarda profesyonel destek alma oranı oldukça düşük.
Katılımcıların yüzde 70,2'si sıkıntılı anlarında öncelikle ailelerine sığındığını belirtiyor.
Psikolog veya psikiyatriste başvuranların oranı sadece yüzde 2,4'te kalıyor.
Vatandaşlık maaşı için düğmeye basıldı! Önce pilot illerde yaşayanlar alacak
GÜVEN ÇEMBERİ DARALIYOR
Türkiye'nin güven haritası, güvenin sadece yakın çevreyle sınırlı kaldığını gösteriyor.
Yakın çevreye duyulan güven skoru 50 iken, kurumlara güven 39, hiç tanımadığı insanlara güven ise sadece 18 puanda kalıyor.
İskandinav ülkelerinde 'insanların çoğuna güvenilebilir' diyenlerin oranı yüzde 60 iken, Türkiye bu konuda güven seviyesi düşük toplumlar arasında yer alıyor.
ÜÇ FARKLI GÜVEN PROFİLİ
Analizler sonucunda toplum üç ana güven profiline ayrılıyor.
İlk grup, devlete ve kurumlara güvenen ancak insanlara mesafeli duran 'Kuruma Yaslananlar' (yüzde 29); bu grup daha çok iktidar seçmeninden oluşuyor.
İkinci ve en büyük grup, kimseye güvenmeyen 'Topyekûn Güvensizler' (yüzde 45); bu küme genellikle muhalefet seçmenini kapsıyor.
Üçüncü grup ise topluma güvenen ama devletle mesafeli olan 'İlişkisel Güven' profili (yüzde 26); bu grupta gençler ve eğitimli kesim öne çıkıyor.
Üniversite açmakla övünenler, mezunlara iş bulmayı unuttu!
BEYİN GÖÇÜ TEHLİKESİ
Toplumsal aidiyet duygusundaki zayıflama, özellikle gençlerde yurt dışına gitme isteğini tetikliyor.
18-34 yaş grubundaki gençlerin yarısı imkan bulursa başka bir ülkede yaşamayı tercih edeceğini belirtiyor.
Genç ve eğitimli nüfus arasında 'gitmek istiyorum' fikri artık istisna olmaktan çıkıp ana akım bir düşünce haline geliyor.
2026 BEKLENTİLERİ: BİREYSEL UMUT, TOPLUMSAL KARAMSARLIK
Vatandaşların 2026 yılına dair beklentileri ilginç bir tezat içeriyor.
Toplumun yüzde 46,8'i Türkiye'nin durumunun daha kötüye gideceğini düşünürken, sadece yüzde 30,5'i iyileşme bekliyor.
Ancak bireysel beklentiler sorulduğunda tablo değişiyor; insanların yüzde 54'ü kendi hayatlarının 2026'da olumlu geçeceğine inanıyor.
Bu durum, vatandaşların ülkenin geleceği konusunda karamsar olsalar da kendi mikro dünyalarında bir çıkış yolu aradıklarını gösteriyor.

