Amerika’nın Emtia Vadeli İşlemler Ticaret Komisyonu (CFTC) tarafından denetlenen yasal tahmin piyasası platformu Kalshi, radikal bir hamle yaparak büyük sanat müzayedelerini doğrudan birer ‘bahis ve tahmin kontratına’ (prediction market) dönüştürdü. Yaşanan gelişmeyle birlikte sokaktaki sıradan insanın, evinde çayını içerken “Andy Warhol veya Vincent van Gogh kendi rekorunu kıracak mı?” ya da “Sotheby’s’in 24 Haziran’daki Londra müzayedesinde Gustav Klimt’in ‘Portrait of Gertrud Loew’ tablosu şu fiyata satılacak mı, satılmayacak mı?” diye ‘Evet/Hayır’ kontratları üzerinden doğrudan bahis oynaması ihtimali doğdu. Platformun şu an için Basquiat, Monet, Warhol gibi devlerin satış rakamlarına endeksli 16 farklı kontratı piyasaya sürmüş olması, kültür tarihinin en büyük paradigma kırılmalarından biri olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, sanatın ontolojik ve estetik değerini sarsarak onu yeşil çuha üzerindeki bir rulet topuna indirgeme riskini de beraberinde getiriyor.
“RİSKİ YÖNETMEK İÇİN BU İMKANI VERİYORUZ” SAVUNMASI
Platform, sanat dünyasına bomba gibi düşen bu adımı ‘sanat dünyasını zenginlerin tekelinden kurtarıp demokratikleştirmek’ ve ‘finansal bir risk yönetimi sağlamak’ iddialarıyla pazarlıyor. Artnews’e konuşan Kalshi’nin kıdemli avukatı Valeria Vouterakou, geliştirdikleri sistemi şu sözlerle savunuyor: “Sanat dünyadaki en büyük ama likiditesi en düşük, yani nakde çevrilmesi en zor varlık sınıfı. 10 milyon dolarlık Empresyonist tablosu elinde olan bir koleksiyonerin, piyasadaki dalgalanmalara karşı riskini yönetebileceği hiçbir finansal altyapı yoktu. Biz onlara bu imkanı veriyoruz.” Vouterakou ayrıca, bu kontratlar sayesinde milyonlarca dolarlık tablolara uzaktan bakan sıradan insanların da piyasaya doğrudan dahil olabileceğini iddia ediyor. Ancak uzmanlar bu ‘dahil oluşun’, insanların bir sanat eserinin ruhuyla bağ kurması yerine, paraya tahvil edilebilir spekülatif değeri üzerinden bir çeşit bahis oynama riskini taşıdığı endişesini dile getiriyor.
SUİSTİMALE VE HİLEYE AÇIK OLABİLİR
Sistemin en çok eleştirilen ve şaibe yaratan noktası ise finans dünyasında suç kabul edilen ‘Insider Trading’ yani içeriden bilgi sızdırma meselesi. Sanat piyasası zaten doğası gereği şeffaf olmayan; kapalı kapılar ardında dönen gizli pazarlıklar, ‘garantili alıcılar’ ve fiyatın yapay olarak şişirildiği manipülasyonlarla yürüyen bir ekosistem olarak biliniyor. Artnews’e konuşan hukuk profesörü ve sanat hukuku uzmanı Nelson Saldana, sistemdeki bu devasa boşluğa dikkat ederek şu uyarıyı yapıyor: “Menkul kıymetler piyasalarının aksine, sanat dünyasında hangi eserin kime, hangi fiyat garantisiyle satılacağına dair bilgiler son ana kadar gizli tutulur ve bu bilgileri içerideki çok küçük bir azınlık bilir. Müzayede evlerindeki o fısıltıları, gizli kararları önceden bilen birilerinin bu tahmin piyasasında milyon dolarlık haksız kazançlar vurmayacağının hiçbir garantisi yok. Bu sistem, suistimale ve kumar hilelerine son derece açık hale gelebilir.”
SANATIN SON SAVAŞI MI?
Öte yandan, Kalshi’nin şu an için sunduğu kontratların hacmi, tehlikenin boyutuna dair ciddi soru işaretleri de doğurdu. Örneğin; 24 Haziran’daki Londra müzayedesinde Gustav Klimt’in bir tablosunun tahmin edilen barajı aşıp aşamayacağı, şu an dijital bahisçilerin ellerindeki kontratların hacmine göre şekillenecek. Yüzyıllardır estetik felsefesinin sorduğu “Sanat piyasasının kendisi spekülatif bir kumar mıdır?” sorusu, bu yasal tahmin piyasasıyla birlikte bu acı ihtimali görünür kılıyor. Yaşanan bu son gelişmeyle birlikte sanat, koleksiyonerlerin duvarlarını süsleyen veya müzelerde insanlığın ortak hafızasını oluşturan bir değer olmaktan çıkıp; finans baronlarının ve dijital bahisçilerin anlık kar ortaklığına dönüşmesi tehlikesi ile karşı karşıya.
CÉZANNE’IN İSKAMBİL OYNAYANLARINDAN DİJİTAL KUMAR MASASINA
Sanat ve kumar ilişkisinin kültür tarihindeki izini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan en ikonik başyapıtlardan biri Fransız ressam Paul Cézanne’ın meşhur ‘İskambil Oynayanlar’ (The Card Players) serisi. Cézanne, eserinde taşralı köylülerin bir kumar masası etrafındaki gergin, donmuş, zamansız ve kaderlerine razı anını tuvaline aktarıyor. Bugün gelinen noktada ise muazzam ve trajik bir ironinin kapısı aralanıyor: Cézanne’ın kumara ve insani hırslara içeriden bakan o milyar dolarlık eşsiz tabloları ve benzeri tüm başyapıtlar, bizzat dijital birer kumar masasının nesnesi haline getirilme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Eserde sanatçının resmettiği köylülerin masada oynadığı kumar, bugün New York merkezli tahmin piyasalarında küresel finansın ışıltılı pikselleriyle ve tık odaklı bahis kontratlarıyla yeniden üretilir görünüyor. Tuvaldeki kumarın, artık tuvalin kendisinin bir kumar malzemesine dönüşme ihtimali, sanatın geleceğine dair büyük bir soru işareti doğuruyor.
