Silivri’de duruşmada…

İBB duruşmaları ve birbirini takip eden olayları izlerken anılar beni yakalayıverdi.

Silivri’deki o duruşma salonunu iyi bilen avukatlardan biriyim ben de.

Acaba şimdiye kadar o salonda sakinlikle, tarafsızlıkla ve adil yargılama ilkesine uygun bir yargılama başlamış mıdır?

Pek sanmıyorum.

Neden, çünkü bu “siyasi” denen davaların duruşmaları sükûnetle geçmez, geçemez.

En azılı adi suç örgütü davası, çete davası, seri cinayetler işleyen katilin davası olsun mesela, bu davaların duruşmalarında “siyasi” davaların gerginliği yaşanmaz.

Oysa “siyasi” davalarda çoğunlukla mahkeme heyeti ile sanıklar ve avukatları arasında inceden hasımlık havası salonunun her yerine yavaş yavaş yayılır.

O hava bazen dağılmış gibi görünse de dağılmaz, çünkü dava “siyasi”, hasımlık var bir kere serde…

Şüphesiz yasanın amir hükmü gereği mahkemeyi yönetme, duruşma düzenini sağlama yetkisi mahkeme başkanına verilmiştir.

Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin ya da sanığın “savunma hakkının kullanılmasını engellememek” koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder, hatta dosyanın durumuna göre duruşmayı yokluğunda da sürdürebilir.

Hatta daha ötesinde, mahkeme başkanı duruşmada herhangi bir kişinin suç işlediğini kabul ederse suç işleyen kişinin o anda yani duruşmada tutuklanmasına da karar verebilir.

Tüm bu düzenlemelerin amacı yargılamanın yasalara uygun olarak sağlıklı ve süratli bir şekilde yapılmasıdır.

Peki güzel ama eğer mahkeme yargılamayı tarafsız ve adil yargılama ilkesine uygun yönetmez ise yargılananlar ne yapacak değil mi?

İşte tam burada beni yakalayıveren anılarımın birinden size söz edeyim; benim de otuz beş yıllık meslek hayatımda bir ilkti.

Dava o bildik “siyasi” davalardan.

Yargılananlar akademisyen, yazar.

Suç darbeye teşebbüs etmek. Nasıl mı?

Yazı yazmak, düşünce açıklamak yolu ile. Hem de subliminal mesaj vererek.

Salon hep gergin.

Öyle ki bırakın izleyicileri, avukat olarak benim yanımdaki meslektaşım ile fısıltı şeklinde konuşmam yasak.

Ben bir şey söyledim mi, mahkeme başkanı hemen önündeki mikrofonun tuşuna basıp “konuşmayın dikkatimi dağıtıyorsunuz” diyebiliyor mesela. Müvekkillerin menfaati için duruşmanın devam etmesi, araya başka meselelerin girmesine izin vermemek gerektiğine inandığımdan, bunlara çok aldırmamıştım.

Ama yargılama devam ederken bir müvekkilim hakkında AYM Genel Kurulu karar verdi, üç ayrı hak ihlali saptadı, ihlallerin son bulması için beklenmeksizin tahliye edilmeli dedi.

Mahkeme ne yaptı? İtina ile anayasayı yok saydı.

“Peki güzel ama eğer mahkeme yargılamayı tarafsız ve adil yargılama ilkesine uygun yönetmez ise yargılananlar ne yapacak değil mi?” sorusunu ondan sorup duruyorum.

Duruşma günü geldi, başkan davayı bitirmek istiyor ve savcıya mütalaa için vereceğini söylüyor ben ısrarla dava dosyası içinde bir AYM kararı olduğunu ve dosyada böyle bir karar yokmuş gibi davranılamayacağını söylemeye çalışıyorum.

Mahkeme başkanı beni susturmak istiyor; “söz vermedim, konuşamazsınız” diyor.

Elbette susmadım, ısrar ettim; “AYM kararını okutmadan savcılığa veremezsiniz”.

Mahkeme başkanı ne yaptı biliyor musunuz?

Önündeki mikrofona basıp güvenlik görevlisi de çağırmak suretiyle beni mahkeme salonundan çıkarttı.

Anayasaya uygun, adil bir dava için ısrar ederken atılmış olmanın sıkıntı veren bir yanı olamaz, ancak müvekkillerim içerde avukatsız kalmıştı.

Zordur siyasi davalar, herkes için zordur. Adil yargı için çırpınan için de zordur, uymadan görüntü yargılamaya kalkan için de…

Düşünün ki, tutuklama dâhil en geniş yetkiler mahkeme başkanlarında.

O mahkeme başkanı hakka hukuka uygun duruşma yönetir ise ala ki yönetebilir elbet.

Salonu rahatlatır, gerginliğe izin vermez, izleyiciler, sanıklar ve avukatlar ile dayanışarak, ikazlarını yaparak yürütebilir.

Bunun için de tecrübeye, kapsayıcılığa ihtiyaç vardır.

Aynı şekilde kurallara uyma zorunluluğu yargılananlar ve izleyiciler için de geçerli.

Eğer heyette bu kapsayıcılık yoksa ve izleyici ya da yargılananlar tarafında da kuralları umursamama yaklaşımı varsa maalesef gerginliğin çok hızla artarak tırmanması mümkün.

Örneğin bir milletvekilinin cübbe giyerek avukat sırasına oturması, kalkması istendiğinde kalkmamakta ısrar etmesi üzerine bir gün yargılamanın yapılamayışı gibi.

Oysa o milletvekili de bilir ki milletvekili, milletvekilliği boyunca avukatlık yapamaz.

Böyle başlayan bir gerginlik mahkeme başkanı tarafından da yönetilemeyince ne oldu?

Hafta başında Silivri’de duruşma yapılamadı.

Daha da ağırı arkadan sökün etti, salona girecek olan tutuklu yakınları için sınırlama geldi. Her tutuklu için sadece bir yakınının salona alınmasına karar verdi. Mahkeme gerektirdiği ölçüden fazlasına gitti.

Bugün bayram…

Uzunca bir süredir adalet duygusunu hissetmez, yaşamaz olduk.

Geçmişte çok güzel bayramlarımız olmuştu.

Gene olacak, biliyorum.

Adaleti aradığımız, adaletin susuzluğu ile sınandığımız son bayramımız olsun.

Tüm okurlarımıza iyi bayramlar…

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.