29.05.2020  09:19

İstanbul’un Fethinin yıl dönümü | İstabul’u kim fethetti? İstanbul’un fethi ile ilgili sözler mesajlar

Gemileri karadan yürüterek haftalar süren kuşatmanın ardından döktürdüğü toplar ve ateşli silahlarla İstanbul’u fetheden ve ‘Fatih’ unvanını alan II. Mehmed, Peygamber Efendimizin övgüsüne mahzar olmuş askerî bir dehadır. Bugünlerde ise yıl dönümünün kutlandığı İstanbul’un fethi ile ilgili sözler, mesajlar ve şiirler, çokça paylaşılır. 

+
-

Çağ açıp, çağ kapatan, İtalyanca, Latince, Arapça, Farsça, Slavca bilen, astronomi, matematik, coğrafya gibi bilimlerle ilgilenen yetenekli bir entellektüel olarak gösterilen Fatih Sultan Mehmed Han, Bizans elinde olan ‘Konstantiniyye’ yani İstanbul’u alarak; tarihe damgasını vurmuştur. 1453 yılında bu tarihi olayın yaşanmasına neden olan Fatih, tüm dünyada tanınan Osmanlı Padişahlarındandır. İstanbul’un fethinin kısaca özetini öğrenenlerin tüyleri diken diken olur. Özellikle sosyal medyada da bugünlerde İstanbul’un fethi ile ilgili mesajlar, resimler, sözler de çokça yer alır.

İSTANBUL'UN FETHİ TARİHİ

Osmanlı’nın bölgede topraklarını genişletmesi ile II. Mehmet tahta geçer geçmez İstanbul’un çevresi sarılmıştı. Bizans İmparatorluğu, kuşatmada Haliç’e zincir gerdi bunun dışında donanmasını takviye etti. Bizans’ın bir başka savunma aracı da grejuvaydı. Grejuva, suda sönmüyordu ve kara ve deniz savaşında etkin bir biçimde kullanılacaktı. Kuşatma sırasında problem çekilmemesi adına erzak, mühimmat depoları takviye edildi; birçok ülkeden gelen askerlerle muhafızların sayısı yükseltildi ve kentte surlar güçlendirildi. Papalık tarafından 3 kadırgayla birlikte 200 asker ve mühimmat gönderildi, 30 geminin de sefer için hazırlanmakta olduğu belirtildi. Ocak 1453 yılında iki gemiyle birlikte Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani komutasındaki 700 askerle yardıma geldi. İmparator Konstantin tarafından Guistiniani başkomutan olarak atanmıştı. Muharebe Bizans zaferiyle sonuçlanırsa Giustiniani’ye Limni adası verileceği temin edilmişti.

Bizans’ın savunma planında ana unsuru İstanbul surlarıydı. İstanbul surları yalnızca karadan gelebilecek taarruza karşı tasarlanmamıştı; şehrin deniz kıyısı da bütünüyle surlarla çevriliydi. Bugünlerde Sarayburnu olarak bildiğimiz bölge tamamıyla denizden izole edilmişti.

KUŞATMA HAZIRLIKLARI

Kuşatmada Osmanlılar ağır toplar döktürdü. Bizans zindanlarından lağımcılar tarafından kaçırılan Urban adındaki bir mühendisin yaptırdığı şahi topu bunlardan biriydi, tek güllesi hemen hemen 550 kilogram geliyordu ve topun uzunluğu 8, çevresi de 2.5 metreydi.

İstanbul’un deniz bağlantısını tamamıyla kesmek, kuşatma sırasında kente herhangi bir yardımın gelmesi önlemek adına II. Mehmet, Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırdı.

Osmanlı’da ordu mevcudu ile ilgili çeşitli bilgiler yer almaktadır, Barbaro’ya göre 160 bin, Hammer’a göre 250 bin, Sfrantzes ve Dukas’a göre 200 bin askerdi. Kuşatmada denizden destek vermesi adına Osmanlı Donanması da hazırlanmıştı; Baltaoğlu Süleyman Paşa’nın komutasına verilen filonun mevcudiyeti ile ilgili farklı düşünceler ortaya atılmıştır; Yeorgios Francis 160, Dukas 300 demektedir.

