Adalet Bakanı, Başsavcı ve Pendik’te bulunan silah parçaları…
Bir çiçekle baharın gelmediğini bilirim; olumlu gelişmelerle karşılaşınca hemen sevindirik olmam. Gülistan Doku kızımızın altı yıl önce başına gelenin şimdilerde gündem oluşundan yine de memnunum.
Yeni atanmış adalet bakanının aylar ve aylar boyu tartışıldığı için algısının yenilenmesini isteyebilecek bir yargı mensubu olması…
Olayın yaşandığı Tunceli ilimizin başsavcılığı görevinde bir kadın yargı mensubunun bulunuşu…
Daha önce pek görülmemiş türden haberlerle karşılaşılması…
Yeşeren umutlarımı güçlendiriyor bütün bunlar…
Önce yeni bakan Akın Gürlek’in son açıklamasına bakalım:
“Gülistan Doku soruşturması gibi toplum vicdanında derin iz bırakan faili meçhul olayların aydınlatılması için bu alanda kurumsal kapasitemizi ayrıca güçlendiriyoruz. Terörden örgütlü suçlara, dijital suçlardan dezenformasyonla mücadeleye, afet süreçlerinden faili meçhul dosyaların aydınlatılmasına kadar geniş bir alanda ihtisaslaşmayı güçlendiriyoruz.”
Adalet Bakanlığı 75 ilde 693 maktulün adının geçtiği 638 faili meçhul dosyayı yeniden incelemeye almış…
Nasıl umutlanmam…
Başsavcın Ebru Cansu’nın son açıklamasıyla ilgili haberi de okuyalım:
“Gülistan Doku soruşturmasını yürüten Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu, SIM kartın başka bir ilde baz vermesi üzerine araştırmalarını genişlettiğini ve farklı verilere ulaştığını belirtti. Arama çalışmalarının devam ettiğini ve kendisinin de çalışmalara katıldığını belirten Cansu, ‘Hastaneden Gülistan Doku’nun tedavi evraklarını istediğimizde gelen belgedeki tarihlerde çelişki vardı. POLNET kaydında hastane girişi görünen tarih, hastane tedavi evrağında hiç yer almıyordu. Bu durum bize şüpheli geldi. Şu anda Sağlık Bakanlığı müfettişleri, hastanede de gerekli incelemeleri yapıyor’ dedi. HTS ve PTS kayıtları için yeni bir müracaat yaptıklarını belirten Başsavcı Cansu, şüphelilerin dijital materyallerinin de incelemeye alındığını söyledi.”
Okuyunca umudum daha da yoğunlaştı.
Eş-zamanlı medyaya düşen bir de şu haber:
“Emniyet güçlerinin Pendik (İstanbul) kırsalında gerçekleştirdiği arazi arama ve tarama faaliyetlerinde dron kullanıldı. Havadan yapılan taramalar sonucunda, arazide toprağın altına gizlenmiş bir su deposu tespit edildi. (..) Toprağa gömülü su deposunda yapılan aramalarda, tabanca yapımında kullanılmak üzere 3 bin 92 adet silah parçası ile bin 869 adet sürgü bulundu. (..) Pendik’te gerçekleştirilen operasyonda el konulan mühimmatın, Türkiye genelinde bugüne kadar tek seferde ele geçirilen en yüksek silah parçası miktarı olduğu açıklandı.”
Gerçekten de bir ilk bu gelişme.
Tunceli Başsavcısı Cansu’nun Gülistan Doku vakasının münferit bir dosya kapatma olayı olmadığını fark ettiği anlaşılıyor. Gerçek de büyük ihtimalle öyledir. Bir genç kızın öldürülmesinin sebebi ne olursa olsun, onun cesedinin kaybedilmesi ve ardından da olayın ‘intihar’ olarak yansıtılabilmesi için kapsamlı bir üzerini örtme amaçlı faaliyetin yürütüldüğü, bunu sağlamak için de devletin içinden ve dışından birilerinin kullanıldığı belli…
Adalet Bakanı Gürlek’in açıklamasında da benzer bir kuşkuya sahip olduğunu düşündürecek unsurlar var. Bakanlık bünyesinde tam yedi yeni birim oluşturulması ve rafa kaldırılmış çok sayıda faili meçhul dosyasının özel birimler tarafından inceleneceği bilgisi önemli.
Geçmişte emir ve talimatla siyasi amaçlı cinayetler işlemiş, suikastlar gerçekleştirmiş tipler, o eylemlerinin üzerlerinin örtülmesinden aldıkları güvenle, kendi kişisel sorunları veya birilerinden intikam için de, suçlanmayacakları beklentisiyle, kanlı eylemlere girişmiş olabilirler…
Üzerlerine gidilecek eylemlerin bazılarının gerisinde siyasi sebepler olmasa dahi, örtülü kalması için sarf edilmiş çabaların faillerini ortaya çıkarması mümkün…
“Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar” deyişinin ağızlara pelesenk olduğu bir ülkenin 75 ilinde 638 faili meçhul dosyası varsa, bunlardan bu yönüyle de kuşku duymak gerekir.
Susurluk’ta 3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen trafik kazasından sonra, kazaya karışan Mercedes içindeki yolcuların beş benzemez görüntüsünden hareketle kamuoyunda boy gösteren kuşkular ‘devlet içinde devlet’ görüntülü bir yapının mevcudiyetini akla düşürmüştü.
İşlenen cinayetler, girişilen suikastların faillerinin meçhul kalması o yapıya bağlanarak…
Yapılanma devlette o dönemde önemli görevlerde bulunanlar ve bizzat TBMM tarafından araştırılmış ve MİT’in, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun, TBMM komisyonunun raporları kuşkuları doğrulamıştı.
Raporlara rağmen siyasiler konunun üzerine gereğince gitmediler…
Umarım, Gülistan Doku vakasını kovalayan Tunceli Başsavcılığı ve görevlendirecekleri kişiler, faili meçhullerin dosyalarını inceleyecek Adalet Bakanlığı mensupları, gizlenmiş silah parçaları bulan İstanbul Emniyeti, Susurluk raporlarını ellerinin altında bulundururlar.
Susurluk’la kaçan fırsat bu defa yakalanırsa, sevincimizi o zamana saklayalım.
