Kendisini patlatacak 4998 hakim ve savcı daha var

Algı şu;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iki mahkemesi, 29. ve 32. Asliye Ceza Mahkemeleri, Silivri’de Tahşiye, Selam Tevhit dosyalarından tutuklu olan 63 sanık hakkında ‘hukuki çerçevede’ tahliye kararı verdi.
İki ‘bağımsız hukuk adamı’ hakim verdikleri kararla adeta bir hukuk manifestosu yazdılar.

Amaç ise; 63 tutuklu sanığın suçsuz yere Silivri’de yattıklarına karar verip, mağduriyetlerini gidererek ‘adaleti’ tecelli ettireceklerdi!
Ki ‘hükümet mahkemenin kararını engelledi’ (S Haber)
Ve ‘hükümetin’ gözü kör olasıca 10. Sulh Ceza Hakimi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı bu hukuki kararı ‘hukuku çiğneyerek’ yok saydı.
Hukuku ayaklar altına aldılar.
Zaman Gazetesi bu ‘tarihi hukuksuzluğu’ kayda geçti ve manşetine taşıdı. Algı operasyonu adım adım başlıyor.
‘Suç işliyorlar’.(Zaman gazetesi, 27 Nisan 2015 tarihli manşeti)
Peki, kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algı bu da, hakikat böyle mi?
Değil elbette. Gelin hep birlikte analiz edelim.

Evet! Cumartesi günü Çağlayan Adliyesi’nde “hukuk ayaklar altına nasıl alınır”ı milletin gözüne baka baka oynadılar. Hukuk, Adalet Sarayı’nda iki hakim ve iki mahkeme başkanı tarafından rehin alınmaya çalışıldı.

Aktörler ki, iki hakim! İki mahkeme başkanı! Birisinin elinde kazma, diğerinin elinde kürek. Adliyenin altından Silivri Cezaevine kazmaya çalıştıkları tünelden mahkumları kaçırırken suçüstü yakalandılar.

Adalet maskesiyle saklamaya çalıştıkları gerçek tam olarak da buydu.
Oynanmak istenen oyun az kalsın gerçek olacaktı. İki hakim, tünelden kaçıracakları mahkumları göstere göstere adliye sarayından ellerini kollarını sallaya sallaya mağdur edebiyatıyla çıkartacaklardı.
Ve, bir gazetede atılan manşet gibi ‘Adaletin cenaze namazını kılacaklardı’
Birkaç gündür hukuk mafyasının kamuoyuna yaşattıkları tam olarak böyleydi.

Peki, hafta sonu neler yaşandı Çağlayan Adliyesi’nde?

Her şey Cumartesi günü mü yaşandı? Yoksa Cumartesi yaşanacaklar taa Çarşamba’dan geliyorum mu dedi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kuveyt gezisine giderken, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) olağanüstü toplanmasına ilişkin olarak yaptığı ‘HSYK bu toplantıyı yapmakla geç kaldı?’ açıklaması ne anlama geliyor?
Önce...
Her şey Cumartesi günü ve gecesi mi yaşandı sorusunun yanıtına bakalım.

Tarih 20 Nisan 2015. Günlerden Çarşamba. Yer Çağlayan Adliyesi. Nöbetçi hakim, Metin Özçelik.
‘Tevzi’ nöbetçisi değil ‘Muhabere’ nöbetçisi.
Yine yanlış bilgilendirilmiş Nazlı Ilıcak ne diyordu ‘Mevzuyu bilmeden ezbere konuşmamak lazım’. Süper...
O yüzden bu yazıyı önce Nazlı Ilıcak okumalı ki, ‘mevzuya hakim olmak için’ kendisinden saklanmış eksik bilgilerini tamamlayabilsin.
Metin Özçelik o gün ‘muhabere’den yetkili nöbetçi hakim. Yani, o gün hiçbir işlem yapma yetkisi yok, sadece mahkemedeki dosya ve evrakları ilgili yerlere göndermekle, ulaştırmakla görevli.
Peki, günlerdir konuşulan “tevzi” ne demek?
Tevzi yetkisi olan nöbetçi hakim ise, ilk gelen başvuruları, dosyaları kabul eder, gelen dosyaları numaralandırır ve UYAP sistemine girer ve ‘tevzi butonuna’ basar. Sistem otomatik olarak dosyaları ilgili mahkemelere, savcılıklara dağıtır. Yani o gün Metin Özçelik ‘tevzi’ nöbetçisi de olsa normal bir hukuk devletinde yapacağı işlem bu.
‘Şu dosyayı şuna’, ‘bu dosyayı buna’ vereyim deme yetkisi yok. Sadece o değil, hukuken böyle bir yetkiye kimseye sahip değil.
Buraya kadar tamam mı? Anlaşıldı mı?
‘Nazlı Ilıcak tane tane anlatmış, şahane anlatmış’ diyenlere gelsin!

