Çocuklarımız ailenin "sigortası" mı yoksa taşıyıcı kolonu mu?: "Manevi Değer" filmi üzerinden çarpıcı bir analiz

Çocuklarımız ailenin "sigortası" mı yoksa taşıyıcı kolonu mu?: "Manevi Değer" filmi üzerinden çarpıcı bir analiz

Cannes Film Festivali'nde ayakta alkışlanan "Manevi Değer" filmi, Türkiye toplumunun en derin kanayan yaralarından birini, ebeveynleştirilmiş çocukların sessiz dramını gözler önüne seriyor. Yazar ve Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, filmin sunduğu çerçeveden hareketle çarpıcı bir tespitte bulunuyor: "Türkiye'de bazı çocuklar evlat olarak değil, ailenin yük taşıyıcısı olarak büyüyor."

Çalışan gençlerin aile bütçesine zorunlu katkısı, hatta üniversite çağındaki gençlerin bir evin tüm geçimini üstlenmek zorunda kalması... Türkiye'de çocukluk ve gençlik kavramları, genellikle ağır ailevi sorumluluklarla iç içe geçiyor. Cannes'da büyük ses getiren ve yıllar sonra bir cenaze vesilesiyle bir araya gelen iki kız kardeşin hikayesini anlatan "Manevi Değer" filmi, bu görünmez yükleri beyazperdeye taşıyor. Yazar Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, filmin sadece bir kurgudan ibaret olmadığını, Türkiye'deki "iyi evlat olma" baskısının ve nesiller arası travma aktarımının gerçekçi bir aynası olduğunu belirtiyor.

ÇOCUKLUĞUNU KAYBEDEN "KÜÇÜK YETİŞKİNLER"

Filmdeki Nora karakterinin, henüz çocukken ailesinin duygusal ve fiziksel yükünü sırtlanmak zorunda kalmasını Türkiye gerçeğiyle bağdaştıran Keltek, bu durumun kişide yarattığı tahribata dikkat çekiyor. "Bir değeri taşımak insana ne zaman ağır gelir?" diye soran Keltek, cevabı şu sözlerle veriyor:

"O değeri taşımayı kendisi seçmediyse, bu bir tercih değil de zorunluluksa... Çocuklukta üstlenilen ağır sorumluluklar kişiyi olgunlaştırmaz; tam tersine onu kendi çocukluğunu yaşayamamış, yaralı bir yetişkine dönüştürür. Türkiye'de pek çok çocuk, ne yazık ki bir evlat olmanın ötesinde, ailenin sigortası ve taşıyıcı kolonu gibi büyütülüyor."

PSİKOLOJİNİN "EBEVEYNLEŞTİRİLMİŞ ÇOCUK" GERÇEĞİ

Nora'nın film boyunca kardeşini koruması, aile içi çatışmaları yatıştırması ve sürekli bir kurtarıcı rolü üstlenmesi, psikoloji literatüründe "ebeveynleştirilmiş çocuk" kavramıyla açıklanıyor. Keltek, bu rol karmaşasının sonuçlarını şöyle özetliyor:

"Anne ve babanın taşıması gereken duygusal yükleri çocuk omuzladığında roller tamamen değişir. Çocuk çocukluğunu yaşayamaz ve sürekli güçlü görünmek zorunda hisseder. Öyle ki, yıllar geçse bile hayatta bir şeyler ters gittiğinde veya birisi 'düştüğünde' ilk refleksi onu tutmak olur. Çünkü bu çocuklar hayatları boyunca sadece başkalarını tutarak ve kurtararak var olabilmişlerdir."

EVLER SADECE TUĞLA DEĞİL, TRAVMA ARŞİVİDİR

Keltek, filmdeki evin sadece bir mekan olmadığını, üç kuşağın hikayesini ve sessiz çığlıklarını barındıran bir "hafıza mekanı" olduğunu vurguluyor:

"Travmalar sadece zihinlerde yaşamaz. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde, evin duvarlarında, nesnelerde ve aile hikayelerinde yaşamaya devam eder. Tam da bu yüzden, bazı insanlar yıllar sonra bile çocukluklarını geçirdikleri o eve döndüklerinde, geçmişin o ağır duygularını yeniden ve en yoğun haliyle hissederler."

"AFFETMEK BİR KARAR DEĞİL, YILLAR SÜREN BİR YAS İŞLEMİDİR"

Filmin finalinde baba ile kız arasındaki mesafenin bir anda değil, yavaşça ve temkinli bir şekilde aralanmasını çok gerçekçi bulan Keltek, "affetme" kavramının toplumda genellikle yanlış anlaşıldığına değiniyor:

"Affetmek, tek bir saniyede alınan sihirli bir karar değildir. Özellikle köklü ve ağır yaralanmalar söz konusu olduğunda, kişinin önce yaşadıklarını anlamlandırması, kendi kaybının yasını tutması ve sınırlarını yeniden inşa etmesi gerekir. Affetmek bir karar değil, çoğu zaman yıllar süren, zorlu bir psikolojik süreçtir."

DEĞER Mİ, YOKSA BOYNUMUZA DOLANAN BİR YÜK MÜ?

Nora'nın sahneye çıkmakta zorlanmasını, geçmişte "görünür olduğu" anlarda yaşadığı eleştiri ve korkularla ilişkilendiren Keltek, performans kaygısının altında her zaman sadece heyecanın değil, derin geçmiş deneyimlerin yattığını ifade ediyor.

Keltek, analizi şu can alıcı soruyla tamamlıyor: "Manevi değerler, kimliğimizin temel taşlarıdır. Ancak kişi taşıdığı bu değerin ağırlığı altında eziliyorsa, ortada bir değer değil, bir yük var demektir. Bir değerin asıl kıymeti, insanı kendinden uzaklaştırmasında değil, kendisi olarak kalmasına izin vermesinde saklıdır. Bugün hepimizin kendine sorması gereken soru şudur: Taşıdığımız bu şeyler gerçekten kendi seçtiğimiz değerler mi, yoksa bize miras bırakılmış ağır yükler mi?"

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN