AK Parti’nin kapıları bütün muhalefet siyasetçilerine sonuna kadar açıkmış!
Cuma namazını Marmaris’teki Okluk Millet Camii’nde kılan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ile CHP’li Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü arasında geçen diyalog,
Erdoğan için hayati öneme sahip meselenin ne olduğunu göstermesi bakamından hem de muhalif partili siyasetçilerle hangi gözle baktığını somut bir şekilde ortaya koyan çarpıcı bir örnekti.
Videoyu muhtemelen izlemişsinizdir; görüntüler hem muhalif medyada hem de iktidar medyasında epeyce bir yankı buldu.
Videoda CHP’li Ünlü Cuma namazı çıkışında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Hoş geldiniz efendim, var mı yapabileceğimiz bir şey?” diye soruyor… Erdoğan ise Ünlü’ye direk “Kapımız açık, gelmek istiyorsan…” teklifinde bulunuyor…
Bu diyalog, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefet partili siyasetçileri, yakasına AK Parti rozeti takılacak potansiyel kişiler olarak gördüğünü, bu konuda da artık gizlisinin saklısının olmadığını ortaya koyuyor.
Merhum Levent Kırca hayatta olsaydı ve ülkemiz iklimi de uygun olsaydı, Erdoğan ile CHP’li belediye başkanı arasında yaşanan bu diyalog hiç kuşkusuz ki Olacak O Kadar’ın unutulmaz skeçlerinden biri olurdu. Aklıma gelen pek çok diyalog var elbette; ama ufacık eleştiriden bile nem kapan, tarihten verilen örneklerden ‘hakaret, tehdit’ çıkartan yargı düzeninin aportta beklediği iklim gerçeğimizde, ben yazmayayım, kalsın.
Erdoğan ana muhalefet partili siyasetçileri partisine transfer etmeye (ama asıl transfer seçmen transferi olmaz mıydı, düşünsenize AK Parti muhalefet partilerine oy verdiğini ama şimdi AK Parti’ye oy vereceğini ilan eden kişilerin yakasına ‘oyum AK Partiye rozeti’ takıyor) devam edecek.
Elbette ki ortada Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından muazzam çelişkili, tuhaf, nereden tutsan elde kalır bir durum da var.
MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin 17 Nisan 2018 tarihli grup toplantısında erken seçim çağrısında bulunmuş tarih olarak da 26 Ağustos’u işaret etmişti. Seçimlerin 26 Ağustos’ta yapılması durumunda İYİ Parti büyük kurultayının üzerinden 6 ay geçmediği için seçimlere giremiyordu. İYİ Parti’nin 6 aylık süresi 1 Eylül 2018’de doluyordu. MHP lideri 26 Ağustos’u işaret etmişti ama Cumhur İttifakı olarak AK Parti ve MHP TBMM Genel Kurulu’na seçimin 24 Haziran’da yapılmasına ilişkin ortak önerge verdiler.
İYİ Parti’nin seçimlere girebilmesinin tek bir yolu vardı, TBMM’de 5 milletvekili olan İYİ Parti’nin 20 milletvekili sayısına ulaşır da Meclis’te grup kurabilirse seçimlere de girebiliyordu.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay “YSK’nın bir demokrasi ayıbına zorlanmasının, bir demokrasi ayıbına imza atmasının önüne geçmek, demokrasinin kazanması, İYİ Parti’nin seçimlere katılabilmesi için 15 milletvekilinin CHP’den istifa edip İYİ Partiye katılacağını” açıkladı. (22 Nisan)
MHP lideri Bahçeli, CHP’li 15 milletvekilinin İYİ Partinin seçimlere katılabilmesinin önünü açmak amacıyla bu partiye geçmesini “zillet” ve “kepazelik’ olarak nitelendirmiş sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Siyasi etik nerededir, siyasi ahlak ayağa düşürülmüştür” diyerek tepki göstermiş bunun ‘dış güçlerin aklı” olduğunu ileri sürmüştü.
Oysa ortada bir milletvekili transferi söz konusu değildi. Yapılan, Cumhur İttifakı’nın el ele vererek İYİ Parti’nin önüne çıkardıkları hukuki ve siyasi engeli aşmak, seçim rekabetinin önünü açmaya yönelik olarak Cumhur İttifakı hamlesine karşı, demokratik rekabeti korumayı amaçlayan siyasi bir karşı hamleydi.
