'Ezik muhafazakarlar' Trump şaşkını
'Ezik muhafazakarlar' tanımı bana ait değil, iktidar muhafazakarlarına ait.
Türkiye’nin artık ABD’yle, Avrupa’yla ilişkilerde alttan alan o eski Türkiye olmadığını, AK Parti iktidarında büyük ve güçlü Türkiye’nin doğduğunu, dünyada Türkiye Yüzyılı’nın başladığını ama Batı’yı ekonomik gelişmişlikte hâlâ yukarıda gören, ABD’nin dolarına ve askeri gücüne aşağıdan bakan ‘ezik’lerin bunu anlamadığını söylüyorlardı.
İktidar muhafazakarı cengaverlere göre Avrupa’nın, Amerika’nın demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler konusunda da bize üstten konuşacak bir durumları yok...
Var zannedenler; efendisine yaranmak ve kendini beğendirmek için şirinlikler yapan, bir aferin kapmak için kırk takla atan, asağılık kompleksini aşamamış ev zencileridir.
Diyelim, NATO Zirvesi’nden dönüşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hediye ettiği tabancaları Almanya, Hollanda, İngiltere, Kanada liderleri mevzuat yüzünden ülkelerine sokamadı...
Onların hukuk düzenine öykünemez, demokrasilerine inrenemezdiniz. Şöyle yorumlayamazdınız:
Kuralların kural koyanları da bağladığı düzenlerde böyle oluyor, Başbakan da olsan kafana göre hediye silah bile sokamıyorsun. ‘Hukukun üstünlüğü’ dediğimiz, üstünlerimizin ulaştırmayı vaat ettiği ama bir türlü ulaşamadığımız kanun önünde eşitlik düzeni buydu...
Ezberledikleri basmakalıp hazır cevabı tahmin edersiniz.
İşte kurallara takılan bu zayıf, âciz, yetersiz liderlerle onlar çökerken biz güçlü bir lidere, tek başlı ve hızlı bir karar alma sistemine sahip olduğumuz için şahlanıyoruz, farkımız tam da burada gibi lâkırdılardır.
Tartışma daha da uzarsa duyacağınız şudur:
Onlar bizim sömürge valimiz, biz de onların müstemlekesi değiliz. Ama bazılarımız yüzyıldır zihinsel esaret altında. Geri kalmışlık duygusunu bir mahcubiyet gibi üstlerinden atamıyorlar. Batı merkezli düşünmeyi bırakın, kurtulun artık şu köle zihniyetinden.
Hans’ın takdirine, George’un onayına muhtaç olmadığımızı tekrarlamaları içinse bir sebep gerekmez.
AK Parti, iktidara tutunurken Avrupa’ya rezil olmaktan korkar, ‘dünya bizi izliyor’ derdi. ABD’nin, AB’nin açık desteğiyle iktidara tutunup muktedir hâle geldikten sonra işler değişti.
İktidarın özgüveninin patladığı anları biliyorsunuz. Amerika’ya, Almanya’ya ey nidalarıyla meydan okumalar, rest çekmeler filan.
Bir keresinde Erdoğan; Hans’la Helga’nın ne dediğinin kendisini ırgalamadığını, Ahmet’le Fatma’nın ne dediğine baktığını da haykırmıştı.
Fakat ne değiştiyse aynı iktidar muhafazakarları, Trump’ın ağzına bakıyor, başka da kimseye bakmıyor. ‘Olmaz olsun böyle övgü’ dedirten övgüleriyle kendilerinden geçtiler.
Hatta Trump’ı çılgınlar gibi alkışlayıp tezahürat yapmayanları ayıplıyorlar. Gururla dolup nasıl koltukları kabarmaz, bizim gibi nasıl sevindirik olmazlar diye.
Anlamadıkları, kaçırdırdıkları ayrıntı şu...
Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı o kadar sevip sayması kafa karıştırdı. Yine ne peşinde, hayrola, bayram değil seyran değil diye.
Ezik muhafazakârlar; bu abartılı sevgi, saygı gösterisine bakıyor ve kendileri de Trump’ı sevmek, saygı duymak zorunda mı, bilemiyorlar.
Ne de olsa saklayamadığı Müslüman nefreti, ırkçı kafası, ucuz şarlatanlık şovları ve Gazze’yle İran’daki haydutlukları yüzünden Trump’ın dünyada sevilen, sayılan biri olduğu pek söylenemez.
Kendisi çok mu saygın, çok mu seviliyor ki sevgisini, saygısını kazanmak gurur duyulacak bir şey olsun?
SANCHEZ'İ SEVMEZKEN ERDOĞAN'I SEVMESİNDEKİ TERSLİK
İspanya Başbakanı Sanchez’i hiç sevmiyor da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı niye çok seviyor? Sebebini Trump’ın kendisi açıklıyor üstelik. Bir yanlış anlaşılmaya meydan vermiyor, gayet açık sözlü.
Gazze ve İran’daki zorbalıklarına karşı çıkıp kendisine dikleneni sevmiyor. Bir kısmı gerçeği de yansıtmayan kendi ifadeleriyle ayağına kırmızı halı sereni, lafını dinleyip sözünden çıkmayanı, İran’la savaşa hatırı için girmeyeni, inmesi için havaalanı yaparak bir terminale adını vereni, bir telefonuyla Rahip Brunson’ı hapisten çıkaranı çok seviyor, aşırı.
Hayır, elbette ‘kimler kimlerle beraber’ basitliğine indirgenemez. Bir mesaj atarak ekonomimizi mahvetmekle tehdit eden, Cumhurbaşkanı’mıza o küstah mektubu gönderen ilk dönemindeki Trump değil bu. Tarz değiştirmiş, kol kola girdiğimiz başka bir Trump.
Ama sevseniz bir türlü, sevmeseniz bir türlü.
Ordunuz güçlü, askerleriniz çevik deyip peşine de donanımı kendilerinden aldığımızı ve en sâdık müttefik olduğumuzu ekliyor.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin savunma şirketlerimizin başarılarını överken, ayırdıkları yüz milyarlarca dolarlık harcama pastasından alabileceğimiz paya bizi iştahlandırırken laf arasında “ama NATO’ya asker de lâzım” demesi gibi.
Hayrına sevabına mı, kaşımıza gözümüze hayranlıktan mı düzüyorlar o övgüleri? İki kelâm rüşveti karşılığında tavlayıp savunma ve askerlik hizmetlerinde kullanabileceklerini nereden çıkarıyorlar?
Yok muydu hani bir deyimimiz: ‘Cömert’ der maldan eder, ‘yiğit’ der candan ederler. Ne isteyecekler bizden de gönlümüzü yapıyorlar?
Ezik muhafazakarlar bundan şaşkın, ne anlayacaklar o saygısızca övgülerden? Hem yergiden beterler.
“Batı’dan aferin alma yarışı”, “ev zencisi” ve “ezik muhafazakarlar” tartışmalarına yalın kılıç dalan iktidar muhafazakarlarının özgüvenine ne oldu?
Trump’ın sevgisine, saygısına, sulu övgülerine ihtiyaç duyar hâle ne ara geldiğimizi sanıyorlarsa özgüvenleri kaybolmuş. Hayret.
