Türkiye’de teknoloji neden durdu?
Türkiye hakkında bazı yapısal sorunları çok sıkı takip ederim. Mesela 2010’lardan beri “orta sınıf” erimesini yakından takip eder ve gündeme taşırım. Ya da 2017 yılından beri doğum oranlarındaki sert düşüşün demografik tehlikesini yazar dururum.
Yakından takip ettiğim bir başka konu da ülkemizin teknolojik seviyesidir. Bu veriyi ihracat üzerinden sıkı takip ediyorum.
Geçen hafta Ekonomi Gazetesi şu manşeti attı: “Sanayi orta teknoloji tuzağından çıkamıyor”
Haberin temeli; ISO-500 ve ikinci 500 şirketlerinin teknoloji düzeyine bağlılığıydı. Bin büyük sanayi kuruluşunda katma değerin 3’te 2’si hâlâ düşük ve orta-düşük teknoloji üretiminden sağlanıyordu. 100 liralık üretimin sadece 7,2 lirası yüksek teknolojiden sağlanıyordu. Toplam katma değerin %66,3’ü düşük ve orta-düşük teknolojili üretimden geliyordu.
Defalarca verdiğimiz grafiği bu kez son verilerle yine size iletmiş olalım: 1999 yılında ihracatın %26,05’i yüksek ve orta-yüksek teknoloji üretiminden geliyordu. Bu oran 8 yıl sonra (2007 yılında) yüzde 36,90’a çıkmıştı.
(Not: 1998’den 1999 yılına teknolojik ürün ihracatında çok sert yükseliş olduğundan bunu dikkate almıyorum.)
1999-2007 yıllık teknolojik ilerleme oranımız yıllık 1,36 puandır. Eğer benzer şekilde ılımlı bir iyileşme devam etseydi bugün yüksek ve orta-yüksek teknolojik ürün ihracat oranımız %44,0 yerine %62,68 seviyesinde olacaktı.
2017 yılında da teknolojik seviyemiz eşitlenmiş olacaktı. Yani ihracatımızın yarısı düşük diğer yarısı da yüksek teknoloji olacaktı. Ama yüksek teknolojide hâlâ yüzde 44,0 seviyesindeyiz.
Bir notu daha ekleyelim: Özellikle son 4 yılda teknoloji seviyemiz ciddi bir ilerleme kaydediyor. Yüksek teknoloji ihracatımızın payı %36,89’dan 4 yılda %44,0’e çıkarak önemli bir başarıya imza atmış oldu. Hatta bu başarı 1999-2007 artış trendinin bile üzerinde bir başarı olarak kayda geçmiştir.
“Teknolojik ilerlemenin faydası nedir?” derseniz, hemen söyleyeyim: Refah…
2022-2026 arasında dolar bazında asgari ücret %88,9 artarken asgari ücret üstündeki ücretler %136,0 artmıştır. Bu demektir ki yıllarca süren düşük teknoloji bağımlılığının getirdiği orta sınıf ezilmesi son 4 yılda tersine dönmüş oldu.
Üst ücretler dediğim bu kesim Nisan 2022’de (yıllık ortalamaya göre) açlık sınırının %43,9 üzerinde gelir elde ediyordu. Şimdi bu gelir açlık sınırının %50,1 üzerine çıkmış durumda.
SGK BÜTÇEYİ ÖRTÜYOR?
Hafta sonu Sözcü gazetesinden Erdoğan Süzer’in haberinde gördüm. “Bütçe açığını SGK üzerinden örtüyorlar” diyordu.
Bütçe verilerine bakıyoruz: Sağlık, emeklilik ve sosyal yardım giderleri ilk 3 ayda aylık ortalama 190 milyar TL. Nitekim bunun da 182 milyar lirası SGK’ya aktarılmış.
Aktarılan bu kalem, nisan ayında birden 89 milyar liraya geriliyor. SGK verisinde ise Hazine’den gelen para 182 milyar lira yerine nisanda 115 milyar liraya düşüyor.
Ortada ciddi bir sapma olduğu aşikar.
SGK tahsilatını mı artırdı yoksa SGK’ya aktarılan kaynak mı azaltıldı ya da Hazine’de destekler mi kaldırıldı?
Ne olduğunu önümüzdeki aylarca daha net göreceğiz ama Hazine’den SGK’ya aktarılan kaynak çok ciddi şekilde kısılmış durumda.
Acaba bunu aralık ayına kadar gizleyip birden mi gerçek nakit açığını göreceğiz? Açıkçası henüz bilemiyoruz. Bir başka sürpriz veri de burada gizleniyor. İzleyeceğiz.
SORUN ŞİMŞEK Mİ?
İktidar cenahında ekonomik sorunların kaynağı olarak Mehmet Şimşek merkezli bir kampanya el altından sürdürülüyor.
Sanırsınız Şimşek çok başarısız.
Size ilk cümlemi söyleyeyim: Şimşek olmasaydı ve sizler o eski saçma sapan ekonomi politikası ile devam etseydiniz şu anda Türkiye çoktan iflas etmişti.
Şimşek sizi ve bizi iflastan kurtardı.
İkinci cümlemi de söyleyeyim: Ekonomi programının bu derece başarısızlığa uğraması ülkede demokrasiye karşı yapılan siyasi operasyonlardır. Mesela Mart 2025’te İmamoğlu tutuklanmadan önce tahvil faizleri yüzde 38,0’lerdeyken sonrasında hızla yüzde 51,0’lere yükseldi.
Bugün İmamoğlu ve Özgür Özel operasyonları yapılmamış olsaydı kredi faizleri yüzde 55’lerde değil yüzde 45’lerde seyretmiş olacaktı.
Acaba bu durumda ekonomi de bu derece sıkışmış mı olurdu?
İktidarın trol kafaları, ekonomideki sorunların analizi için Hazine ve Maliye Bakanlığına bakacağınıza Adalet Bakanlığına bakmanızı öneririm. Enflasyon-kredi-faiz makası, adaletin terazisi şaştığında sapmış oldu.
Şimşek göreve geldiği günlerde söylemiştim: Ya dik dur ya da seni ezer geçer ve günah keçisi ilan ederler. Mıy mıy mıy ile bu işler yürümez.
Londra’daki sunumunuzda bile “İmamoğlu operasyonu” diyememiş ve piyasadaki sapmayı “iç şoklar” diye tanımlamışsanız. Bu yük sizin sırtınıza yüklenilir ve günah keçisi ilan edilirsiniz.