En sert tepkiyi Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi. Siyasetin ilklerle, prensiplerle, ahlaki kriterlerle ve belli değerlerle yapılması gerektiğini söyleyen Erdoğan şöyle demişti:
“Ahlakı, ilkesi olmayan siyasetin ne ülkeye ne de millete faydası olur. Rüzgar gülü bir esintiye göre yön değiştiren, eğilip bükülen siyasi anlayış, popülizmin bataklığında debelenmeye mahkumdur. Bu ülkede siyasete irtifa kaybettirenler, yeri geldiğinde çıkarları için haysiyetlerini dahi tezgâha koyan muhterislerdir. CHP, milletin kendi adına hareket etmesi için emanet verdiği iradelerini pazara çıkardığı milletvekilleriyle, özellikle de -gençlere kötü örnek oluyor- şimdi ben buradan sesleniyorum: Ey 15 milletvekili ya siz iradenizi nasıl oluyor da bu kadar ucuza satıyorsunuz. Ey 15 milletvekili, siz iradesini satanlardansınız. Onları da lekelediniz ve siz, size oy veren bu milletin iradesine saygısızlık yaptınız. Size Bay Kemal talimat verdi diye siz, bunu yerine getirdiğiniz zaman bu şahsiyetsizliktir. Sizin şahsiyetiniz olgunlaşmamış, yok demektir. Siz bu noktada, ‘Sayın Bay Kemal, siz bizim irademizi satın alamazsınız. Milletin bize vermiş olduğu bu yetkiyi, bize farklı istikamette kullandıramazsınız’ demeliydiniz.” (29 Nisan 2018)
2018’de, üstelik bir siyasi partinin seçimlere girebilmesinin önünü açmak için yapılan geçici bir siyasi hamleyi “haysiyetsizlik”, “iradesizlik” ve “iradeyi satmak” sözleriyle suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün bambaşka bir yerde duruyor. Bir yandan Özgür Özel liderliğindeki Yeni Partili siyasetçileri, belediye başkanlarını “kirli”, “paslı” diye suçluyor, bir yandan da yargının haklarında soruşturmalar yürüttüğü Yeni Partili siyasetçilerin yakasına AK Parti rozeti takıyor.
Muhalefet partili siyasetçileri potansiyel AK Parti rozeti takılacak siyasetçi olarak görüyor. Üstelik bunu artık kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun önünde muhalefet partili siyasetçilere partisinin kapılarının sonuna kadar açık olduğunu duyuruyor.
Elbette AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın dışında kalan siyasi partiler arasında bir fark olacak değil mi? AK Parti’ye geçen siyasetçileri kim “haysiyetsizlik” ve “iradesizlikle” suçlayabilir?
Erdoğan 15 Milletvekili konusunda söylediklerinde elbette haksız ama 2013 yılındaki şu sözlerinde ahlaki olarak, etik olarak, vicdani olarak sonuna kadar haklıdır:
“Bir insan eğer bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa, ondan sonra o partiyle beraber hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır, çünkü bağımsız olarak parlamentoya gelmiş birisi değilsin. Olması gereken şey aslında işin ahlaki yönü bunu gerektirir. Ama tabi bu herkese nasip olan bir şey değil.” (17 Aralık 2013)
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefet partili milletvekili transferinin nedeni, kendisine yeniden adaylığın önünü açabilecek milletvekili sayısına ulaşma hesabı değil. Bu transferler aynı zamanda muhalefet partilerinin psikolojilerini yıpratmaya yönelik.
Demokrat Parti 2 Mayıs 1954 seçimlerinde oyların %57,61’ini alarak büyük bir üstünlük sağlamış, Meclis’te çoğunluğu elde etmişti. Oyların yüzde 35, 36’sını alan CHP ise TBMM’ye 30 milletvekili sokabilmişti.
Merhum Adnan Menderes sandıktan büyük bir zaferle çıkmıştı. İsmet Paşa’nın damadı ve 1944-1974 yılları arasındaki dönemin önemli tanıklarından olan gazeteci Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları adlı kitabında, Demokrat Parti’nin 503 milletvekiline sahip olmasına, CHP’nin milletvekili sayısının ise yalnızca 31’de kalmasına rağmen Menderes’in gözünü CHP’li milletvekillerine diktiğini anlatır. Toker’e göre ülke ağır ekonomik sorunlarla boğuşurken, Menderes’in birincil önceliği, CHP’den olabildiğince fazla milletvekilini kendi saflarına katmaktır. Şöyle yazar:
“1954 yazında Adnan Menderes’in politikası CHP’den olabildiğince adam transfer etmek ve transfer edilenlere itibar göstermek olmuştur. Nimetle yola gelenlere nimet verilmiş, külfete dayanamayacakları tahmin edilenlere karşı, silah diye külfet kullanılmıştır.” (Sh. 437)
İsmet Paşa, Menderes’in bu transferlerle asıl amacının CHP’ye yalnızca sayısal değil, psikolojik bir çöküntü yaşatmak olduğu tespitini yapar.
Bu transferler arasında, siyasi tarihimizin tozlu raflarında kalmış, üzerinde pek durulmamış ama bugüne de çok şey söyleyen son derece önemli ve bir o kadar da garip bir örnek vardır.
Yarın, o çok tuhaf oldukça enteresan transfer hikâyesiyle devam edeceğiz.
