Türkiye genelinde kaydedilen asayiş verileri, kamusal alanda ve eğitim kurumlarında yaşanan fiziksel saldırıların korkutucu boyutlara ulaştığını gösterdi.
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki okul saldırısı ve ardından gelen protestolar, "Şiddet sarmalı neden durdurulamıyor?" sorusunu kamuoyunun ana gündemi haline getirdi.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan güncel raporlar suç oranlarındaki artışı teyit ederken; akademisyenler, hukukçular ve siyasetçiler konunun kökenlerini inceledi.
SİYASİLERİN SERT DİLİ VE CEZASIZLIK ALGISI TOPLUMSAL ÖFKEYİ BESLİYOR
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Şahin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 24. Dönem İstanbul Milletvekili Melda Onur, ülkeyi yönetenlerin kullandığı ayrıştırıcı dilin tabanda karşılık bulduğunu belirtti.
Melda Onur, siyasi liderlerin nefret söyleminden vazgeçmesi gerektiğini vurgulayarak, "Eğer şiddetin bitmesini istiyorsak önce yukarıdakilerin bir susması lazım. Çünkü yukarıdaki bir şey söylediğinde o katmerlenerek tabanda bambaşka bir şiddete sebebiyet veriyor" değerlendirmesini yaptı.
Cezasızlık politikasının ve infaz düzenlemeleriyle gelen örtülü afların, potansiyel failleri cesaretlendirdiği kaydedildi.
9 ölü 13 yaralı: Okulda katliam
EGO ZAYIFLIĞI VE EMPATİ EKSİKLİĞİ BİREYLERİ SUÇ İŞLEMEYE YÖNELTİYOR
Psikiyatrik açıdan faillerin profilini çizen Prof. Dr. Doğan Şahin, şiddet uygulayan kişilerin öfke kontrolünde yetersizlik ve ego zayıflığı yaşadığını açıkladı.
Egonun, ruhsal yapının temel aygıtı olduğunu ve dış gerçeklik ile ahlaki ilkeler arasında denge kurduğunu hatırlatan Prof. Dr. Doğan Şahin, "Ego zayıf olduğunda bu işlevi yerine getiremez ve öfkeyi denetleyemez" dedi.
Vicdan azabı ve suçluluk duygusundan yoksun olan anti sosyal kişilik bozukluğuna sahip bireylerin, arzularını denetleme ihtiyacı duymadıklarını ifade etti.
KADINLARIN EŞİTLİK TALEBİNE KARŞI ERKEK EGEMEN ŞİDDETİ TETİKLENİYOR
Erkek egemen toplum yapısının kadınların eşit haklara sahip olmasını kabullenemediğini söyleyen Prof. Dr. Doğan Şahin, birçok erkeğin itaat edilmediği gerekçesiyle şiddete başvurduğunu belirtti.
Kadınların kendi hayatlarına sahip çıkma iradesinin baskıyla bastırılmaya çalışıldığını belirten Prof. Dr. Doğan Şahin, şu ifadeleri kullandı:
"Birçok erkek itiraz edildiği için, itaat edilmediği için, kendisine göre terbiye etmek hakkına da sahip olarak terbiye etmek için şiddete başvurabiliyor.
Ya da artık düzeltemeyeceğini düşündüğünde de kendisinde yok etme hakkını görebiliyor."
Çocuklar şiddet ve savaş haberlerini duyunca ne hissediyor?
SİLAH EDİNMENİN KOLAYLAŞMASI VE DİZİLERDEKİ ŞİDDET GÜZELLEMESİ
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi ve Sosyolog Prof. Dr. Reyhan Atasü Topçuoğlu, bireysel silahlanmanın artışına ve Orta Doğu coğrafyasındaki çatışma ortamının etkilerine dikkat çekti.
Şiddetin dizilerde ve medyada normalleştirildiğini ifade eden Prof. Dr. Reyhan Atasü Topçuoğlu, "Özellikle dizilerin etkili olduğunu düşünüyorum. Kötü ilişkiler ballandıra ballandıra anlatılıyor ve hatta öğretiliyor. Flört şiddeti çok fazla" dedi.
