Sosyal maliyet 86 milyonun
Önce son açıklanan yıllık veriyi izah edelim.
İktidarın ve çevresinin temel tezi “Gelir seviyesindeki artış ve yaşam tarzındaki değişimlerden kaynaklı bir doğum oranı düşüşü yaşıyoruz” şeklinde. Bilal Erdoğan en net şekilde şöyle ifade etmişti: “Efendim, ekonomi kötü! Geçim sıkıntısı var ve ondan çocuk yapılmıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, gelir düzeyi arttıkça çocuk sayısı azalıyor. Eğer öyle olsaydı varlıklı insanlar daha çok çocuk yapardı, yapmıyorlar” demişti.
Çok ama çok basit mantıkla baktığınızda tespit tamamen doğru. Ama alt detaya indiğinizde olayın başkaca boyutları var.
Bir ülkenin nüfusunu aynı seviyede koruması için gereken doğum oranı 2,1’dir. Türkiye olarak 2003-2016 AK Parti iktidarı döneminde ortalama doğum oranı da zaten 2,12 seviyesinde gerçekleşmişti.
Mesela 2003 yılında 2,09 olan doğum oranı 2016 yılında 2,11 ile daha yüksek seviyeye ulaşmıştır. Hatta 2014 yılında ulaşılan 2,19 doğum oranı AK Parti döneminin rekorudur. (1 milyon 351 bin doğum sayısı da bir rekordur)
Dikkat ediniz, doğum oranı ve doğum sayısı rekoru 2014 yılıdır. Eğer yukarıdaki iktidar görüşü ile olaya yaklaşırsak AK Parti 2002 yılından 2014 yılına kadar ülkeyi geriye götürmüş olmalıydı.
Oysa rakamlar tam tersi olarak AK Parti’nin en parlak dönemini 2003-2014 olarak gösteriyor. (Ekonomi ve güven düzelince ülkemizde doğum artıyor)
Not: 2025 yılında doğum sayısı 895 bin ve doğum oranı da 1,42 düzeyine gerilemiştir.
BİZDEN ZENGİN ÜLKELER!
Eğer doğum oranı refah artışı ile düşüyorsa şu soruya cevap arayalım:
2018 yılında Türkiye 1 milyon 257 bin doğum ve 2,00 doğum oranı ile Avrupa’da lider konumundaydı. Avrupa’da ise doğum oranı ortalaması 1,56 seviyesindeydi.
2025 yılına geldiğimizde bizim doğum oranımız 1,42’ye gerilerken Avrupa’nın ortalaması 1,34’e gerilemiş oldu. Aradan geçen sadece 7 yılda Avrupa’nın doğum oranı ile farkımız 0,44 puandan 0,08 puana gerilemiş oldu.
2018 yılında Avrupa’da ilk sırada yer alırken şimdi Bulgaristan (1,72), Fransa (1,61), Slovenya (1,52), Danimarka, İrlanda (1,47), Slovakya, Hırvatistan (1,46), Belçika (1,44), İsveç, Hollanda (1,43) bizim üzerimizde bir doğum oranına sahip.
O vakit iktidar tarafının görüşüne göre, bu 10 ülke bizden daha fakir ve geri kalmış ülke oluyor. Ya da bizler 2018 sonrası muazzam bir refah artışında Avrupa’nın bu 10 ülkesini geride bırakmış oluyoruz.
GERÇEKLER…
TEPAV - Burcu Aydın gerçek durumları tane tane yazmış. Yazısından bazı bölümleri alıyorum:
“Büyükşehirler göç almasına rağmen en düşük doğurganlık oranına sahiptir. Bu durum sorunun sadece demografik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal politikalarla ilişkili olduğunu gösteriyor. “
“AB’de yüksek doğurganlık oranı, Danimarka, Belçika ve İsveç gibi sosyal devlet mekanizmalarının daha güçlü olduğu ülkelerde kendini gösteriyor. Bu tablo bize ailelerin çocuk sahibi olma kararında yalnızca kültürel dinamiklerin değil, ekonomik refahın ve sosyal destek mekanizmalarının da belirleyici olduğunu açık şekilde gösteriyor.”
