İleri demokrasi: Halkın reyi yerine yargının reyi
İktidarlar seçim sistemini kurcalamayı severler. Maksatları seçimin şartlarını biraz olsun kendi lehlerine çevirmektir.
Mesela yeni ayrılan ilçelerin sınırlarını belirlerken özen gösterirler. Nereyi kazanacaklarını, nereyi kaybedeceklerini hesap ederler.
Seçim barajını da barajın altında ve üstünde bırakmak istedikleri partilerin durumuna göre ayarlamaya çalışırlar.
Bunları yaparken iktidarda olmanın avantajını kullanırlar. Bu gibi tasarruflar yasama yetkilerine dahildir. Çok centilmence değil, ama yaparlar.
Tabii bunlar iptidai yöntemler. İptidai yöntemlerle nispeten basit işleri halledebilirsiniz.
İstanbul’da seçimi kaybedince demokrasiyi biraz daha geliştirmeniz gerekebilir!
Ekrem İmamoğlu ilk kazandığında demokrasiyi geliştirdiler! Yargı üzerindeki vesayetlerini devreye sokarak seçimin iptal edilmesini temin ettiler.
Çünkü hiçbir şey olmadıysa bile bir şeyler olmuştu.
İleri demokrasi! Bir ileri bir geri demokrasi!
Seçim tekrarlanınca bir şeyler daha oldu.
İstanbul halkı on üç bin yerine İmamoğlu lehine sekiz yüz bin fark attı.
İstanbul’un ‘sakin’leri kızdı yapılanlara. Demek dışarıdan görüldükleri kadar ‘sakin’ değillermiş!
İktidarın hiç anlam veremediği şekilde Ekrem İmamoğlu bir sonraki seçimlerde de farkı arttırdı. 996 bine çıkardı.
İstanbul halkı aklını peynir ekmekle yemiş.
İktidar biziz. İstanbul’u kazanırsak İstanbul’a daha çok kaynak aktarırız. Bunu düşünmüyorlar.
(İstanbul halkı fetbaz. İstanbul’a aktaracağın kaynaktan çok kendine aktaracağın kaynağı hesap ediyor. Az aktaracağını düşündüğü tarafı seçiyor.)
Seçmen denilen kitlenin sağı solu belli olmuyor. Biraz daha çalışsak daha ileri, daha garantili bir yöntem bulabilir miyiz?
İlk bulduğumuz yöntem, seçimi iptal etmekti, işe yaramadı.
“Bir sokulduğumuz delikten bir daha sokulmamamız” lazım.
Haydi çalışalım.
Yüreğir Adana’nın merkez ilçesi.
Yüreğir’deki başkan vekili seçimi daha önce başka bir vesileyle anlattığım “Ocak bara bağa çıkana kadar” hikayesini andırıyor.
Olay arkadaşım Hüseyin Başer’in köyünde geçiyor. Köyün adı Maküftira. Sonradan Pınarca’ya çevirmişler.
Köyde bir Muhammet dayı var. Muhammet dayı üç kardeşin büyüğü. Öbür ikisi İstanbul’da yaşıyor.
Babaları vefat edince mirası bölüşmek için köyde buluşuyorlar.
Araziyi üçe bölmüşler. Hangi parçanın kime düşeceğini belirlemek için kura çekecekler.
Çekiyorlar. Muhammet “Kabul değil” diyor, “bi daha çekeceğuk.”
Birkaç defa daha çekiyorlar. Her defasında Muhammet itiraz ediyor. “Olmaz, kabul değil, gene çekeceğuk.”
Kardeşler soruyorlar, “Niye çekip duriyruk? Sen ne isteyisun?”
“Ben bi şey istemeyirum” diyor Muhammet, “Ocak bara bağa çıkana kadar çekeceğuk.”
“Ocak bara” dediği, yanlış anlaşılmasın, Rumca falan değil. Ocak-Pâre’nin Of şivesiyle söylenişi. Ocağın, yani evin bulunduğu parça anlamına geliyor.
Yüreğir’in belediye başkanı CHP’li Ali Demirçalı Rüşvetten ceza aldı. İçişleri bakanlığı tarafından görevinden uzaklaştırıldı.
Cezayı hak etmiş miydi? Zemin öyle bozuk ki emin olmamız imkânsız.
Aldıysa başına geleni hak etti. Almadıysa haksızlığa uğradı.
Rüşvet alan, veren her kimse… Yargının takip ettikleri ve etmedikleri.
Hangi partiye mensupsalar, AK Parti, CHP, başka parti. Büyük ya da küçük. Devletlü ya da devletsüz.
İflah olmasınlar!
Bu aklımdan geçenlerin en hafifi. Ötekileri yazamam.
Yüreğir’in hikayesi de şöyle.
Seçim yapıldı, CHP’nin adayı Cafer Boyraz vekil seçildi.
AK Parti itiraz etti. Mahkeme iptal etti. Bir daha seçim yapıldı.
Cafer Boyraz tekrar seçildi. İlk turda salt çoğunluk yetmediği için seçim beş altı defa tekrarlanmış oldu.
AK Parti her defasında Muhammet Dayı gibi itiraz etti.
Sonunda mahkeme belediye başkanvekilliği görevini AK Partili Tarık Özünal’a verdi.
Üsküdar’ın hikayesi de Yüreğir’i biraz andırıyor.
Oy sayımında G’yi 6 okuyan herifin yaptığı bir çeşit yolsuzluk.
Fakat, Üsküdar’da kurulan meclis üyesi pazarı daha büyük yolsuzluk.
Sonuçta ‘ileri demokrasi’ye geçtik.
Yandan çarklı demokrasi.
Kaybettiğimiz seçimi almak için yeni bir yöntem bulduk.
Bu bir inovasyon.
İleri bir zekânın mamulü.
Halkın reyi yerine yargının reyi.
