Memur, kaymakamlıkta sağa sola ateş açabilir mi?

Medyada viral olan bir haber:

Antalya’nın Kepez ilçesinde bundan bir süre önce, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görevli M.Y. isimli memur, yanında iki tabanca ile geldiği kaymakamlık binasında, koridorda rastgele çevreye 7-8 el ateş açtı ve ardından kendisini bir odaya kilitledi. Kaymakamlık binası tahliye edilirken polis ekipleri geniş güvenlik önlemi aldı. Yaklaşık 4.5 saat süren müzakerenin ardından M.Y. silahını bırakarak teslim oldu.

Gözaltına alınan memur hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldı. Yaklaşık beş ay sonra tamamlanan idari soruşturma sonucunda, personele “aylıktan kesme” ve “kademe ilerlemesinin durdurulması cezaları verildi; ayrıca Tunceli’nin Ovacık ilçesine tayin edildi. Ancak sürekli sağlık raporu aldığı ve göreve gelmediği gerekçesiyle bu yaptırımların ve yeni görev yerinin kendisine henüz tebliğ edilemediği bildirildi.

Bir türlü mantıklı bir çerçeveye oturtulamayan akla ziyan olaylar olur ya….İşte Kepez’de yaşanan “silahlı kaymakamlık baskını” ve sonrasında gelişen olaylar, açıkça bu türden…

Bir kamu görevlisinin, resmi bir binada çevreye ateş açması, ilk ve en yalın boyutuyla ciddi bir kriminal vaka; ayrıca asayiş ve güvenliği doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle de polisiye bir olaydır.

Medyada konunun bu boyutuyla ilgili hangi suç isnatları üzerinden işlem yapıldığı, savcılığın hangi adli tedbirleri talep ettiği ve kişinin olaydan sonra hangi şartlarda serbest kaldığına dair detaylar yer almıyor. Ama sonrasında olan bitenler; eylemi nedeniyle teşkilatının kendisine karşı sergilediği tutum ve yürüttüğü idari tasarruflar, baştan aşağı “aklımıza mukayyet olmamızı gerektirecek kadar” sıra dışı ve absürt.

Bu nasıl bir tablo Allah aşkına…?

Görülüyor ki, eylemi sırasında hiç bir şeyi takmayacak kadar sorumsuz ve pervasız davranan ve hiçbir engel tanımayacak kadar da gözü kara bir kişi var karşımızda…

Burayı anladık. Ama karşısında devasa bir devlet teşkilatı, onca ayrıntılı düzenlemeler içeren bir personel rejimi, koskoca bir disiplin ve ceza mevzuatı var.

Asıl anlaşılması güç olan sorun da burada…Bir kişinin kontrolsüz ve hukuk dışı davranması başlı başına bireysel bir vakadır. Fakat devlet teşkilatının insanların can güvenliğini böylesine etkileyen bir olaya karşı hangi mekanizmaları, ne hızda ve ne ölçüde devreye soktuğu; artık bireysel değil, doğrudan doğruya kamu düzeni ve güvenliğini ilgilendiren bir konudur.

Olayın işlenmesinden bu güne kadar geçen 5 aylık süre içinde, bu alanda yapılması gerekenler ve gerçekleşenler bağlamındaki garabeti ve saçmalıkları nasıl izah edeceksiniz?:

-Güpegündüz iki silahıyla kaymakamlık binasına girerek vahşi Batıdaki haydutlar gibi sağa sola ateş açıp ortalığa dehşet saçıyor. Böyle bir durum karşısında, kamuoyuna yansıyan idari sonucun ağırlığı ile eylemin ağırlığı arasındaki bu büyük orantısızlık nasıl açıklanabilir? Yaşananları nasıl sıradan ve önemsiz bir olaymış gibi sineye çekebilirsiniz?