“Yoğun kent yaşamının oluşturduğu ekonomik baskılar ve ağır çalışma koşulları da doğurganlık oranlarına net şekilde yansımış durumda. 2025 yılında kırsal bölgelerde toplam doğurganlık hızı 1,75 seviyesinde gerçekleşirken bu oran orta yoğun kentlerde 1,53’e, yoğun kentlerde ise 1,33’e kadar geriledi. Başka bir ifadeyle, yaşam maliyetinin arttığı, çalışma temposunun ağırlaştığı ve barınma sorunlarının derinleştiği büyükşehirlerde çocuk sahibi olma eğilimi daha hızlı düşüyor.”
“Son beş yılda doğurganlık oranındaki en sert düşüş, okuma yazma bilmeyen veya bir okul bitirmemiş kadın grubunda gerçekleşti. Bu grupta doğurganlık oranı 2020-25 döneminde 1,15 puan düştü. Yükseköğretim mezunu kadınlarda ise aynı dönemdeki düşüş 0,26 puan ile sınırlı kaldı.”
ANA NEDEN?
Hem dünyada hem bizde doğum oranları geriliyor. Lakin bizde 2014’de başlayan ve 2017 sonrası şelale gibi ekstra düşen doğum oranı başka bir durumdur.
Mesela 2018-2025 döneminde Avrupa’da 1,56’dan 1,34’e olan düşüş, %14’lük gerilemeyi ifade ederken bizde bu düşüş yüzde 29 oranındadır.
Buradaki temel bakış, bizdeki ekstra sorunları görebilmekte yatıyor.
Bu dönemde ekonomiye ilişkin hem genel durumda hem bekleyişlerde büyük çöküş yaşanmıştır.
Sorun basit mantıkla izah edilemeyecek kadar derindir.
Susmak ve iktidarın basit mantığı ile geçiştirmek bu büyük sorunumuzu çözmeyecektir.
SOSYAL ETKİLER
Doğum oranının düşmesi, kısa süreli bir sorun değildir. Mesela artık okullarda 1,3 milyon öğrenci yerine 900 bin öğrenci okuyacak. Buna göre; Milli Eğitim Bakanlığı bırakın yeni öğretmen alımını tersine mevcut öğretmenlerin bile bir kısmı ile yollarını ayırabilir.
Bu nüfusa göre, öğretmen sayımız mecburen yeniden planlanacaktır.
‘BUTLAN’IN EKONOMİK SONUÇLARI
Mutlak butlan ya da İBB soruşturması adı altında Cumhurbaşkanı adayının hapse atılması. Veya Türkiye’nin en büyük holdinginin TMSF olması…
Topla, böl, çıkar!
Bu ülkeye değer yaratıcı yabancı sermaye gelmez. Gelen yabancı sermaye sadece vurguncu sermaye olur. Yani tefeciler gelir.
Bu sorun CHP’nin sorunu olarak görülemez. Gören yanılır.
Bu sorun, tüm Türkiye’nin sorunudur. En başta da sanayi ve ticaret odaları ile en üst oda olan TOBB gibi iş dünyasının sorunudur.
Bu sorun 86 milyonun sorunudur.
Zaten son 2 yılda tek bir kişinin dahi iş bulamadığı bir ülkeyiz. 2024 ilk çeyrekten 2026 ilk çeyreğe son 2 yılda çalışan sayısı tek 1 kişi dahi artmadığı gibi 533 bin kişi de işinden kovulmuştur.
Hatta 15+ yaş nüfus 979 bin kişi artarken bunların 533 bini iş araması ve bulması gerekirken tek bir iş dahi bulamamıştır.
Şimdi bu maliyetin üzerine yeni maliyetler ekliyoruz. Faizler artıyor ve ülkenin yıllık ödeyeceği faiz 80 milyar dolar seviyesine doğru gidiyor. (Şu anda 12 aylık faiz ödemesi 56 milyar dolar)
İktidarın koltukta kalma operasyonlarının maliyeti çok ağır oluyor ve artarak olmaya devam edecektir.
