Brezilya, Bolivya ve Peru sınırlarının kesişimindeki Amazon havzasında gerçekleştirilen çalışma kapsamında, uzaktan algılama teknolojileriyle yaklaşık 4 bin 500 kilometrekarelik alan incelendi. Taramalar, bugüne kadar fark edilmemiş çok sayıda arkeolojik yapının varlığını gün yüzüne çıkardı.
YÜZLERCE YENİ JEOGLİF TESPİT EDİLDİ
Oksijen'in Scientific American'a dayandırdığı habere göre araştırmada, "jeoglif" olarak adlandırılan 396 yeni toprak yapısı belirlendi. Bilim insanları, Güneybatı Amazon'da toplam jeoglif sayısının 24 bin ila 30 bin arasında olabileceğini değerlendiriyor.
Futbol sahalarını aşan büyüklüklere ulaşabilen bu geometrik yapılar, MÖ 600 ile MS 850 yılları arasında bölgede yaşadığı düşünülen Aquiry uygarlığıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmacılar, bu alanların törenler, toplu etkinlikler veya kültürel buluşmalar için kullanılmış olabileceğini ifade ediyor.
NÜFUS TAHMİNLERİ DEĞİŞEBİLİR
University of Helsinki araştırmacılarından Martti Pärssinen liderliğinde yürütülen ve Nature dergisinde yayımlanan çalışma, bölgedeki yapı yoğunluğunun önceki tahminlerin çok üzerinde olduğunu ortaya koydu.
Araştırmaya göre, Aquiry uygarlığının en parlak döneminde yaklaşık 3 milyon kişilik bir nüfusa ulaşmış olabileceği değerlendiriliyor. Bu tahminlerin doğrulanması halinde, Avrupalı sömürgecilerin gelişinden önce Amazon'da yaşayan insan sayısına ilişkin mevcut kabullerin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir.
BULGULAR TARTIŞILIYOR
Araştırmanın sonuçları bilim dünyasında heyecan yaratırken, bazı uzmanlar nüfus tahminlerine temkinli yaklaşıyor.
German Archaeological Institute araştırmacılarından Heiko Prümers, birbirine yakın yapıların sayım yönteminin toplam tahminleri etkileyebileceğini belirtiyor. Prümers'e göre yapıların fazlalığı, kalabalık bir nüfustan ziyade bölgede yaşayan toplulukların zaman içinde farklı alanlara taşınmış olmasından da kaynaklanmış olabilir.
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÇEVRE DERSİ
Araştırmacılar, keşfin yalnızca Amazon'un tarihine değil, doğayla uyumlu yaşam biçimlerine de ışık tuttuğunu vurguluyor. Binlerce yıl önce bölgede yaşayan toplulukların geniş ölçekli toprak düzenlemeleri yapmasına rağmen orman ekosistemini koruyabildiği belirtilirken, bu deneyimin günümüzün sürdürülebilir çevre politikaları açısından da önemli ipuçları sunduğu ifade ediliyor.