-Çevreye ateş açtığı yer, sıradan bir mekan değil; ilçede devlet teşkilatının yönetim merkezi olan, doğası gereği yüksek güvenlik hassasiyetli ve 24 saat kapısında güvenlik önlemi alınması gereken kaymakamlık binası…Burada kişinin eylemi dışında ayrıca incelenmesi gereken husus, açık bir “fiziki güvenlik ve erişim kontrolü zafiyetidir.”Binanın girişinde güvenlik kontrolünü sağlaması gereken polisler ne işe yarıyor? İçeriye silahlarıyla girmesine nasıl engel olamadılar?

-Dengesiz ve kontrolsüz olduğu her halinden belli olan böyle tehlikeli bir kişinin eylemi gerçekleştirdikten hemen sonra, başkalarına zarar vermemesi için adli gözetim ve kontrol altına alınması; her şeyden önce kurumuyla olan fiili görev ilişkisinin askıya alınması gerekirdi.

-Tedbiren görevden uzaklaştırılmış olabilir. Ancak hakkında yürütülen idari soruşturmanın 5 ay gibi uzun blr süre almış olmasını anlamak mümkün değil. Olayın gerçekleşme seyri ve olan biten her şey açık; üstelik güvenlik kamerası görüntüleri de mevcut.

-Hadi uzun süre almış olsa da soruşturma tamamlandı. Ateşli silahla kaymakamlıkta sağa sola ateş eden ve kamu güvenliğine tehdit oluşturan birinin kurumda görev yapmaya devam etmesini; hangi normlara göre makul ve meşru sayabilir ve hangi hukuki gerekçeye dayandırabilirsiniz?

-Sebep olduğu vukuat nedeniyle piyasada herhangi bir şirkette bir gün bile çalıştırılması mümkün olmayan böyle birinin devlet memuriyetinden çıkarılabilmesi için daha nasıl ve ne şiddette bir eylemde bulunması ve eyleminin ve eyleminin hangi ağırlıkta sonuçlara yol açması gerekirdi?

Üstelik burada mesele “bir işverenin çalışanını beğenmemesi” değildir. Devlet memurluğu bir “statü hukukudur” ve kamu görevlisinin davranışı; kamu hizmetine duyulan güven, memuriyet vakar ve itibarı, çalışma düzeni ve kamu güvenliği hassasiyeti gibi ölçütler üzerinden değerlendirilir. Dolayısıyla tartışılması gereken şey keyfi biçimde işten çıkarma değil, eylemine uyan mevcut disiplin hükümlerinin, somut olay karşısında neden uygulanmadığıdır.

-Soruşturma sonucunda kendisine ancak maaş kesim cezası verilmiş olması; eyleminin idari çerçevede ve disiplin hükümleri açısından sıradan basit bir davranış olarak algılandığını ve açıkça idarece hazmedildiğini gösteriyor. Bir ölçüde kara mizah yapmak gerekirse; verilen maaş kesim cezasının, ancak “hükümet konağında gürültü yaparak istirahat halindeki personelin rahatını bozmuş olduğu” gerekçesiyle verilmiş olabileceği sonucuna varabilirsiniz.

-Eylemiyle ilgili açılan adli soruşturmanın ve ceza yargılamasının beklendiği üzere yıllar (belki 5-6 yıl) alacağı gerçeği dikkate alındığında; kurumuyla ilişiğinin kesilmesi için mutlaka kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti almasının beklenmesini hangi mantık ve idari sorumluluk anlayışıyla izah edebilirsiniz?

657 sayılı Kanun’un 131. maddesi bu konuda son derece açıktır: Aynı olay nedeniyle ceza mahkemesinde kovuşturma yapılması disiplin kovuşturmasını geciktiremez; kişinin ceza hukuku bakımından mahkum olup olmaması da ayrıca disiplin cezası uygulanmasına engel değildir.

-Soruşturma sonrasında kişinin Tunceli’nin Ovacık ilçesine atanması, ilk bakışta idari bir yaptırım gibi algılanıyor. Oysa “tayin” 657 sayılı Kanun’da sayılan disiplin cezalarından biri değildir. Naklen atama ayrı bir idari müessesedir ve idarenin bu konudaki takdir yetkisi kamu yararı ile hizmet gerekleri amacıyla kullanılmalıdır. Disiplin cezası ile naklen atama hukuken aynı şey değildir.

