Ankara, Riyad ve İslamabad arasında Mekke’de imzalanan savunma anlaşmasına ilişkin üç ülke ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağlarına dikkat çekildi. Ortak çıkarlar doğrultusunda bölge ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek için kollektif bir çalışma yürütüleceği kaydedildi. ‘Mekke Anlaşması’nın savunma niteliği taşıdığı vurgulanırken “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlandı” ifadesine yer verildi.
ATİNA VE TEL AVİV’DE ‘ÖLÜMCÜL İTTİFAK’ ENDİŞESİ
Pakistan’ın ABD ile İran arasındaki arabuluculuk çabaları ile Türkiye’nin Gazze’deki savaşı sonlandırmayı hedefleyen diplomatik çalışmaları sürecinde imzalanan anlaşmanın Orta Doğu ve Güney Asya’daki güvenlik dengelerini yeniden şekillendireceği belirtildi. Anlaşma İsrail ve Yunanistan’da tedirginlik yarattı. İsrail basını “Tel Aviv için ‘ölümcül ittifak’ anlamına gelebilir”, “İsrail açısından bölgesel hesapları bozacak mesaj değeri taşıyor” manşetleri attı. Yunan basını da “Bölgede kartlar yeniden dağıtılacak”, “Orta Doğu’da yeni savunma ekseni” diye yazdı.
ANLAŞMA CENTO’YU HATIRLATTI
Mekke Anlaşması Soğuk Savaş döneminin CENTO’sunu hatırlattı. Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu’da yayılmasını önlemek için kurulan CENTO ittifakı Türkiye, İran ve Pakistan’ı aynı güvenlik ekseninde buluşturmuştu. Bu kez Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma için ‘Yeni CENTO’ yorumu yapan kimi uzmanlar “Ankara, Riyad ve İslamabad’ın attığı adım, yeni bir bölgesel ittifakın çekirdeği olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
HİÇBİR ÜLKEYİ HEDEF ALMIYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını belirterek “Bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır” ifadesini kullandı.

NATO MODELLİ YENİ ‘CENTO’ ANLAŞMASI
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Veliaht Prensi Selman ve Pakistan Başbakanı Şerif’in imza attığı anlaşmaya göre üç ülkeden birine saldırı, üçüne birden yapılmış sayılacak. Bu yönüyle NATO’nun 5. maddesindeki modele benzeyen anlaşmanın İran’ın son günlerde Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılarının ardından gelmesi dikkat çekti. Anlaşma 1955’te imzalanan CENTO’ya da benzetiliyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yaklaşık bir yıldır üzerinde çalışılan üçlü savunma anlaşması Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde imzalandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, Mekke’deki Safa Sarayı’nda gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na imza attı. Anlaşmayla üç ülke arasında kolektif güvenlik ve savunma iş birliğinin yeni bir kurumsal çerçeveye taşınması kararlaştırıldı.
BİRİNE SALDIRI ÜÇÜNE SAYILACAK
İmza töreninin ardından yayımlanan ortak açıklamada anlaşmanın en kritik maddesi de kamuoyuna duyuruldu. Açıklamada, üç ülke arasındaki ‘derin tarihî ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarlar ve köklü savunma iş birlikleri’ temelinde anlaşmanın imzalandığı belirtildi. Anlaşmanın temel amacının kolektif güvenliğin güçlendirilmesi, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarın desteklenmesi olduğu ifade edildi. Ortak açıklamada şu hükme yer verildi: “Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır.” Böylece Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, karşılıklı savunma konusunda açık bir yükümlülük altına girmiş oldu. Anlaşmanın ayrıca üç ülke arasındaki savunma iş birliğinin “tüm boyutlarıyla” geliştirilmesini öngördüğü açıklandı.
İŞ BİRLİĞİ DERİNLEŞTİRİLECEK
Anlaşmanın yalnızca saldırı halinde karşılıklı savunmayı değil, üç ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha kapsamlı hale getirilmesini de hedeflediği belirtildi.
Ortak açıklamadaki ‘savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesi’ ifadesi; ortak tatbikatlar, askeri eğitim, savunma sanayii, teknoloji, istihbarat ve operasyonel koordinasyon gibi alanlarda yeni mekanizmaların kurulabileceğine işaret ediyor. Bu alanlara ilişkin somut uygulama ve mekanizmaların ise önümüzdeki dönemde açıklanması bekleniyor. Anlaşmayı stratejik açıdan önemli hale getiren unsurlardan biri de tarafların askeri kapasiteleri. Türkiye, NATO’nun ABD’den sonra en büyük ikinci ordusuna sahip. Pakistan nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke konumunda bulunurken, Suudi Arabistan dünyanın en yüksek savunma harcamalarına sahip ülkelerinden. Üç ülke arasında daha önce de kapsamlı ikili askeri ilişkiler bulunuyordu. Yeni anlaşmayla bu ilişkiler ilk kez doğrudan üçlü ve kolektif savunma esasına dayanan bir yapıya kavuştu.
ANLAŞMA İRANLA ALAKALI MI?
Üçlü savunma anlaşmasının zamanlaması da dikkat çekti. Anlaşma, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşın Körfez’e yayıldığı ve İran ile İran bağlantılı silahlı grupların Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırılarının arttığı bir dönemde imzalandı. Reuters’a göre İran ve müttefikleri, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine füze ve İHA saldırıları düzenledi. Son olarak İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ın Necran bölgesini hedef alan füze ve İHA saldırılarında 11 sivil yaralandı. Husiler ayrıca Suudi petrol tankerlerini hedef aldıklarını açıkladı. Bu gelişmelerin hemen ardından Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ‘üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağı’ hükmünü içeren anlaşmaya imza atması, paktın bölgedeki mevcut güvenlik krizine doğrudan yanıt niteliği taşıdığı değerlendirmelerini güçlendirdi. Reuters da anlaşmanın, İran ve müttefiklerinin Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının sürdüğü bir ortamda imzalandığına dikkat çekti.
ABD’YE ALTERNATİF BİR DENGE HAMLESİ
Güvenlik Uzmanı Hasan Mesut Önder, üçlü ittifakın imzaladığı anlaşmada Ortadoğu coğrafyasında, ABD’ye yönelik bir denge oluşturulmaya çalışıldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın İran-ABD savaşının ardından artık Amerikan güvenliği tarafından yeterince korunamadığını ve bu nedenle bölgelerinde kendi güvenlik şemsiyelerini açmasına yönelik bir hamle olarak yorumladı. İttifaktaki ülkelerin ABD ile ilişkilerine değinen Önder, anlaşmanın Orta Doğu’nun hazırlık zemini olarak görülerek yapılan anlaşmanın NATO’nun devamı niteliğinde görüldüğünü ve görülebileceğine değindi. ABD’nin Ortadoğu zemininde etkisini yitirdiğini söyleyen Önder “NATO’ya eklemli üç ülkenin de katılımıyla yeni bir jeopolitik zemin oluşturuluyor. Bu oluşan zemin Amerika’nın lehine değil, Amerikan sonrası planlamaya dair olduğunu söyleyebiliriz” dedi. Anlaşmanın ‘yeni bir CENTO’ olarak da yorumlanabilir mi sorusuna cevaben Önder, ABD’nin Orta Doğu’daki güç dengesinde azalma söz konusu olduğunu belirterek “Orta Doğu’da yeni bir jeopolitik dizayn söz konusu” olduğunu belirtti. Bu bağlamdaysa Önder’in yorumlarına göre anlaşmayı ‘ikinci bir cento’ şeklinde yorumlamak mümkün.
ÖMRÜ 4 YIL OLAN İKİNCİ CENTO MU?
CENTO (Central Treaty Organization; Merkezi Antlaşma Teşkilatı; önceki adı ile Bağdat Paktı (1955-1959), Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık arasında, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da nüfuz kurmasını önlemeye yönelik olarak kurulan eski karşılıklı güvenlik ve savunma örgütü. Orta Doğu’da SSCB’ye karşı NATO’nun bir uzantısı olarak kurulan Bağdat Paktı’nın oluşum süreci Mayıs 1953’te ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’ın Ortadoğu ülkelerine yaptığı geziyle başladı. 2 Nisan 1954’te Türkiye ile Pakistan arasında imzalanan dostluk ve iş birliği antlaşması kuruluş için önemli bir aşama oldu. Ekim 1954’te Ankara’yı ziyaret eden Irak Başbakanı Nuri Said Paşa, Türkiye ile Irak’ın Ortadoğu’da bir savunma örgütü oluşturmayı kararlaştırdıklarını açıkladı. 24 Şubat 1955’te Türkiye ile Irak arasında imzalanan karşılıklı iş birliği antlaşmasına 4 Nisan’da Birleşik Krallık’ın, 23 Eylül’de Pakistan’ın, 3 Kasım’da da İran’ın katılmasıyla Bağdat Paktı kurulmuş oldu. ABD ise pakta gözlemci üye olarak katıldı. Türkiye’nin Arap ülkelerinin çıkarlarına aykırı bir siyaset izlemeyeceği konusunda güvence vermesine karşın, Mısır ve Suriye’nin başını çektiği Arap devletleri paktı tepkiyle karşıladılar. Irak’ta Kral Faysal ile Nuri Said Paşa’nın devrilmesi örgüt yapısını zayıflattı. Paktın adı, 21 Ağustos 1959’da CENTO oldu. Pakt yeni kimliğiyle bu tarihten itibaren ekonomik, kültürel ve teknik iş birliği alanlarına yöneldi. Fiilen işlevsiz hale gelen CENTO 12 Mart 1979’da sona erdi.
