Bunca olup biten arasında ayakta kalan nedir?

O yıllar çok geride kaldı. İnsanların çoğu öldü. Hayattakiler iklim değiştirdi. Altında oturduğumuz ağaçlar iyice yaşlandılar. Fidan olanlar görkem edinip dal budak kazandılar. Üst geçitler kaldırıldı şehirde. Yollar düzenlendi. Arabaların renk ve modelleri çeşitlendi. Yemek yemek daha ucuzdu. Salaş yerlerde huysuz fakat esnaf ruhlu ustalar vardı. Yemeği hürmetle sunarlardı. Çok kitapçı vardı her yerde. Onlardan neredeyse iz kalmadı. Nice burnu yukarıda olanın süksünü yere eğildi. Afra tafrasından, ipek gömleği, altın zincir kolyelilerden, ezberlenmiş ve kof tiradlardan eser yok şimdi. Eminönü’nden taksi dolmuşla Cağaloğlu’na çıkılırdı. Yanınızda gazeteci, yazar binerdi. O gazeteler ne ali kıran baş kesendi öyle? Manşetler her sabah uzun ve keskin kılıç gibiydi. Başyazarlar vardı. Bugün hiçbiri hatırlanmıyor. Yarına kalmış hatırlanılası tek yazıları yok. Ama manşetler, bir tiyatro eserinin yerini almış bir daha açılmamış perde gibi zihinlerde duruyor. Ve bunların yanında semt girişlerinde, yol kenarlarında karpuz sergileri vardı. Sivil birer güvenlik, emanet noktasıydı. Posta kutuları vardı. Ben birinin numarasını ezbere bilirdim. 1279. Sirkeci. İstanbul. Telefon? Evlere almak ayrıcalık. İşyerlerinde prestij göstergesi. Hemen her mevsimde vitrinlerini gururla bir sanat sergisi gibi düzenleyen giyim mağazaları vardı. Ceketler, gömlekler, kazaklar nesne olmaktan öte can bulmuş söz elçileriydi.

Gazeteler, onlar okuduğumuz, sadece gazete olmayan varlıklardı. Ona ulaşmak için yürümek, arayıp sormak, özenle açıp sindirmek sonra saygıyla katlamak gerekirdi. Bazı yazıların altı kalemle çizilirdi. Konuşulup tartışılırdı gün boyu. Kimlikle, kişilikle birdi gazeteler. Hele Cumhuriyet’in kırmızısı dışarıda olacak şekilde katlanıp cebe sokuluşu efsaneydi. Ayrıcalık mı? Gösteriş mi? Melih Cevdet beyin denemeleri kaldı geride ama büyük hikayeci Oktay Akbal’ın kavgaları kireç olup yandı. Kavga ediyordu insanlar kavga seviyordu. ‘Bak Uğur!’ diye mi söze başlamıştı Ergun Göze? ‘Buraya bak sen!’ mi demişti Uğur Mumcu? Kim kimin adına kim kime parmak sallıyordu? Onca nitelikli edebiyat, şiir, öykü dergisi varken. Şehirlerin etrafları göçle sarılırken. Gecekondular Çamlıca Tepesi’nde Tomruk Suyu’na kadar varmışken? Daha daha da ötede şimdi mezarlık olan bir yerlerde milyonlarca ton çöp mü patlamıştı? Toplum nereden patlayacak peki çöp üstüne çöp misali yığılıp dururken? ‘Falan gelecek zulüm bitecek’ diyenle ‘ yeşile kapalı kırmızıya açık!’ söylemi birbirinin yakıtı olup yanyana yürürken!

Şöyle mi demişti resim sanatına hüküm vermek kadar dile de hüküm vereceğini düşünen; nitekim mi netekim mi, yani yani, öyle böyle, ileri demokrasilerde, günü gelince, şu şuna benzer diye diye, şapkalarının gölgeleri arsızca yüzlerine düşenler ile bankalardan aldıkları kredileri hayal iklimlerindeki gemilerde yürütenler arasında Nermi Uygur halâ deneme yazıyor muydu? Abone paralarıyla çıkarılan dergilerde insana ve ülkeye don biçenlerin masumiyeti geriden gelenlere bir idealizm mirası gibi geçerken her Ağustos’ta Çavuş Üzümünü görmek mümkünken! Şeftalide koku, Yaz Frengi armudunda rayiha bulunurken. Tam bahar bitip de yaz eşiğine girerken ülke birden bir arabesk kasete zangır zangır minibüsleri hoplatıp taşra kahveleri kadar halk plajlarında çalkalanırken. Butik, sektör, finans, defile, dışa açılma, döviz benzeri aktörler bir bir sahneye çıkıp bayramda seyranda sofraya masaya otururken. Efendime söyleyeyim…

Hiçbir şey daha güzel daha sıcak daha özenilir ve daha temiz değildir geçmişte şimdikinden. Sadece henüz bozulmamış tabiat ve sayıca varlığı tartışılmaz idealistlerin sayesinde umut daha gelecekle ilişkilendirilebilir, o kadar. İnsanların şekilden cenaha, binaların cepheden yukarıya, yolların uzaktan yakına, yerli ve yabancı markaların bedenden gövdeye yayılması bir veridir belki ama artık kitapçılar yok. İnternet sadece kitap için değil yemek ve ötesi zihinsel ve bedensel ihtiyaçlar için de cennet. Ölçülebilir ve yönlendirebilir olanın hikmeti yeni ilahiyatıyla hayatı çeviriyor. Bir gazete bayisinden aldığı gazetesinde kendi varlığını arayan adam kayboldu. İnternet sayfasındaki yorum ve tıklama sayısı esas artık. Ya dergiler? Ceplerindeki harçlıkla şiir dergisi çıkarabilenler? Gökdelenlerin yüksek katlarında merter dinleyip fetihler kutlayanlar Kubrick’in filmlerinden değil artık tam içimizden yeşerip geldiler sanki. Gözler tamamen kapalı değilken üstelik. Otomatik Portakal’ın öngörüsü içinden çoğaldılar. O yıllar kalabalıktı. Çoktu her şey. Şimdi görüntüler altında ıssızlık hüküm sürüyor.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.