AYBARS ÖZTUNA
Sevgili okurlar, 9 Şubat kelimelerin ağırlığını ve tarihin sessiz tanıklığını hissettiğim özel bir gündü. Büyükbabam; tarihçi, yazar, müzikolog ve her şeyden önce bir ‘devlet aklı’ müessesesi olan Yılmaz Öztuna’nın vefatının 15’inci yılı geride kaldı. Onu, sadece aile fertleri olarak değil, fikirleri ve eserleriyle beslenen bir millet olarak derin bir saygı, özlem ve minnetle anıyoruz. Ve bu anlamlı günde, onun en mahrem, en kişisel, bir o kadar da kamusal mirasının bir parçasını sizlerle paylaşmanın heyecanı ve sorumluluğu içindeyim: ‘Öztuna’dan Demirel’e Mektuplar’ isimli kitabımız raflardaki ve gönüllerdeki yerini alıyor.
Bu kitap, sıradan bir mektup koleksiyonu değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin 60 yıllık kritik bir dönemine, koridorlarına giremeyeceğimiz devlet kademelerinin nabzına, bir ‘akil adam’ın kaleminden tutulmuş samimi, perdesiz bir not defteridir. Büyükbabam, 1950’de İsmet İnönü ile başlayan ve 2012’de Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan dönemine dek kesintisiz süren bir süreçte, tam bir ‘fikir işçisi’ olarak çalıştı. Onun için ‘danışmanlık’, bir unvan değil, bir vazife-i vicdaniye idi. Telefonlar çalar, kapılar çalınır, zarflar gelirdi. Çocukluğumda, haftada bir gece kaldığım evinde, bu görüşmelerin bir kısmına küçük bir gözlemci olarak şahit olurdum.
BABAANNEMİN BİLE GİREMEDİĞİ MAHREM HALKA
Odasının kapısı genelde açık olurdu. Fikir alışverişleri o geniş salonun her köşesine yayılırdı. Ancak bazen, çok nadiren, o kapı usulca kapanırdı. İşte o an, konunun ‘millî’ ve ‘hassas’ olduğunu anlardık. Öyle ki, o kapı kapandığında çay ikramını dahi kendisi yapar, babaannemin bile o mahrem halkaya dahil olmasına müsaade etmezdi. İşte bu kitaptaki mektuplar, o kapalı kapıların ardında daktilosunun tuşlarına düşen fikirlerin, resmî evraklara dönüşmüş halidir.
Süleyman Demirel, Türk siyasi tarihinin en renkli, en tecrübeli ve en diyalog kurulması gereken isimlerinden biriydi. Büyükbabamla ilişkisi, yalnızca bir devlet adamı-danışman ilişkisinin ötesinde; bazen sert tartışmalara da açık, fikirlerin kemale erdiği bir fikri münazara zeminiydi. Bu mektuplarda sadece siyasi tahliller, ekonomik öneriler veya tarihi ikazlar bulmayacaksınız. Aynı zamanda bir aydının, devletin bekası için duyduğu içli kaygıyı; bazen dostane bir üslupla bazen de ‘devletine karşı sorumluluğu’ gereği oldukça sert ve net ifadelerle dile getirişine tanık olacaksınız.
Mektupların tamamını, tıpkı diğer tüm eserlerinde olduğu gibi bizzat daktilosuyla yazdı. Hiçbir kelimesini değiştirmeden, olduğu gibi yayınlıyoruz. Amacımız; Yılmaz Öztuna’nın o berrak, kararlı, bazen de ısrar eden sesini olduğu gibi korumak. Onun, ‘tarih sadece geçmiş değil, geleceğe ışık tutan bir fenerdir’ anlayışının en somut örneklerini bu yazışmalarda göreceksiniz.
‘Öztuna’dan Demirel’e Mektuplar’, sadece bir tarihi belge koleksiyonu değil, aynı zamanda ‘devlet aklı’nın nasıl işlemesi gerektiğine, istişarenin önemine ve bilginin sorumlulukla nasıl paylaşılması gerektiğine dair zaman üstü bir ders niteliğinde. Büyükbabamın bıraktığı bu miras, bugün hâlâ bizler için, özellikle de karar alıcılar için değerli bir rehber. Onu rahmet, minnet ve saygıyla anarken, düşüncelerinin ve uyarılarının satır aralarında hâlâ parlayan ışığının yolumuzu aydınlatmaya devam edeceğine inanıyorum. Bu kitap, o ışığa bir pencere açıyor. Keyifli okumalar dilerim.
TÜRKİYE’YE TARİHİ SEVDİREN İSİM
Türkiye’de geniş kitlelere tarihi sevdiren kişi olarak bilinen Gazeteci, Tarihçi ve Siyasetçi Dr. Yılmaz Öztuna, İstanbul’da 20 Eylül 1930’da dünyaya geldi. Paris Üniversitesi Siyasî İlimler Enstitüsü’nde, Sorbonne’da Fransız Medeniyeti kısmında, Alliance Française’nin yüksek kısmında okudu. İlk makalesini on üç yaşında kaleme aldı, ilk kitabı ise on beş yaşında yayınlandı. 1969’da Adalet Partisi’nden Konya Milletvekili seçilen Öztuna, TRT Denetleme, Repertuar ve Eğitim kurulu üyeliği, Kültür Bakanlığı Bakan Başmüşavirliği, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında çeşitli kurullarda başkan ve üyelik yaptı. Kültür Bakanlığının kurucuları arasında yer alan Öztuna, kamuoyuna ‘Büyük Türkiye’, ‘Osmanlı Cihan Devleti’, ‘Büyük Türk Hakanlığı’ gibi tabirler kazandırdı.