Kuşatmadan evvel şehrin çevresinde yer alan bazı kaleler ve kasabalar Karaca Paşa komutasındaki 10 bin asker tarafından ele geçirilmişti.

FETİH

6 Nisan 1453 yılında Osmanlı kara ordusu, Haliç’ten Marmara’ya uzanacak biçimde surların önüne mevzilendi. Osmanlı ordusu, hücumdan evvel şehrin etrafındaki varoşları yıktı. Topların konuşlanacağı yerleri seçmek adına surların en zayıf kesimleri tespit edildi. Topların konuşlanmasından 2 gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması  Antigoni’yi (Burgaz Adası) ve Prinkipos’u (Büyükada), Tarabya’daki bir Bizans kalesini de Osmanlı ordusu ele geçirdi.

Topların da konuşlanmasının ardından, II. Mehmet veziri Veli Mahmud Paşa’yı İmparator Konstantin’e göndererek kentin teslimini istedi. Konstantin, kenti korumaya yeminli olduğunu fakat istenilirse vergi verebileceğini anlattı. 12 Nisan 1453 yılında Osmanlı topçu ateşi başladı. Dönemine göre kuvvetli görülen bu toplar, birçok kaynağa göre büyük gürültü çıkarmaktaydı ve kenti savunanların moralini bir hayli bozmaktaydı. Osmanlı topları neredeyse iki saatte dolduruluyordu, bundan ötürü topçu ateşi sık değildi. II. Mehmet, topların daha sık ateşlenmesini emretti ve sonuç olarak bir top patlayarak parçalandı, topu döken usta Urban ile çevresindekiler öldü. Topların bakımı için ordugahta bir tamirathane kurulmuş olsa da, tarihçi Hammer’a göre Urban’ın ölmesi nedeniyle parçalanan top tamir edilemedi. Osmanlı topçu ateşi, 18 Nisan’a dek sürdü.

18 Nisan’da Osmanlı merkez ordusunun yer aldığı noktada, Bayrampaşa Deresi taraflarında birinci ve ikinci surlarda gedik açıldı. II. Mehmet’in emriyle surların önündeki hendek taşlarla, kum torbalarıyla dolduruldu. Osmanlı ordusu, gece taarruzu başlatmış oldu. Taarruzu desteklemek adına II. Mehmet’in emriyle savaş kuleleri inşa edildi. Fakat Osmanlılar gece taarruzundan bir netice alamadı; yürüyen kuleler grejuvayla tutuştu ve surlara çıkmayı başaran Osmanlı askerleri de inatçı bir savunmayla karşı karşıya kaldığını anladı. Aynı günlerde Osmanlılar deniz taarruzu da başlatmıştı; 15 Nisan 1453’te Haliç önlerine yığılan Osmanlı donanması, Bizans ve müttefik donanmalarının savunması nedeniyle zinciri kıramayarak geri çekildi. Her iki taarruzun da başarısızlığa uğraması Bizans tarafında moralleri yükseltti.

DENİZDE HÜSRAN

20 Nisan 1543’te kaptan Flantanellas komutasındaki 1 Bizans ve 3 Ceneviz kalyonundan oluşan yardım filosu İstanbul’a ulaştı. II. Mehmet, Baltaoğlu Süleyman Bey’i 18 gemi ile yardım filosunun üstüne gönderdi. Rüzgârı arkasına alan yardım filosu daha hızlı ilerlemekteydi ve Osmanlı gemileri bir türlü yanaşamamaktaydı. Bu günlerde Yeşilköy adını taşıyan bölgenin açıklarında rüzgar kesilince 4 kalyon hareketsiz kaldı; Osmanlı gemileri kürek çekerek kalyonlara yetişti. Çarpışmaların uzaması nedeniyle arkadan gelen Osmanlı gemileri de yetişti ve dört gemiden oluşan Ceneviz-Bizans filosunun etrafını hemen hemen 150 Osmanlı gemisi sardı. Fakat kalyonların Osmanlı kadırgalarından daha yüksek olması, en öndeki Osmanlı gemilerindeki tayfaların acemiliği nedeniyle üstünlük kurulamadı. Ağır kayıp verildiğini gören Baltaoğlu Süleyman Bey, donanmaya geri çekilme emri verdi. Hâkim bir tepeden yenilgiyi gören II. Mehmet sinirlendi ve atını denize sürerek Baltaoğlu Süleyman’a emirlerini duyurmaya çalıştı. Fakat Osmanlı donanması yenilmişti, yardım filosu yoluna devam etti ve karanlık bastırınca Haliç’i kapatan zincirin gevşetilmesiyle iki Venedik gemisinin eşliğinde limana sığınarak Konstantinopolis’e yardımını başarıyla ulaştırdı.

