2021 yılında Boston’da gerçekleştirilen bir deneyde genç bir kadın uykuya daldıktan kısa süre sonra başucundaki hoparlörden çok düşük sesle bazı kelimeler verildi: “Ağaç, dallar, yeşil…”
Sabah uyandığında gördüğü rüyayı kaydeden katılımcının anlatımı, uykuya geçiş sırasında duyulan kelimelerin rüya içeriğinde yer alıp almadığını incelemek için kullanıldı.
Deney, Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacıları tarafından yürütüldü. “Hedefli rüya kuluçkası” olarak adlandırılan yöntemde, özellikle uykuya dalışın erken evresi olan N1 sırasında verilen tematik ipuçlarının rüya anlatımlarında daha sık ortaya çıktığı tespit edildi.
BEYİN TAMAMEN KAPANMIYOR
Ömür Tanyel'in Cumhuriyet'te yer alan haberine göre uyku araştırmaları, beynin özellikle hafif uyku evrelerinde dış dünyaya tamamen kapalı olmadığını gösteriyor. Daha önce yapılan çalışmalarda da öğrenilen bilgilerin uyku sırasında verilen ses veya koku ipuçlarıyla pekiştirilebildiği ortaya konmuştu.
“Targeted Memory Reactivation” adı verilen bu yöntem, belleğin uyku sırasında yeniden etkinleşmesini sağlayabiliyor. Hedefli rüya kuluçkası ise bu etkinin rüya içeriğine kadar uzanabileceğini düşündürüyor.
YARATICILIĞI ARTIRABİLİR
2023’te yayımlanan bir başka deneysel çalışma da dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Uykuya geçiş evresinde belirli temalarla yönlendirilen rüyaların ardından yapılan testlerde katılımcıların yaratıcı düşünme performansının arttığı görüldü.
Bu bulgu, rüyaların yalnızca geceye ait bir zihinsel etkinlik olmadığını, uyanık bilişsel süreçlerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
ETKİSİ SINIRLI AMA TARTIŞMA BÜYÜK
Bilim insanları rüyaların tamamen kontrol edilebildiğini söylemiyor. Mevcut bulgular yalnızca tematik yönlendirme düzeyinde bir etkiyi gösteriyor ve sonuçlar kişiden kişiye değişebiliyor.
Buna rağmen araştırmalar yeni etik soruları da gündeme getiriyor. Gün boyunca davranışlarımızı analiz eden algoritmaların olduğu bir çağda, uyku sırasında verilen uyaranların rüya içeriğini etkileyebilmesi bazı uzmanlara göre mahremiyet açısından risk oluşturabilir.
BİLİMİN YENİ SINIRI
Nörobilim rüyaların bellek pekiştirme ve duygusal düzenleme süreçleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyor. Eğer bu süreçler kontrollü biçimde yönlendirilebilirse, travma sonrası tedavilerden öğrenme tekniklerine kadar geniş bir terapötik alan doğabilir.
Ancak aynı teknoloji kötüye kullanıldığında farklı sonuçlar da doğurabilir. Bu nedenle araştırmacılar rüyalar üzerinde yapılan çalışmaların etik sınırlarının dikkatle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.