Şiddetin bazen pozitif bir değer veya güç gösterisi olarak algılanmasının toplumsal normlarla ilgili olduğunu sözlerine ekledi.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇIKILMASI VE ŞİDDETİN SIRTI SIVAZLANAN FAİLLERİ
Eşitlik İçin Kadın Platformu Üyesi Avukat Selin Nakıpoğlu, Türkiye'nin sokak ortasında öldürülen kadınlar ülkesi haline geldiğini savundu.
İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasının ve yetersiz denetimlerin failleri cesaretlendirdiğini belirten Av. Selin Nakıpoğlu, İçişleri Bakanlığı yetkililerine çağrıda bulunarak şunları söyledi:
"Şunu bilecek aklından o planları geçiren erkek:
'Ben bu şiddeti uygularsam bir daha gün yüzü göremem... Yani ömrüm boyunca hapishanede yaşarım.'
Bunu hissettireceksiniz. Yasaların infaz boyutunda kuşa dönmemesi gerekiyor."
Ekranlardaki şiddet sahnelerinin oranı yüzde 86
SALDIRGANLIK EĞİLİMİNİN KÖKENLERİ ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ TRAVMALARA DAYANIYOR
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan İnal, toplumdaki saldırganlığın nüvelerinin çocuklukta atıldığını belirtti.
Biyolojik yatkınlığın yanı sıra çevresel etmenlerin de belirleyici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neslihan İnal, "Saldırganlığın nedenleri tanınamazsa, uygun çevre ve ebeveyn tutumları sağlanamazsa sorun erişkinlikte daha da kemikleşip suç davranışına kadar giden bir gidiş gösterebilir" uyarısını yaptı.
DUYGUSUZ SALDIRGANLIK GELECEĞİN POTANSİYEL SUÇLULARINI OLUŞTURUYOR
Saldırganlığı 'dürtüsel' ve 'avlanmaya yönelik' olarak ikiye ayıran Prof. Prof. Dr. Neslihan İnal, duygusuz saldırganlıkta bireyin sakin kalarak hesap yaptığını ve kurbanlarını mağdur ettiğini açıkladı.
Bu tür davranışların gelişiminde aile içi geçimsizlik, şiddetli cezalandırma ve denetim eksikliğinin rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan İnal, acıma duygusundan yoksun çocukların geleceğin potansiyel suçluları haline geldiğini vurguladı.
Türk İnsan Hakları Vakfı raporları da nisan ayı içinde çocuklara yönelik şiddetin arttığını belgeledi.
Veriler aksini ispatlıyor, siyaset ısrarla dijital oyunları suçluyor
EBEVEYN TUTUMLARI ÇOCUĞUN DESPOTLUĞU ÖĞRENMESİNE YOL AÇABİLİYOR
Despotluk teorisine göre çocukların, öfke yoluyla çevresini kontrol edebildiğini fark ettiğinde bu davranışı güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Neslihan İnal, ebeveynlerin çocuklarına doğru model olması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Neslihan İnal, şöyle konuştu:
"Çocuk belki elinde olmayan duygusal nedenlerle öfkelenebilir ancak öfkelenediğinde ebeveynin ondan istediği sorumluluktan kurtulduğunu fark ederse öfkelenmeye devam eder. Bir nevi despotluğu öğrenmiş olur."
GÜVENLİ BİR DÜNYA İÇİN EMPATİ VE MERHAMET EĞİTİMİ ŞART
Çocukların maruz kaldığı ihmal ve istismarın dünyayı güvensiz bir yer olarak algılamalarına neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neslihan İnal, ebeveynlere somut çözüm önerileri sundu.
Kavga etmenin güç olmadığını, sorunların parçalara ayrılarak çözülebileceğini ve hayvansever bireyler yetiştirmenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Neslihan İnal, ebeveynlerin çocuklarını dinlemesi ve onlarla empati kurması gerektiğini belirtti.
Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası ise okullardaki şiddete karşı 15-17 Nisan 2026 tarihleri arasında ülke genelinde iş bırakma eylemi başlattığını duyurdu.
Ekonomik uçurum, çocukları akran zorbalığına sürüklüyor
Akran zorbalığı artık sadece fiziksel değil, toplumsal bir sorun