Bir sonraki gün II. Mehmet, on bin atlıyla birlikte yenilginin hesabını sormak için donanma komutanlığına gitti. Baltaoğlu Süleyman Bey’i idam etmek isterken, diğer devlet adamlarının yalvarmasının ardından idamdan vazgeçti fakat Baltaoğlu’nu topuzuyla döverek azletti; boşalan kaptan-ı deryalığa Çalıbeyoğlu Hamza Bey geldi.

GEMİLER KARADAN YÜRÜTÜLDÜ

Kente yapılan hücumların başarısızlığının ardından yardım getiren kalyonların Osmanlı donanmasını yarıp geçmesinin ardından II. Mehmet, devlet adamlarıyla ve komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda Avrupa devletlerinin yardıma geleceğini yineleyen Çandarlı Halil Paşa, kuşatmanın kaldırılmasını ve Bizans’ın 70 bin duka altın vergiye bağlanmasını önerdi. 

Fakat aralarında II. Mehmet’in eniştesi Zağanos Paşa ile hocası Molla Gürani’nin de bulunduğu diğer kişiler bu öneriye itiraz etti. Buna karşın toplantıda Haliç’e nasıl girileceği ile ilgili kimse teklifte bulunamıyordu. Mehmet tahta geçmeden 14 sene evvel Venedikli komutan Gattamelata, Adige’den Garda Gölü’ne gemilerini karadan götürmüştü. Gemilerin karadan yürütülmesinde bu olayın örnek alındığı tahmin ediliyor.

İlk başta Zağanos Paşa’ya Galata ile Konstantinopolis surları arasında kara bağlantısı kurmak adına Haliç üzerine köprü kurması emri verildi. Ancak bu köprünün Haliç’teki Bizans ve müttefik gemilerine karşı savunmasız olacağı düşünüldü. 

Bunun ardından II. Mehmet, Diplonsion (Günümüz adı Beşiktaş) önlerindeki Osmanlı donanmasının Galata surları önünden kaydırarak Haliç’e indirilmesini istedi. Ek olarak, Haliç surlarını ve Haliç’teki donanmayı vurmak adına Galata civarında hâkim tepelere toplar yerleştirildi. Gemilerin geçeceği mesafe 2 ilâ 4 kilometreydi ve ormanlıktı; güzergâh üzerindeki ağaçlar kesiliyor ardından da ağaçlar Cenevizlilerin verdiği zeytinyağı ile kayganlaştırılarak toprağa sabitleniyordu. 

Cenevizliler, savaş boyunca denge politikası izlerken, hem Osmanlı hem Bizans tarafına yardımda bulunmuştur. Gemiler yürütülmeden evvel, Galata taraflarına mevzilenen Osmanlı topçuları Haliç’teki gemileri top atışına tutmuştu. Bizanslıların fark etmemesi adına gemiler 21-22 Nisan gecesi yürütüldü. Bu esnada dikkatlerini başka yöne çekecek şekilde St. Romanos Kapısı civarında büyük bir gedik açıldı. O gece kentte olanlar, bu gediği kapatmakla meşguldü. Sabah olduğunda 72 Osmanlı savaş gemisi başarıyla indirilmiş ve Haliç’i kapatan zincir aşılmıştı.

