PISA sonuçlarındaki beklenmedik sıçramanın anlamı ne?

OECD tarafından yürütülen “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA) 2025 sonuçlarında Türkiye, 2022 sınavı sonuçlarına göre beklenmedik bir sıçrama gösterdi.

Türkiye’nin ortalama puanı fen bilimlerinde 476’dan 494’e, okuma becerilerinde 456’dan 472’ye, matematikte 453’ten 462’ye yükseldi. Böylece Türkiye, 2022–2025 döneminde OECD ülkeleri içinde üç alanda da puanını en fazla artıran ülke oldu.

Sıralamadaki değişim ise sürpriz denecek ölçüde çarpıcıydı. PISA’ya katılan ülke sayısı 2022’de 81 iken 2025’te 91’e çıkmasına rağmen Türkiye; fen bilimlerinde 34’üncülükten 19’unculuğa, okuma becerilerinde 36’ncılıktan 18’inciliğe, matematikte ise 39’unculuktan 28’inciliğe yükseldi. OECD ülkeleri arasında da fen bilimlerinde 29’dan 14’e, okumada 30’dan 13’e, matematikte 32’den 23’e yükseliş kaydetti.

Aldığı sonuçlarla Türkiye, OECD ortalamasının; fen bilimlerinde 12 puan, okuma becerilerinde 11 puan üzerinde yer aldı. Matematikte ise 462 puanla 463 olan OECD ortalamasını hemen hemen yakaladı.

Türkiye’nin ortaya koyduğu yükseliş şüphesiz sevindirici.. Ancak tam da büyüklüğü nedeniyle, bu sonuç yalnızca alkışlanması değil, aynı zamanda bilimsel olarak açıklanması gereken bir sonuçtur.

Ortaya çıkan bu tablo, Türkiye açısından şüphesiz son derece gurur verici ve sevindirici bir başarı hikâyesine işaret ediyor. Ancak PISA’nın neyi ölçmek üzere tasarlandığı ve Türkiye’de örneklem kapsamında seçilen okulların sınava nasıl hazırlandığına ilişkin veriler birlikte ele alındığında; sonuçların temsil gücü açısından yeniden değerlendirilmesi gereği ortaya çıkıyor. Çünkü böyle bir yükseliş, yalnızca alkışlanması değil, aynı zamanda bilimsel olarak açıklanması gereken bir sonuçtur.

Açıklanan sonuçlar, Türk kamuoyu ve eğitim çevrelerinde yalnızca bir “ölçme-değerlendirme” araştırmasının verileri olarak değil, uluslararası bir yarışta ülkenin uzun süredir beklediği olağanüstü bir başarı olarak karşılandı. Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, elde edilen sonuçları; “üstün performans” “küresel çapta gurur verici bir olay” ve “tarihi bir başarı” olarak değerlendirdiler.

Sonuçların ilanının ardından, ülkeyi topyekün bir sevinç ve heyecan dalgası kapladı. Sıralamada elde ettiğimiz seviye, haber başlıklarında ve sosyal medya postlarında, “nihayet başardık!,” “en fazla yükselen ülke olduk,” “OECD ortalamasının üzerine çıktık” ifadeleriyle nitelendirildi. Tüm toplum olarak kitlesel bir keyif “öföri” haline girdik.

Peki PISA sınavı nedir? Hangi amaç ve hedefleri taşıyor? Bu sınavda elde edilen yüksek puanlar ve yüksek sıralama değerleri, ne tür bir başarıyı ifade ediyor? Ortada, tam olarak resmi yetkililerin söylemlerinde hakim olan yüksek coşku ve gururu yansıtacak bir durum var mı?

PISA’nın temel amacı; katılımcı ülkelerdeki 15 yaş grubu öğrencilerin bilgi ve becerilerini gerçek hayatta kullanabilme düzeylerini objektif ve karşılaştırılabilir biçimde ölçerek, ülkelerin eğitim sistemlerinin mevcut durumunu ortaya koymak, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini belirlemek ve eğitim politikalarına güvenilir veri sağlamaktır.

“PISA ne değildir?” sorusu sorulacak olursa buna verilecek cevaplar şöyledir:

-PISA ülkelerin birbirleriyle yarıştıkları, bir ülkenin diğerini yenmeye çalıştığı bir sınav veya eğitim olimpiyatı değildir.
-Seçilen öğrencilerin olabildiğince en yüksek puanı almalarının beklendiği ve hedeflendiği bir başarı sınavı değildir.
-Tek tek öğrencileri, öğretmenleri veya okulları başarı sırasına koymak için yapılmaz.
-Sınav sonucunda öğrencilerin ve dolayısıyla ülkelerin aldıkları puanlar ve sıralama dereceleri bir hakkın veya imtiyazın kazanılması veya kaybedilmesi sonucunu getirmez.