Ayrıca, Antalya’da kamu güvenliği bakımından sakıncalı görülen bir personelin Tunceli’nin Ovacık ilçesinde kamu hizmeti vermesiyle ne değişecektir? Eğer ortada gerçekten görev yapmasına engel olacak ağırlıkta bir davranış sorunu varsa, bunu çözmek yerine; kişiyi bir başka ilçeye göndermek sorunu ortadan kaldırmaz; olsa olsa coğrafi olarak başka bir bölgeye transfer etmiş olur.

-Soruşturma sonrasında, verilen disiplin cezası ve Tunceli’ye atama kararının; sürekli sağlık raporu almış olması nedeniyle bir türlü kendisine tebliğ edilememesi; artık olayın komedi sınırlarını çoktan aştığını ve saçmalığın son kertesine geldiğini gösteriyor. “Sürekli rapor alıyor” demek ne demek? Sıra dışı ve niş bir karakter taşıyan ve tüm kurumların odaklanması gereken böyle kritik bir konuda; koskoca devlet, aldığı kararı nasıl tebliğ etmekten ve uygulamaya koymaktan aciz kalabilir?

Bu ülkede dengesiz ve pervasız olmak; hele kontrolsüzlüğünü şiddet ve tehdit boyutuna taşıyacak kadar gözü kara davranmak, çok “havalı” ve tuhaf biçimde avantaj sağlayan bir durum.

Aklınıza gelen her türlü dengesiz ve fütursuz davranışları sergiliyorsunuz. Ama şerrinizden çekindikleri için kimse size dokunamıyor.

Hele devlet memuruysanız durum çok daha farklılaşıyor; artık akla mantığa sığmayan bir “koruma kalkanına” ve “dokunulmazlık zırhına” kavuşuyorsunuz.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve ilgili disiplin mevzuatında, bu tür raydan çıkmış, memuriyetin tanım ve standartlarından bütünüyle kopmuş ve kamu güvenliğine kriminallik boyutunda zarar verecek kişilerin eylemlerine karşı uygulanabilecek bir hüküm ve müeyyide yok mu?

Elbette var: “Memuriyetten çıkarma cezası,”tam da bu gibi durumlar içindir. Ayrıca bu müeyyideyi uygulamak için, ceza mahkemesinin yıllar sonra vereceği kesinleşmiş mahkumiyet kararının beklenmesi de zorunlu değildir.

Türk memuriyet kültürü ve kamu personeli sistemi, 657 sayılı yasada kişinin devlet memurluğundan çıkarılmasına teorik olarak yer vermiş olsa da, pratikte bunun neredeyse imkânsız olduğu; memurun her hal ve şartta sistem içinde tutulması ve korunması gerektiği anlayışına dayanıyor.

Devletle memuriyet bağının nihai olarak kesilmesine pratikte hemen hiç yer vermeyen bir sistem, zamanla bir istihdam modelinden çıkarak kişiyi himaye etme, koruma ve maişetini daimi olarak temin etme modeline evrilir. Bunun adı artık bir çalışma ve performans ilişkisi değildir; tam anlamıyla kurumsallaşmış bir himaye ilişkisidir.

Devlet memurluğunun kurallarına ve standartlarına uymayan memur, bu sistem içerisinde adeta “hayırsız evlat” gibidir: Reddedemezsin, atamazsın, terk edemezsin, ilgisiz kalamazsın; bakımını yapmaktan, besleyip gözetmekten imtina edemezsin.

Kamu görevlisinin siyasi, kişisel veya keyfi gerekçelerle işinden edilememesi hukuk devletinin gerekli güvencelerinden biridir. Ancak, burada sorun, iş güvencesinin her ne pahasına olursa olsun, pratikte “fiili dokunulmazlık” olarak algılanmasıdır. İş güvencesi, elbette görevini yapmayan veya kamu göreviyle bağdaşmayacak derecede ağır davranışlarda bulunan bir kişinin her şart altında sistem içinde tutulması anlamına gelmemelidir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.