Osmanlı ordusu, planın ikinci aşaması olan ahşap köprünün yapımına başladı. 24 Nisan 1453'te Giustiniani’nin bir kadırgası gemileri yakmak üzere yaklaştıysa da Osmanlı topçularınca batırıldı. Olayın arkasından Bizans tarafındakiler St. Maria Kilisesi’nde toplandı ve ikinci bir saldırı girişiminde bulunarak gemileri yakmayı gerekli gördü. Saldırı, Venedikli kaptan Jacomo Coco’nun komutasında gece vakti gerçekleştirilecekti. Gemileri saldırıya hazırlama bahanesiyle saldırıyı bir gün erteleten Galata Cenevizlileri, kazandıkları vakitten istifade ederek planı II. Mehmet’e gizlice ulaştırdı. Planı öğrenen II. Mehmet, Haliç’teki gemilerin takviye edilmesini ve kıyılara iki top daha yerleştirilmesini istedi. 28 Nisan’da Coco komutasında grejuvayla yüklü 2 ya da 3 gemi, Osmanlı gemilerine yaklaştı. Ancak saldırıdan haberdar olan Osmanlı donanması ateş açtı; Coco’nun gemisi batırıldı. Cabriel Trivixan komutasındaki diğer kadırga, topların gürültüsü nedeniyle Coco’nun gemisine olanları farketmedi ve ilerlemeyi sürdürdü. Osmanlı topçuları bu kadırgayı da vurdu; gövdesinde delik açıldı, fakat iki mürettebatın pelerinlerini deliğe sıkıştırması vesilesiyle kadırganın su alması önlendi. Buna karşılık Osmanlıların bir gemisi yanmıştı, esir alınan denizciler kentten görülecek biçimde öldürüldü. Misilleme olarak Bizanslılar da ellerinde bulunan 260 esiri infaz etti ve kesik başlarını surlara dikti.

HALİÇ SURLARI TOPA TUTULDU

Osmanlı gemilerinin Haliç’teki Bizans karşı taarruzlarını savuşturmasından sonra Galata’da mevzilenen topçular Haliç’teki gemilerle birlikte surları da bombalamaya başladı. Bunun üzerine Bizanslılar, Haliç surlarına asker kaydırmak zorunda kaldı. Yine de Osmanlı topçusu uzun mesafeden dolayı surları yıkamıyordu; 150 atıştan sadece 1 tanesi isabet etmiş ve bir kadın ölmüştü. Haliç surlarının hasar görmemesinden dolayı rahatlayan Bizanslılar, yoğun ateş altındaki gemilerini korumak için 3 Mayıs’ta Haliç surlarına iki adet top yerleştirdi. Açılan ateş sonucunda iki Osmanlı gemisi batırıldı. Osmanlıların cevabı ise karşı kıyıya üç top getirerek bu iki topu ateş altına almak oldu, gece gündüz devam eden çatışmaya rağmen iki taraf da birbirinin toplarını imha edemedi.

Haliç’te karşılıklı bombardıman devam ederken, St. Romanos civarındaki surlar da bombalanmaktaydı. Sayısı arttırılan yürüyen kuleler şehir surlarından yüksekti ve içlerine küçük toplar yerleştirilmişti, bu kuleler vasıtasıyla Osmanlı askerleri açılan gediklerin kapatılmasına mani oluyordu. Surlardan düşen parçalarla dolan hendekler, Osmanlı ordusuna taarruz yapma fırsatı veriyordu. Bizans savunması Osmanlılara kayıp verdirmeye devam ediyordu; dört yürüyen kule yakılmıştı. Surların yeterince yıprandığını düşünen II. Mehmet, 6 Mayıs akşamı taarruz başlattı. Fakat sonuç alınamadı ve ağır kayıp veren ordu geri çekildi. Bu taarruzun ardından surların en yıpranmış bölgesi olan St. Romanos, 400 kadar Venedikli denizciyle takviye edildi. Bundan sonra topçu ateşi Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) ile Blakernai Sarayı arasındaki surlara yoğunlaştı. 12 Mayıs günü açılan gediklere giren Osmanlı ordusu, başlarda üstün geldiyse de Bizans ihtiyat güçlerinin yetişmesi sonucu püskürtüldü. Ardından tekrar taarruz yapıldı; bunda da Kaligaria’dan yardıma gelen bin kişilik Bizans kuvveti sebebiyle Osmanlılar sonuç alamadan geri çekildi.

