Çok yorulduk
ABD Hazine Bakanı Bessent, İran'ı ayakta tutan ekonomik can damarlarını kesmek amacıyla "ekonomik dışlama" operasyonu başlattıklarını belirterek, İran ile iş yapmaya devam eden ülkelerin de ikincil yaptırım riskiyle karşı karşıya olduğunu bildirmiş.
İran, Bessent’ın kafasında kurduğu üzere ekonomi yüzünden pes eder mi, bilmiyorum; ama özellikle askeri kanadın, ülkenin baskılardan ötürü iktisadi olarak iflas noktasına geldiğini anladığı anda bölgeyi ateşe vermeden sahneden ayrılmayacağı gibi bir izlenimim var.
Sınırlı da olsa haber akışından, Devrim Muhafızları ile siviller arasında savaşa devam etme hususunda görüş ayrılığı olduğunu anlamak mümkün. Fakat sonsuza kadar sürdürülmesi mümkün olmayan ve her geçen gün halk içinde daha fazla sefalete neden olan savaşın bitirilmesi için sivil tarafın sesini pek fazla yükseltme şansı yok. En azından Trump, kasım seçimlerinde hayal ettikleri çerçevede sandığa gömülüp amiyane tabirle “topal ördek” olana kadar…
Güneyde tablo hala bu denli sıkıntılıyken geçen haftaki yazımda belirttiğim fırsatın TCMB tarafından kullanılıp %40’lık gecelik borç vermeden %37’lik politika faizine, haftalık repo ihalelerinin açılmasıyla geçilmesi kritik bir gelişmeydi.
Petrol fiyatlarının bir aşağı bir yukarı hareketlendiği bir ortamda TCMB tarafından atılan adım kimilerince olumsuz görülse de —ki haklı oldukları çok fazla husus var— ay başında Web TÜFE’de %2,5’a yol alacağı işaret edilen ağustos enflasyonunun enteresan bir şekilde hızla gerileyip geçen senenin aynı ayındaki orana ulaşması, ilgili adımın atılmasını ciddi şekilde kolaylaştırdı.
Bununla beraber sterilizasyon tarafında başıboş bırakılır da dövize kayar diye korkulan birikimin yönlendirilmesi apayrı bir konu olarak önümüzde duruyor. TCMB’nin döviz alımlarıyla şişen likidite için beklentiler çerçevesinde biraz frene basılacağını anlasam da sepette planı bozacak bir yükselişin ilerleyen günlerde canımızı sıkma ihtimali halen mevcut.
Sıkıntılar saydıklarımla bitmiyor tabii. Trilyonlarca liralık büyüklüğe ulaşan fonlar tarafı da var. Özellikle de herhangi bir komplikasyon sonrası serbest fonlardan çıkıp dövize girmesi muhtemel milyarlarca dolarlık bakiye can sıkıyor.
Dört tarafı kuşatılmış durumda olan TCMB’nin bu çok bilinmeyenli ve her geçen gün karmaşıklığı artan diferansiyel denklemin içinden nasıl çıkacağını gerçekten merak ediyorum. Bilinmeyenleri azaltıp ön açması gereken Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafındansa işleri daha da enflasyonist hale getiren uygulamalardan ya da görmezden gelme faaliyetlerinden başka ne yazık ki kayda değer bir katkı yok. Durum böyle olunca işler TCMB için her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Tüm bunlara rağmen ağustos enflasyonunun olumlu gelmesi, eylülde büyük bir travma yaşanmaması ve son olarak İran-ABD arasında petrol fiyatlarını 100 doların üzerine sıçratacak yeni gerginliklerin yaşanmaması durumunda, görece düşük gelmesi beklenen son ayların enflasyonuyla hala yıl sonu enflasyon ve politika faizine dair geçen hafta çizdiğimiz çerçeve içerisinde kalma ihtimalimiz var. Yani %29 küsurlu bir enflasyon ile %35’lik politika faizi…
Elbette yıl sonu itibarıyla 42 aydır görevde olacak bir ekonomi yönetimi için bu iki oran, şartlar ne olursa olsun bir “başarı” olarak kabul edilemez. Her zaman ifade ettiğim gibi başarılı olmuş enflasyonla mücadele programlarının ortalama 16 ay sürdüğünü düşününce bu kadar uzun zaman boyunca ülke ekonomisinin bu denli yüksek faize boğdurulmasını ve hala bu programın devamına izin verilmesini makul görmek imkansız.
Her şeyden evvel toplumda bu denli büyük bir gelir eşitsizliği oluşturmasına ve bunun da Türkiye’nin adı geçen her uluslararası raporda anılmasına neden olan programın, hala doğru işliyormuşçasına açıklamalar yapılması ise ayrı bir vaka.
Şu an görevde olan ekonomi yönetiminin aktörlerine bunca yüklendikten sonra şunu da söylemek lazım ki 38 aydır altında hava almaya çalıştığımız bu enkazın büyük ortak sıfatıyla müsebbipleri; doğru politikalar uygulamak isterken görevden alınan çok iyi iktisatçıların yerine, düşünsel altyapısı yeterince oluşturulmamış, bilimsel kanıtlarıyla zerre uğraşılmamış, içi boş iddialarla dolu bir ekonomi politikasıyla göreve getirilen bir önceki yönetimin aktörleri….
Yaklaşık 14 trilyon TL’lik kredi havuzundan enflasyonu kısa sürede %80’lere fırlatıp ortalama (-)%50 faizle para dağıtmanın sonuçları öyle kolay kolay ortadan kalkmaz. Kalkmıyor da görüldüğü üzere.
İktisat tarihimizde eşi benzeri olmayan bu olay, çok uzun yıllar dünyanın tüm üniversitelerinde ele alınacak cinsten bir malzeme olduğundan farklı bir öneme sahip. O uzun yılların önemli bir bölümünde biz de tek haneli enflasyon göremeyeceğiz gibi duruyor.
Her yıl bir sonraki yıla %10’lu enflasyon beklentileri ve ertesi yıla tek haneli enflasyon hikayeleri o meşhur günlerden beri devam ediyor. Fakat önceki yönetimi de kapsayan beş yıllık süreçte şimdiye kadar tek bir hedefi bırakın tutturmayı, yanaşmayı bile başaramadık.
Nihayetinde bu açıdan bakılınca, bunca belirsizlik içinde yıl sonu %30’un altında kalınmasının da politika faizine geçilmesinin de hatta 100 baz puanlık indirimlerin de içeride ve dışarıda şartlar düzelmedikçe iş dünyası ve hane halkına biraz ümit vermekten gayri pek bir faydası olmayacak. Yine de her şey en başta ümitle hayat bulduğundan, fayda bir kenara bırakıldığında atılan her adımın önemi yüksek.
Faydasız ama doğru adımından ötürü TCMB yöneticilerini tebrik ediyor, petrol fiyatlarının kalıcılık açısından pek mümkün gözükmese de en azından önümüzdeki aylarda düşmesini, hiç olmazsa yukarı fırlamamasını temenni ediyorum.
Gerçekten çok yorulduk; hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok yorulduk… Dünya tarihini değiştiren bu denli majör öneme sahip olayların ortasında bu ekonomik karneyle yakalanmak kış ayazında mintanla gezmeye benziyor.