PISA, eğitim sisteminin röntgeni veya biyokimya tahlilidir. Amaç, röntgende iyi görünmek ya da tahlillerde ideal sonuçlar elde etmek değil; bedenin mevcut durumunu yansıtan bulguları gerçek değerleriyle, olduğu gibi görebilmektir.

PISA öncesinde sınav yapılacak okullarda bazı hazırlıkların yapılması şüphesiz gereklidir. Öğrencilerin bilgisayar tabanlı sınav formatını tanıması, öğretmen ve uygulayıcıların prosedürü bilmesi; öğrencilerin sınav formatına yabancılığının ve sınav kaygısının azaltılması, daha önce kamuya açıklanmış örnek PISA sorularını görmeleri normal hazırlık sürecinin parçalarıdır. Bunlar bilgilendirme, farkındalık, teknik altyapı ve uygulamaya hazırlık kapsamındadır. Ancak, sınavın örneklem kapsamında seçilen okulların özel olarak parlatılmış performansını ölçmek için yapılması, PISA’nın amacına ve işlevine aykırıdır.

PISA 2025’te, Türkiye’de 15 yaşında eğitimini sürdüren yaklaşık 920.900 öğrenciyi temsil etmek üzere bir örneklem oluşturuldu ve bu kapsamda 203 okuldan 7.702 öğrenci sınava girdi.

Bu beklenmedik sıçramanın ardından cevaplanması gereken temel soru şudur:

Alınan sonuçlar, geçmişteki düşük puanlardan kırılan ulusal gururumuzu tamir etme refleksiyle, sınav yapılacağı önceden bilinen okullarda daha yüksek puan elde etmek amacıyla öğrencilerin özel, planlı ve yoğun bir hazırlık sürecinden geçirilmesinin eseri midir? Yoksa sonuçları değiştirmeye yönelik herhangi bir özel müdahale olmaksızın, örneklem grubunu oluşturan öğrencilerin o tarihteki gerçek ve doğal bilgi-beceri düzeyini mi yansıtmaktadır?

Yalnızca seçilen okullardaki öğrenciler aylar boyunca sınav performansını arttırmaya yönelik yoğun PISA tipi soru çalışmalarına alınır, deneme sınavları uygulanır, ek kurslar verilir, test stratejileri çalıştırılır veya ülkenin diğer okullarından farklı bir eğitim müdahalesine tabi tutulursa; böyle bir durumda artık rastgele seçilmiş okulların doğal öğrenci kitlesinin bilgi ve beceri seviyesi değil, başarıya odaklanmış ve sınavdan daha yüksek sonuç almaya yönelik özel olarak hazırlanmış bir öğrenci grubunun performansı ölçülmüş olur. Bu sonuç Türkiye’ye genellendiğinde, ülke ortalamasının olduğundan yüksek çıkması, dolayısıyla ulusal verinin temsil gücünün ve istatistiksel sağlığının tartışmalı hale gelmesi sonucu doğar.

Bu durum, uluslararası alanda Türkiye’nin eğitim seviyesi açısından olumlu bir algı oluşturabilir; ancak ülkenin içinde bulunduğu gerçek eğitim düzeyini değiştirmez.

Bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz: Bir ülkedeki yetişkinlerin ortalama fiziksel kondisyon düzeyini ölçmek amacıyla genel toplumu temsil edecek biçimde rastgele 2.000 kişi seçtiğinizi düşünün. Bu kişileri ölçümden önce üç ay boyunca özel antrenör, diyetisyen ve yoğun spor programıyla çalıştırırsanız; test günü elde ettiğiniz yüksek performans değerleri kendi içinde tamamen doğru olabilir. Ancak, bu değerler artık toplumun doğal kondisyon seviyesini temsil etmez.

Aynı şekilde, başarı düzeyi ölçülecek öğrencilerin bilgi ve beceri seviyesini sınav öncesinde olağan dışı bir müdahaleyle yükseltirseniz, doğru sonucu almayı amaçladığınız ölçme düzeninin kendisini bozmuş olursunuz. Bu, hastalık şüphesiyle yaptıracağınız biyokimya tahlilinden hemen önce kan değerlerini mümkün olduğunca iyi gösterecek müdahalelerde bulunmaya benzer; laboratuvar sonucu teknik olarak doğru olabilir, fakat bünyenizin öğrenmek istediğiniz gerçek durumunu göstermez.