19 Mayıs sabahı Osmanlı ordusu, surlardan yüksek bir yürüyen kuleyi Adrianapolis Kapısı yakınlarına getirdi. Kat kat öküz/deve derisiyle kaplanmış ahşap bir iskeletten oluşuyordu ve iskeletin boşlukları toprakla doldurulmuştu, ok taş ve ufak güllelerin zarar veremediği bu kule sayesinde surdaki askerlere ok atılırken hendekler de toprakla dolduruldu. Aynı gün Osmanlı ordusu Haliç’in daraldığı yerde birbirine bağlanmış fıçılardan oluşan bir köprü inşa etti; Bizanslıların açabileceği bir ateşle yok edilmemesi için Haliç surlarındaki Kynegos Kapısı’na uzatılmadı. Bizans tarafı, yarım kalmış bu köprünün Kynegos Kapısı’na uzatılması ihtimaline karşın Haliç surlarına asker konuşlandırmak zorunda kaldı. 21 Mayıs’ta bütün Osmanlı donanması Haliç önlerine geldi, genel taarruzun başlayacağını zanneden şehir halkı paniğe kapıldı ve kiliselerde çanlar çalındı; fakat herhangi bir kara taarruzu olmadığı gibi Osmanlı donanması da birkaç saat sonra geri döndü. Kuşatma esnasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro’ya göre surlar aralıksız her gün bombalanmaktaydı; tarif ettiği bir top 544 kiloluk gülle atıyordu ve her atışı şehir içerisinde paniğe yol açıyordu.

LAĞIMCILARIN SAVAŞI

16 Mayıs sabahı Kaligaria Kapısı civarında yeraltından sesler işiten muhafızlar, Osmanlı lağımcılarının tünel kazdığını farketti ve bunu durdurmak üzere kendileri de bir tünel kazmaya başladı. Kısa süre içerisinde iki tünel buluşunca yeraltı savaşı başladı; Osmanlıların tünelini her ne pahasına olursa olsun yok etmekle görevli Bizans lağımcılarının kasten çıkarttığı yangın kendileriyle beraber Osmanlı lağımcılarının da ölümüne, her iki tünelin de çökmesine sebep oldu.

21 Mayıs günü Osmanlı lağımcıları, gözetleme kulelerinden yoksun Kaligaria Kapısı civarında ikinci bir tünel daha açtı ve o da şehirdekiler tarafından farkedildi; önceki tünelde olduğu gibi Bizans lağımcılarının yine yangın çıkartacağını tahmin eden Osmanlı lağımcıları fırsat vermeden kendi tünellerini ateşe vererek kendileriyle beraber Bizans lağımcılarının da ölümüne yol açtı.

Ertesi gün aynı yerde bir tünel daha keşfedildi; muhafızların döktüğü kızgın yağlar ile içerisindeki lağımcılar öldürüldü ve tünel ateşe verildi, aynı gün yakınlardaki henüz keşfedilmemiş bir Osmanlı tüneli çöktü. Şehri savunanlar arasında bulunan mühendis Jean Grant, başka tünellerin olup olmadığını öğrenmek için çalışmaya başladı ve kuşatmanın son haftasına girilirken her gün birkaç Osmanlı tüneli daha keşfedilir oldu; 23-24-25 Mayıs günleri yine aynı yerde başka tüneller bulundu. 25 Mayıs’ta farkedilen tünel surların altına ulaşmıştı; imha edilmesi halinde surların çökmesi mümkündü; Bizans lağımcıları tüneli duvarla kapatmakla yetindi.

VE SON HÜCUM

Haliç’e indirilen donanma, şehirde başlayan kıtlık, yeraltındaki savaşlar ve surlardan yüksek yürüyen kuleden sonra Osmanlı ordusunun son hücum için hazırlıkları başlamıştı. 23 veya 24 Mayıs günü II. Mehmet, eniştesi İsfendiyaroğlu Kasım Bey’i İmparator Konstantin’e elçi olarak gönderdi. Teslim olmaları halinde Konstantin ve ailesinin arzu ettikleri yere güvenle gidebileceği, halkın canına ve malına dokunulmayacağı, son olarak Paleologos Hanedanı’yla dostane ilişkilerin kurulacağı ancak teslim olmazlarsa imparator ve diğer asillerin öldürüleceği, şehir halkının esir edileceği, orduya yağma için müsaade verileceği belirtiliyordu.

İmparator şehri teslim etmeyi reddetti fakat vergi vermeye hazır olduğunu belirtti.Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın endişelerine rağmen kuşatmanın sürdürülmesine ve 29 Mayıs’ta son hücumun yapılmasına karar verildi. Hücum kararı ve günü Osmanlı ordusuna duyuruldu; şehrin fethedilmesi halinde bütün askerlerin üç gün boyunca şehri yağmalama hakkına sahip olduğu padişah tarafından ilan edildi. Ayrıca padişah, surların üzerine çıkacak ilk askere ödül vereceğini fakat savaştan kaçanları da idam ettireceğini ilan etmişti; yağma izninin çıkmasından sonra Osmanlı ordusunda şenlikler başladı ve çadırlar, gemiler ışıklandırıldı; şehirdekiler duyacak biçimde tekbir sesleri yükselmekteydi.

Sultan Mehmet ordusunu üç gruba ayırmıştı; ilk grup yaşlılardan ve Hristiyanlardan, ikinci grup orduya katılmış Müslüman köylülerden ve azablardan, üçüncü grup ise yeniçerilerden oluşmaktaydı. Her grubun yaklaşık 50 bin askerden oluştuğu kaydedilmiştir. Ordunun büyük kısmı ağır hasarlı St. Romanos Kapısı önlerindeydi. İmparator Konstantin ve Giustiniani de bu hattı savunmak üzere birlikleriyle beklemekteydi. 29 Mayıs Salı günü güneş doğmadan Osmanlı ordusu namaz kıldı ve mehter takımı hücum marşı çalmaya başladı. Yaşlılardan ve Hristiyanlardan oluşan ilk grubun öncelikli görevi merdivenleri surlara taşımak idi. Güneş doğmadan muharebe başlamıştı fakat surlara dikilen merdivenler derhal Bizans askerleri tarafından devriliyor, surlara yaklaşan askerler de fırlatılan taşlarla oklarla öldürülüyordu. Bu grubun taarruzu iki saat sürdü. Çoğunluğu imha edilen bu grup, ordugâha doğru kaçmaya başladı. Fakat bir gün önce II. Mehmet’in verdiği emir uygulandı; kaçmakta olan askerler kılıçtan geçirildi ve surlara geri dönmeleri için zorlandı.

Sıra ana muharip askerlerden oluşan ikinci gruptaydı, bu grubun da hücumu başladı. Saldırı giderek St. Romanos civarında yoğunlaşıyordu fakat ikinci grubun askerleri bir türlü surlara çıkamıyor, merdivenleri dikemiyordu. Bizans askerleri kızgın yağ, grejuva, ok ve taş kullanarak bütün saldırıları püskürtüyordu. İkinci grup da bitkin düşmekteydi ve bu durum Bizans kuvvetlerinin morali üzerinde olumlu etki yaratıyordu; bir buçuk saatlik savaşın ardından ikinci gruptan da bazı askerler geri kaçmaya başladı. Savaştan kaçanlar da yine komutanlarının infazlarıyla karşılaştı ve Sultan II. Mehmet, birkaç kaçak askeri topuzuyla cezalandırdı.

II. Mehmet elinde kalan son grup olan yeniçerileriyle birlikte surlara yaklaştı. Bizans birlikleri artık yorgun düşmüştü, dinç ve tecrübeli yeniçeriler saflarını bozmaksızın surlara ulaştı; bir gece önce karşı taarruz için Konstantin’in emriyle açılan Kerkoporta Kapısı, elli kadar Osmanlı askerinin içeri girmesine olanak sağlayınca Bizans askerlerinin morali bozuldu. O esnada büyük Osmanlı topu ateşlendi ve yeniçerilere bir geçit açıldı, toz bulutunun içerisinde yeniçerilerle Bizans askerlerinin çarpışması başladı. Gözetleme kulesine girmeyi başaran Osmanlı askerleri imha edildi ve yeniçerileri de püskürttüğünü gören Bizans askerleri zafer sevinci yaşamaya başladı ancak Osmanlı topu tekrar ateşlendi; geride kalan Osmanlı birliklerinin taarruzu başlamıştı. Direnci kalmayan ilk sur Osmanlıların eline geçti, azabların da desteğiyle burayı sağlama alan yeniçeriler var güçleriyle ikinci sura yönelik saldırıyı başlatmıştı.

Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu. Bozgunun etkisiyle güneydeki Piyi Kapısı da düştü, Osmanlı askerlerinin yağması başlamıştı. Ordunun ağırlığı şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi, oradaki zenginlikler daha fazlaydı ve sancaktarlar bir an önce Osmanlı bayraklarını dikmek istiyordu. Öğle olduğunda şehir düşmüş ve yağma başlamıştı ancak Haliç surlarında, Vasileos, Leon, Alexius burçlarında direniş devam ediyordu; daha sonra Haliç surları düşürüldüyse de üç burç direnmeye devam etti, Giritli denizciler tarafından savunulan bu üç burç vire ile teslim oldu ve denizcilere evlerine dönmeleri için II. Mehmet tarafından izin verildi.

II. Mehmet, vezirleri ve komutanlarıyla birlikte St. Romanos Kapısı’ndan (Topkapı) şehre girdi. Ayasofya’nın önüne gelen II. Mehmet, secdeye kapanarak toprağı öptü ve kiliseye sığınan kalabalığın köle yapılmakla yetinileceğini söyleyerek dışarı çıkmalarını istedi; canlarına dokunulmadı. Ayasofya’daki mozaikleri ve değerli mermerleri incelediği tarihî kaynaklarda geçmektedir. Bu sırada mermerleri sökmeye çalışan bir askeri görünce tepki gösterdi ve şehirdeki binaların kendi mülkü olduğunu söyledi. Hücumdan önce askerlere verdiği üç günlük yağma iznine rağmen yağma ve talanın derhal bitirilmesini, itaat etmeyenlerin idam edilmesini emretti.

ÇAĞ AÇIP ÇAĞ KAPATTI

2. Mehmet, 1453’te henüz 21 yaşındayken uzun yüzyıllar boyu ele geçirilemeyen Bizans'ın elindeki İstanbul'u 54 günlük bir kuşatmanın arkasından nihayet fethederek ‘Fatih’ unvanını aldı. Fetih esnasında gemileri karadan yürütülmesi emrini veren Fatih Sultan Mehmed Han, bu fetihle Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı da açmış oldu.

İstanbul'un fethinin ardından kentin yağmalanmasına asla izin vermeyen, can ve mal güvenliği sağlayan Fatih, halkın gönlünü kazandı, fethin sembolü olan Ayasofya Kilisesi’ni de cami yaptı.

Sultan olduğu dönemde 25 seferi bizzat yöneten Mehmed, babası 2. Murat döneminde 880 bin kilometrekare olarak devraldığı Osmanlı topraklarını, 2 milyon 214 bin kilometrekare yaptı.

Gut hastalığı bulunan Fatih Sultan Mehmed, Anadolu'ya çıktığı sefer esnasında 3 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'nda ebediyete göç etti, naaşı, kendi adını taşıyan Fatih Camisi'ndeki türbesinde defnedildi.

Tarihçiler tarafından büyük bir devlet adamı ve askerî deha olarak bilinen Fatih Sultan Mehmed, orduda düzen olarak yeniliklere gidip ateşli ve son teknoloji silahları üretip, asker sayısını da artırmıştır.

Farsça, Arapça, İtalyanca, Latince, Slavca bilen Fatih Sultan Mehmed, coğrafya, matematik, fizik, astronomi gibi pek çok alanda da yetenekli ve bilgi sahibi bir entelektüeldi.

Devrinin en büyük alimleri Molla Gürani, Molla Hüsrev, Hızır Bey, Molla Yegan ve Hocazade Muslihuddin'den ders alan Fatih Sultan Mehmed, merak ettiği alanlarda da uzman kişileri getirtip özel eğitim almıştır.

Şiire de ilgili olan Fatih Sultan Mehmed, "Avni" mahlasıyla şiirler de yazmıştır.

Sanata ve ilme verdiği önemle de bilinen Fatih, padişahlığı süresince birçok medrese yaptırarak, dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını İstanbul'a davet etti.

Tarihteki imparatorluk kurucularının vasıflarını taşıyan Fatih Sultan Mehmet, dünya hakimiyetini amaç edinmiş kudretli bir asker ve geniş görüşlü bir kültür adamıydı.

Hatta, bazı Rum tebaalar onu, İstanbul'u elinde tutması sebebiyle "imparator" olarak gördü.

İSTANBUL'UN FETHİ MESAJLARI

“Yɑ ben İstɑnbul’u ɑlırım yɑ İstɑnbul beni”Fɑtih Sultɑn Mehmet İstanbul’un fethinin 564.yılı kutlu olsun

“Gidin kralınıza söyleyin benim gücümün yettiği yere onun hayalleri bile ulaşamaz.” İstanbul’un Fethinin 564. yılı mübarek olsun.

Alemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’in övgüsüne mazhar olarak bizlere dünya kenti İstanbul’u miras bırakan Fatih Sultan Mehmet Han‘ı, O’nun kumandasındaki karaman ecdadımızı rahmet ve minnetle anıyor, İstanbul’un Fethi’nin ……. yıldönümünü kutluyorum

Dünya şehirlerinin başşehri İstanbul’un Fethinin 564 .yılı kutlu olsun Ne de güzel söylemiş şair “Ana gibi Yâr, İstanbul gibi diyar olmaz”

Fetih ile yeni bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılmış, köklü medeniyetimiz insanlık tarihine damgasını vurmuştur. Fetih ile sadece şehir değil, gönüller de fethedilmiştir. Hem milli tarihimiz hem de dünya tarihi için bir dönüm noktası olan İstanbul’un Fethini kutlarım İstanbul’un fethinin mimarı, büyük devlet adamı Fatih Sultan Mehmed’i, vatan uğrunda canlarını feda eden tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle yad ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum. 29 Mayıs 1453’te gemilerin karadan yürütülmesi ile gerçekleşen, çağ kapatıp çağ açan büyük fethin yıl dönümünü kutlarken, Peygamber Efendimiz’in övgüsüne mazhar olan büyük komutan ve onun kahraman askerlerini bir kez daha rahmet ve şükranla anıyoruz.

Tarihin dönüm noktalarından biri olan İstanbulun Fethinin yıl dönümü heyecanını yaşıyoruz. İstanbulun Fethi kutlu olsun.

Adıyla Şanıyla büyük olan İstanbulun bağımsızlığını armağan eden Fatih Sultan Mehmet Hanı Ve Silah Arkadaşları Şehitlerimizi saygı ile anıyor, İstanbulun Fethini kutlu yorum

İstanbul’u bizlere miras bırakan Fatih Sultan Mehmet ve aziz şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

İstanbul’un fethinin ……. yıldönümünün bütün milletimize hayırlar getirmesi temennisiyle, başta fethin mimarı Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri olmak üzere, bu cennet vatan için canlarını seve seve feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Türk ve Dünya tarihinde çağ açan ve çağ kapatan dönüm noktası olan İstanbul’un fethinin ……. yılını gururla ve iftiharla kutluyoruz.

İstanbul’un fethinin 564 yılı kutlu olsun. ALLAHc.c. bu millete yeni Fatih Sultan Mehmet han’lar yetiştirmeyi nasip etsin inşallah…

İstanbul’un fethi sadece bir yerin fethedilmesi veya kazanılmış bir savaş olmayıp dünya tarihine ve medeniyetine yön vermiş bir hadisedir. Fetih ile sadece şehir değil, gönüller de fethedilmiştir. Bu düşüncelerle birçok medeniyete asırlarca ev sahipliği ve başkentlik yapan İstanbul’u bizlere miras bırakan başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere kahraman ecdadımızı ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum

Fatih sultan Mehmet han başta olmak üzere muzzafer ordusunu Fethinin 564. yılında rahmet minnet ve Şükranla anıyoruz

Onun hakkında ben ne yazayım ? O kendi kendisini tarihe yazmış zaten. Hüseyin Nihâl Atsız İstanbul’un Fethinin 564. Yıl Dönümü Kutlu Olsun

Biz toprakIarı değiI, gönüIIeri fethetmeye gidiyoruz….! İstanbul’un fethinin 564. yıl dönümü kutlu olsun….!

Çağ açıp çağ kapatan İstanbul’un Fethinin 564. yıldönümü kutlu olsun.

Peygamber övgüsü alan atam Fatih Sultan Mehmet Hân ve muzaffer ordusunun ruhu şâd, İstanbul’un Fethinin 564. Yılı Kutlu Olsun.
 

DİĞER HABERLER
Bana sorarsanız bugün ibadete açılsın
Çoklu baro değil, reform
Gelecek Partisi’nden Diyarbakır’da esnaf ziyareti
Hurdacıya sokak ortasında bıçaklı saldırı
Ertelenen ÖSYM sınavları geç başvuruları ne zaman?
Van Gölü'nde batan tekne bulundu
Benim de içim sızlıyor