Tutuklu avukatlarının hakimle randevusu

Hakim Metin Özçelik’in nöbetçi olduğu gün, Yakup Saygılı, Ali Fuat Yılmazer, Hidayet Karaca’nın da (Hidayet Karaca’nın tutuklu olarak yargılanmaması gerektiğini düşünenlerdenim ayrıca ama bu başka bir mevzu) içinde olduğu 63 tutuklu sanığın avukatları, o gün aynı saatte adliyeye gelerek nöbetçi hakimi bulup dilekçelerini teslim ediyorlar!
Metin Özçelik’in katibi, hakimi ‘Efendim biz bu dosyaları kabul edemeyiz, yetkimiz dahilinde değil. Biz bugün tevzi nöbetçisi değiliz” şeklinde uyarıyor.
Hedefe kilitlenmiş olan hakim Özçelik, ‘dosyaları al’ diyor katibeye.
69722, 41637, 115949, 133596, 86706, 118651, 40810 No’lu dosyalar tek bir numarada birleştiriliyor. 10 tane Sulh Ceza Hakiminin reddi, yapılan 61 başvuru dilekçesine bakması için Hakim Özçelik ‘kendisini’ yetkilendiriyor!
Ne hukuk değil mi?
Avukatlar mesut ve bahtiyar bir şekilde adliyeden ayrılıyor!
Avukatlar daha evlerine varmadan, zaten hazırda beklettiği anlaşılan ‘emrivaki yazıyı’ gönderiyor, 10 tane Sulh Ceza Hakimi’ne!
‘Şu şu tutuklulara ait dosyaları tahliye görüşlerinizle birlikte tarafıma göndermeniz...’
Böylece adliyede tuhaf bir şeylerin döndüğü, bir hareketlilik olduğu fark ediliyor.
Sulh Ceza Hakimleri derhal; ‘Mahkemeniz reddi hakim konusunda yetkili değildir, hakimin reddi konusunu mahkemenizin inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla tahliye konusunda da mahkemenize görüş bildirilmeyeceği, yetkisiz olduğunuzdan soruşturma dosyalarının gönderilmeyeceği...’ şeklinde bir cevap yazıyor.
Bir yazı daha gidiyor Metin Özçelik’e, “elinizdeki dosyaları tarafımıza gönderin” diye.
Kısa ve net.
Peki, Metin Özçelik ne yapıyor bu durumda?

Bir anda kimlik değiştiriyor ve kendisini HSYK’nın yerine koyarak, Sulh Ceza Hakimlerine bir yazı daha gönderiyor.

‘Sizler tarafsızlığını yitirmiş hakimlersiniz, mahkemelerinizde proje mahkemeleridir. Bu davaların bir geçerliliği bulunmaktadır.’
Bu garip durum Adalet Komisyonu Başkanı tarafından tutanağa geçiriliyor ve rapor HSYK’ya ulaştırılıyor.
HSYK’dan bir cevap geliyor ‘durum kontrol altında, bilgimiz vardır.’
Peki, bir şey yapılıyor mu? Bildiğim kadarıyla, hayır!..
Sonra...

