Bir skandalın düşündürdükleri…
Son günlerde önüne ‘skandal’ sıfatı yapıştırılarak konuşuluyor ama, bazı fonlara yatırımın ekonominin sınırlarını taşan oranlarda kâr getirmesinin sonunda bir balon gibi patlayacağını, bilmesi gerekenler biliyormuş…
Bilmeyenler, patlama sesi duyulana kadar paralarını fona emanet edenler…
İlgili bakan -Mehmet Şimşek- aylar öncesinden kaçınılmaz sonucu ihsas eden açıklamalar yapmış…
Buna karşılık, ilgili kurumların yöneticileri, patlamanın bu denli büyük olmasını engellemek için kıllarını kıpırdatmamışlar…
Tersine, vermemeleri gereken izinleri vermişler…
Önemli fonları yöneten kişi -şimdi cezaevinde-, fonlar konusunda etkili bir resmi kurum olan Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) yönetim kurulu üyeliği görevini son ana kadar sürdürmüş…
Ne olacaksa oldu, kazan çömlek patladı. Şimdi artçı şoklarla baş etme zamanı…
Kamuoyu, bu arada tasarruflarını değerlendirmek amacıyla sonradan kapatılan fonları tercih etmiş olan yatırımcılar da, fal taşı gibi açılmış gözlerle, sistemden kimlerin nemalandığını merakla izlemekteler…
İlk piyango, AK Parti genel başkan yardımcısı unvanına sahip eski bir bakan ile eşine çarptı.
Muhalefet partisi YENİ Parti’nin sözcüsü Zeynel Emre, eski bakan (63.4 milyon TL) ve eşinin (99.7 milyon TL) yatırdıkları yaklaşık 160 milyon TL’lerinin, dört ay içerisinde kendilerine 2 MİLYAR170 milyon TL olarak döndüğü iddiasını paylaştı. [Küsuratı bile ana paradan fazla.]
Onlar paralarını fona yatıracaklarına, fon içerisinde kıymeti akıl almaz oranda artan bir hisse senedini tercih etmişler…
Eski bakan genel başkan yardımcılığı görevinden ‘affını istemiş’; isteği kabul edilmiş…
[AK Parti’nin ikinci döneminde görevden ayrılma eylemi için ‘istifa’ sözcüğü yerine ‘affını istedi’ kalıbı kullanılıyor. Bunu tuhaf karşılayanlardandım. İlk defa gerçekten ‘af’ edilmeyi akla getiren bir eylem söz konusu ve kalıp bu kez yerinde.]
Rakamlar o kadar yüksek ki, insanın aklı karışıyor…
Ülkemizin en zenginlerinin MİLYAR TL’yi bir çırpıda bir araya getirmekte zorlanacaklarını sanırım…
Nereden bulmuşlar?
Vergilendirilmiş kazançla mı elde edilmiş?
Yoksa furyadan yararlanmaya karar verildiğinde, ekonomide ‘carry trade’ denilen yola başvurup, kendilerini güvenilir bulan bankalardan kredi çekerek mi toplanmış bu paralar?
Öyle ise, acaba kamu bankaları mı devrede?
[Bu arada, daha kısa bir sürede 9 MİLYAR TL’sine 2 MİLYAR TL kazandırmış bir şarkıcı ve eşinden de söz ediliyor, ama şarkıcı “Ben bu işte yoktum” savunmasında…]
Kapatılan fonlara para yatırmışların sayısı 455 bin 758…
Ülkemiz vatandaşı her 175 kişiden biri yani…
İçlerinde parasını faizsiz değerlendirmek için yatırım fonlarını tercih etmekte olan, atıl duran 100-150 bin TL’sini bu fonlara kaydırmış bulunan sıradan yatırımcılar çoğunluktadır sanırım; ancak şimdiye kadar adı geçenler onlardan değil…
Belli ki, deveyi havuduyla yutmanın peşinde olan kişiler…
“Gelin” denilmiş gitmişler, “Şimdi çıkın” denildiğinde de heybelerini parayla doldurup çıkmışlar…
Kamuoyu “Kim bunlar?” merakında…
Özellikle fonlar konuşulurken isimleri ortalığa dökülenlerden hareketle bundan sonrasına olağanüstü dikkatle yaklaşmak gerekiyor…
Özellikle de devlet yönetiminde ve iktidar partisinde yer alanlar açısından…
AK Parti’nin ilk döneminde patlayan çift defterli banka skandalının mağdurlarının telafisi süreci, o dönemde sorumluluk taşımış politikacı ve kadrosunun bugün dahi övündükleri bir maharetle sonuca ulaştırılmıştı.
Bugün daha da dikkatli olmak şart.
Sonuçta, yalnızca çoğu mağdur 455 binden fazla kişi değil, toplamı 18 MİLYAR DOLAR olan bir meblağ da söz konusu.
MİLYON TL’lerin bir çırpıda MİLYAR TL’ye doğru evrilebildiği bir mekanizma içerisinde 100 milyon TL ile yer alanlar MİLYAR TL sahibi olabilmişlerse şu soru kaçınılmaz oluyor: Bu kadar parayı ne yapacaklardı?
Konunun güvenlik boyutu da var, sizin anlayacağınız…
İkinci ve en az onun kadar önemli yön de güvenilirlik boyutu…
Daha şimdiden, “O da mı?” sorusu eşliğinde bazı önemli isimlerin telaffuz edildiği bir ortam doğdu. Ortalığa yoğun bir sis dalgası hakim. “Sonunda bunun üstünü örterler” kuşkusunun yarattığı bir sis bu.
Baştan tedbir alarak olayın bu boyutlara ulaşmasını önlememiş olan kurumlar ve o kurumların yönetimlerinde bulunanlara emanet edilirse sorun, görünüşte -ve gerçekten de- hakka uygun bir sonuca kavuşturulsa bile, insanların tatminsizliğe sürüklenmesi kaçınılmaz.
Konunun soruşturulmasının ve çözüme kavuşturulmasının görece bağımsız bir komisyona emanet edilmesi ciddi biçimde düşünülmeli.
Aksi halde…
Yanlış bir yaklaşımın siyasi sonuçları olabilir…