PISA sonuçları da aklı başında bir kişinin kendi sağlığına ilişkin radyolojik görüntüleme veya biyokimya tahlillerini değerlendirirken göstereceği rasyonellik ve soğukkanlılıkla ele alınması gereken verilerdir. Sonucun iyi çıkmasına sevinmek doğaldır; ancak asıl mesele, sonucun gerçeği ne ölçüde doğru temsil ettiğini anlamaktır.

“İstatistiki zaman serilerinde” böyle büyük ve ani sıçramalar mümkündür; ancak bunlar genellikle sıradan bir eğilim değişikliği olarak görülmez. Trendin eğiminde bu ölçekte bir değişiklik ortaya çıktığında, bunun arkasındaki yapısal kırılmanın açıklanması gerekir.

Doğal olarak uluslararası arenada PISA sonuçları; “PISA’ya giren 7.702 öğrenci geçmişe göre çok daha başarılı oldu” şeklinde değil, “Türkiye’deki 15 yaş grubu öğrenciler genel olarak bu ölçüde ilerledi” şeklinde yorumlanmaktadır. Eğer sonuçlar ülke genelindeki 15 yaş grubunun bilişsel performansında böylesine yüksek bir sıçrama gerçekleştiğini ifade ediyorsa, bunun güçlü biçimde açıklanabilmesi gerekir. Müfredatın, öğretmen niteliğinin, okul altyapısının, sosyoekonomik koşulların, öğrenme kayıplarının veya öğrenci başarısını etkileyen diğer unsurların ülke çapında ve bu kadar kısa sürede hangi mekanizmayla iyileştiğinin ortaya konulması; bu gelişmenin eğitim sisteminin diğer bağımsız göstergeleriyle de doğrulanması beklenir. Çünkü böyle bir başarı varsa, bunun mekanizmasını anlamak; en az sonucun kendisi kadar değerlidir.

Acaba PISA sonuçlarında gördüğümüz keskin yükselişe paralel olarak Türkiye’de gerçekleştirilen diğer sınavlarda da benzer ölçekte bir başarı artışı gerçekleşmiş midir? Bunu anlamak için PISA’nın örneklem üzerinden verdiği tabloyu, ulusal sınav göstergeleriyle karşılaştırmak gerekir.

Bu noktada bakılabilecek en geniş ulusal gösterge LGS’dir. Eğer PISA’daki yükseliş aynı zamanda genel öğrenci evreninde benzer büyüklükte bir yükseliş yaşandığının göstergesi olarak kabul edilecekse; 15 civarındaki yaş grubunun neredeyse tamamının katıldığı LGS sonuçlarının da önceki yıllara göre aynı yönde güçlü bir iyileşme göstermesi beklenir.

Ne yazık ki 2022–2026 LGS sonuçlarındaki genel görünüm, PISA 2025’te görülen üç alanlı ve keskin sıçramayı tek başına açıklayabilecek nitelikte değildir.

2022 LGS’de ortalama doğru sayıları Türkçede 9,22, matematikte 4,74, fen bilimlerinde 9,50 civarındaydı. 2026’da ise soru güçlüklerinden hareketle yaklaşık değerler Türkçede 9,4, matematikte 5,6 ve fen bilimlerinde 9,0 düzeyindedir. Başka bir ifadeyle dört yıllık dönemde Türkçede esaslı bir yükseliş yoktur; matematikte sınırlı bir artış görülürken fen bilimlerinde artış değil, hafif gerileme var. Kısacası LGS’de, aynı doğrultuda ve ölçekte bir genel sıçramanın yansımasını göremiyoruz.

Bir ülkenin belirli yaştaki öğrenci nüfusunun eğitim becerileri ve bilişsel performansı üç yıl gibi kısa bir sürede bu ölçüde topluca yükselmez. Böyle bir kitlenin ilerlemesi daha çok tedricî, kademeli ve düzenli bir yükseliş şeklinde gerçekleşir. Bu nedenle genel kitlesel başarıda esas olarak “sıçrama”dan değil, gelişmeden söz etmek daha doğrudur.

Düzenli ve süreklilik gösteren gelişme hem eğitim sistemlerinin doğasına hem de sağlıklı bir dönüşüm sürecinin mantığına daha uygundur.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.