Ağaoğlu’nun “Âşinâ Yüzler”i arasında tekinsiz bir temaşa

Samet Ağaoğlu, DP döneminin önemli şahsiyetlerinden biri. Babası Ahmet Ağaoğlu, İkinci Meşrutiyet’ten sonra Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelmiş bir gazeteci-yazar, fikir ve siyaset adamı. Atatürk’ün emriyle Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer almıştı. Bu partinin kuruluş ve kapatılış sürecini “Serbest Fırka Hatıraları” adlı eserinde anlattı. Kemal Tahir, “Yol Ayrımı”nda bu hatıralardan epeyce faydalanmıştır. Ahmet Ağaoğlu’nun söz konusu hatıralarını okurken, epeyce ihtiyatlı biri olduğu izlenimini edinmiştim. Serbest Fırka’nın kuruluşunun altında hep bir ‘bit yeniği’ arıyordu.

Sanırım tüm siyasî kişiliklerde olan daima ‘tedbirli davranma’, çoğu şeye ‘şüpheyle yaklaşma’ tavrı bu! Bunu neden vurguluyorum? Çünkü hatıralarını okurken, oğul Samet Ağaoğlu’nda da yer yer benzer bir psikoloji hissettim. Siyasette galiba ‘persona’, yani kişinin iç yüzü değil de dışa karşı gösterdiği ‘maske’li yüzü öne çıkıyor. Tedbir, belki de babadan oğul Samet Ağaoğlu’na devredilen psikolojik bir miras!.. Ama bu ‘tedbir’, sanırım hatıraların ortak özelliklerinden biri. Ayrıca hatıra yazarı, başkalarıyla ilgili izlenim, yorum ve hükümlerinde hep ‘doğru’yu kaleme aldığı gibi bir yanılsama içinde oluyor. Oysa başkalarının onunla ilgili yorum ve yargıları da tam tersi olabiliyor. Örneğin Necip Fazıl’ın “Benim Gözümde Menderes”te Samet Ağaoğlu’na pek de olumlu bakmadığını hatırlıyorum.

Bütün bunları şunun için söylüyorum: Hatıralar, oldukça öznel eserlerdir, yazarın duygu ve düşüncelerine, inançlarına ve ideolojilerine sıkı sıkıya bağlıdır. Yalın itiraf, mutlak samimiyet oldukça zor. Ağaoğlu’nun “Âşina Yüzler” (Ağaoğlu Yayınevi, 1965)ini tekrar okurken bunu bir daha kavradım.

“Âşina Yüzler”, özellikle 1950-60 DP dönemi ve hemen sonrasına ilişkin önemli tanıklıklar içeren bir eser. Yazar, Orhan Veli ve Sait Faik hariç, o dönemde ‘âşinâ’ olduğu Faik Ahmet Barutçu, Dr. Yusuf Azizoğu, Hasan Dinçer, Kasım Gülek, Osman Bölükbaşı, Ahmet Emin Yalman, Suat Hayri Ürgüplü, Nihat Erim, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Mustafa Cihat Baban gibi pek çok siyasî şahsiyetin portresini çiziyor, onların kişiliğine, ilişkilerine dair yorumlar yapıyor, hükümler veriyor. Şahsiyetlerin çoğu o dönemde DP ya da CHP’de yer almış siyasî kişiler veya Ahmet Emin Yalman gibi gazeteciler. Ağaoğlu, adlarını vermese de anlattığı kişileri zaman zaman sert biçimde yargılıyor, hatta suçluyor, kimi tavırlarını ahlâkî bulmuyor.

Tanıklıkları doğru mu? Sanmıyorum! Çünkü o da dönemin önemli bir siyasî figürü, DP içinde etkin biri. Dolayısıyla rakipleri, tartıştıkları veya birlikte hareket ettikleri var. Ama yazılanları tümüyle kestirip atmak da mümkün değil. Yine de bunları hatırda tutarak, dönemin siyasî kişilikleri ve olayları hakkında bir kanaate ulaşmak mümkün.

Bu ihtiyatla okumama rağmen Ağaoğlu’nun M. Fuat Köprülü hakkında “Picasso’nun Modeli” (s. 169-184) başlığı altında yazdıkları, ilk anda bana şaşırtıcı gelmişti. Çünkü Köprülü’yü ben hep ilmî yüzü ve eserleriyle tanıdım. Bu bakımdan çok değerli eserler ortaya koymuş bir ilim adamı. Ama Ağaoğlu’nun çizdiği ‘siyasî portresi’ oldukça olumsuzdu. Yazar, eserinde onu siyasî bakımdan güvenilmez, DP içinde sürekli fitne çıkaran, ayrılıkların baş müsebbibi, Dışişleri Bakanlığında çok başarısız, ağzından argo kelimeler düşmeyen, zevk ve sefa düşkünü, darbeyi önceden sezip DP’den ayrılan, Yassıada’da arkadaşlarını ‘satan’, her dönemin adamı olmayı başarabilmiş bir kişi olarak sunuyordu. Belli ki Ağaoğlu, ondan hiç hazzetmemiştir.

Köprülü, siyasî olarak böyle bir şahsiyet midir bilemem, ama okuduklarımdan sonra ilim adamlığındaki başarıyı siyasette gösteremediği, hatta kimi kez ilmî doğruları bile siyasete feda ettiği kanaati hasıl oldu bende.

Bir başka örnek de Ahmet Emin Yalman. Türk basınında oldukça tartışmalı bir gazetecidir Yalman. Bir gazeteci olarak siyaseti dizayn etme çabaları var, hatta Ağaoğlu’nun iddiasına göre “Demokrat iktidarın birkaç yılını, (…) o idare etmiş sayılabilir. Hoşlanmadığı bakanları değiştirmiş, arzu ettiklerini Menderes’e kabul ettirmiştir.” (s. 165). Eserdeki “Perde Arkasındaki Kudret” (s. 151-167) başlıklı yazıda, Köprülü gibi Yalman da her devrin adamı olma başarısını gösteren, “Savaşta yenilmiş Osmanlı İmparatorluğuna, Amerikan mandasını tavsiye ed[en]” (s. 153), çıkarlarına göre siyasî saf değiştiren güvenilmez bir kişi olarak resmedilmiş, örneğin bir dönem DP ve Menderes’i göklere çıkarırken, 27 Mayıs’tan sonra “bu sefer de ihtilâlcilere neşideler yazmaya koyul[muş]”tur (s. 164).

Tekinsiz bir siyasî sahnede, tekinsiz hatıralar ve tekinsiz adamlar. “Âşina Yüzler”den bana kalan bunlar!..

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.