Vatanın bir kış günü
Nebi Hazri okuyorum. Derya deniz bir şair…
Vatanın bir kış gününü bile gurbetin yüz baharına değişmeyen bir ses.
1924’te Azerbaycan’ın Abşeron’unda doğar Hazri. “Rüzgârlar şehri” derler oraya.
Bakü’de büyür. İlk şiiri on beş yaşında yayımlanır. Kararını çoktan vermiştir. Şiire yönelir.
Geceler uzar, uykular azalır. Şiir bir hayat olur.
Şöhret gelir. Eserleri başka dillere çevrilir.
Halk onu sever. “Halk Şairi” olur.
Şiirleri bestekârların ezgilerine dönüşür. Dil, musikîye karışır.
Ama korku gelir.
Stalin yıllarıdır. Karanlık büyüktür. Herkes gibi o da susar. Ailesinden Kerim Bağırov öldürülür.
O günler şiirine düşer: “Gece Döğülen Gapılar.”
Annesi ve üç bacısıyla kalır. Çalışır. Araba tamir eder, dağdan ot toplar, satar.
“Beni Allah korudu,” der.
Hayat serttir.
1980’de bir ameliyat geçirir. Kalbi durur. Öldüğü sanılır.
Üç dakika…
“Öldüm ve döndüm,” der. Ağlayanları görür.
O andan sonra değişir.
Hz. Peygamber hakkında okumaya başlar. Yazmak ister ama çekinir.
“Çetindir bu iş,” der.
Yine de yazar. Yazdıkça kalbi hafifler.
Hayat ondan çok şey alır.
Annesini, iki yaşındaki kızı Lale’yi, dört yaşındaki oğlu Elekber’i ve “hayat yoldaşım” dediği Gülare’yi birer birer toprağa verir.
“Nasıl yorumlarsak yorumlayalım, kaderi anlamak mümkün değildir,” der.
Bir gün kendisine sorarlar:
“Yaşamak zor mu?”
Şunu söyler:
“Tanrı dert çekmeye sabır dözüm ver
Heyatın yolları gıştır, borandır
Dertliler dünyada yarı peygamber
Dertsizler dünyada yarım insandır.”
16 Ocak 2007.
Bakü’de “Gem Defderi” kapanır. Hakk’a yürür.
Bir defter kapanır.
Bir şiir kalır.
Vatanın bir kış günü gibi.
