Taha Akyol 80 yaşında

Taha Akyol 80 yaşında

Geçtiğimiz cumartesi Taha Akyol’un doğum günüydü. Seksen yaşını doldurdu, kutlu olsun. 10 Ekim 1946 Yozgat doğumlu Taha Akyol. Kafkasya göçmeni esnaf bir ailenin çocuğu.

Bütün çocukluğu kitap okuyup ders çalışmakla geçmiş. 1964’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuş. Sonra Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin İstanbul Gençlik Kolları’na. Bir gençlik hastalığı, sık dokulu ve kapalı yapılara kapılmak: ‘Mücadele Birliği’ derneği yılları. Üniversite hayatından sonra Yozgat’a geri dönüş ve ‘varoluşçu’ bir bunalım: Bir yanda evlilik, gündelik sorumluluklar ve avukatlık yapma mecburiyeti öte yanda Ali Fuat Başgil gibi, Peyami Safa gibi ünlü ve başarılı bir yazar olma arzusu... Otuzlu yaşlarının başında gelen bir teklifle Ankara’ya taşınır: Türkeş’e avukatlık, Milliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği, partinin gazetesinde [‘Hergün’] köşe yazarlığı. Düşük yoğunluklu bir iç savaşın taraflarından biri olmak ve öldürülme korkusu. Ve 12 Eylül... MHP davası... Savcının talebi: İdam! On dört ay cezaevi. Ve özgürlük... Tam Yozgat’a dönecekken gelen bir başka teklif, Kemal Ilıcak’tan: ‘Tercüman Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmenliği. Ardından sırasıyla ‘Meydan’, ‘Milliyet’, ‘Hürriyet’ ve ‘Karar’da köşe yazarlığı... Televizyon programları, belgeseller, kitaplar...

Taha Akyol’un ‘hayat yolundaki’ tecrübelerini, dünya görüşünü, kendisini biçimlendiren olayları, anıları, kişileri, kitapları, burada ana hatlarıyla özetlediğim yaşam öyküsünü derli toplu bir belgesel kitaptan/nehir söyleşiden okumak istiyor insan. Seksen yılın öyküsünü detaylarıyla merak ediyor... [‘Doğan Kitap’ editörleri çağrıma kulak verir belki.]

Peki Taha Akyol düşünce coğrafyamızda hangi kara parçasına denk düşüyor? Kendisini ‘muhafazakâr liberal’ olarak tanımlayıp Erol Güngör’ü, Mümtaz Turhan’ı, Şerif Mardin’i, Ali Fuat Başgil’i referans veriyor sıklıkla. Başgil’in yerleştirmeye çalıştığı değerleri, yani “hukuk devleti” ve ‘insan hakları’ kavramlarını bıkmaksızın açıklayıp hatırlatıyor, yaygınlaştırıyor. Köşe yazılarıyla, röportajlarıyla, televizyon/YouTube programları ve rahatlıkla okunan, iyi hazırlanmış, köşe yazısı tadındaki üç yüz-dört yüz sayfalık kitaplarıyla...

Tanıl Bora’ya göre [‘Cereyanlar’] Taha Akyol “liberalizmi esasen bir itidal unsuru sayar; soldan sağa bütün politik akımları liberalizmle terbiye etmek gerektiği fikrindedir.” Sahiden de Taha Akyol denildiğinde ‘itidal’ kelimesi gelir aklımıza: sakin, olgun ve ılımlı olmak... Ve bir fotoğraf: üst üste kitaplar yığılmış bir masa. Ardında gözlüklü bir yazar; elinde kalemi.

“Hiçbir radikalle anlaşamam” demişti yıllar önce verdiği bir röportajda. Bu nedenle iki kavrama mesafeli duruyor: ‘Dava’ ve ‘Devrim’. Yani bu iki kavramı mutlaklaştıran siyaset biçimlerine. Politikadaki Makyavelizm, asabiyet, kutuplaşma, otoriterleşme, nepotizm mutsuz ediyor onu. Kesip saklamışım bir röportajını: “Siyaset ahlaktan değerli olamaz, hukuktan değerli olamaz. Siyaset insanlıktan, nezaketten üstün olamaz.”

Giderek ikili ilişkilerimizi bile zehirleyen siyaseti aşabilmemiz için tarihe dönmeyi öneriyor Taha Akyol bizlere; tarihe bir ‘laboratuvar’ gibi bakmayı... Tarihçi değil oysa. Her şeyden önce hukukçu ve gazeteci. Fakat bu disiplinlerden edindiği birikimle bakıyor geçmişe: objektif ve adil. Kitaplarını yazarken gösterdiği titizliği ve detaycılığı gazeteciliğine, anlatımındaki sadeliği ve berraklığıysa köşe yazarlığına borçlu olmalı. Sıkmıyor, bunaltmıyor. Ben bir okur olarak, Taha Akyol’un yazılarından ve kitaplarından çok şey öğrendim doğrusu. Öğreniyorum: tarihe nasıl bakılması gerektiğini, öfkelenmemeyi, siyah ve beyaz renkler arasındaki tonları, griyi... Tarihten ders alabilmeyi... Ve sükûneti.

Bu ülkede sakin kalmak, olaylar karşısında telaşa kapılmamak çoğu zaman mümkün değil. Bütün bir cumhuriyet tarihini getirin gözünüzün önüne. Atlatılan nice kavgalar, badireler... Aydınlarımızın tutumunu ve taşıdığı sorumluluğu, yaşananlardaki etkisini bir düşünün. “Ben o dönemde de [70’lerde] silahlı çatışmalara karşıydım” demişti Taha Akyol yıllar önce: “Beni okuyarak şehit olan MHP’li yok.” 80’lerde Özal’ın liberalleşme kararlarını, 2000’lerde AK Parti’nin Avrupa Birliği yolundaki demokratikleşme adımlarını ısrarla savunduğu için -bugün hâlâ- eleştiriliyor. Demokrasiyi benimsemiş öteki aydınlarla birlikte. Oysa yazdıkları ortada. Kimlerin yoldan saptığı, ideallerinden ve hedeflerinden vazgeçtiği de... Taha Akyol 1980’lerden bu yana hep aynı kelimeleri tekrarlıyor: serbest piyasa, hukuk devleti, insan hakları, açık toplum, diyalog ve uzlaşma...

Bir sohbetimiz sırasında, “insan sizin gibi okurlarla konuştukça çalışmalarının boşa gitmediğini görüp memnun oluyor” demişti. Yeni kitaplarla bereketlenecek nice yaşlar dilerim kendisine. İnsan Taha Akyol gibi yazarları okudukça, bu ülkede objektifliğini koruyan aydınların varlığını görüp memnun oluyor. Ümitleniyor. Giderek çölleşen düşünce dünyamızda yazıp söyledikleri daha bir anlam kazanıyor çünkü.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN