Türkiye ve İsrail
İsrail’in, Hatay’a 60-70 km. mesafedeki Ebu Zuhur Hava Üssünü, bombalaması basit bir olay değildir. İsrail, Türkiye’ye gözdağı vermek istedi.
Ebu Zuhur üssü boştur, metruktur. ABD Büyükelçisi Tom Barrak’a göre, İsrail, Türkiye’nin buraya “askeri unsur veya ekipman” konuşlandıracağı yolunda bir istihbarat almış, bunu ABD’ye bildirmiş, ABD “öyle bir şey yok” demiş… Mossad, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’ye sormuş, Şeybani de “yok” demiş…
Buna rağmen Netanyahu, 18 Ağustos sabaha karşı 8 saldırı ile boş üssü bombaladı.
Dikkat: Boş bir üssü sıradan uçaklarla değil, F-35’lerde bombaladı! Ankara’nın 2017’de S-400 alacağım diye elindeki F-35’leri kaçırmanın ne büyük hata olduğu hiç akıldan çıkmamalıdır.
SURİYE FAKTÖRÜ
İsrail, Ankara’ya “Suriye benim nüfuz sahamdır, sen dur” diyor!
Türkiye, Suriye’nin İsrail elinde bir “nüfuz bölgesi” olmasını kendi güvenliği bakımından kesinlikle kabul edemez. Mesele bu kadar ciddi.
Şark’ul Avsat gazetesinin yazdığı gibi, “Suriye’nin kuzeyindeki Türk nüfuz alanı içinde yer alıyor. İdlib ve Halep başta olmak üzere kuzey Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Türk birlikleri konuşlanmış durumda.” (20 Ağustos 20226)
Netanyahu’nun “Türk nüfuz alanı” olarak nitelenen bir arazide boş bir eski üssü F-35’lerle bombalayarak verdiği mesajın hedefi Türkiye’dir. Soykırımcı haydut bunu açıkça söyledi de.
İsrail Suriye’nin güney bölgelerini de fiili işgal altında tutuyor.
Tel Aviv Üniversitesi bünyesindeki Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün “İsrail Devletinin Ulusal Güvenliği” başlıklı raporunda belirtildiği gibi “Türkiye'nin Suriye'nin mevcut iktidar aktörleriyle olan derin bağları, onu ülkedeki en etkili dış aktör haline getiriyor.”
TÜRKİYE’YE NASIL GÖSTERİYOR?
Bu tespiti yapan rapor, Türkiye’yi “Hamas, Müslüman Kardeşler ve Katar gibi siyasi İslam'la ideolojik olarak aynı çizgide” bir ülke olarak gösteriyor, şöyle yazıyor:
“Türkiye'nin artan radikalleşmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın neo-Osmanlı vizyonunu desteklemesi, İsrail için yakından izlenmesi ve stratejik hazırlık gerektiren giderek büyüyen bir zorluk teşkil ediyor.”
Aynı Rapor, çeşitli senaryoları anlatırken Suriye’nin “dört yarı özerk bölgeye (Kürt, Sünni, Alevi ve Dürzi/Havrani) bölünmüş” olduğunu söylüyor, bu unsurlarla “gizli bağlar kurulmalıdır” diyor.
Dahası, İsrail’in resmi askeri doktrini, “coğrafyamız derinliksiz olduğu için tehditleri sınırlarımızın ötesinde karşılamak”tır.
“Ötesi” nerelerdir?!..
İşte İsrail’in bu stratejisi sebebiyledir ki, Türkiye ve Suriye haklı olarak birbirlerini “stratejik müttefik”, İsrail’i ise potansiyel tehdit olarak görüyorlar.
TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI
Türkiye her devirde bölgesinin en kudretli askeri kuvveti oldu. 1952’den beri NATO üyesi ve NATO’daki ikinci büyük askeri kuvvettir.
Türkiye İran gibi izole bir ülke de değildir. Birçok Avrupa kurumunda asli kurucudur. En büyük ticari partneri, Batı ekonomileridir.
İsrailli Führer bile hem askeri hem siyasi bakımdan Türkiye ile savaşmayı göze alamaz. Türkiye’yi nereye kadar zorlayabileceğini test ediyor. Hem Suriye’de hem Doğu Akdeniz’de.
İsrail kabinesindeki aşırı isimlerden Gideon Saar “Türkiye ile gerilimi artırma niyetinde değiliz ama Suriye’de Türk askeri üslerinin kurulmasını kabul etmeyeceğiz” diye konuştu. (22 Ağustos)
Milli Savunma Bakanlığı Suriye ile askeri işbirliğimizin “tek ordu ilkesi çerçevesinde Suriye’nin kendi altyapı ve askerî kapasite inşası faaliyetlerine destek” olduğunu açıkladı. Şeybani de “üstte Türk askeri varlığı planı yok” diye konuştu.
Askeri gücün caydırıcılığına dayalı sıcak diplomasidir bunlar.
TÜRKİYE’NİN EKSENİ
Çok-kutuplu dünyada, tehdide karşı bölgesel ittifaklar önem kazanıyor. Türkiye’nin Pakistan ve Suudlarla “Mekke Paktı” imzalaması, “eksen kayması” olmamak şartıyla doğrudur.
Atatürk’ün 1930’lardaki “anti revizyonizm” (istikrarı sürdürme) diplomasisi, Bakan ve Sadabat paktları iyi bir örnektir.
İsrail, Türkiye’yi “Hamas, İhvan çizgisinde… Neo-Osmanlı… radikal” gibi kavramlarla niteleyerek aklınca İran gibi izole etmek istiyor.
Yıllardan Neo Osmanlı imajının ve ideolojik politikanın yanlış olduğunu yazıyorum. Devlet adamlarının işi ideoloji yapmak değildir, Lozan’ı tartışarak “revizyonizm” algısı yaratmak değildir.
Doğru olan, sabit ayağı NATO ve Avrupa’da, öbür ayağı dünyayı dolaşan “anti revizyonist” diplomasidir. Türkiye’yi İsrail karşısında daha da güçlü kılacak olan diplomasi…