Tahliye kararı için suç ortağı hakim Mustafa Başer

Cuma günü...
HSYK’dan yine çıt yok. (HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz, dün “HSYK geç karar verdi diye eleştiriliyor. Ne yapsınlar. Tüm paralel hakimlerin başında hafta sonu nöbet mi tutacaklar’ yazılı bir tweet RT yaptı. Belli ki kendisi de böyle düşünmüş olmalı. Tamam da Sayın Yılmaz nöbetlik bir durum yok. Çağlayan Adliyesi birbirine girmiş ama HSYK görmemiş.)
Adliyede nöbetçi 32. Asliye Ceza Hakimi Mustafa Başer. O da muhabere yetkilisi olarak nöbetçi.
Adliyede Cuma günü mesai bitmiş, dolayısıyla Başer’de nöbeti başka bir hakime devretmiş...
Nöbeti hakim Mehmet Fatih Atalay devralmış adliyede.
Ama adliyede odasında bekliyor. Katibe de bekliyor. Hakim çıkacak ki, o da gidebilsin.
Ama gitmiyor. Nihayet beklediği dosyalar geliyor. Dosyalar Metin Özçelik’in elindeki reddi hakim dosyaları, reddi hakim olunmuş. sırada tutukluların salıverilmeleri var.
Metin Özçelik bu kez nasıl bir yetkiyle donatıldığını düşündüyse, tutukluların tahliye kararlarını vermesi için, Mustafa Başer’i görevlendirmiş.
Dosyalar geliyor.
Hakim Mustafa Başer’in katibesi hanımefendi hakimi uyarıyor bu kez.
‘Efendim, bu dosyalara biz bakamayız. Mesai bitti. Biz şu anda nöbetçi değiliz. Nöbetçi Hakim Mehmet Fatih Atalay. Dosyaları teslim edelim’.
Mustafa Başer kapıyı kilitliyor, odaya kapanıyor ve çalışmaya başlıyor.
Cuma gecesi geç saatlere kadar çalışıyor.
Ama bitmiyor...

Hocam emir buyurmuşsa Cumartesi de çalışır bitiririm

Tüm adliye hafta sonu tatilinde. Nöbetçi hakim ve savcılar dışında kimse yok. Öğleye doğru önce hakim Mustafa Başer’in katibesi hanımefendi geliyor adliyeye, kısa bir süre sonra da Hakim Başer geliyor.
Yine kapı kilitleniyor ve çalışkan hakimimiz çalışıyor!
Havasızlık mı, susuzluk mu, açlık mı sebebini bilmiyorum ancak katibe bayılıyor içeride. Cumartesi gecesi saat 01.30 sularında Hakim Mustafa Başer Adalet Komisyonu Başkanından kendisine bir katip atanmasını istiyor.
Yanlış duymadınız. Cumartesi gecesi kendisine katip atanmasını talep ediyor.
Adalet Komisyonu Başkanı gecenin bu vaktinde kimi bulayım deyince...
Hakim ihtiyacı olduğu katibi kendisi buluyor. 02.30’da adliyeye katip geliyor.
Adalet Komisyonu Başkanı, Mustafa Başer’e tahliye kararı yazıyormuşsunuz kararı verebilir misiniz diyor.
Hakim Başer ‘Hayır, veremem’ diyor.
Cumhuriyet Başsavcısına vermediği, Adalet Komisyonu Başkanına vermediği ‘tahliye kararını’ telefonla arayıp çağırdığı tutukluların avukatlarına veriyor.
Tahliye kararlarıyla ilgili bir gerekçeli karar yazıyor ki, sayfalar dolusu.
Konuştuğum hakim ve savcılar, 24 saat içinde böylesi kararın yazılmasının mümkün olmadığını söylüyorlar.

Mümkün değil diyorlar...
Tahliye kararına öyle bir gerekçe yazılmış ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararlarından alıntılar, bilimsel hukuki metinlerden özenle seçilmiş alıntılar, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş kararlarına atıflar, yerli yabancı ünlü hukuk Prof.’larının kitaplarından referanslar, yüksek mahkeme kararlarına atıflar....

Cumartesi gecesi S Haber’de Mustafa Başer’in gerekçeli kararı için ‘adeta hukuk manifestosu’ yorumları yapılıyordu.
Hukuksuzluktan bir hukuk manifestosu çıkar mı? Bilmem.
Adliye çevrelerinde şöyle bir iddia dolaşıyor; Bu kararın gerekçesinin dışarda başkaları tarafından yazıldığı, hakim kararı flash disk ile getirdiği...
Cumartesi akşamı hukuk, adalet iki hukukçu tarafından adliyede rehin alındı.
Yargı, yargı olalı böylesi bir kaos görmedi.
Bu kriz de atlatıldı çok şükür de bitti mi, peki?
Bitmedi.
Geriye kaldı, kendisini patlatacak 4998 hakim ve savcı...

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum