Yazıcıoğlu ile Kozinoğlu vak’alarında gerçeğe ulaşılmak isteniyorsa…
İstanbul’un ünlü başsavcısı Akın Gürlek, Adalet Bakanı olduktan sonra, kendisini her gün hatırlatan işler yapıyor: Eski dosyalar açılıp çözme amacıyla üzerlerine gidiliyor…
Aslında başka ülkelerde çoktandır gündemde olan bir iş yapılıyor.
Bunun 2003 yapımı bir dizisi var Amerika’da. Adı ‘Cold Case’… Tozlu raflarda ‘faili meçhul’ olarak duran dosyalar yeniden ele alınıyor ve “Galiba yırttım” diye düşünen fail/leri ortaya çıkartılıyor, dizide…
Teknoloji, buna imkan sağlayan…
İlk kez Adli Tıp uzmanları tarafından 1986 yılından itibaren İngiltere’de kullanılmaya başlanan DNA yönteminin bunda katkısı fazla.
DNA’nın, uzmanlara, “Katil bu” diye bir haykırmadığı kalıyor…
Tabii, ilk soruşturmanın eğitimli Emniyet mensuplarınca yapılmış olması da şart.
Nitekim, üstü örtülü kalmış, ancak ailelerinin sürekli hatırlatmasıyla gündemden düşmeyen cinayetlerin bu yeni dönemde künhüne varılıyor…
Munzur Üniversitesi -Tunceli- öğrencisi Diyarbakırlı Gülistan Doku’nun, üzerine ‘kayıp’ yazılarak kapatılmış dosyası, ailenin konuyu Bakan Gürlek’in dikkatine getirmesi üzerine, yeniden açıldı.
Önemli bir gelişme bu.
Gülistan Doku vakası, ‘faili meçhul’ dosyaları yeniden açılırken nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair işaretler taşıyor…
İlk işaret, her konuya at gözlüğü takılarak değil, mümkün olan en açık zihinle yaklaşılması gerektiği…
“Kayboldu” denilen üniversite öğrencisi kızın, babası dosyanın üzerini kapattırabilecek güçte bir yerel yönetici olan bir arkadaşı tarafından öldürülmüş olabileceği düşüncesi, soruşturmanın üzerindeki sisi dağıtmaya yarayacağa benziyor…
Devleti yerelde temsil eden birinin isterse neler yapabileceği düşüncesi o yolu açtı.
“Faili meçhuller” denildiğinde akla ilk gelen Doğu ve Güneydoğu illerimizde işlenmiş, geçmişte uzun süre aydınlatılamamış ‘politik’ nitelikli cinayetlere de, aynı zihin açıklığıyla ve tabii teknolojinin yeni imkanları da kullanılarak yaklaşılırsa, sonuç almak mümkündür.
Bu yapılmalı.
Gülistan Doku vakasının çözüme kavuşturulma yolunda olmasından alınabilecek ikinci işaret daha da önemli: Hiçbir olaya peşin fikir ile yaklaşılmaması gerekir…
Hemen her olay için akla hemen gelebilen ‘olağan şüpheliler’ vardır ve onların da üstüne gidilebilir. Ancak peşin fikirle yaklaşmak yerine, her olaya “Acaba?” sorusu zihinlerde taşınarak yaklaşmak gerekir…
Toplum olarak, biraz da medyanın yardımıyla, günlerdir siyasi ağırlığı da bulunan iki vak’ayı tartışıyoruz.
Büyük Birlik Partisi’nin genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun takipsizlik kararıyla sonuçlandırılan, helikopterinin düşmesi sonucu hayatını kaybettiği vak’a bunlardan biri…
Çoktan ıskartaya çıkartılması gereken eski mi eski bir helikoptere bindiği anlaşılıyor Yazıcıoğlu’nun… Kış şartlarıydı evet ama, helikopterin düştüğü mahale ancak 48 saat sonra ulaşılabilmesi de kuşku uyandırıyor.
Suikast olabilir mi?
Elbette olabilir.
‘Olağan şüpheliler’ derhal devreye sokularak konunun üzerine gidildiğini görüyoruz.
“FETÖ” deniliyor ve olayın Adli Tıp tarafından açıklanacak yönleri üzerinde durulmadan daha çok güncel peşin fikir ile kolay çözüm yolu aranıyor…
Elbette FETÖ ilişkisi üzerinde durulsun, ancak somut kanıtlara bakılarak da kuşkuların ortadan kaldırılması için akla gelebilecek-gelmeyebilecek bütün varsayımlar da düşünülsün.
Cezaevindeyken hayatını kaybeden MİT mensubu olduğu bilinen Kaşif Kozinoğlu ile ilgili gelişme de öyle.
Dosyası 2011 yılında takipsizlik kararı verilerek kapatılmıştı, kabri de açılarak olayın bir cinayet olma ihtimalinin üzerine gidiliyor.
Kozinoğlu vak’ası medyanın gündeminde.
Peşin fikir o vak’ada da söz konusu; bir tek ‘olağan şüpheli’ üzerinde duruluyor…
Başka pek çok başka gizemli olayla birlikte Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünü de ekrana yansıtan ‘Kurtlar Vadisi’ TV dizisi de gündeme taşındı, ama Adli Tıp raporu bile beklenmeden orada da ısrarla FETÖ irtibatı aranıyor…
Oysa konunun üzerine daha açık bir zihinle yaklaşılsa, belki yalnız o vak’ayı değil yakın tarihlerde meydana gelmiş halen failleri meçhul başka cinayetleri, suikastları aydınlatabilecek ipuçlarına ulaşılabilecek…
Belki…
Açık zihinle yaklaşılarak yöneltilebilecek sorular peşin fikirle sorulan tek yanlı sorulardan daha fazla işe yarayabilir.
Cinayetler ve siyasi suikastları ekrana taşıyan yabancı diziler ve filmlerde gördüklerim ile entrika dolu romanlarda okuduklarım, bana, doğru yöntemin bu olduğunu düşündürüyor…
FETÖ olabilir mi? Bu soruya da cevap aranmalı elbette. Ancak, gerçeklerin peşindeysek, hiç değilse şu basit soru da zihinlerde olmalı: Acaba?
Gülistan Doku vak’asını doğru zemine oturtanlar, Doğu ve Güneydoğu’daki faili meçhulleri de, Yazıcıoğlu ile Kozinoğlu vak’alarını da gerçekliğe kavuşturabilir.
